Lastromance

Lastromance
Ben kaybetmekten korktuğum herşeyi özgür bıraktım !
Kamu
Lisans
Ankara
Kuzey, 6 Mart 1979
308 okur puanı
Ekim 2018 tarihinde katıldı
St. Augustinus’ta Tanrı’ya Duyulan Aşk ile Mutluluk İlişkisi İnsan hayatının bir amacı olarak nitelenen mutluluk onu nerede aradığımıza bağlıdır. Bulmayı umduğumuz yer, mutluluğun niteliğini ve süresini belirlemektedir. Kimileri mutluluğu anlık haz ya da belirli nesnelerde ararken, kimileri de kalıcı yüce erdemlerde arar. Augustinus gerçek mutluluğun hazcı, ahlaken düşük edimlerde bulunamayacağını söyler. Ona göre gelip, geçici hazların olduğu, hiçbir şeyin kalıcı olmadığı bu dünya mutlu olunacak bir yer değildir. Gerçek ve kalıcı mutluluğu yakalayacağımız yer ahiret yurdudur. Ona göre, hakiki mutluluk ile ölümsüz olmak arasında sıkı bir bağ vardır. Gerek insanlar gerekse nesneler hiçbir zaman kalıcı bir güven ortamı sunamazlar ve sürekli bir mutluluk için acılı, sonu gelmeyen bir arayışın nedeni olurlar. İşte bu nedenle de gerçek bir aşkın nesnesi olamazlar. Tanrı ise, sonsuz ve değişmez bir varlık olarak gerçek aşkın tek nesnesi olup, O’na ermek en yüksek mutluluktur. Sevginin en kutsal ve saf hali Tanrı’ya duyulan aşktır. Bu aşk, Tanrı’da dinlenmek ve huzura ermektir.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
En iyi intikam, kendine iyi bakmaktır... Akıl ve ruh sağlığına iyi bakmaktır... Hedeflerine ulaşmaktır... Daha iyi bir sen olmaktır... Unutma, senin ışığın, sözsüz bir şekilde her şeyi anlatır....
Filozoflar düşüncelerini üretirken yaşadıkları çağı olaylarından etkilenmişlerdir. Onların düşüncelerine etki eden çoğunlukla siyasi ve sosyal karakterli bu olaylar onların hayatlarında bazen olumsuz izler ve hatıralar bırakmıştır. Gelecek kaygısının açık bir şekilde kendisini hissettirdiği ve ortaya çıkan olumsuz durumun topyekûn yaşandığı bu dönemler kriz dönemleri olarak nitelenmektedir. Bu dönemlerde yaşamış olan filozofların düşünceleri üzerinde bu ortamın etkilerini görmek mümkün olmaktadır. Bu çalışmamızda düşüncelerini değerlendireceğimiz İbn Bācce ile Levinas yaşadıkları dönemler itibariyle böyle bir kriz döneminde düşüncelerini üretmiş filozoflardır. İbn Bācce Endülüs’te küçük devletlerin sürekli birbiriyle savaş halinde oldukları bir dönemde doğmuş ve ömrünün sonlarını katı ve mutaassıp bir din anlayışına sahip olan Murabıtlar Devleti döneminde yaşamıştır. Levinas ise Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünya savaşlarına gebe bir ortamda Avrupa’da doğmuş ve Nazizmin ve Yahudi karşıtlığının yükseldiği bir ortamda ölümün nefesini sürekli ensesinde hissettiği bir çocukluk ve gençlik geçirmiştir. Nitekim o birçok yakın akrabasını Nazi kamplarında kaybetmiştir. Düşünceleri dikkatle izlenecek olursa her iki filozofun, düşüncelerinde insanı merkeze alan bir anlayış geliştirdikleri görünmektedir. Fakat bu antroposantrik yaklaşımın yansıması ikisinde farklı yönlerde gelişmiştir. İbn Bācce içe dönük bir anlayış ve içsel bir tecrübeyle insanı amacına ulaştırmayı önerirken Levinas dışa dönük bir bakış açısıyla, başkasını/ötekini ön plana çıkarmıştır.
DergiPark logo Türkçe Giriş Felsefe Dünyası Araştırma Makalesi TR EN KONFUÇYÜS ÖĞRETİSİNDE NEPOTİZM SORUNU Yıl 2022, Cilt: 1 Sayı: 75, 364 - 383, 15.07.2022 Dr. İlknur Sertdemir Öz Çin felsefesini temellendiren doktrinlerden Konfuçyüs öğretisi, yüzyıllar boyu Doğu Asya’da siyasete, eğitime, örf ve adetlere en fazla nüfuz eden düşünce akımıdır. Bilgeliği ve erdemliliği öğütleyen prensipleri klasik metinlerden okuduğumuzda normatif bir ahlak anlayışıyla karşılaşırız. Beşeri münasebetlere yön veren ahlaki ölçütlerin kurallara bağlandığı bu öğreti, ataerkil ve patrimonyal rejimin gereği hiyerarşiyi destekler. Toplumsal yapı asil-ehil ayrımı üzerine kuruludur. Aristokrasi ve bürokrasiye tanınan hak ve imtiyazlar; vatandaşı alçaltarak, riayete zorladığı için sosyal eşitsizliği aşikâr kılar. Konfuçyüs, hükümdarların ruhani yüceliği fikrini aktarırken soylu kesime de ayrıcalıklarından ötürü iltimas geçer. Hizmet, hürmet ve itaatte faal olansa halktır. İlişkisel söz ve eylemlerde yakını kayırıp uzağı dışlayan nepotizm sorunu, aileden yönetime tüm alanlara sıçrar. Haliyle erdemliliğin ana kriteri niteliğindeki adalet sarfınazar edilir. Bu çalışmada, ilk olarak Konfuçyüs’ün davranış normları hakkında birbiriyle çelişen ifadeleri ele alınarak hipokrasi yaptığı savlanacaktır. Sonrasında, hanedanın çıkarı uğruna halka boyun eğdiren statüsel görevlerin özgürleştirici hümanizmle bağdaşmadığı saptanacaktır.
Hoşça kalın dostlarım benim hoşça kalın! Sizi canımda canımın içinde, kavgamı kafamda götürüyorum. Hoşça kalın dostlarım benim hoşça kalın… Resimlerdeki kuşlar gibi dizilip üstüne kumsalın, mendil sallamayın bana. İstemez… Ben dostların gözünde kendimi boylu boyumca görüyorum....