Zevk, Hak ile Hakk’ı şuhûd derecesinin ilkidir. Bu makamda olan kimsenin taktığı zevk, sâdece onu tadan tarafından bilinebilir. Mevlâna’ya: “Aşk nedir?” diye sorulduğunda, O: “Benim gibi olursan bilirsin” demiştir. “Tatmayan bilmez” bu mânâda kullanılmıştır. Yûnus Emre’nin “Ballar balını bulması” budur. Nasıl anadan doğma körlerin, renk hakkında hiçbir bilgileri yoksa, aşkı tatmayanların da bu zevkten nasipleri olamaz.
Edebiyâtımızda bu zevk “aşk derdi” olarak ifâde edilmiştir. Bu derdin dermânı yoktur.
Aşk derdiyle hoşem el çek ilâcımdan tabîb
Kılma derman kim helâkim zehri dermânındadır.
—Fuzûlî—
Aklını aşkın emrine vermeyen kimselerin kılavuzu nefsidir.
Kimi arıyorsun, niye ızdırap içindesin? Zîrâ O bütün zuhûruyla meydanda; sen ise örtü altında gizlisin. O’nu arasan kendinden başkasını göremezsin. Kendini ararsan O’ndan başkasını bulamazsın.
Ahmed Rufâî, mahlûkun baştan aşağı acz içinde (fakir) olduğunu, zühd ve takvânın, bir dağ başında inzivâya çekilip, kuru ekmek yemek, eski elbise giymek olmadığını; belki dünyâ lezzetlerinden tatmaya gücü yettiği halde, hiçbirinin iltifat etmemek ve kalbin bu husustaki meylini mahvetmek olduğunu, gerçek fakirliğin zühd ve takvâ netîcesi meydana geleceğini, maddî fakirliğin ise makbul bir şey olmadığını belirtmiştir.