Bu şehrin yüksek binalarına ve dar avlularına bir türlü alışamadım. Sen, benim bunlarla barışmamı sağladın, gündüz çoğu kez sadece bir avuç gökyüzü görmeyi, dar sokakların boğucu havasını, insanların dışarıya sadece camların arkasından bakmasını, Şehir Tiyatrosu'nun önünde satılan buruşuk güllerden ve buzhanelerde korunan aslanağzı çiçeklerinden yapılmış demetleri kabullenebildim.
Unuttuğumu sanıyordum, ama galiba hiçbir şey unutulmuyor. Unuttuğumuzu sandığımız her şey, unutulmuşluğun karanlığın çıkıp tekrar geri geliyor ve hiç kimseye ait olmadıklarını düşündüğümüz anda tekrar bizim oluyor.