Insanların başkalarının nasıl göründüğünü Şişman ya da cılız uzun ya da kısa olmasına neden umursadığını bile anlamıyordum yine de umursuyorlardı sanki başkalarını küçümseyerek kendi üzücü acınası hayatları hakkında kendilerine daha iyi hissetmeye çalışıyorlardı Çünkü diğerleri kendilerini değersiz hissederse O zaman belki de kendi mutsuz yaşamları onlara daha tatmin edici gelebilirdi
Hayatımda bana öncelik veren ve seçenekler sunan ilk insan olduğun için teşekkürler bu hediyeyi hak ettiğimden emin değilim Ama yaşadığım sürece unutmayacağımı biliyorum
Chestnut Springs serisinin ikinci kitabı Kalpsiz yorumu ile geldim!
İlk kitaptan daha çok sevdiğimi en baştan söyleyeyim. Tam anlamıyla keyifli, akıcı ve kalbi sıcacık yapan bir romantik kitaptı. Sayfalar akıp gitti.
Willa tam anlamıyla bayıldığım kadın karakterlerden biri oldu. Deli dolu, cesur, düşündüğünü söylemekten çekinmeyen biri. Böyle karakterlerde ince bir çizgi vardır; bazen fazla zorlanınca itici bir hâl alabiliyorlar ama Willa kesinlikle öyle değildi. Enerjisiyle hikâyeye nefes olmuştu.
Bir de Cade var tabii… Huysuz, içine kapanmış bir bekar baba. Eşinden sonra hayatına kimseyi almamış. Willa’dan etkilenmesine rağmen hemen kendini bırakmaması karakterine çok uygundu. Eski karısı ise tam anlamıyla sinir katsayımı yükseltti…
Cade’in hayata bakışı gerçekten kalbimi kırdı. Beklentilerini öyle düşürmüş ki, hayatına ne kadar az insan alırsa o kadar az hayal kırıklığı yaşayacağını düşünmüş. Tek amacı oğlunu güzel yetiştirmek olmuş ve bu da onu yalnız bir hayata itmiş. Onun bu kırgın tarafını okumak içime dokundu.
Ama kitabın yıldızı benim için kesinlikle Willa ve Luke ilişkisiydi. Aralarındaki bağ o kadar sıcak ve doğal hissettirdi ki okumaya doyamadım. Hele kitabın sonunda Luke’un Willa’ya söylediği o şey… İşte orada gözlerim doldu. Sonunda gerçek bir anne sevgisine kavuşmuş gibiydi.
Huysuz adam x güneş gibi kadın dinamiği, aile sıcaklığı ve duygusal romantizm seviyorsanız Kalpsiz bence şans vermelik. Ben ilk kitaptan daha çok sevdim!
KalpsizElsie Silver · Nemesis Kitap · 20231,074 okunma
Bazı kitaplar daha ilk sayfalardan itibaren insanın içine huzursuz bir his bırakır. Bu kitap tam olarak öyleydi. Küçük yaşlardan beri oğlunun içindeki karanlığı fark eden bir anne ve yıllardır bunun ağırlığıyla yaşamaya çalışan bir aile… Her şey sessizce akıp gidiyormuş gibi görünürken, kasabada genç bir kızın kaybolmasıyla geçmişte bastırılan tüm şüpheler yeniden gün yüzüne çıkıyor.
Sayfalar ilerledikçe şüpheler kasabanın dışından çıkıp evin tam ortasına yerleşiyor. Ve bir noktadan sonra siz de sürekli aynı soruyu sorarken buluyorsunuz kendinizi: Gerçekten kime inanmalıyım? En çok da bir annenin bildikleriyle görmek istemedikleri arasında sıkışıp kalışı etkiledi beni. Çünkü bazen insan gerçeği en başından beri hisseder ama kabullenmek yerine başka cevapların peşine düşer.
Yazarın kalemi yine oldukça akıcıydı. Merak duygusu hiç düşmeden ilerleyen, “bir bölüm daha” dedirten bir kurgu vardı. Fakat psikolojik gerilim tarafında daha derin karakter analizleri ve güçlü psikolojik çözümlemeler beklerdim. Bu yönü biraz eksik kalsa da atmosferiyle merak uyandıran, rahatsız eden ve düşündüren bir okumaydı.
Karanlığı en başından gören bir annenin suskunluğu… Siz olsaydınız gerçeği görmek ister miydiniz?