Baranbey... پایدار profil resmi
Baranbey... پایدار kapak resmi
Nedir; dedim bu yaşamak?

Bir düş, dedi; birkaç görüntü.

.. . .. . .. . ..

"Halbuki sen hâmil-i emanet, halife-i arzsın !"
(فيه ما فيه). ️
Selçuk Hukuk ️
Konya "Lâ-uhibbü’l-âfilîn"
152 okur puanı
23 May 15:42 tarihinde katıldı.
Nedir; dedim bu yaşamak?

Bir düş, dedi; birkaç görüntü.

.. . .. . .. . ..

"Halbuki sen hâmil-i emanet, halife-i arzsın !"
(فيه ما فيه). ️
Selçuk Hukuk ️
Konya "Lâ-uhibbü’l-âfilîn"
152 okur puanı
23 May 15:42 tarihinde katıldı.
  • 1254 syf.
    Risale-i Nur; asrımızın anlayış ve ihtiyacına göre yazılmış bir Kur'an tefsiridir. Her asrın manevi hastalığı ve ihtiyaçları birbirinden farklıdır. O asırda gelen alimler ise, Kur'an eczanesinde aldıkları uygun ilaçları toplayıp ümmetin istifadesine sunarlar.

    Fen ve ilim asrında yaşıyoruz. Bu ise beraberinde şüpheciliği ve ispatı getirmiştir. Şüphe ve ispatçılık, sadece fen ilimlerinde kalmamış, din ve maneviyatta da kendini göstermiştir. "Görmediğime inanmam" bakışı nice itikadların sarsılmasını netice vermiştir. Böyle bir durum, imanın şartları başta olmak üzere İslam'a ait her meselenin bilimsel ve ilmi izahını gerektirmiş ve hatta bir zaruret haline getirmiştir.

    İşte, Risale-i Nur'lar, başta bu ihtiyaç olmak üzere, daha bir çok konuda cevaplarımızı bulabileceğimiz bir Kur'an tefsiridir.

    Risâle-i Nur, Kur'ân âyetlerini mânâ yönünden açıklamasıyla tefsir ilmi içinde değer­lendirilirken; zamanın inanç ve ahlâk gibi problemlerini tartışması açısından da kelâm ilmi çerçevesinde değerlendirilmektedir. Müellifin kendisi bu iki hususu Risalelerinde belirtmiştir.

    Risâle-i Nur, konuları ele alış tarzı, muhtevasındaki derinliği ve kapsamlılığı birçok kesimin yoğun ilgisini çekmiştir. Bir yandan yurt içinde ve dışında çeşitli halk kesimleri tarafından okunmakta ve diğer yandan hakkında uluslararası sempozyumlar düzenlen­mekte ve birçok akademik makale ve tezlere konu olmaktadır.

    Bunlar arasında çağdaş düşünürlerden Faslı Prof. Dr. Taha Abdurrahman, Risâle-i Nur'un düşünce dünyasında yaptığı büyük devrimden söz ederken, onun diğer yönleri­nin yanında bu yönünün de kayda değer olduğuna dikkat çekmektedir:

    Alman filozofu Kant ve takipçileri, her şeyin merkezine aklı aldılar ve sadece aklın ürünü olan hususlara itibar ettiler. Hattâ bu hususta öyle ileri gittiler ki, İncil ve Kur'ân gibi semavî kitapları ve temsil ettikleri dinleri de aklın etrafında dönen diğer eşya arası­na katarak, aklı sistem içinde onlara bir tanım getirdiler. Yani, tıpkı eski insanların dün­yayı sabit sanıp güneşin de onun etrafında döndüğünü tevehhüm ettikleri gibi, aklı sabit kabul ederek semavi kitap ve dinleri onun etrafında gezdirdiler.

    'İşte Bediüzzaman, Risâle-i Nur’la düşünce dünyasındaki bu gidişatı olması gereken mecraya çevirdi—tıpkı ilim dünyasında Kopernik'in yaptığı gibi. Nasıl ki Kopernik, 'Dünyanın sabit, güneşin onun etrafında döndüğü şeklindeki eski görüşü ortadan kaldı­rıp; onun yerine, güneşin sabit, dünyanın hem kendi etrafında, hem güneşin etrafında döndüğünü* ispat etti; Bediüzzaman da Risâle-i Nur'la düşünce dünyasında buna benzer bir inkılap gerçekleştirdi: 'insanın düşünce dünyası sabit olamaz, her şeyi kendi etrafın­da döndürmeye gücü yetemez. Asıl sabit olan ve merkezde bulunan vahiy güneşidir. İn­sanın düşünce dünyası hem kendi ekseni etrafında döner, hem de vahiy güneşinin etra­fında döner' diyerek insan düşüncesinin olması gereken asıl yerini tespit etmiş, aklı yal­nızlık ve karanlıktan kurtararak aydınlatmış ve rahatlatmıştır."

    Ayrıca Risâle-i Nur, bir Kur'ân tefsiri olması itibariyle, aklın yanı sıra, kalb, ruh ve di­ğer bütün duygulara da hitap etmektedir. Ahlâkın bütün boyutlarına ışık tutmakta ve bir çok sosyal probleme çözümler sunmaktadır. Ancak onun bu ve bunun gibi daha bir çok meziyetini en iyi şekilde anlamanın yolu her halde onu açıp bizatihi okumak ve yaşamakla olur.

    Risale-i Nur, Bediüzzaman Said Nursi’nin yazdığı bir Kur’an tefsiridir. Müellif, Kur’an-ı Kerimi baştan sona tefsir etmek niyetiyle önce İşaratu’l-İ’caz isimli eseri yazmıştır. Bu eser, Fatiha suresini ve Bakara suresinin ilk otuz üç ayetini sırayla tefsir etmektedir. Arapça olarak telif olunan bu eser, Kur'an'ın nazmındaki mucizeliği göstermede bir şaheserdir.

    Müellif, Kur'an'ın tamamını bu minval üzere altmış - yetmiş cilt olarak tefsir etmeyi düşünürken, gelişen olaylar zinciri onu Türkçe bir Kur’an tefsiri yazmaya sevk eder. Sürgüne gönderildiği Barla, Kastamonu ve Emirdağ’da, ayrıca Eskişehir, Denizli ve Afyon hapishanelerinde yirmi üç yıl boyunca tefsirini yazmaya devam eder.

    Risale-i Nur, Kur'an'ın baştan sona tüm ayetlerini değil, özellikle imana ve hakikate taalluk eden bin civarında ayetini açıklar. Açıklanan bu ayetlerin ışığında, diğer ayetleri de yorumlayabilecek muazzam bir altyapı kazandırır.

    Risale-i Nur'da ele alınan ayetler, genelde din düşmanları tarafından tenkit konusu yapılmış ayetlerdir. Risale-i Nur, onların tenkit ettikleri noktalarda i’caz parıltıları olduğunu, aklı başında olanlara izah ve ispat eder. Nitekim, onun izahları sonucu olarak, nice din düşmanı ikna olmuş, İslam’a girmiş, ikna olmayanlar ise en azından ilzam olarak sesini kesmek zorunda kalmıştır.

    Risale-i Nur'da, söz gelimi “Namaz nasıl kılınır? Farzları ve sünnetleri nelerdir?” gibi konulara girilmez. Ama, “Namaz niçin kılınır? Niçin belli vakitlerde eda edilir?” türünden soruların cevabı gayet delilli bir şekilde ele alınır. Onu okuyan biri, namaz kılma konusunda ikna olunca, nasıl kılınacağını fıkıh kitaplarından öğrenir.

    Evet, Risale-i Nur,

    • Kur’ânın parlak, mânevî bir i’câzı,
    • Kur'ân denizinden bir damla,
    • O güneşin bir ışığı,
    • O hakikat ilminin kaynağından mülhem ve feyzinden gelen mânevî bir tercümesi,
    • Kur’ân'ın kudsi hazinesinin sandukçaları,
    • Kur’ân'ın kudsi eczanesinden birer reçete,
    • Şu zamanın yaralarına en münasip bir ilâç, bir merhem,
    • Zulümatın tehacümatına maruz heyet-i İslâmiyeye en faydalı bir nur,
    • Dalalet vadilerinde hayrete düşenler için en doğru bir rehber,
    • Kur’ânî hakikatlere birer anahtar,
    • O hakikatleri inkâr etmeye çalışanların başlarına inen birer elmas kılıç,
    • Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyan'ın nurani caddesinde birer elektrik lambası,
    • Kur’ân nurlarının tercümanı,
    • Kur’ân'ın mânevî i’câzından çıkan hiç kopmaz sağlam bir kulp,
    • Karanlıklardan aydınlığa çıkaracak nurani bir vesile,
    • Kur’ân'ın hakiki bir tefsiri,
    • Hakikatının bir tercümanı,
    • Meselelerinin bir bürhanıdır.

    Risale-i Nur Külliyatı, bütün insanlığa son derece faydalı manalar ve mesajlar ihtiva eder. Hangi din veya mezhebe, hangi meslek veya meşrebe mensup olursa olsun herkesin bu ilimler hazinesinden yararlanmak en tabii hakkıdır...
  • 528 syf.
    Hukuk fakültesine ilk başladığınızda elimizin altından ayırmadığınız akıcı, sade ve çok güzel hazırlanmış bir kitap. Gerçekten bu alanda Kemal Gözler hocamız hukuku sevdirmek ve anlatmak noktasında öğrencinin yanında olan çok değerli bir insan.
  • 208 syf.
    Selçuk üniversitesi hukuk fakültesi hocalarından olup Milletlerası Hukuk dersine girmektedir.
    Uluslararası hukuk veya devletlerarası hukuk, uluslararası ilişkiler altında bir disiplin olmasının yanı sıra kamu hukukunun bir dalıdır. Bir uluslararası ilişkiler disiplini olarak uluslararası ilişkilerin hukuksal boyutunu bilimsel bir disiplin içinde inceler ve düzenler.
  • 112 syf.
    Gök, zemin, dağ tahammülünden çekindiği ve korktuğu emanetin müteaddid vücuhundan bir ferdi, bir vechi, ene'dir. Evet ene, zaman-ı Âdem'den şimdiye kadar âlem-i insaniyetin etrafına dal budak salan nurani bir şecere-i tûbâ ile, müdhiş bir şecere-i zakkumun çekirdeğidir.
    Ene Zerre - 6
  • 87 syf.
    ·Beğendi
    S- Neden tekebbür küçüklük alâmetidir?
    C- Zira her bir insan için, içinde görünecek ve onunla nâsı temaşa edecek bir mertebe-i haysiyet ve şöhret vardır. İşte o mertebe eğer kamet-i istidadından daha yüksek ise; o, o seviyede görünmek için tekebbür ile ona uzanıp tetavül ve tekebbür edecektir. Şayet kıymet ve istihkakı daha bülend ise, tevazu ile tekavvüs edip ona eğilecektir.
    Münazarat - 24o
  • 304 syf.
    Elhasıl: Haşre mani' hiçbir şey yoktur. Muktezî ise her şeydir. Evet mahşer-i acaib olan şu koca Arzı, âdi bir hayvan gibi imate ve ihya eden ve beşer ve hayvana hoş bir beşik, güzel bir gemi yapan ve Güneş'i onlara şu misafirhanede ışık verici ve ısındırıcı bir lâmba eden, seyyaratı meleklerine tayyare yapan bir zâtın, bu derece muhteşem ve sermedî rububiyeti ve bu derece muazzam ve muhit hâkimiyeti; elbette yalnız böyle geçici, devamsız, bîkarar, ehemmiyetsiz, mütegayyir, bekasız, nâkıs, tekemmülsüz umûr-u dünya üzerinde kurulmaz ve durmaz. Demek ona şayeste, daimî, berkarar, zevalsiz, muhteşem bir diyar-ı âher var. Başka bâki bir memleketi vardır. Bizi onun için çalıştırır. Oraya davet eder ve oraya nakledeceğine; zahirden hakikate geçen ve kurb-u huzuruna müşerref olan bütün ervah-ı neyyire ashabı, bütün kulûb-ü münevvere aktabı, bütün ukûl-ü nuraniye erbabı şehadet ediyorlar ve bir mükâfat ve mücazat ihzar ettiğini müttefikan haber veriyorlar ve mükerreren pek kuvvetli va'd ve pek şiddetli tehdid eder, naklederler.
    Haşir - 79
  • 200 syf.
    Lübbü bulmayan, kışır ile meşgul olur. Hakikatı tanımayan hayalâta sapar. Sırat-ı müstakimi göremeyen, ifrat ve tefrite düşer. Muvazenesiz ve mizansız olan çok aldanır, aldatır.
    Muhakemat - 49
  • 64 syf.
    ·Beğendi
    BİRİNCİ DÜSTURUNUZ:
    Amelinizde rıza-yı İlahî olmalı. Eğer o razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok. Eğer o kabul etse, bütün halk reddetse tesiri yok. O razı olduktan ve kabul ettikten sonra, isterse ve hikmeti iktiza ederse, sizler istemek talebinde olmadığınız halde, halklara da kabul ettirir, onları da razı eder. Onun için, bu hizmette doğrudan doğruya yalnız Cenab-ı Hakk'ın rızasını esas maksad yapmak gerektir.
    İhlas Risalesi - 33
  • 254 syf.
    ·Beğendi
    ﺑَﺸِّﺮْ: "Beşaret" tabiri; Cennet'in, Cenab-ı Hakk'ın fazl-ı kereminden bir hediye-i İlahiye olup, amelin ücreti mukabilinde vâcib bir hak olmadığına işarettir. Çünki hak ve ücretin verilmesi, beşaretle tabir edilemez. Buna binaen yapılan ibadet, Cennet için olmamalıdır. Tebşirin sîga-i emir kıyafetiyle zikri, tebliğin takdirine işarettir. Çünki Resul-ü Ekrem (A.S.M.) tebliğe memurdur, tebşire mükellef değildir. Takdir-i kelâm: "Müjdeleyerek tebliğ et" demektir.
    İşarat-ül İ'caz - 148
  • 144 syf.
    Altıncı Deva
    Ey elemden teşekki eden hasta! Senden soruyorum, geçmiş ömrünü düşün ve o ömürde geçmiş lezzetli safa günleri ve bela ve elemli vakitlerini tahattur et. Herhalde ya oh ya âh diyeceksin. Yani, ya elhamdülillah şükür veyahut “vâ-hasretâ, vâ-esefâ” kalbin veya lisanın diyecek.

    Dikkat et, sana oh elhamdülillah şükür dediren, senin başından geçmiş elemler, musibetlerin düşünmesi, bir manevî lezzeti deşiyor ki senin kalbin şükreder. Çünkü elemin zevali, lezzettir. O elemler, o musibetler zevaliyle, ruhta bir lezzet irsiyet bırakmış ki düşünmekle deşilse ruhtan bir lezzet akıyor, şükürler takattur ediyor.
Nedir; dedim bu yaşamak?

Bir düş, dedi; birkaç görüntü.

.. . .. . .. . ..

"Halbuki sen hâmil-i emanet, halife-i arzsın !"
(فيه ما فيه). ️
Selçuk Hukuk ️
Konya "Lâ-uhibbü’l-âfilîn"
152 okur puanı
23 May 15:42 tarihinde katıldı.

Beğendiği kitaplar 19 kitap

  • Bir Değirmendir Bu Dünya
  • Mağaradakiler
  • Kendini Arayan Adam
  • Sünuhat
  • Münazarat
  • Uhuvvet Risalesi
  • İhlâs Risaleleri
  • İşaratü-l İ'caz
  • Mesnevi-i Nuriye
  • Tarihçe-i Hayat

Beğendiği yazarlar 42 kitap

  • Halil Cibran
  • Platon
  • Nureddin Yıldız
  • Şeyh Sadi Şirazi
  • İmam Nevevi
  • Senai Demirci
  • Ziya Paşa
  • William Chittick
  • Roger Garaudy
  • Muhammed Emin Yıldırım