Tarihte hiçbir ülke yoktur ki kurucusuyla bu kadar mücadele etsin. Bizleri tebaa olmaktan kurtarıp yurttaş olmamızı sağlayan bir lidere şükran duyacağımız yerde sistematik biçimde adını her yerden silmeye çalışıyoruz.
Diyebilirsiniz ki:Paramız yok, ekonomik durumumuz el vermiyor. Bu tamamen yaşamı nasıl algıladığınızla ve yaşarken neyi öncelik olarak gördüğünüzle de alakalı olabilir. Birçok insanın standart ya da ihtiyaç olarak gördüğü durumlar, bir başkası için hayli gereksiz olabilir. Ne için söylüyorum bunu: uzun süreler kendime yeni bir kıyafet almadan, dışarda bir yemeğe çıkmadan para biriktirip seyahate gittiğim çok olmuştur. Çünkü o yıllarda yaptığım gezilerde başka kültürler, başka insanlar tanımak hayatımın önceliğiydi. Bu sayede, çoğu zaman imkansızlıklar içinde, çok başka coğrafyalarda, çok başka şartlar altında doğmuş kişilerle ortak noktalar buldum ve onlarla dost oldum ; unutulmaz hatıralar edindim. Yine öğrendiklerimi edindiğim tahsil, öğrendiğim diller ve edindiğim deneyimlerle bir araya getirmeye çalışarak bu ülke insanıyla paylaşma şansım oldu. Bunu hem bir insanlık görevi hem de ülkemin gelişimine bir katkı olarak gördüm.
Köy enstitüleri o köylerde yaşayan çocuklara okul yapmayı öğretti. Birçok yerde çocuklar kendi okullarını kendileri yaptılar. Okullarını kendi elleriyle yapan çocuklar, aynı zamanda o binalarda tarımın nasıl yapılacağını, tarım aletlerinin nasıl tamir edileceğini öğrendiler. O yılların Türkiye’sinde erkekler için çocuk bakımı dersi koymuşlardı, düşünebiliyor musun? Müfredatın, köylerin dışındaki yaşam ile kurduğu bağ ise dünya klasiklerini okutmaktan geçiyordu. Kısacası bu okullardan çıkan insanlar hayatın her alanına dair bilgi sahibi olarak mezun oluyorlardı. Bu yüzden de özgüvenliydiler.