Mahalle içlerindeki sokaklara dalınca, açık pencerelerden yükselen koku çeşitliliğine karşın, pencerelerden dökülen seslerin ne olduğunu soralım. O ya da bu sokakta, o varlıklı evin penceresinden ya da şu garibanın bodrumundan gelen ses, içeride süren hayatın yoksulluğundan ya da varlığından, ailenin yöresinden ya da etnik kökeninden ipuçları taşıyor mu? Yoksa içeride yaşanan ne olursa olsun, bütün bu yaşantının sesini kısan bir ses, tek bir ses mi duyuluyor?Kestirmeden söylemek gerekirse, o saatlerde, ekrandaki sabah programları arasından herhangi birinin sesinden başka ses duyulmuyor. Zengini, fakiri, genci, yaşlısı, Malatyalısı,İzmirlisi, aynı cevval, aynı hoş, aynı delişmen, aynı sempatik sunucunun, kısılmayan sesini, bitmeyen konusunu dinliyor. Bütün evler aynı kayıplar, aynı aldatmalar, aynı ihanetler için vahvahlanıyor. Her ev sakini, kendi sokağından ve apartmanından çok uzaktaki bir sokakta ve apartmanda yaşanan, kendisini hiç borçlandırmayan, belleğinin, elini lavaboda yıkar gibi yıkayıp kurtulabileceği bir yüzeyine tutunmuş bazı "ilginç" olayları izleyip duruyor. Akşamları da, bu kez evdekilerin heveslerine ve ilgilerine göre, bazı tartışan kafalar, ya da uzun bakışmalı dizilerin melankolik sesleri egemen oluyor. Evlerimiz, kendi seslerini yitirmiş durumda.