Mecburiyet 'in ana karakteri ressam Ferdinand da savaş sırasında askere alınmamak için İsviçre'ye kaçmıştır. Bir gün askerliğe elverişliliğinin tespiti için konsolosluğa davet edildiğinde, karısının şiddet karşıtı duruşuna ihanet etmemesi yolundaki telkinlerine karşın kendini gitmek zorunda hisseder...
Fabl tarzındaki bu mükemmel siyasi hiciv romanı Stalin'i ve kapitalizmi eleştirmektedir. Yani aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık romanıdır. Kitapta geçen 7 kutsal kuralın zamanla değiştirilmesi, makam mevki eline geçirenlerin gücünün zehirlemesiyle kutsallara bile dokunabileceğini gösterir.
Kitapta İdin sürekli hatırlattığı tutku ve süper egonun direttiği toplumsal baskı ya da adına vicdan diyelim. Yevgeni bu iki etken arasında kimseye belli edemediği bir cehennem yaşamaktadır.
Uzun zamandır okumayı arzuladığım bu kitapla ve yazarıyla ilgili ufak bir bilgi vererek başlamak istedim incelememe. Jane Austen, kitabı 21 yaşındayken yazmış ve bu kitabı yazdığı sıralarda sevgilisi olan kişiden ayrılmasına rağmen kitabı mutlu son ile bitirmiştir.
Kitabın konusu, farklı sosyo ekonomik seviyelere ait iki insanın aşkını ve bu aşk doğmadan önce başlarından geçen olayları anlatmaktadır. Roman, aşkın her zaman diğer duygulardan üstün olduğunu, sosyo ekonomik durumun ya da toplumsal statünün aşkın önüne geçemeyeceğini anlatmaktadır
Sürükleyici, bir çırpıda okunabilecek Victor Hugo eseri. Bir insanın yaşama hakkının neden elinden alınmaması gerektiği gerçekçi bir şekilde yansıtılmakta. Kitabı okurken yazarın harika bir empati yeteneği olduğu hissine kapılıyorsunuz. En dikkat çekici kısımlarından birisi mahkumun, kitabın başında "kürek mahkumu olacağıma idam edilmek daha iyidir" düşüncesinin idam yaklaştıkça tam tersi bir duyguya yerini bırakmasıdır. Yaşamanın, hayatta kalmanın, var olmanın nasıl da ilkel bir his olduğunu daha iyi anlıyorsunuz.
Kesinlikle etkilendiğim ve empati kurarak gözümden yaş geldiği çoğu zaman idamı hak eden bunu yaşamalı diye savunurken bu kitap aslında herşeye rağmen ölümün saatini beklemenin nasıl tarifsiz bir acı,korku,endişe ve belirsizlik hisleri ile idama karşı bakış açımı değiştiren bir eser oldu.
Yarın ölecek olsak bile bunu bilmediğimiz için çok şanslıyız.