Gerçekten öyleymiş...Ara ara dağlarını şelalelerini telefonda görünce merak ederdim. Hiç beklemediğim bir anda kendimi Hakkari'de buldum. Burada o beklemiş hikayeyi yaşıyorum 😁
Bizler on dört, on beş, on altı, on yedi yaşındaki gençlere üç beş yaşındaki çocuk muamelesi yaparken o yaştaki çocuklar Kainatın Efendisine vahyi kâtipliği yapıyor, müşriklerin karşısına çıkıp korkusuzca inandığı Kur'an'ı okuyor. On yedi yaşına öyle bir imana sahip oluyor ki imanını tasdik eden ayet iniyor. On sekiz yaşında İslâm orduları başkumandanlığı, yirmi yaşında Mekke valiliği yapıyor. Eğer bu yaştaki gençler bu sorumluluğun altından kalkamayacak yaratılışta olsaydı, maddi manevi tarafıyla insanı en iyi derecede bilen Peygamber Efendimiz gençlere bu denli güvenip onlara böylesine büyük sorumluluklar vermezdi. Bugünün gençlerinde de aynı potansiyel güç ve irade var ama bizim onları yetiştirme tarzımız ne yazık ki gençlerimizin yüksek başarı kapasitesini tümüyle yok etmiş durumda. Bu, çocukların özünde var olan rabbanî gücü öyle bir sıfırlayış ki yaptığımız, okulda aldıkları eğitimi idrak etmeleri için başka bir eğitime ihtiyaç duyuluyor. Hiçbir çocuk dışarıdan destek almadan kendi başına Allah'ın kendisine bahşettiği akıl, fikir, irade ile bir şeyler başarabileceğini düşünemiyor bile. Ailesinden ve çevresinden aldığı mesajlarla her şeyin hazırına o kadar alışmış ki kendi içinde var olanı dışarı çıkarma zahmetine katlanmıyor. Çünkü böyle bir şeyin varlığını dahi bilmiyor, hiç görmemiş, hiç öğrenmemiş. İyilik yapıyoruz diye bu gençlere ne kötülük yapılmış bilen bilir ancak.
"Kişi ne kadar özgür olursa olsun sadece maddeye dayalı bir yaşam sürdüğü müddetçe özgürlüğü kısıtlanacak, mânâya yakınlığı arttıkça özgürlük alanı genişleyecektir..."