Şermin Yaşar’ın “Söyleme Bilmesinler” adlı eseri, kısa denemelerden oluşan ama okurda uzun izler bırakan bir kitap. Yazar, sade ve samimi diliyle insanın kalbine dokunmayı başarıyor. Her yazısında gündelik hayatın içinde gizli kalan duyguları yakalıyor: kırılganlık, özlem, yalnızlık, susmak, içe dönmek ve bazen de kabullenmek…
Ancak bu kitapta belirgin bir şey var: Affetmek yok.
Yazar, kırılan insanların iç sesini duyuruyor ama onların kimseyi affetmediğini, yalnızca sessizce uzaklaştıklarını hissettiriyor. Bu yönüyle kitap, günümüz insanının ruh halini yansıtıyor: herkes kendi kırıklığını taşıyor ama kimse onu onarmaya çalışmıyor.
Şermin Yaşar’ın dili sade ama yoğun; her cümlede “tamamlanmamış bir his” var. Okur bazen “biraz daha anlat” demek istiyor, çünkü bazı duygular derinleşmeden bırakılmış gibi. Yine de bu yarım kalmışlık, kitabın en güçlü tarafı olabilir: Hayatta da çoğu duygu tam anlatılamaz, sadece hissedilir.
Son sayfasını çevirdiğinizde kitap bittiği halde duygular bitmiyor.
“Söyleme Bilmesinler”, kelimelerden çok suskunluklarıyla konuşan, sade ama etkili bir eser.
Sarı Yüz, yazar dünyasının iç yüzünü, özellikle de Amerikan yayıncılık sektöründeki rekabeti, ikiyüzlülüğü ve sosyal medyayla şekillenen şöhret arayışını anlatıyor. Hikâyenin dili sürükleyici ve güçlü; fakat konu itibariyle fazlasıyla “Netflix tarzı” bir hava taşıyor. Yer yer kullanılan argo ifadeler de bu dünyayı daha gerçekçi kılarken, okurda rahatsızlık hissi bırakabiliyor.
R.F. Kuang, bu karanlık ve kasvetli dili bilerek seçmiş gibi görünüyor. Çünkü yazar, parıltılı bir edebiyat çevresinin ardında saklı olan bencilliği, hırsı ve yapaylığı gözler önüne seriyor. Ancak bu durum, kitabın genelinde vicdanlı ya da samimi bir karakterin neredeyse hiç bulunmaması nedeniyle, okurda soğuk ve mesafeli bir etki bırakıyor.
Ben kitabın anlatım gücünü beğenmeme rağmen, anlattığı dünyanın soğukluğunu içselleştiremedim. Bu nedenle Sarı Yüz, beni etkilemekten çok, o dünyanın gerçekliğinden uzaklaştırdı.
Reşat Nuri Güntekin’in Çalıkuşu romanını yeni bitirdim ve beni çok etkiledi. Romanda Feride’nin neşeli, saf ama gururlu kişiliği ön plana çıkıyor. Kâmran’a duyduğu aşk, aldatılmayla gölgeleniyor; ama Feride, bütün kırgınlıklarına rağmen pes etmiyor ve Anadolu’da öğretmenlik yaparak hem kendine hem de çevresine ışık olmayı başarıyor.
Feride’nin bütün kırgınlıklarına rağmen, toplumun kadına uyguladığı baskıya rağmen hâlâ etrafına mutlu görünüp öğrencilerine ışık olması beni çok etkiledi. Özellikle Munise’nin ölümü ve Feride’nin yapayalnız kalışı romanın en hüzünlü kısımlarındandı. Onun yalnızlığına rağmen güçlü durması, Feride karakterini benim gözümde daha da değerli kıldı.
Romanın dili sade ve akıcıydı, okurken hiç sıkılmadım. Sadece bir aşk hikâyesi değil, aynı zamanda dönemin toplumsal yapısını, kadınların yaşadığı zorlukları ve öğretmenlik mesleğinin önemini de anlatıyordu. Bence Çalıkuşu, hem duygusal yönü hem de toplumsal mesajlarıyla unutulmaz bir eser.
Kent, yaşlı kadının kendi bedeniyle, uzuvlarıyla ilişkisini de değiştiriyor, kente yabancılaşırken Etelka kendisine de yabancılaşıyor, her bir yolculuk onu daha dalgın, daha ilgisiz, daha uzak kılıyor.
Iza'nın ŞarkısıMagda Szabo · Yapı Kredi Yayınları · 20245,4bin okunma