İlk önce sormamız gereken soru şu: Evcilleştirmeye çalıştığımız köpek mi yoksa kendimiz mi?
İçgüdüleri ile hareket eden bir hayvanın hareketlerine ne kadar hakim olabilirsiniz?
Şefkat nereye kadar , sevgi ve koruma’nın sınırı ne ? İnsan ne zaman dayanamaz hale gelir?
Beklenti ve sonucun aynı paralelde olmadığı bir durumda ne tür bir davranış değişikliği olur ve tahammül nereye kadar ?
Evin her bireyi gibi , eve alınan canlının da özgürlüğü, alanı, varlığını kabullendirme halinin olması kaçınılmaz değil mi?
Sorular ile başladık ve öyle devam ettik , her ne kadar bir “köpek romanı” olsa da Sandor Marai’nin her zaman yaptığı birey/toplum eleştirisi, küçük dokunuşları bu kısacık romanda da mevcut.
Sanki durağanmış gibi gelen ama her yönüyle sizi sarıp sarmalayan bir kitap
Evinizde bir evcil hayvanınız varsa onun hareketlerini bir daha gözlemleme hissi doğuruyor sizde
Okuyun , okutun
Sevgiler