❛Çocukken fakirdim. İki kuruş elime geçince bunun bir kuruşunu kitaba verirdim. Eğer böyle olmasaydı bu yaptıklarımın hiçbirini yapamazdım.❜
Savaş meydanlarında elde ettiği gücü, demokrasi için, insanları için kullanan tarihteki neredeyse tek lider olan
Yaşamöyküsü yazılabilenlere ya da oturup kendi yazabilenlere gıpta ediyorum, aslında gıpta mı ediyorum, bilmeksizin. Ben bu dağınık, ilintisiz duygularla (zaten başka türlüsünü de istemiyorum) olaysız yaşamöykümü, hayatsız hikâyemi anlatıyorum.
Merkezin içimizde kalması, bebeğin/çocuğun "iç"ine dair her şeye saygı duymakla mümkün. Şöyle düşünün: Küçük bir çocuksunuz. İç realiteniz size doyduğunuzu söylüyor. Ama tanrı gibi gördüğünüz yetişkin, "Olsun, biraz daha yemeye çalış. Bunu yemen senin için daha iyi," diyor. "Demek ki bir bildiği var. Sorun bende herhalde," diye düşünüyorsunuz, yiyip yememenizden bağımsız olarak.
İç realiteniz size üşümediğinizi söylüyor. "Olsun, sen yine de bu hırkayı giy," diyor yetişkin. Sizin durumunuzla ilgili bir cevabı sizden daha iyi bildiğine inanıyorsunuz yetişkinin; çünkü o kişinin bakımına muhtaç bir çocuk olarak, zaten onu bir tahta yerleştirmişsiniz. Tahtından inmesi gereken yetişkin, bu gibi "yukarıdan", çocukla ilgili bilgiyi ondan daha iyi bildiğine inanan yaklaşımlar nedeniyle oradan inemiyor.