Can sıkıntısına yol açan etkenlerden birisi, şimdinin amaçsızlığı ya da çaresizliği nedeniyle atıl bir durumdayken, kaçınılmaz olarak düşünülen güzel anılarla bu durum arasındaki ayrılıktır.
Asıl sorun, hayatı bir rekabet, hem de yarışmayı kazananın saygıyı da kazanacağı bir rekabet olarak gören bir felsefenin benimsenmiş olmasından ileri gelmektedir. Bu görüş, duyguların ve algıların zararına, iradelerin gereğinden fazla gelişmesine yol açar. Ama belki de böyle söylemekle, atı arabanın arkasına koşuyoruz. Püriten ahlâkçılar, her zaman iradeye önem vermişlerdir; oysa gerçekte üzerinde durdukları imandı. Belki de Püritenizm, giderek iradenin geliştiği bir soy yaratmış; bu arada duygularla algı hiç gelişmemiş, yeni soy da doğasına en uygun olanı, rekabet felsefesini benimsemiştir.
Çok dikkate değer olan nokta, insanların kurtulamayacakları bir mekanizmanın dişlileri arasına sıkışmış olmadıkları, ama kendilerini daha yüksek bir basamağa çıkarmayan bir tezgâh başında durduklarını pek az kavrar görünmeleridir.
…insanların tüm hayatlarını boyunlarında ölüm korkusuyla yaşamaları için varız biz, bunun ötesinde, ölüm anı geldiğinde, o anı bir kurtuluş olarak algılamalarına da çalışırız dedi. Cennet, cehennem ya da benzer kavramlara gelince, doğrusu ölümden sonra ne olduğu konusuyla sanıldığı kadar ilgili değilizdir, din, sayın düşünür, dünyevi bir konudur aslında, öbür tarafla ya da göğün yedi katıyla hiçbir ilgisi yoktur.