Yaşar Kemal’in "İnce Memed" serisi, hepimizin bildiği gibi edebiyatımızın en önemli işlerinden biri. Özellikle ilk kitaba baktığımızda, yazarın ustalığı gerçekten parlıyor. Hani o Torosların atmosferi var ya, Yaşar Kemal onu öyle bir anlatıyor ki, kitabı okurken kendini o coğrafyanın içinde, o dağların kokusunu alır gibi hissediyorsun. Memed’in Abdi Ağa’ya isyanı, sadece bir hikaye olmaktan çıkıp, o yoksul köylünün içindeki adalet arayışının destanı oluveriyor. İlk kitapta her şey o kadar güçlü, o kadar yerli yerinde ki, bu yüzden hepimiz ona ayrı bir hayranlık duyuyoruz.
Ama sonraki kitaplara geçtiğimizde durum biraz değişiyor. Orada bir tekrar hissi başlıyor. Memed sürekli aynı döngüye giriyor, ağaların kötülüğü hiç değişmiyor, olaylar sanki biraz uzatılıyor gibi geliyor insana. Sürekli aynı şeyin yaşanması, bir yerden sonra romanın sonunu tahmin etmeyi kolaylaştırıyor, hatta biraz da rahatsız ediyor. Ama bir yandan da düşünüyorsun, yazar belki de tam olarak bunu göstermek istiyor: O dönemdeki zulüm çarkının ne kadar kısır ve değişmez olduğunu, o umutsuz döngüyü resmediyor. Yani, eleştirilecek yanları olsa da, "İnce Memed" sonuçta bitmeyen bir umut türküsü olarak aklımızda kalıyor.