Yarın, bugünü yaşanılabilir hale getiriyordu. Kendimizi bir binanın tepesinden hep beraber boşluğa bırakmayışımızın tek nedeni yarındı! Lotonun çıkma ihtimalini, âşık olunacak insanla tanışma ihtimalini, sonsuz mutluluk ihtimalini içinde barındıran o sihirli sözcük: yarın. Gelecek iyi bir sermayeydi. Yaşadığımız sürece bitmeyen bir anapara gibi. Gelecek zamanda çekilmiş fiiller kulağa çok tatlı bir melodi yayıyordu. Hele planların ayrıntılarına girmek, babamın yaptırdığı evin banyosunu tarif etmesini dinlemek o kadar dinlendiriciydi ki...
(Kısmi spoiler içerir kitabı okumamış olanlar çok şey etmesin bu yazıya.)
Şunu söyleyeyim bu okuduğum ikinci İhsan Oktay kitabı. Puslu Kıtalar Atlası'nı ikinci defa okuduktan başladım buna.
Yine aynı yazardan bir kitap okumak istememin sebebi Anar'ın anlatım şekli ve sıradan bildiğimiz o Osmanlı'yı tamamen ayrı ve sanki fantastikmiş gibi anlatmasıydı. Gerçekten çok hoşuma gidiyor bunlar.
Yine Puslu Kıtalar Atlası'nda olduğu gibi bu kitapta da asıl olaya girmeden bir sürü farklı karakterin hikayesine şahit oluyoruz. Güzel. Kitap üç bölümden oluşuyor; Baba, Oğul ve Hayalet. Semavi dinlerdeki olaya referans herhalde ayrıca.
Benim favori kısmım Demir Minareler'de Zeplin yaptıkları kısım oldu. O efsane ekiple bağ kurdum. Favorim Bevval. Bana baya bi steampunk havası verdi orası o yüzden sevmişimdir belki.
Oğul kısmı sanıyorum Sarıkamış'ta yaşanan olaylarla ilgili. Oradaki askerlerin psikolojisini güzel vermiş. Sevdim.
En son kısım biraz sıksa da azıcık okuyunca açıldı benim için. İdris Amil Zula, Emil Zola'ya referansmış orda herhalde, güzel. O kısmı okurken de büyük zevk aldım. Özellikle son kısımda her şeyin yerine oturması pis hoşuma gitti.
Kitabın sonunda olanlardan Interstellar havası aldım çok hoşuma gitti.
Öyleydi yani, ben bu kitaba 8 veririm.
(Bunu okuyan olursa, ki sanmıyorum bu incelememsi yazının sadece kendime not olduğunu söyleyeyim. Anlatıma çok takılmayın o yüzden. Kıps.)