Anlatamıyız kaç yerden birden kırıldığımızı,kırıldığımız yer bile kırılmak için pusuda.
Acının tarihi de Adem'e dayanıyor oysaki.
Halbuki biz çevreciyiz, ağaçlar kırılmasın diye aşık olduk.Ve ağaç bile yaşken eğiliyor bizim bu kırılmalarımız niye?
Birbirimizi hep uzaktan seviyoruz.Yan yana oluşlarımız hep mahcubiyetten .Biraz utanç fena olmaz diye kırıldığımızı dile getirmiyoruz kaç zamandır.
Kalbin sesi uzaktan hoş gelir sen bir de içini gör diyen birkaç mürit dolanır yaşama.
Kaç kere kırılır bir insan hayatında?Hangi matematiksel değer bunu gösterecek bize.Dikkat kırılacak yazısını asmak istemiyorum boynuma.Boynum kırılmalardan daha ince.
Kırılmak sanat ise emek gerektirecektir.
Bu emeği bazen tek başımıza bazen de toplumsal olarak verebilmekteyiz.Bir insan kırılmaya başladığında yeterince emek vermiştir zaten.Kırılma sanatının ilk kuralı; yaşamını alt üst edecek birini bulacaksın ve bu kişiyi olabildiğince seveceksin.
Elin yabancısı keyfini kaçırabilir,kızdırabilir ama kıramaz.
İkincisi;seni kıracak potansiyel adayını hayal dünyana alıp olabildiğince büyüteceksin.
Asla kötülük kondurmayacaksın.O yapmaz diyeceksin.Ve en nihayetinde yapacaktır.
Üçüncü;ondan gelecek her mesaja gülümseyerek içindeki sıcaklığı güneşe rakip sunacaksın.
Kırılma sanatının son kuralı;kırıldıkça insanlaşan bir kavmin neferi olarak yaşamına devam ederken iyi ki diyeceksin.Çünkü her zaman dahs iyi kıracak birileri mevcuttur.
Hakikati seviniz,o da sizi sever; hakikati arayınız,o da sizi arar ve üstüne yalan Çin setleri gibi kalın duvarlar örsün, altında kalan hakikat ince iniltiyle,bir hafif rüzgar dalgasıyla, herhangi bir küçük işaretle mevcudiyetini bildirir:"Buradayım!"der.