Boş verin Gültekin, size gözlem aletleri ile kahve değirmeni arasındaki farkı bilmediğimi söylemiştim."
"Sadece siz değil hemen herkes öyle! Buradaki antika aletlerin ne olduklarını günümüz heyet âlimleri de tam bilmiyorlar." Gülümsedi, "Uluslararası afazi diye de bir sorun var İmre Hanım, 'Rubu Tahtası' ile 'Quandrant'ın çağrışımları aynı değil. O nedenle diyoruz, bilim Türkiye'de yapılacaksa Türkçe yapılacak."
Bizim el" dediği de 'Aladağlar olmalı."
"Dağlar olduğu kesin," dedi Bektaş, "Mağdurlar hep dağlara çıkmışlardır, İmre Hanım. Dünya kurulduğundan beri Mağdurlar dağlara çıkarlar.
"Biz de onu söylüyoruz, İmre Hanım. Gözlemlediğimizin tabiat değil, tabiatın bizim gözlem yöntemimize açılımı olduğunu biliyoruz. Bu açılımda hava yok, su yok, ağaç yok, kuzu yok, kurt yok, at yok. Bilimkurgu hikâyeleri, başka yıldızlara göçler falan filan, yukarda bizi bunlarla oyalarlar. Oysa, yıldız dediğiniz nedir, kendiniz gördünüz işte. Bakmaya kıyamadığınız Venüs, aslında bir cehennem. Zühal'e dokunmaya kalksanız eliniz öteki tarafından çıkar, üstüne çıkmaya kalksanız, sıvı ve gazlardan müteşekkildir, batarsınız. Bizim için Dünya'dan başka dünya yok, İmre Hanım. Biz insanlar için tek bir gerçeklik var, Göksel Gerçeklik. Tek bir güç var, Göksel Güç. Kâinat'ın bize açılan tek ortamı, Orta Ülke. Dünya."