"İnsanda en ender rastlanan şey, kendine ait bir davranıştır," der Emerson. Büyük ölçüde doğrudur da. İnsanların çoğu, başka insanlardır aslında. Düşünceleri bir başkasının fikirleri, hayatları bir taklit, tutkuları birer alıntıdır.
Körlük öyle bir noktaya gelebilir ki, sonunda gülünçleşir; hayal gücünden yoksun bir yaradılış ise eğer harekete geçirilmezse taşlaşarak mutlak bir duyarsızlığa düşer. Öyle ki, beden yiyip içer, çeşitli hazlar tadarken barındırdığı ruh, Dante'nin Branca d'Oria'sının ruhu gibi ölmüş olabilir.
Bizim için bir tek mevsim vardır, "keder" mevsimi. Güneşle ay bile bizden uzaklaştırılmıştır sanki. Dışarıda günün maviliği ve altın ışıltısı hüküm sürebilir; ama altında oturduğumuz küçük, demir parmaklıklı pencerenin kalın camından içeri süzülen ışık gri ve soluktur. Mahkumun hücresinde hep alacakaranlık hüküm sürer, tıpkı kalbinde hep gece yarısının hüküm sürdüğü gibi.
Acı çekmek uzun süren bir andır. Onu mevsimlere bölemeyiz. Yalnızca ruh hallerini saptayıp yinelenişini kaydedebiliriz. Bizim için zaman ilerlemez. Döner. Bir ıstırap merkezinin etrafında döner sanki.