Ahmet K.

Ahmet K.
Dr.
TIP Fak.
44 okur puanı
Mart 2021 tarihinde katıldı
Ona-Bediüzzaman’a- göre, İlâhî irâde nazariyesi içinde, hak mefhumu en mümtaz yerini almakta ve teminata bağlanmış bulunmaktadır. Şu ifâdeler bunun açık delilidir: «Cenab-ı Hakk’ın nazar-ı merhametinde hak, haktır; küçüğüne büyüğüne bakılmaz. Küçük, büyük için iptal edilemez» (1). Bu ifâdeler hak mefhumuna, ilahiyatçı bir hukuk anlayışı içinde mâna vermektedir. Buna göre hak, mutlak mânada himâye altına alınmış bulunmakta ve kendine has bir orijinallik arzetmektedir çünkü, umumiyetle Batılı mânadaki ilâhiyatçı hukuk uygulamalarında insan hakları dâima, monarșik idarelerin keyfî, istibdadından kurtulamamıştır. Halbuki Bediüzzaman, hak mefhumunun gerçek teminatını İslâm'ın İlâhiyatçı hukuku açısından yaptığı izahta bulmuş ve göstermiştir. Zira, Batı hukukları cemaatin selâmeti için ferdin hukukunu ihmal edebilen bir ölçüyü zulme yol açabilecek bir anlayış içinde benimsemiştir. Ferdî haklar asırlar boyunca tahdit ve tehdit altında tutulmuştur. Halbuki İslâm hukuku ise, adalet-i mahza mülahazasiyle bir ferdin hukukunu bütün Insanlara feda etmeye müsait değildir. Bu ölçü, İslâm'da insan haklarının ne derece korunduğunu gösteren değer hükmü olmaktadır. Batıda ancak XVIII. asırda görülmeye başlayan cezaların şahsîliği yolundaki gelişmeler, bu noktada İslâm'ı on asır geriden tâkip etmek durumunda kalmıştır (1) Mektûbat, 50.
Sayfa 501·Kitabı okudu
İnsan ve Toplum
Söz ,vicdana tesir eden bir mâna taşımalıdır.
Bediüzzaman, kelimelerin taşıdığı mânanın nasıl olması gerektiğini özetle şöyle açıklamaktadır : Bir sözdeki ifâdeler, mânayı kulağa boşalttığı gibi, aynı sözün mânası zihne nüfuz ederek vicdanda da tesir meydana getirmelidir. Böylece mâna, fikir çiçeklerini sulamalıdır. Yani her söz bir mâna ifâde etmeli ve fikir unsuru taşımalıdır. Bu görüş, dimağa gelen bir fikirden insanın istifade etmesini isteyen bir anlayışın mahsulüdür. Bunun içindir ki, bir söz, vicdana tesir eden bir mâna taşımalıdır. Zira, neticede feyizli fikirler ortaya çıkacaktır. Bunun için Bediüzzaman'ın ifâdesiyle, «her gelen sözün kalbe girmesine yol verme»melidir. « Mihenge vurmalı» (7), yâni mụhakemeye tâbi tutmalıdır. Kabul veya red iradesi bu takdirde belirlenmelidir. (7) Münazarat, 9.
Sayfa 385·Kitabı okudu
İnsan ve Toplum
«Evet beşer, hakikata muhtaç olduğu gibi bazı keyifli hevesata da ihtiyacı var. Fakat bu keyifli hevesat, bește birisi olmalı. Yoksa havanın sırr-ı hikmetine münafi olur. Hem beşerin tembelliğine ve sefahetine ve lüzumlu vazifelerinin noksan bırakılmasına sebebiyet verip beşere büyük bir ni'met iken, büyük bir nikmet (ceza) olur. Beşere lâzım olan sa'ye (çalışmaya) şevki kırar» (10). (10) Emirdağ Lâhikası, c. 2, 66 - 67.
Sayfa 377·Kitabı okudu
Din
“Modernlik”
Biz modernliği kendimizle bir hesaplaşma ve yüzleşme çabası olarak almadık. Modern olmayı, geleneği ve kendimizi (yüzümüzü) silme ve süpürüp atma pratiği zannettik ve geleneğimizle rahatça yüzleşemediğimiz ve onunla hesaplaşamadığımız içindir ki, modernliğimiz köklerinden mahrum kaldı. Kökleşemedi bir türlü. Gelenek tard edildi ve modernlik bir başka alanda bağımsız olarak dikilmeye çalışıldı. Ama nafile! Modernlik her zaman bir geleneğin içinden fışkırır oysa. Bu anlamda Hodgson'ın, "Eğer modernliği geçmişten kopuş anlamında alacaksak, Batı kültürleri geleneksel, Batılı olmayan kültürler ise moderndir" mealindeki şık tesbiti, yerindedir.
1000Kitap

Ahmet K.

, bir kitap okudu
Puan vermedi·152 syf.·
8 saatte okudu
·
2021 2. kitabı
George Orwell
8.6/10 · 296bin okunma