İyi değilim.
Sabaha değin annemin sesiyle kendi selamı okudum. Neden annemin sesi bilmiyorum. Yine de beni sevdiği için sanırım. Bir insanın, başka hiçbir şeye yetişemese bile sevgisiyle bir başkasına yetişebileceğine inanmak istiyorum.
İyi değilim.
Martıların sesindeki kederi duyabiliyorum. Sokakta “simit” diye bağıran adamın sesindeki yoksulluğu görebiliyorum.
Perdeyi hafifçe oynatan rüzgarın, dışarıdaki baharı bana anlatmaya çalıştığını anlıyorum. Sanki dünya, bütün parçalarını usulca yanıma bırakıyor da ben hiçbirine dokunamıyorum. Şimdi sabahın en erken saatlerindeyiz.
Ama ben iyi değilim.
Annemin sesi içimde kesiliyor. Selanın sonunda kendi adımı tekrarlıyorum ve tekrarlıyorum. Tekrar ettikçe adım bir yabancıya dönüşüyor önce. Sonra tamamen unutuyorum. Şimdi sabahın en erken saatleri ve ben adımı bilmiyorum.
İyi değilim.
Gazetede bazı şeyleri değişmiş olarak okumak istiyorum bugün. Mesela bir barış kutlaması haberi olabilirdi bu. “Kediler ve fareler barıştı” diye bir manşet. Asla komik olmazdı biliyorum. Çünkü insan artık en imkansız haberlere bile gülmüyor. Bir yerlerde gerçekten bir çocuk korkmadan uyusa diyelim ki, dünya şaşkınlıktan susardı eminim.
İyi değilim.
Ben bugünlerde her şeyi biraz fazla hissediyorum. Bir çayın buharında yaşlı insanların ömrünü, otobüs duraklarında bekleyenlerin vazgeçemediklerini, gece açık kalan eczanelerde çaresizliği görüyorum. İnsanların yüzüne bakınca
sanki herkes eve çok geç kalmış gibi geliyor bana. Kimse bunu söylemiyor ama herkesin içinde yetişemediği bir hayatın olduğunu hepimiz biliyoruz.
İyi değilim.
Bazen dünyanın tamamı uykusunu kaybetmiş bir çocuğun alnı gibi geliyor bana. Biraz ateşli, biraz korkmuş. Kimsenin tam olarak sarılamadığı.
İyi değilim.
Şimdi sabahın en erken saatlerini biraz geçiyoruz. Kuşlar yine hiçbir