Zindan denilen bu yer penceresiz olduğundan gündüz ışığı
almaz, lambasız olduğundan geceleyin elektrik ışığı bulunmaz
ve koyu karanlığı yıllanıp et-kemik bağlamış, kaskatı katılaşmış
bir yerdi.
Zindan denilen bu yer öyle yoğun karanlıktı ki, bin
yanarca çakılsa, bin çıra yakılsa yine de aydınlanası yoktu.
Zindan denilen bu yerde ışık olmadığından renk de yoktu.
Zindan denilen bu yer öyle ıslak, öyle susaktı ki buranın havası
bile küflenip pas tutmuştu. Zindan denilen bu yerin hiçbir
zaman kurumamış ve hep yaş kalmış havasını avuçlayıp sıksan
su damlardı. Zindan denilen bu yerin pası pisine, burda insanın
içtiği sidiğine yediği de pisliğine karışmış olduğundan buranın
yapış yapış dayanılmaz kokusu solunuldukça insan zehirlene
zehirlene boğulurdu.
Zindan denilen bu yerde bir aydan uzun
kalanın kanının rengi aldan sarıya, sarıdan irin akına
dönüşerek sonunda yüzüne ölümün ağulu gölgesi düşerdi.
Bizi aldığımız sevginin miktarı kurtarıyor, bu bizim dayanıklılık stokumuz. İşte... Sadece sevgi kurtarır bizi. Sevgi öyle bir vitamin ki, insan onsuz yaşayamaz, kanı çekilir, kalbi durur.
İşte!!! Özgürlük peşinde koşmadılar, kot pantolon peşinde koştular... Süpermarket peşinde... Parlak paketler aldık... Artık dükkanlar her şeyle dolu. Bolluk var. Ama sosis dağlarının mutlulukla bir alakası yok.