sîpan

Mesele önceden mevcut olan dillerin ve kodların bu türde iletişim kurmak için işler kılınmasından ibaret de­ ğildir. "Deneyimleri" ve "entelektüel maceraları" (Ranciere 2009b: 1 1) tercüme etme biçimleri keşfetmek ve böylelikle de bireysel güzergahlar arasında kesişimler yaratmak her daim gereklidir.
Navarinou Parkı'nı bir müşterek mekan yaratma deneyi yapan şey, buradaki her türden çalışma ve işbirliği biçiminin örtük ya da açık şekilde bir kolektif öz-düzenleme ve özyönetim etkinliği olmasıydı. Park meclisinde doğrudan demokrasi üzerine yapılan bir tartışma da, çöp toplama işi de bu bağlamda bir sınav haline gelebiliyordu
Eğer müşterekleşme paylaşım süreçlerine şekil veren pratiklere dayanıyorsa o halde bu pratikler, kullandıkları araçlar ve onlara katılan özneler ile nitelik kazanır (Bollier ve Helfrich 2012). Müş­ terekleşme pratikleri hem kendi öznelerini hem de kendi araçlarını şekillendirir; müşterekleşme pratikleri neye müşterek denileceğini, müşterek olarak neyin değer kazanacağını, kullanılacağını ve simgeleştirileceğini tam anlamıyla üretir.
Diyebiliriz ki kentsel düzen, kapitalizmin yeniden üretimi için gerekli mekansal ilişkileri şehrin üretmesini sağlama almak amacıyla mekansal sınıflandırmanın ve hiyerarşi oluşturmanın yöneldiği erişilmez noktadır.
Atina' daki Alexandras Prosfygika Ahali Koalisyonu'nun aktif üyeleri kent mücadelesinin bir parçası haline gelirken aynı zamanda nasıl akademisyen olarak kalınabileceğini öğrettiler. Brezilya evsiz hareketleri ve Buenos Aires favela'larındaki genç aktivistler dayanışma duygusunun ve ortak değerleri paylaş­ manın verimli tartışmalar için nasıl ortak bir zemin hazırladığını öğrettiler. Atina'daki Syntagma Meydanı işgalinde, kendi paylaşılan mekanını yaratan bir deneyim olarak eşitlikçi bir işbirliğine katılı­ mın ne kadar önemli olduğunu öğrendim. İnsanların şehir merkezini nasıl müşterek mekana çevirebildiklerini belki de Barcelona' daki uzun pasalo gecesinde fark ettim. Mekan-müşterekleşmesini gündeliğin tam da moleküler düzeyinde gözlemlemenin ne kadar önemli olduğunu bana Nairobi'deki matatu sürücüleri ve Atina'daki göç­ menler ve sokak satıcıları gösterdi belki de.