O an içimdeki bu donuklaşma sürecinin ne kadar ilerlemiş olduğunu birden görüverdim hiçbir yere tutunmadan, hiçbir yerde köklenmeden, akan suyun üzerinde kayar gibi yaşıyordum ve bu soğuklukta ölü, cesedimsi bir yan olduğunu gayet iyi biliyordum; gerçi henüz çürümenin kötü kokan soluğu hissedilmiyordu, ama umarsız bir donukluk, acımasız, soğuk bir duygusuzluk yerleşmiş, yani bedensel anlam:da gerçek ölümün ve çürümenin dışarıdan da görüldüğü
aşamanın eşiğine gelmiştim.
O dönemde bazı yarı farkındalık anlarında bilincine tam varmadan içimde özlemini çektiğim șey arzulardan ziyade, arzulama arzusuydu; daha güçlü, daha bağımsız, daha tutkulu,daha doyumsuz istek duyma, daha yoğun yaşama, belki de acı çekme ihtiyacıydı.
Ne var ki kaderin tüm beklentilerimi yerine getirmesi ve benim de bunun ötesinde hiçbir șey talep etmeyişim bir alışkanlık haline geldiğinden bu hal giderek yaşamımda bir heyecan eksikliğine ve cansızlaşmaya yol açtı.
Ne var ki bu satırları zaten sadece kendim için yazacaktım ve kendime bile tam açıklayamadığım bir şeyleri başkaları için
anlaşılr kılmak gibi bir niyetim hiç yoktu.