Üşüyorsun; çünkü yalnızsın, içinde gömülü duran ateşi hiçbir insanın yakınlığı alevlendirmiyor. Hastasın; çünkü duyguların en güzeli, insanoğluna bağışlanan en tatlı, en yüce duygu senden uzak duruyor. Aptalsın; çünkü onca acı çekerken gene de mutluluğu yanına çağırmaktan kaçınıyorsun; onun seni beklediği yere doğru bir adım atmaya bile yanaşmıyorsun.
..bir gün ırmağın kayalık bir geçidine geleceksiniz. Burada yaşantınızın tüm akışı alt üst olacak, köpükler, uğultular içinde kesmekeşe boğulacak. Ya kayaların sivri uçlarına çarpılarak paramparça olacaksınız, ya da yüksek bir dalga sizi yukarıdan aşırarak durgun sulara ulaştıracak...
Ben hatırlıyorum Ali. Ben çünkü günleri saydım, ben haftaları, ben ayları. Ben yılları saydım. Ben seni günlere böldüm, seni aylara. Bulamasaydım seni daha yıllara, yüzyıllara bölecektim.
İkisi de iyi işleyen, rahat ettiren bir düzen gelip onları bulsun istemişlerdi. Bu büyük rüya gerçekleşmedikçe, sorunlar arttıkça suçu birbirlerinde arar olmuşlardı. Bağlar zayıflıyordu, aşk da bağların en dayanıksızıydı.
Bütün bu sohbetler, meyve soyup yemeler, çay içmeler, vakitlice yatmalar, lavanta kokan çarşaflar iyiydi,hoştu. Ama mutluluğu andırmıyordu. Bunların adına dense dense huzur denirdi. Kişiliksiz, sıradan bir huzur.