• *Kitap Hakkında Bilgi İçermez!

    Bu kitap tam woow'luk olmuş! -Kerem Bursin cosplay.-

    Harika, harika, harikaydı... Gözlerimi kırpmadan, bazen nefes bile almayı unutarak okudum kitabı. Dan Brown, yine kendine yakışanı yapmış.

    1)Kitabın ana temasını oluşturan Edmond'ın girişteki konuşmasında söyledikleri kitabı ilk elime aldığım sıralarda mantıklı gelse de, sonrasında oturup düşündüm. Sürekli bilimle gelişen bir dünya bize ne getirirdi? Yapay insanlar, bilgisayarlar, samimiyetten eser olmayan bir dünya... Peki dertlerimiz? Neden ibaret olacak dertlerimiz? Dertlerimiz olduğunda kimi hatırlayacağız? Sığınacak bir Tanrı olmaması düşüncesi bana büyük bir boşluğa itilme durumu gibi gözüküyor. Kendimden örnek vereyim: Bir kaç gün önce ameliyat oldum ve şifa verici, yardım edici tek varlık olarak Allah'ı hissettim yanımda, O'nun yokluğu büyük bir boşluk bırakırdı içimde diye düşünmeden edemedim, Edmond'ın enstantanesini okuduğumda.

    2)Dünyanın dengeleri Sultan Abdülhamid Han tahttan indikten hemen sonrasında tamamıyla değişmişti zaten. Artık ne dinler yönetecekti dünyayı, ne de krallar... Hiç bir zaman tükenmeyecek bir metaydı yerlerine gelen şey: PARA! Yani kapitalizm... Yeni bir dünya düzeni aramamıza gerek yoktu aslında Edmond, bu dünyanın para babalarının düzenin değişmesine izin vereceklerini sanmıyorum çünkü...

    3)İşin içinde Robert Langdon olunca, dinlerin de işin içinde olması kaçınılmaz oluyor elbette. Her kutsal inancın, kendine göre çarpıklıkları var. Hristiyanların içinde de bir sürü cemaatler, ayrışmalar, tefrikalar gırla gidiyor. O onu kabul etmiyor, diğeri ise diğerini. Gülün Adı kitabında da çok net görmüştüm bu hizipleşmeyi. Herkes kendini "en doğru" olarak kabul etmiş. Tıpkı bizdeki cemaatler gibi, görünürde herkes aynı Allah'ın kulu, ama "Allah'ın ipine sımsıkı sarılın, ayrılığa düşmeyin!" diyen ayetler bile "bir edemedi" bizi... Herkes kendi düşüncesini ilah edinmiş durumda, herkes "en doğru" herkes "en haklı..."

    4)Ayrıca şu piskoposa da acayip kıl oldum arkadaş. Sürekli içimden: "Ulan bu adamda var bir şey amaaa..." diye kurulan cümleler geçti durdu. Haklı olup olmadığımı tabii ki okuduğunuzda göreceksiniz. :)

    5)Bu sefer kitapta sanatsal ve dini mekanlardan çok, kişiler ön plandaydı. Çok fazla kişi, çok fazla olay vardı içerisinde. Açıkçası bir kaç bölüm sonrasına geçtiğimde "Allah Allah bu adam kimdi yahu?" diye kendi kendime sorduğum bile oldu. Onun için kitabı elinize aldığınızda, bir çırpıda okumanızda fayda var.

    *Şu bir gerçek ki, kim ne derse desin bu dünyada bir "ölüm" gerçeği var. Bakın bir dedenizin dedesi yaşıyor mu? Ölü oğlu ölüyüz biz. Hepimiz ölülerin torunlarıyız. Ne kadar bilimsel olarak açıklamalar yapmaya çalışsak da, her dinde farklı, her mistik inançta farklı bir var oluş biçimi varsa da, ölüm hep aynı. "Bizim yokluğumuz." Bir düşünün! Siz yoksanız bu dünya yok. O zaman kendinize iyi bakın, çünkü bu dünya sizinle anlamlı. Ve şunu da unutmayın, unutmayalım: Ölü oğlu ölüyüz biz. İster toprağa gömülerek, ister yakılarak, ister cesedimiz bir nehre atılarak, hepimiz o gerçeği yaşayacağız. Bunu asla aklımızdan çıkarmamamız ve ona göre yaşamamız temennisiyle...
    Bol okumalı, aydınlık günlere dostlar...
  • Sultan İkinci Abdülhamid Han'ın siyasî dehası ve devletin en buhranlı devirlerindeki idarî kabiliyeti, onu pek çok yönden ön plana çıkarır.
  • Abdülhamid katiyen zalim değildi.
    Adına ve hatırasına eklenen “Kızıl Sultan” lâkabı tarihin en büyük yalanı. Boğdurulup yok edilen devrimci talebeler masalı yalan, çuvallara dikilip Boğaz’ın sularına atılan saraylı kadınlar hikâyesi yalan! Tam tersine… Abdülhamid şiddetten nefret ederdi. Tahammül edemezdi kan akmasına, maddî eza duyardı. Nefret ederdi darağacından. Affetme salahiyetini her vesileyle kullanırdı. (Cemil Meriç)

    • İlk defa elektriği, gazı getiren, ilk modern eczanemizi açtıran,
    • İlk otomobili getiren, 5 bin km kara yolunu yaptırtan,
    • Dünyanın ilk metrolarından birini Karaköy-Taksim arasına yaptıran, atlı ve elektrikli tramvaylar kuran,
    • Kudüs-Yafa, Ankara-İstanbul ve Hicaz demir yollarını yaptıran (Haydarpaşa Tren İstasyonunu da tabi),
    • İstanbul’un binlerce fotoğrafını çektiren, Arkeoloji müzeciliğini başlatan,
    • Chicago’daki turizm fuarına ülkemizi ilk kez sokan,
    • Kuduz aşısının bulunmasından sonra Ülkemizin ilk Kuduz Hastanesini (İstanbul Darü’l-Kelb Tedavihanesi) açtıran,
    • Polisiye romanların ülkemize girişini sağlayan, (14 yıl içinde basılan 4000 kitaptan sadece 200 kadarı dinle ilgili idi..)
    • Okullara (Hristiyan okulları dahil) gönderdiği emirde, Türkçe’nin iyi öğretilmesini isteyen, Azerbaycan okullarında Türkçe yasağını kaldıran, Paris’te İslam Külliyesi kuran!
    • Teselya savaşı sürerken saraylı hanımlara askerler için çamaşır diktiren de, hastaneleri ziyaret edip hastaların ihtiyaçlarını soran da, sarayın bahçesinde bile hastalara hizmet ettirten de!
    • Midilli adasını eşi Fatma Pesend Hanım’ın şahsi mülkünden ısrarla verdiği para ile Fransızlardan geri alanda O!
    • Israrla yerli kumaş giyen, Hereke bez fabrikası ve Feshaneyi kuran,
    • Ziraat Bankasını kuran, Ticaret, Sanayi ve Ziraat Odalarını açtıran,
    • Yıldız Çini fabrikasını, Beykoz ve Kağıthane kağıt fabrikalarını,
    • Toplu sünnet merasimleri yaptırıp her bir çocuğa çeyrek altın gönderen, bu yüzden yaz aylarında toplu sünnetleri moda eden,
    • Mezuniyet törenlerinde öğrencilere hediye kitap gönderen,
    • Yoksul halkına kendi cebinden ödeyerek kömür dağıtan,
    • Ermeni Onnik’in mektubu üzerine kendi parasından takma bacak yaptırtan,
    • Biriktirdiği parasından bir kısmını her sene borç yüzünden hapse düşenleri kurtarmaya tahsis eden,
    • Modern matbaa makinelerini Türkiye’ye getirten, ücretsiz kitap dağıttıran, 6 bin kitabın çevrilmesini sağlayan, Beyazıt kütüphanesini kurup 30 bin kitap bağışlayan (10 bini el yazmasıdır),
    • Yabancı bilim adamı ve yazarlara Nişanlar veren,
    • Her yıl 30 bin saksı satın alıp çiçek ektiren,
    • Bizim Hekimbaşı çöplüğü dediğimiz yerde gül yetiştiriciliği yaptıran da (Isparta’daki gül yetiştiriciliği de O’nun öncülüğünde başlamıştır),
    • Türkiye’nin birçok yerinde saat kuleleri yaptıranda O dur! (İzmir,Dolmabahçe..),
    • Hindistan, Cava, Afganistan, Çin, Malezya, Endonezya, Açe, Zengibar, Orta Asya ve Japonya ya elçiler ve din adamları gönderen,
    • Latin Amerika ülkeleri ile diplomasiyi başlatan,
    • Yalova Termal kaplıcalarını kurduran, Terkos’un sularını İstanbul’a taşıtan, Bursa’nın bir köyünde bile çeşme yaptırabilen O dur, (Sadece İstanbul’a 40 çeşme yaptırmıştır),
    • Sarayında yaptırdığı tiyatroda oyunlar ve opera izleyen,
    • Sarayda müzik okulu kurduran, çocuklarına piyano çaldırtan, hatta sarayda kızlar bandosu oluşturan,
    • Kendi elleri ile yaptığı marangozluk eşyalarını hediye etmeyi seven,
    • Kendisine yapılan bombalı suikast de 26 kişinin ölmesine, 58 kişinin yaralanmasına rağmen Ermeni katili affedip Avrupa da hafiyelik yapmaya gönderen de O dur.
    • Doğu Türkistan’a gönderdiği askeri yardım ile Çinlilere karşı onları örgütleyen, Çin'in göbeği Pekin'de Hamidiye Üniversitesini kurdurtan da,
    • Beş vakit namazını aksatmadan kılan, hiçbir evrakı abdestsiz imzalamayan (hatta yere bile basmayan [yatağının dibinde teyemmüm tuğlası bulunduruyordu]),
    • Yeni gemiler alan, toplar(Çanakkale Savaşı’ndaki çoğu top), tüfekler getirten de!
    • Telefonu Avrupa’dan 5 yıl sonra ülkemize getiren de O dur!
    • Kiliselere, sinagoglara yardım eden (hatta Vatikan’da kilise yapılmasına bile yardım eden),
    • Peygamberimize, dinimize veya Osmanlıya hakaret içeren oyunları kaldırtan (Fransa-İngiltere-Roma-ABD) (Bir piyes için bile Alman İmparatorunu devreye sokmuştur),
    • ABD’nin Erzurum’da konsolosluk açmasını reddeden, İzmir limanına izinsiz girmeye kalkan ABD savaş gemisini top ateşine tutturan,
    • İstanbul boğazı için iki köprü projesi çizdiren (bir tanesi tam bu günkü Fatih S.M.köprüsünün bulunduğu mevkidedir),
    • Darülaceze yaptırıp içine sinagog, kilise ve cami koyduran,
    • Çocuk hastanesi (Şişli Etfal [çocuklar] Hastanesi) açtıran,
    • Kendisine “Allah’ın belası”diyen Namık Kemal’i Rodos ve Sakız adası valiliklerine atayan, parasını cebinden ödediği yerde kabir yaptırtan,
    • Posta ve Telgraf teşkilatını kurduran (Sirkeci Büyük Postane binası..),
    • Abdülhamit ve Abdülmecid (dünyanın ilk torpido atan denizaltısı) adında denizaltılarımızı Taşkızak tersanesinde yaptırtan da (üstelik kendi cebinden..), O!
    • İlkokulu zorunlu tutan (kız ve erkeklere), ilk kız okullarını açtıran, 15 tane okulda karma eğitime ilk defa geçen,
    • Öğretmen yetiştirmek için okullar yaptıran (32 tane) (ör.şimdiki adı ile Bursa Çelebi Mehmet okulu), Kız Öğretmen Okullu açan (Daarül Malumat),
    • Cami yaptırdığı her köyde birde ilkokul yaptıran (Mesela sadece Sivas’taki ilkokul sayısı 1637), okuma yazma oranının 5 kat arttıran, (1900 yılında ilkokul sayısı 29.130’u bulmuştu, sadece Anadolu’da 14 bin ilkokul vardı)
    • Orta okul (Rüşdiye)sayısı 619’a çıktı, Fransızca dersleri konuldu,
    • Lise eğitimi için İdadiler açan (109 tane), (İstanbul Erkek-Kabataş Lisesi..)
    • İstanbul’da Darülfünün (Üniversite) açan, Dünyanın ilk Dişçilik okulunu kuran,
    • Ayrıca Deniz Mühendis Okulu, Askeri Tıp Okulu (GATA’nın atası), Kuleli Askeri okulu, Mekteb-i Harbiyeler (Harp Okulları yani) ,Askeri Baytar Okulu, Kurmay Okulu, Mekteb-i Mülkiye (Siyasal Bilgiler Fak.), Mekteb-i Tıbbıye-i (Marmara Ünv.Tıp Fak.), Mekteb-i Hukuk, Ziraat ve Baytar Mektebi, Hendese-i Mülkiye (Yüksek mühendis okulu), Daarül Muallim-i Adliye (Yüksek Adalet Okulu), Maliye-i Mekteb-i Ali (Yüksek Ticaret Okulu), Ticaret-i Bahriye (Deniz Ticaret Okulu), Sanayi-i Nefise Mektebi (Güzel sanatlar fak.), Hamidiye Ticaret Mektebi (İktisadi ve Ticari ilimler akademisi), Aşiret Mektebi (Osmanlılık fikrini yaymak için), Bursa’da İpekböcekçiliği okulu, Dilsiz ve Âmâ Okulu, Bağcılık ve Aşıcılık Okulu, Orman ve Madencilik Okulu, Polis Okulu onun tarafından kurulmuştur.
    • Unutmadan bide Ankara’da Çoban Okulu var..

    Mekanı cennet olsun
  • “Osmanlı eğer Filistin’den çekilirse, orada kıyâmete kadar kan durmayacaktır!”
  • Yarabbi, müslümanların devletini "Ebed müddet" eyle!
  • Bir de ona "Kızıl Sultan" derler değil mi?
    Bu, ne zıddıyle gösterilen dünya!..
  • Bu inceleme, kitabı bana Kitap Paylaşma Etkinliği ( #31517587) kapsamında hediye eden https://1000kitap.com/1Burak Bey'e ithaftır. Aldığım hediye kitapların içinde en güzellerinden.. Teşekkür ederim :)



    Siteye kaydolmama vesile olan kitaptır Yedi Güzel Adam. "Yedi Güzel Adam kim yahu? Herkes onları konuşuyor" derkeeenn bir bakmışım buradayım. Aslında etkinliği ( #31574561) kayıt olduğum ay olan Kasım'da mı yapsaydım, bilemedim. Hem ne demişler: "Kasım'da aşk, başkadır." :D

    İnternette şiiri okurken kısa bir şey sanmıştım da oku oku bitmemişti. Hiçbir şey de anlamamıştım şiirden. Hatta bi arkadaşıma "şunu bi okusana" dediğimde bana "bu ne biçim şiir?" demişti. "Ya anlamıyoruz ama altında çok derin manalar yatıyor" dediğimde de gülüp "başkalarına sorsan, onlarda diyecekler bu şiirin çok garip olduğunu. Ama sana sorsan 'anlamıyoruz ama çok anlamlı.' " demişti.

    Hakikaten babam da der hep bana: "normal insanlar gibi ol." Ama ben olamıyorum :D Her şey fazla anlamlı değil mi sizce de? :D

    Kitaba gelince.. Kitaba gelinmiyor :D Çünkü anlaşılmıyor. Çoğu zaman okumuş olmak için okumak zorunda kalıyorsun. Ama yinede yarım bırakmıyorsun, bırakamıyorsun çünkü çıldırtan bir uyum ve güzelliği var..

    Kitap bir yönüyle bana Risale-i Nur'u anlattı. Bilen bilir. Risale'ler de ilk okuyuşta anlaması zordur. Okudukça açılır. Bu kitapta okudukça açılacak gibi. İlk okuyuşta "o neydi gız" şaşkınlığı bırakıyor. Bir yönüyle de Risale'den farklı. O da şu ki, Risale-i Nur'un müellifi Said Nursi, döneminde kullanılan Türkçe ile yazdığı için, kitap o kadar kapalı kalmış. Yani Zarifoğlu gibi, anlatımı özellikle muğlak hale getirmek istediğini sanmıyorum. Cahit'cim Zarifoğlu ise adeta anlaşılmamak için uğraşmış. :))

    Yinede üstün zekâm sayesinde anladığım bazı yerler oldu. :D Ya da anladığımı zannettiğim. Bunlardan birkaç örnek vereyim:

    - 29. Sayfa da Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, Ebubekir, Ömer ve Osman Radiyallahu Anhum arasında geçen hadisenin anlatıldığını zannediyorum:

    "Dağ bu
    Yılanla kımıldanırdı
    Yılanla kımıldanırdı

    Yedi güzel adamdan biri
    Bir gün bir dağ göreni
    Durdu değmeden bilmeden devinirken
    Durdu durdu seyreyledi

    Sordu:
    dağ nicesin
    günde mi gecede misin
    geçmişte şimdide
    yoksa gelecek bir düşte misin

    Dağ serpildi
    Atıldı yeniden yer tuttu
    İlk kez yılanla kıpırdanmadı"

    Kaynak olarak şu iki hadis-i şerif'i sunacağım:

    1) “Uhud öyle bir dağdır ki, o bize muhabbet eder, biz de ona muhabbet ederiz”
    (Müslim, Hac, 504)

    2) Bir gün Habîbullah Efendimiz, EbûBekir, Ömer ve Osman radiyallahu anhum, Uhud Dağının üzerine teşrif edince, Uhud Dağı onların aşkıyla çoşar ve sallanmaya başlar. Bunun üzerine Rasûl-i Kibriyâ sallallahu aleyhi ve sellem, kadem-i şerifi ile uyararak, onu teskîn için şöyle buyurur: “Sâkin ol ey Uhud! üzerinde bir peygamber, bir sıddîk ve iki şehîd var.”
    (Tirmizi, Menakıb, 18)

    - 32. Sayfada Yedi Uyur olarak bilinen Ashab-ı kehf'in anlatıldığını düşünüyorum:

    "Yedi adamdan biri
    Bir gün bir dağ göreni
    Yeni bir soluk çekti içine
    Değişti aynı kalarak
    İndi kente
    Dağıyla
    Esen başı"

    Bakınız: https://sorularlaislamiyet.com/...adisler-hangileridir

    - 37. Sayfada Arşın Gölgesinde Gölgelenecek Yedi kişiden birisinin anlatıldığını görüyorsunuz, ya da belki Yusuf aleyhisselam'ı..

    "Sen melek uyarmalarıyla
    Uyarılan erkek
    Bu gece bir şehvet azarladın
    Hayvan kovdun
    Yatağını yüceltenlerden oldun"


    1) Ebu Hureyre radıyallahu anh'dan rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

    Başka bir gölgenin bulunmadığı Kıyamet gününde Allah Teala, yedi insanı, arşının gölgesinde barındıracaktır:
    ...
    - Güzel ve mevki sahibi bir kadının beraber olma isteğine "Ben Allah'tan korkarım" diye yaklaşmayan yiğit,
    ...
    (Buhari, Ezan 36, Zekat 16, Rikak 24, Hudüd 19; Müslim, Zekat 91. Ayrıca bk. Tirmizî, Zühd 53; Nesaî, Kudat 2)

    2) Evinde bulunduğu kadın (gönlünü ona kaptırıp) ondan arzuladığı şeyi elde etmek istedi ve kapıları kilitleyerek 'Haydi gelsene!' dedi. O ise, 'Allah’a sığınırım, çünkü o (kocan)...bana iyi baktı. Şüphesiz zalimler kurtuluşa eremezler.' dedi.

    - 100. Sayfada İbrahim aleyhisselam'ın ateşe atılıp yanmadığı hadisesi:

    "Tanrı adıyla renk değiştiren mavileşen ateşe
    Örtü yayıp otururlar ateşten ateş ve yanmazlar
    Güvercin teslimiyeti içinde
    Bakın istiyorsak"

    ° ° ° °

    Anladığım kadarıyla, bu Yedi Güzel Adam ifadesi sadece Sezai Karakoç, Rasim Özdenören vd için değil, ayet ve hadislerde bahsedilen yedişerli gruplar için de kullanılmış. Tam bir ince zekâ ürünü. "Akşam Sofrasında Yedi Kişilik Bir Aile Oyunu" başlığından sonra sahneye Abdulhamid Han'ı almış. Sanıyorum ki onu da Yedi Güzel Adam'dan bilmiş Zarif Şair.

    Hoşuma giden birkaç alıntıyı da buraya bırakıyorum:

    » Güzelin düşmanı güzel olur
    Güzelin yari güzel olur
    (12. sf)

    » Halk aşksızsa sokaklar
    banka dükkanlarıyla doludur
    (35. sf)

    » Yanıldım avrupalanmakla çün bizde
    Kadını kelimeyle kurarlar saklarlar örtülerle
    (93. sf)

    » Sürüyü çobansız bırakan çobanın
    Hep içilmez sulara varan koyunların
    (110. sf)

    » Her doğdu
    Bir ölendi
    (119. sf)


    Son olarak Cahit Zarifoğlu'nun ağzından bir itiraf duyacaksınız:

    » » 121. Sayfa

    - eyeski sevdiklerim -

    Sizi şaşırtıyorum. Sanatım
    Fakat ben korkutuldum

    Bana öyle geliyor ki Zarifoğlu (hayat hikayesini fazla bilmiyorum) geçmişinde kalan ("yanıldım avrupalanmakla" 93. sf) kişiler tarafından, gelecekte olmak istediği yaşam şekli yüzünden tehdit edildi. Bu yüzden anlatacaklarını mümkün oldukça kapalı anlatmaya çalıştı. Bu sadece bir tahmindir. Elbette en doğrusunu Allah bilir.

    Okuduğunuz için teşekkür, okumanız için tavsiye ederim Bol yıldızlı, hayırlı geceler dilerim.