• Giriş:
    Uluslararası Ilişkilerin gelişimi

    20. Yüzyıla gelene kadar uluslararası ilişkiler alanında kapsamlı bir sistematik analiz yapılmamıştır. Bu uluslararası ilişkiler hakkında yazılmış kitaplardan biliniyor. Bu yüzyıldan önce belli akademik topluluklar da oluşmamıştı.

    Uluslararası ilişkiler alanında esas kapsamlı çalışmaların II. Dünya Savaşından sonra ABD'de yapıldığı kabul edilmektedir. Bu çalışmalar daha çok uluslararası hukuk ve antlaşmalar üzerinde yoğunlaşmıştır.

    Uluslararası ilişkilerde başlıca güncel konular şöyle; uluslararası hukuk, tarafsızlık, savaş, silahsızlanma ve hakemlik sorunları şeklinde sıralanabilir. Bu tür çalışmalarda Milletler Cemiyetinin kurulması da büyük katkı sağlamıştır.

    İki savaş arası dönemde yapılan çalışmalar uluslararası ilişkilere sadece bir diplomasi tarihi olarak bakmamış, bu anlayıştan uzaklaşmış ve uluslararası hukuk ve uluslararası örgütler hakkında yapılan çalışmalar da ağırlık kazanmıştır. İkinci Dünya savaşı öncesi ve sonrasında yaşanılan olayların etkisiyle de uluslararası politika alanında yapılan çalışmalara ağırlık verilmiştir.

    Tüm gelişmelerin yanında uluslararası ilişkilerde, ekolojik faktörlerin ve insan ilişkilerinin uluslararası politikaya etkisi üzerinde durulmuş, savaşın nedenleri, caydırma, kuramları, entegrasyon kuramı, çatışma kuramları,karar verme, sistem ve oyun kuramları uluslararası ilişkiler ve dış politikada temel kuramlar haline geldiler.

    Bu kuramlar dışında diğer ana konular; ulusculuk, emperyalizm, sömürgecilik, Üçüncü Dünya, ideoloji, propaganda, ekonomik faktörlerin UI'ye etkisi, ittifaklar, bölgesel ve fonksiyonel entegrasyonlar, silahsızlanma, izolasyonizm vs. konularıdır


    Merhaba. Bu yazım kendi ders kitabımdan okuduğum ve anladığım kısımdan oluşuyor. Sadece giriş kısmını ekledim. Her okuduğum kısımdan kısa notlar paylaşacağım. Uluslararası ilişkiler ve siyaset bilimi bölümünde olanlara yardımcı olabilecek notlar olduklarını düşünüyorum. Düzeltmek ve ya eklemek istediğiniz kısımlar olursa lütfen yazın. Burası artık benim not defterim :)) Uluslararası İlişkiler ve Dış Politika Tayyar Arı
  • Bütün bunların yanında, Ermeni terör çeteleri yakın tarihte Türk diplomatlarına saldırılarını sürdürdüler. Ocak 1973, Mart 1985 arasında yaklaşık 50 Türk diplomatı ve kamu görevlisi, ABD, Avrupa, Avustralya ve Ortadoğuda Ermeni terör örgütü Asala tarafından kalleşce öldürüldüler. Ermeni terörü 1983 yılında destekçisini de vurdu. Asala'nın Paris, Orly Havaalanındaki kanlı saldırısı Fransa kamuoyunda şiddetli tepkilere yol açınca Ermeniler strateji değişikliğine gittiler. Küresel emperyalizm ise Türkiye üzerindeki amaçlarına ulaşmak için PKK terör örgütünü, Asala'nın yerine piyasaya sürdü.
  • (...)Bugün nasıl ABD demokrasi ideolojisiyle bir emperyalizm peşindeyse, Osmanlı da en ileri gaza temsilciliğini, siyasi üstünlük ideolojisi olarak benimsemiştir.(...)

    “Kayı Soyu Teorisi Siyasi Bir İddia”
    Söyleşi : Burak Artuner
    Sabah, 23.08.2009
  • 254 syf.
    ·17 günde·Puan vermedi
    Bu seriyi okurken defalarca kendimi sorgulamak zorunda kaldım. Modern kölelik denen kavramın neresindeydim? Kurulan tuzaklara nasıl ve ne şekilde düşmüştüm? Tüketim çılgınlığına hapsolmuş bir birey olarak ne durumdayım? Ve neleri değiştirebilidim?

    Bizler belkide ülkeleri ya da bazı milletleri kendimize, ülkemize düşman olarak görürken asıl düşmanın paraya hükmetmeye çalışan, bizlerin gözlerini türlü ilizyonlarla kör eden, tüketimi bitmek bilmeyen bir alışkanlık haline getirmeye çalışan şirketler veya o şirketleri yöneten aileler olduğunu çarpıcı örneklerle göz önüne seren bir seri.

    Bize empoze edilen tüketim çılgınlığının insanlara, doğaya ve dünyamıza nasıl zararlar verdiğini, bizlerin kendini özgür bireyler sanarken aslında modern köleler olduğumuzu defalarca okuyucunun yüzüne haykıran ayrıntılarla dolu

    Sadece yazarın tüm seri boyunca ABD'nin kurucu babalarına ve onların özgürlük isteklerine/düşlerine düzdüğü methiyeler bana çok da mantıklı gelmedi. Kurucu babaların kendilerine ve birleşik devletleri oluşturan kolonilere özgürlük isterken kendilerinin özgür insanların topraklarını ve hayatlatını gasp ettikleri, medeniyetleri yok ettikleri gerçeğini ne yazık ki göz ardı etmiş. Koloniler özgürlüklerini kazanırken o topraklara zorla getirip, en ağır şartlarda çalıştırılan kölelerin özgürlüklerini kazanması 89 yıl, insan yerine konup haklar kazanmaları ise neredeyse 200 yıl sürmüşken kurucuların özgürlük anlayışları pek de övülmeye layıkmış gibi gelmiyor bana.

    Özellikle serinin son kitabında şirketlerin veya kendi değimiyle şirketokrasinin nasıl yenilebileceğini akıcı bir dille anlatsa da ister istemez aklıma bazı sorular takıldı. '' ya sonra? ''. Bunu başarırsak eğer sonrasında ne olacaltı? Zamanında şirketleri kendi imparatorluklarını kurmak için kullanan empeyal ülkeler şimdi kendi ayaklarına dolanan bu şirketlerden kurtulduktan sonra ne yapacaklar? Bizler yazarın anlattığı yöntemlerle sömürü düzenini mi yoksa sadece sömürenin sıfatını mı değiştirmeyi başaracağız? Bana göre oyuncuyu değil senaryoyu değiştirmek gerekir. Adına kapitalizm, liberalizm, emperyalizm veya ne derseniz deyin insan doğasına, toplum yapısına aykırı bu sözde düzenleri insanların beyninden silip atmadıkça sadece sömürünün, güç tutkusunun şekli değişecek. Dünya bizler tarafından kirletilmeye, insanlar bizim arzularımız için ölmeye devam edecek.

    Evet okunası bir seri. Ders çıkarılacak, not alınacak bir sürü bölüm, paragraf, cümle içeriyor. Ama yine de birşeyler eksik. Birşeylerin üstü örtülmüş gibi. Şirketler ve şirketlerin önünü açan bazı politikacılar yerilirken kendine ulusalcı diyen ABD'nin sözde ulusal çıkarları için türlü oyunlar sergileyen bazı politikacıların övülmesi (özellikle son kitapta) samimiyetten uzak. Şunu bir kez daha anladım ki ne yazık ki günümüzde hiç kimse tüm gerçekleri haykıracak kadar cesur değil.
  • Yaşanan "Kanlı Pazar"dı.
    "Tam Bağımsız Türkiye", "Kahrolsun Emperyalizm", "Kahrolsun ABD" diyerek mücadele edenler, "dinsiz", "ko­münist", "hain" diyerek saldırılıyor, öldürülüyordu...
  • Değişik sosyo-ekonomik düzenlere sahip devletlerin barış içinde bir arada yaşaması ortaya konması gereken asıl sorundur. Dünyada, bu alanda büyük adımlar atıldı, ancak emperyalizm -ABD emperyalizmi- barış içinde bir arada yaşama hakkının sadece en büyük güçler için geçerli olduğu kanısında. Burada sizlere, başbakanımızın Kahire'de söylediği, İkinci Bağlantısız Ülkeler Hükümet ve Devlet Başkanları Konferansı bildirisinde sarf ettiği sözleri yenilemek istiyoruz: Dünya barışı
    güvence altına alınmak isteniyorsa, barış içinde yaşamak hakkı sadece en güçlülere tanınamaz. Barış içinde, bir arada yaşama ilkesine tüm devletler uymalıdır. Ülkelerin büyüklükleri, daha önce kurdukları ilişkiler ve belirli dönemlerde bazı ülkeler arasında çıkan sorunlar bu ilkelerin uygulanmasına engel olmamalıdır.
    Kolektif
    Sayfa 47