Hayat böyle mi? İzleriyle birlikte çoktan göçüp giden bir geçmiş midir o; geçmişin ardında koşan bir şimdi mi; gelmediği, ne şimdi ne de geçmiş olduğu sürece bir anlamı olamayan bir gelecek midir? Yüreklerimizin bütün sevinçleri, ruhlarımızın bütün acıları, biz sonuçlarını görmeden hiçliğe mi gömülecek?
"Üzerimdeki beyaz gömleğin kan revan olduğunu gördüm o gece. Zihnimde kaç kere vurdum seni, kaç kere öldürdüm, kaç kere diriltip kaç kere sevdim hatırlamadan korkuyu zapt ettim. Gamzelerin ve sen, göğsümde yedi bıçak ve sonsuz sızı. Umudunu kestiği ilk yerden, eve döner insan hep."
Sana, beni asla tanımamış olan sana! (sf:2)...Bütün gücümü toplamak istiyorum, bir defa, sadece bu defa seninle konuşabilmek için, seninle sevgilim, sen ki beni asla tanımadın (sf:3)... Sen ikili bir hayat yaşıyordun, bir yönüyle aydınlık, öteki yönüyle karanlık (sf:9)...“ Artık yazamıyorum. Elvedaaa ."Fakat sen benim için kimsin, sen, beni asla tanımayan, suyun yanından geçer gibi yanımdan geçip giden, taşa basar gibi üzerime basan, hep giden ve gitmeye devam eden ve beni sonsuz bekleyiş içinde bırakan sen?"
"Ölmem sana acı verecek olsaydı eğer, o zaman ölmezdim."