Zen ustaları der ki:
"Kendini suçlamaya başladığında, elinde tuttuğun bıçağın sapı mı keskin, ucu mu, anlamazsın. Her halükārda canın yanar.
Kimi yaraları başkası açar, ama biz kanatmaya devam ederiz. Oysa bazı suçlar zamanın bağışladığı ama bizim hâlâ affetmediğimiz şeylerdir. Ve bazen kendimizi bağışlamak, hayata yeniden evet demenin tek yoludur.
Bilmiyorum, bunları okurken belki bir şey kıpırdadı içinde...
Belki de fark ettin:
Kendini yargılamak, sessizce yerleşmiş bir alışkanlık gibi. Sanki içinin kuytularına kurulmuş bir hâkim, her an tetikte. En küçük hatada, en hafif sendelemede sesi yükselen biri. Ama insan bir yerden sonra yoruluyor. Ve sadece durmak istiyor.
Koşmadan, savunmadan, kaçmadan...
Biraz susmak istiyor.
Ve o içeriden gelen sesi bu kez başka bir kulakla dinlemek: Yargılamak için değil, anlamak için.
Kendini düzeltmek için değil, kendinin yanında durmak için.
Tıpkı bir dost gibi.