Kalmak, sinsi bir kaderin sahibinin eline tutuşturduğu intihar silahı gibidir; acziyyetin doruklara ulaştığı bir hiçlik hali. Rüyasında koşan kötürümün uyanışı kadar ağır ve kaçışı imkansızdır. Zaman büyüteç merceğinden görünür kalanlara, her şey ağırlaşır, buharlaşır ve dolaşır. Yorganın altındaki karanlık gibi sınırsızdır kalma hali, bir adım dahi ilerlemeden içinde öylece duran, geceyi uzatan uykusuzdur kalan.
Bu yükü nasıl taşıyordu dünya?
Bunca kağıt, plastik, cam, teneke nerede toplanıyor ve neye dönüşüyordu sonunda?
Bazen bunu düşündüğü de oluyordu; ya aslında topladıkları hep aynı şeylerse...
O topluyor, tepeye yığıyor kamyonlar gelip ne varsa yüklenip götürüyor sonra nerede ne oluyorsa artık, aynıları cilalanıp paketlenip geri dönüyorsa ya.
Adile'nin çocuk ellerinin topladığı atıklarla İsrafil'inkiler aynıysa.
Eğer öyleyse, belki de zamanla değişmeyen çöplerdi sadece.
Savaş, bir şarkıları öldüremiyordu, bir de anıları fakat ezgileri yakıyordu tek tek ve savaşta bile radyolar susmuyor, evvel zaman önce patlayan barutların isini çalıyordu.