Oysa yeryüzündeki hayatla temas edilen zevklerde doyurucu bir nitelik vardır; böyle hazlar, heyecanlı eğlencelerdeki kadar güçlü olmasalar bile, verdikleri mutluluk, duyulan haz sona erdikten sonra da devam eder.
Biz, ne düşünürsek düşünelim yeryüzü yaratıklarıyız; yaşamımız dünya hayatının bir kısmıdır ve besinimizi, tıpkı diğer canlılar gibi yeryüzünden sağlarız. Yeryüzünün temposu yavaştır; güz ile kış, ilkbahar ve yaz kadar, hareket ve hareketsizlik de gereklidir. Bir çocuğun, ergen kişiden de fazla dünyadaki hayatın akılı ve dalgalanmaları ile bağını koparmaması gerekir. İnsanın yapısı doğadaki oluşlara uyum göstermiştir.
Fazla heyecanlı bir hayat yorucudur ve böyle bir yaşamda, heyecan duyabilmek için çıtayı sık sık yükseltmek gerekir. Bu, tıpkı acı bibere düşkün bir insanın durumu gibidir, yani başkalarının dayanamayacağı derecede acı bir biberin acılığını artık yetersiz bulan birisi gibidir. Gittikçe daha fazla heyecan isteğini dizginlemek de sonunda kaçınılmaz olan can sıkıntısına yol açar. Fazla heyecan yalnız sağlığı tehlikeye düşürmekle kalmaz, her türlü istediği de körleştirir ki, bu da organik doyum yerine gıdıklanma isteğinin, mantık yerine zekânın, güzellikler yerine kaba şaşırtmacaların geçmesi nedeniyle olur.
Yeterince parası olanlar, durmadan bir yerden bir yere gider, neşeyi, dansı ve içkiyi de yanlarında götürürler ama nedense, gittikleri her yerde, daha fazla heyecan ararlar. Hayatlarını çalışarak kazanmaları gerekenler ise, çalışma saatlerinde can sıkıntısına katlanmak zorundadırlar ama çalışma zorunluluğu bulunmayan zenginler de can sıkıntısından tam anlamıyla kurtuldukları bir yaşamın özlemini duymaktadırlar.