Tanrım! Ne tanrısı ya, tanrı var olamaz. En azından benim isteyeceğim bir tanrı yok. Bir ananın, elinde bebeğinin hayatını kurtarabilecek yemek varken onu kucağında ölü bulmasına izin veren bir tanrıyı kabul etmiyorum!
Nora Seed’in hikayesi, aslında bir çoğumuzun da hikayesi. Hayatımızda dönüm noktası olan kararlar vardır ve bazen “acaba” deriz ya… Acaba şu kişiyle evlenseydim nasıl olurdu, şu meslek yerine şunu seçseydim, şu şehirden gitmeseydim veya gitseydim… Bazen de bize çok önemsiz gibi gelen bir seçimin tüm hayatımızı nasıl etkileyeceğini okuyoruz. Kısaca “keşke”’lerimiz yani pişmanlıklar üzerinde duran bir eser. Okunma keyfi açısından kitabı beğendim ve zaten bir çırpıda bitiveriyor kitap. Ana konu güzel ama maalesef işlenme kısmını biraz zayıf buldum. Kitaba ilk başlarken sonunun nasıl bağlanacağını tahmin ediyorsunuz. Hadi bunu da geçelim, yani sonu sürpriz bir sonla bağlanmak zorunda değil diyelim. Ara hayatlarda en ufak bir sorunla karşılaşan kahramanımız hayatını bırakıp kaçacak kadar ürkek ama ölmek istediği hayata tekrar dönmeyi isteyecek kadar da cesur. O ara hayatlarda da bir şeyleri düzeltmeye çalışsaydı belki eser daha çarpıcı olabilirdi ama yazar her şeyi biraz sona bırakmış. Bu son da açıkçası markette sakız reyonlarının yanında satılan kişisel gelişim kitapları tadında bir son olmuş. Mükemmel hayat yoktur, pişman olma, mutlu ol, potansiyelinin farkına var, yaşa, sev ve sevil, keşkelerinden ders çıkar vs.
Okuyacak herkese keyifli okumalar dilerim.
Konusu basit kıskançlık gibi görünsede aslında insan ilişkileri daha doğrusu insanın davranışlarının altında yatan düşünceyi de irdeleyen bir eser. Konu kedinin gözünden verilseydi belki daha da keyifli olabilirdi diye düşünüyorum. Her bir karakter üzerinden aslında insanın kıskançlık, korkaklık, pişmanlık gibi duygularını da okuyoruz. Eser de tek beğenmediğim sonu oldu açıkçası. Çok keskin sanki aceleyle bağlanmış gibi bir sondu. Yine de okuması keyifli güzel bir eserdi.
Okuyacak herkese keyifli okumalar…