Politikanın çamurlu yollarında el yordamıyla ilerlendiği oranda, özellikle de pragmatizmin şefliği ele alarak, konseri, notaları hiç umursamadan yönetmeye koyulduğu durumlarda, mantık her zaman kötülük yolunda insanları çukura doğru indirecek birkaç adım daha kaldığını gösterir.
Yaptığımız şeyler, sandığımız kadar önemli değildir; başarı ya da başarısızlıklarımız da sandığımız kadar önem taşımazlar. Büyük üzüntüler bile unutulabilir; mutluluğa yaşam boyunca son verecek gibi görünen felaketler bile zamanla kabuk bağlar ve acıları hemen hemen duyulmayacak derecede azalır. Üstelik bütün bu kişisel düşüncelerin üstünde ve ötesinde bir gerçek var ki, hiç kimse dünyanın çok büyük bir parçası değildir. Düşüncelerini ve umutlarını benliğinin üstünde bir şeye yöneltebilen birisi, dünyanın sıradan dertlerinde, tam anlamıyla bencil birisi için olası olmayan bir huzur bulabilir.
…insanların çoğu, düşüncelerini kontrol etmekte yetersizdir. Yani, henüz herhangi bir şey yapamayacakları aşamada, kaygı verici konuları düşünmemeyi beceremezler.
İleri toplumlarda bugün rastlanan en tehlikeli yorgunluk şekli, sinirsel yorgunluktur. Ne gariptir ki bu yorgunluk türü hali vakti yerinde olanlar arasında daha çok göze çarpıyor ve bu yorgunluğa gündelikçilerde, işadamları ile fikir işçilerinden daha az rastlanıyor.
Aşk öyle bir deneydir ki, onunla bütün benliğimiz, kuraklıktan sonra yağmur görmüş bir bitki gibi canlanır, tazelenir. Aşksız bir cinsel birleşmede ise böyle bir hazzın zerresi bile yoktur. Kısa süreli haz sona erince, bir yorgunluk, bir tiksinti, bir yaşamın boş olduğu duygusu içimize çöker.