Sevgili Anneciğim,
Binlerce kez açıldım, binlerce kez kapandım, yokluğunda
Kocaman bir dağ lalesi gibi
....
Hatırlar mısın?
"MAVİ SAÇLI" bir tanrı gibi Severdim Burdur Gölü'nü
O göl şimdi içimde kocaman bir anne ölüsü
....
Bazen ölmek istiyorum
Beni yeniden doğurman için
İri, ekşi bir vişne tanesi gibi
...
Gri kediler sarmıştı etrafımızı, gri dağlar...
...
Zaman bir salyangozun vücudunda yaşıyor burada
Ve çok ağır ilerliyor
Yüzümdeki çillerden başka
İsyan eden biri yok hayatımda.
Artık bütün üzgün oluşlarımın adı:
ANNE!
Akıcı sözlük olur mu? Olur. Bir roman ya da hikayenin sürükleyiciliğinden ya da bir şiirin etkileyiciliğinden bahsetmiyorum tabii. Farklı ve ilgi çekebilecek sözcükler, örnekleme yapılmak suretiyle açıklanmış. Birçok kelimenin anlamı şaşırtıcı. Kitabı okuduğunuzda günlük hayatta kullandığımız değilde, kullanmaya çalıştığımız bazı kelimelere yanlış anlamlar yüklediğimizi farkedebilirsiniz. Geriye dönüp bakmadım ama kelimelerle ilgili yapılan örneklemelerin Sebahattin Ali üzerinde yoğunlaştığı izlenimi hafızamda yer etti. Kendini okutan farklı bir kitap diyebilirim.
Dönüşü olmayan ya da uzun süreli ayrılıklar öncesinde söylenen vedalaşma sözü. Dilimize Arapça'dan geçmiştir. Ayrılık mânâsına gelen veda kelimesinden türetilmiştir.
"O mavi gözlü bir devdi.
Minnacık bir kadın sevdi.
Mini minnacık bir kadın.
Rahata acıktı kadın
yoruldu devin büyük yolunda.
Ve Elveda! deyip mavi gözlü deve
girdi zengin bir cücenin kolunda
bahçesinde ebruliiii
hanımeli
açan eve.
(Nazım Hikmet/"Mavi Gözlü Dev, Minnacık Kadın ve Hanımelleri", Benerci Kendini Niçin Öldürdü?)