Sende daima hayran olduğum şey neydi biliyor musun? Dürüstlüğündü dik duruşundu kendin olduğun için asla özür dilememendi. Ama şimdi senintanidigimdan bile emin değilim...
Birinin sizin için önemli olan bir şeyin farkına varmaması hayatınızın binlerce saatini bir şeye çalışarak harcadığınızı ve bunu gerçekten başaran küçük bir dilimin içinde olduğunuzu görmemesi gerçekten boktan bir şeydi.
Bir göl. İki aile. Altı yaz. Bitmeyen bir savaş.
Ve bir gecede değişen her şey…
Hani derler ya, çocukluktan beri birbirine takılan, kavga ederken bile bağlanan o iki “ezeli düşman”…
İşte bu hikâye, o klasik çatışmayı yaz güneşi, göl kokusu ve gece yarısı sırlarıyla yeniden doğuruyor.
Sidney ve Asher için yaz demek, sadece tatil değil; savaş alanı demek.
Altı yıldır aynı küçük kasabada, yan yana iki göl evinde sekiz hafta boyunca karşı karşıyalar.
Sabahın köründe göle birlikte yüzmeye gidecek kadar uyumlu,
ama günün geri kalanında birbirlerinin hayatını zorlaştırmakta bir o kadar ustalar.
Şakalar serttir.
Kumpaslar zekice.
Gülüşlerin altında gizlenen şey ise… hiç konuşulmayan bir gerilimdir.
Ta ki her şey başlarına patlayana kadar.
Ev sahibi Nadine, iki aileye de evleri boşaltmalarını söyler.
Sebep belli: bu iki “felaket mıknatısı”.
Çaresiz kalan aileler, yaz boyunca aynı evde kalmaya karar verir.
Ve işte o an, savaş resmen evin içine taşınır.
Asher, bu kaosu bitirmek ister.
Sidney’i gece yarısı iskelede buluşmaya çağırır.
Amaç basittir:
Ateşkes.
Şakalar bitecek, güçler birleşecek ve hedef tek kişi olacaktır: Nadine.
Fakat planladıkları tek şey intikam değildir.
O gece, fark etmeden kalplerini de masaya koyarlar.
Çünkü bazen nefret dediğin şey,
yanlış yere park etmiş bir aşktır.
Yaz boyunca süren bu ateşkes;
onları sadece düşman olmaktan değil,
kendilerinden de koruyamayacaktır.
Göl aynı göl.