• 1. Bedir Savaşı'na katılanların cennetlik olduklarını bizzat Resulü Ekrem Efendimiz müjdelemişlerdir.

    2. Savaşın seyri sırasında kendilerine Allah tarafından gönderilen meleklerin de katıldığı Kur'ân'da bildirilmiş olup bu onlar için ayrıca bir fazilet sebebidir.

    3. Ehli kemâl bazı zevatın beyanına nazaran evliyâullahdan pek çoğu velilik makamına Bedir ehlinin mübarek isimlerini okumaya devam etmekle nail olmuşlardır.

    4. Birçok hastalığa tutulan kimsenin Bedir ehlinin mübarek ismini zikr ederek bu vesile ile şifa taleb edip lütfü ilâhiye mazhar olarak hastalık­larından kurtuldukları rivayet edilmektedir.

    5. Ehli irfan bir zat: "Hasta bir kimsenin başı­na elimi koyup halis bir niyyetle Bedir ashabının adını okuduğumda mutlak şifa hâsıl olmuştur. Hatta hastanın eceli dahi gelmişse en azından rahatsızlığı hafiflemiştir." demektedir.

    6. Bazıları da: "Duadan önce Bedir ashabının isimlerinin okunmasının duânin sür'atle kabulüne vesile olduğunu" söylemişlerdir.

    Cafer b. Abdullah şöyle diyor:

    "Babam bana Peygamber (asm)'in bütün ashabını sevmemi vasiyet eder ve şunu ilave ederdi:

    'Ey canım yavrum, Bedir ashabının adı zikr edilince duâ kabul olunur, bu mübarek isimleri zikreden kulu, ilâhi rahmet; bereket gufran ve rızâ-ı İlâhî kuşatır. Bu isimleri okuyarak hacetde bulunanın dileği mutlaka yerine getirilir...' "

    7. "Ehli Bedrin üzerinde bulundurmak, oku­mak, hıfzetmek, düşman üzerine nusret, düşman­ların şerrinden vikayet ve yangın ve hırsız ve boğul­maktan sıyânet ve veba ve tâûn ve cünûn ve emrazı sâireden himayet ve zevali fark ve husûlu gına ve vefâi duyûn ve güfrânü zünûb ve keşfi kürûb ve ten­viri kulûb velhâsıl cemîi matâlibi dünyeviyyeye ve mekâsıdı uhreviyyeye vusul ve celbi menfaii âlakiyye ve enfüsiyye ve ins ve cinnin mazaratlarını defetmek ve merâtibi dünyeviyyeye nail olmak için iksiri mücerreb olduğuna Meşihât-ı İslâmiyye tarafından mücahidini Islamiyyeye hediye olunmuştur."

    Şu kadar var ki: Bu mübarek isimlerin okunuşu sırasında herbirinin adı söylenince, Radıyallahü anh "Allah ondan razı olsun" demek lazımdır. Şüphe yok ki Peygamberimizin (asm) adı söylenince "Sallallahü Aleyhi ve Sellem" denecektir. Zira bu edebe riayet etmek, maksadın daha kısa zamanda elde edilmesinde vesiledir.

    Cenab-ı Hak (c.c.) bizleri onların şefaatine nail eylesin. Amin

    (Rıdvanullahi aleyhim ecmeıyn)

    01. Seyyidüna ve nebiyyüna Muhammed el-Muhaciri (Sallallahu teala aleyhi ve sellem)
    02. Seyyidüna Ebû Bekir Sıddıyk el-Muhaciri (R.A.)
    03. Seyyidüna Ömer ibnü'l-Hattab el-Muhaciri (R.A.)
    04. Seyyidüna Osman ibn-i Affan el-Muhaciri (R.A.)
    05. Seyyidüna Aliyy ibn-i Ebi Talib el-Muhaciri (R.A.)
    06. Seyyidüna Talha bin Ubeydullah el-Muhaciri (R.A.)
    07. Seyyidüna Zübeyr ibn-i Avvam el-Muhaciri (R.A.)
    08. Seyyidüna Abdurrahman bin Avf el-Muhaciri (R.A.)
    09. Seyyidüna Sa'd bin Ebi Vakkas el-Muhaciri (R.A.)
    10. Seyyidüna Said ibn-i Zeyd el-Muhaciri (R.A.)
    11. Seyyidüna Ebu Ubeyde bin Cerrah el-Muhaciri (R.A.)
    12. Seyyidüna Übeyy ibn-i Ka'b el-Hazreci (R.A.)
    13. Seyyidüna el-Ahnes ibn-i Habib el-Muhaciri (R.A.)
    14. Seyyidüna el-Erkam ibn-i Erkam el-Muhaciri (R.A.)
    15. Seyyidüna Es'ad ibn-i Yezîd el-Hazreci (R.A.)
    16. Seyyidüna Enes Mevla Rasülillah el-Muhaciri (R.A.)
    17. Seyyidüna Enes ibn-i Muaz el-Hazreci (R.A.)
    18. Seyyidüna Enes ibn-i Katadet'el-Evsi (R.A.)
    19. Seyyidüna Evs ibn-i Sabit el-Hazreci (R.A.)
    20. Seyyidüna Evs ibn-i Havli el-Hazreci (R.A.)
    21. Seyyidüna İyas ibn-i Evs el-Evsi (R.A.)
    22. Seyyidüna İyas ibn'il-Bükeyr el-Muhaciri (R.A.)
    23. Seyyidüna Büceyr ibn-i Ebi Büceyr el-Hazreci (R.A.)
    24. Seyyidüna Bahhas ibn-i Sa'lebe el-Hazreci (R.A.)
    25. Seyyidüna el-Bera bin Ma'rur el-Hazreci (R.A.)
    26. Seyyidüna Besbese bin Amr el-Hazreci (R.A.)
    27. Seyyidüna Bişr ibn'il-Bera el-Hazrecî (R.A,)
    28. Seyyidüna Beşir ibn-i Said el-Hazrecî (R.A.)
    29. Seyyidüna Bilal ibn-i Rebah el-Muhaciri (R.A.)
    30. Seyyidüna Temim Mevla Hıraş el-Hazreci (R.A.)
    31. Seyyidüna Temim Mevla Beni Ganem bin es-Silm el-Evsî (R.A.)
    32. Seyyidüna Temim ibn-i Yuar el-Hazrecî (R.A.)
    33. Seyyidüna Sabit ibn-i Akram el-Evsi (R.A.)
    34. Seyyidüna Sabit ibn-i Sa'lebe el-Hazrecî (R.A.)
    35. Seyyidüna Sabit ibn-i Halid el-Hazrecî (R.A.)
    36. Seyyidüna Sabit ibn-i Amr el-Hazreci (R.A.)
    37. Seyyidüna Sabit ibn-i Hezzal el-Hazrecî (R.A.)
    38. Seyyidüna Sa'lebe bin Hatim el-Evsî (R.A.)
    39. Seyyidüna Sa'lebe bin Amr el-Hazrecî (R.A.)
    40. Seyyidüna Sa'lebe bin Aneme el-Hazreci (R.A.)
    41. Seyyidüna Sıkf ibn-i Amr el-Muhaciri (R.A.)
    42. Seyyidüna Cabir ibn-i Abdullah bin Riyab el-Hazrecî (R.A.)
    43. Seyyidüna Cabir ibn-i Abdullah bin Amr el-Hazreci (R.A.)
    44. Seyyidüna Cebbar ibn-i Sahr el-Hazrecî (R.A.)
    45. Seyyidüna Cübr ibn-i Atik el-Evsi (R.A.)
    46. Seyyidüna Cübeyr ibn-i İyas el-Evsi (R.A.)
    47. Seyyidüna Hamza bin Abd'il-Muttalib el-Muhaciri (R.A.)
    48. Seyyidüna el-Haris ibn-i Enes el-Evsi (R.A.)
    49. Seyyidüna el-Haris ibn-i Evs bin Rafi' el-Evsi (R.A.)
    50. Seyyidüna el-Haris ibn-i Evs bin Muaz el-Evsî (R.A.)
    51. Seyyidüna el-Haris ibn-i Hatib el-Evsî (R.A.)
    52. Seyyidüna el-Haris ibn-i Ebî Hazme el-Evsi (R.A.)
    53. Seyyidüna el-Haris ibn-i Hazme el-Hazreci (R.A.)
    54. Seyyidüna el-Haris ibn-i Simme el-Hazrecî (R.A.)
    55. Seyyidüna el-Haris ibn-i Arfece el-Evsi (R.A.)
    56. Seyyidüna el-Haris ibn-i Kays el-Evsî (R.A.)
    57. Seyyidüna el-Haris ibn-i Kays el-Hazrecî (R.A.)
    58. Seyyidüna el-Haris ibn'un-Nu'man ibn-i Ümeyye el-Evsi (R.A.)
    59. Seyyidüna Harise bin Süraka el-Hazrecî (R.A.) (ŞEHİD)
    60. Seyyidüna Harise bin Nu'man el-Hazreci (R.A.)
    61. Seyyidüna Hatıb ibn-i Ebi Beltea el-Muhaciri (R.A.)
    62. Seyyidüna Hatıb ibn-i Amr el-Muhaciri (R.A.)
    63. Seyyidüna el-Hubab ibn-i Münzir el-Hazrecî (R.A.)
    64. Seyyidüna Habîb ibn-i Esved el-Hazrecî (R.A.)
    65. Seyyidüna Haram ibn-i Milhan el-Hazreci (R.A.)
    66. Seyyidüna Hureys ibn-i Zeyd el-Hazreci (R.A.)
    67. Seyyidüna el-Husayn ibn-i Haris el-Muhaciri (R.A)
    68. Seyyidüna Hamza bin el-Mumeyyir el-Hazreci (R.A.)
    69. Seyyidüna Harice bin Zeyd el-Hazrecî (R.A.)
    70. Seyyidüna Halid ibn-i el-Bükeyr el-Hazrecî (R.A.)
    71. Seyyidüna Halid ibn-i Kays el-Hazreci (R.A.)
    72. Seyyidüna Habbab ibn'ül-Eret el-Muhaciri (R.A.)
    73. Seyyidüna Habbab Mevla Utbe el-Muhaciri (R.A.)
    74. Seyyidüna Hubeyb ibn-i İsaf el-Hazreci (R.A.)
    75. Seyyidüna Hıdaş ibn-i Katade el-Evsi (R.A.)
    76. Seyyidüna Hıraş ibn'is-Sımme el-Hazrecî (R.A.)
    77. Seyyidüna Hureym ibn-i Fatik el-Muhacirî (R.A.)
    78. Seyyidüna Hallad ibn-i Rafi' el-Hazreci (R.A.)
    79. Seyyidüna Hallad ibn-i Süveyd el-Hazrecî (R.A.)
    80. Seyyidüna Hallad ibn-i Amr el-Hazreci (R.A.)
    81. Seyyidüna Hallad ibn-i Kays el-Hazreci (R.A.)
    82. Seyyidüna Huleyd ibn-i Kays el-Hazrecî (R.A.»
    83. Seyyidüna Halife bin Adiyy el-Hazrecî (R.A.)
    84. Seyyidüna Huneys ibn-i Hazafe el-Muhaciri (R.A.)
    85. Seyyidüna Havvat ibn-i Cübeyr el-Evsî (R.A.)
    86. Seyyidüna Havli bin Ebî Havli el-Muhaciri (R.A.)
    87. Seyyidüna Zekvan ibn-i Ubeyd el-Hazrecî (R.A.)
    88. Seyyidüna Zü'ş-Şimaleyn ibn-i Abd Amr el-Muhaciri (R.A.) (ŞEHİD)
    89. Seyyidüna Raşid ibn-i Mualla el-Hazrecî (R.A.)
    90. Seyyidüna Rafi bin Haris el-Hazreci (R.A.)
    91. Seyyidüna Rafi' bin Ğunecde el-Evsî (R.A.)
    92. Seyyidüna Rafi' bin Malik el-Hazrecî (R.A.)
    93. Seyyidüna Rafi'ibn'ül-Muall el-Hazrecî (R.A.) (ŞEHİD)
    94. Seyyidüna Rafi' bin Yezîd el-Evsi (R.A.)
    95. Seyyidüna Rib'ıy bin Rafi' el-Evsî (R.A.)
    96. Seyyidüna er-Rebi'ibn-ü İyas el-Hazrecî (R.A.)
    97. Seyyidüna Rabia bin Eksem el-Muhaciri (R.A.)
    98. Seyyidüna Ruhayle bin Sa'lebe el-Hazrecî (R.A.)
    99. Seyyidüna Rifaa bin Haris el-Hazreci (R.A.)
    100.Seyyidüna Rifaa bin Rafi' el-Hazrecî (R.A.)
    101.Seyyidüna Rifaa bin Abd'il Münzir el-Evsî (R.A.)
    102.Seyyidüna Rifaa bin Amr el-Hazreci (R.A.)
    103.Seyyidüna Zübeyr ibn-i Avvam (R.A.)
    104.Seyyidüna Ziyad ibn'is-Seken el-Evsî (R.A.)
    105.Seyyidüna Ziyad ibn-i Lebid el-Hazrecî (R.A.)
    106.Seyyidüna Ziyad ibn-i Amr el-Hazreci (R.A.)
    107.Seyyidüna Zeyd ibn-i Eslem el-Evsi (R.A.)
    108.Seyyidüna Zeyd ibn-i Harise el-Muhaciri (R.A.)
    109.Seyyidüna Zeyd ibn'ül-Hattab el-Muhaciri (R.A.)
    110.Seyyidüna Zeyd ibn'ül-Müzeyyen el-Hazrecî (R.A.)
    111.Seyyidüna Zeyd ibn'ül-Mualla el-Hazrecî (R.A.)
    112.Seyyidüna Zeyd ibn-i Vedia el-Hazreci (R.A.)
    113.Seyyidüna Salim Mevla Ebî Huzeyfe el-Muhaciri (R.A.)
    114.Seyyidüna Salim ibn-i Umeyr el-Evsî (R.A.)
    115.Seyyidüna es-Saib ibn-i Osman el-Muhaciri (R.A)
    116.Seyyidüna Sebre bin Fatik el-Muhaciri (R.A.)
    117.Seyyidüna Süraka bin Amr el-Hazrecî (R.A.)
    118.Seyyidüna Süraka bin Ka'b el-Hazreci (R.A.)
    119.Seyyidüna Sa'd Mevla Hatıb el-Muhaciri (R.A.)
    120.Seyyidüna Sa'd ibn'i Havle el-Muhaciri (R.A.)
    121.Seyyidüna Sa'd ibn'i Hayseme el-Evsî (R.A.) (ŞEHİD)
    122.Seyyidüna Sa'd ibn'ür-Rebi el-Hazrecî (R.A.)
    123.Seyyidüna Sa'd ibn-i Zeyd el-Evsi (R.A.)
    124.Seyyidüna Sa'd ibn-i Sa'd el-Hazrecî (R.A.)
    125.Seyyidüna Sa'd ibn-i Sehi el-Hazreci (R.A.)
    126.Seyyidüna Sa'd ibn-i Ubade el-Hazrecî (R.A.)
    127.Seyyidüna Sa'd ibn-u Ubeyd el-Evsi (R.A.)
    128.Seyyidüna Sa'd ibn-i Osman el-Hazrecî (R.A.)
    129.Seyyidüna Sa'd ibn-i Muaz el-Evsi (R.A.)
    130.Seyyidüna Süflan ibn-i Bişr el-Hazrecî (R.A.)
    131.Seyyidüna Seleme bin Eslem el-Evsî (R.A.)
    132.Seyyidüna Süleym ibn-ül-Haris el-Hazrecî (R.A.)
    133.Seyyidüna Seleme bin Selame el-Evsi (R.A.)
    134.Seyyidüna Selît' ibn-i Kays el-Hazrecî (R.A.)
    135.Seyyidüna Süleym ibn-ül Haris el-Hazrecî (R.A.)
    136.Seyyidüna Süleym ibn-i Kays el-Hazrecî (R.A.)
    137.Seyyidüna Süleym ibn-i Amr el-Hazrecî (R.A.)
    138.Seyyidüna Süleym ibn-i Milhan el-Hazrecî (R.A.)
    139.Seyyidüna Simak ibn-i Sa'd el-Hazrecî (R.A.)
    140.Seyyidüna Sinan ibn-i Ebî Sinan el-Muhaciri (R.A.)
    141.Seyyidüna Sinan ibn-i Sayfi el-Muhaciri (R.A.)
    142.Seyyidüna Sehl ibn-i Huneyf el-Evsî (R.A.)
    143.Seyyidüna Sehl ibn-i Rafi' el-Hazrecî (R.A.)
    144.Seyyidüna Sehl ibn-i Atik el-Hazreci (R.A.)
    145.Seyyidüna Sehl ibn-i Kays el-Hazreci (R.A.)
    146.Seyyidüna Sehl ibn-i Vehb el-Muhaciri (R.A.)
    147.Seyyidüna Sehl ibn-i Rafi' el-Hazrecî (R.A.)
    148.Seyyidüna Sevad ibn-i Zerin el-Hazrecî (R.A.)
    149.Seyyiduna Sevad ibn-i Ğaziyye el-Hazrecî (R.A.)
    150.Seyyidüna Süveybıt ibn-i Harmele el-Muhaciri (R.A.)
    151.Seyyidüna Şüca' ibn-i Ebi Vehb el-Muhaciri (R.A.)
    152.Seyyidüna Şerik ibn-i Enes el-Evsî (R.A.)
    153.Seyyidüna Şemmas ibn-i Osman el-Muhaciri (R.A.)
    154.Seyyiduna Sabiyh Mevla Eb'l-As el-Muhaciri (R.A.)
    155.Seyyidüna Safvan ibn-i Vehb el-Muhaciri (R.A.) (ŞEHİD)
    156.Seyyidüna Şuheyb ibn-i Sinan el-Muhaciri (R.A.)
    157.Seyyidüna Sayfi bin Sevad el-Hazreci (R.A.)
    158.Seyyidüna ed-Dahhak ibn-i Harise el-Hazreci (R.A.)
    159.Seyyidüna ed-Dahhak ibn-i Abd-i Amr el-Hazrecî (R.A.)
    160.Seyyidüna Damre bin Amr el-Hazreci (R.A.)
    161.Seyyidüna et-Tufeyl ibn-i Haris el-Muhaciri (R.A.)
    162.Seyyidüna et-Tufeyl ibn-i Malik el-Hazrecî (R.A.)
    163.Seyyidüna et-Tufeyl ibn-i Nu'man el-Hazrecî (R.A.)
    164.Seyyidüna Tuleyb ibn-u Umeyr el-Muhaciri (R.A.)
    165.Seyyidüna Asım ibn-i Sabir el-Evsî (R.A.)
    166.Seyyidüna Asım ibn-i Adiyy el-Evsî (R.A.)
    167.Seyyidüna Asım ibn-i Ukeyr el-Hazrecî (R.A.)
    168.Seyyidüna Asım ibn-i Kays el-Evsi (R.A.)
    169.Seyyiduna Akıl ibn'ül-Bükeyr el-Muhaciri (R.A.) (ŞEHİD)
    170.Seyyidüna Amir ibn-i Ümeyye el-Hazreci (R.A.)
    171.Seyyidüna Amir ibn-i Bükeyr el-Muhaciri (R.A.)
    172.Seyyiduna Amir ibn-i Rebia el-Muhacirî (R.A.)
    173.Seyyidüna Amir ibn-i Sa'd el-Hazrecî (R.A.)
    174.Seyyidüna Amir ibn-i Seleme el-Hazrecî (R.A.)
    175.Seyyidüna Amir ibn-i Füheyre el-Muhaciri (R.A.)
    176.Seyyidüna Amir ibn-i Muhalled el-Hazrecî (R.A.)
    177.Seyyidüna Amir ibn-i Yezîd el-Evsî (R.A.)
    178.Seyyidüna Ayiz ibn-i Maıs el-Hazreci (R.A.)
    179.Seyyidüna Abbad ibn-i Bişr el-Evsi (R.A.)
    18O.Seyyidüna Abbad ibn-i Kays el-Hazrecî (R.A.)
    181.Seyyidüna Ubade bin Samit el-Hazrecî (R.A.)
    182.Seyyidüna Abdullah ibn-i Sa'lebe el-Hazrecî (R.A.)
    183.Seyyidüna Abdullah ibn-i Cübeyr el-Evsî (R.A.)
    184.Seyyidüna Abdullah ibn-i Çahş el-Muhaciri (R.A.)
    185.Seyyidüna Abdullah ibnü'l-Ced el-Hazrecî (R.A.)
    186.Seyyidüna Abdullah ibn'ül-Humeyyir el-Hazreci (R.A.)
    187.Seyyiduna Abdullah ibn'ür-Rebi el-Hazreci (R.A.)
    188.Seyyidüna Abdullah ibn-i Revaha el-Hazrecî (R.A.)
    189.Seyyidüna Abdullah ibn-i Zeyd el-Hazreci (R.A.)
    190.Seyyidüna Abdullah ibn-i Süraka el-Muhaciri (R.A.)
    191.Seyyidüna Abdullah ibn-i Seleme el-Evsi (R.A.)
    192.Seyyidüna Abdullah ibn-i Sehi el-Evsi (R.A.)
    193.Seyyidüna Abdullah ibn-i Süheyl el-Muhaciri (R.A.)
    194.Seyyidüna Abdullah ibn-i Şerik el-Evsi (R.A.)
    195.Seyyidüna Abdullah ibn-i Tarık el-Evsi (R.A.)
    196.Seyyidüna Abdullah ibn-i Amir el-Hazreci (R.A.)
    197.Seyyidüna Abdullah ibn-i Abd-i Menaf el-Hazreci (R.A.)
    198.Seyyidüna Abdullah ibn-i Urfuta el-Hazrecî (R.A.)
    199.Seyyidüna Abdullah ibn-i Amr el-Hazrecî (R.A.)
    200.Seyyidüna Abdullah ibn-i Ümeyr el-Hazrecî (R.A.)
    201.Seyyidüna Abdullah ibn-i Kays bin Halid el-Hazrecî (R.A.)
    202.Seyyiduna Abdullah ibn-i Kays bin Sayfi el-Hazrecî (R.A.)
    203.Seyyidüna Abdullah ibn-i Ka'b el-Hazrecî (R.A.)
    204.Seyyidüna Abdullah ibn-i Mahreme el-Muhaciri (R.A.)
    205.Seyyidüna Abdullah ibn-i Mes'ud el-Muhacirî (R.A.)
    206.Seyyidüna Abdullah ibn-i Maz'un el-Muhacirî (R.A.)
    207.Seyyidüna Abdullah ibn-i Numan el-Muhacirî (R.A.)
    208.Seyyidüna Abd-i Rabb ibn-i Cebr el-Evsî (R.A.)
    209.Seyyiduna Abdurrahman ibn-i Cebr el-Evsi (R.A.)
    210.Seyyidüna Abdet'el-Haşhaş el-Hazrecî (R.A.)
    211.Seyyidüna Abd ibn-i Amir el-Hazrecî (R.A.)
    212.Seyyidüna Ubeyd ibn'ut-Teyyihan ey-Evsî (R.A.)
    213.Seyyidüna Ubeyd ibn-i Zeyd el-Hazrecî (R.A.)
    214.Seyyidüna Ubeyd ibn-i Ebî Ubeyd el-Evsi (R.A.)
    215.Seyyidüna Ubeyde bin Haris el-Muhaciri (R.A.)
    216.Seyyidüna Utban ibn-i Malik el-Hazrecî (R.A.)
    217.Seyyidüna Utbe bin Rebıa el-Hazrecî (R.A.)
    218.Seyyidüna Utbe bin Abdullah el-Hazrecî (R.A.)
    219.Seyyidüna Utbe bin Gazvan el-Muhacirî (R.A.)
    220.Seyyidüna Osman ibn-i Maz'un el-Muhacirî (R.A.)
    221.Seyyidüna el-Aclan ibn'ün Nu'man el-Hazrecî (R.A.)
    222.Seyyidüna Adiyy ibn-i Ebi Zağba el-Hazreci (R.A.)
    223.Seyyidüna İsmet'übn'ül-Husayn el-Hazrecî (R.A.)
    224.Seyyidüna Usaymet'ül-Hazreci (R.A.)
    225.Seyyidüna Atıyye bin Nüveyre el-Hazrecî (R.A.)
    226.Seyyidüna Ukbe bin Amir el-Hazrecî (R.A.)
    227-Seyyidüna Ukbe bin Osman el Hazrecî (R.A.)
    228.Seyyiduna Ukbe bin Vehb el-Hazreci (R.A.)
    229.Seyyidüna Ukbe bin Vehb el-Muhacirî (R.A.)
    230.Seyyidüna Ukkaşe bin Mıhsan el-Muhacirî (R.A.)
    231.Seyyidüna Amman ibn-i Yasir el-Muhacirî (R.A.)
    232.Seyyidüna Umare bin Hazm el-Hazrecî (R.A.)
    233.Seyyidüna Umare bin Ziyad el-Evsî (R.A.)
    234.Seyyidüna Amr ibn-i İyas el-Hazrecî (R.A.)
    235.Seyyidüna Amr ibn-i Sa'lebe el-Hazrecî (R.A.)
    236.Seyyidüna Amr ibn'ül-Cemuh el-Hazrecî (R.A.)
    237.Seyyidüna Amr ibn'ül-Haris el-Hazrecî (R.A.)
    238.Seyyidüna Amr ibn'ül Haris el-Muhacirî (R.A.)
    239.Seyyidüna Amr ibn-i Süraka el-Muhaciri (R.A.)
    240.Seyyidüna Amr ibn-i Ebi Şerh el-Muhaciri (R.A.)
    241.Seyyidüna Amr ibn-i Talk el-Hazreci (R.A.)
    242.Seyyidüna Amr ibn-i Kays el-Hazrecî (R.A.)
    243.Seyyidüna Amr ibn-i Muaz el-Evsî (R.A.)
    244.Seyyidüna Umeyr ibn-i Haram el-Evsî (R.A.)
    245.Seyyidüna Umeyr ibn'ül Humam el-Hazrecî (R.A.) (ŞEHİD)
    246.Seyyidüna Umeyr ibn'ül-Amir el-Hazrecî (R.A.)
    247.Seyyidüna Umeyr ibn-i Avf el-Muhacirî (R.A.)
    248.Seyyidüna Umeyr ibn-i Ma'bed el-Evsî (R.A.)
    249.Seyyidüna Umeyr ibn-i Ebî Vakkas el-Muhacirî (R.A.) (ŞEHİD)
    250.Seyyidüna Avf ibn'ül-Haris el-Hazreci (R.A.)
    251.Seyyidüna Uveym ibn-i Saide el-Evsî (R.A.)
    252.Seyyidüna İyaz ibn-i Züheyr el-Muhacirî (R.A.)
    253.Seyyidüna Ğannam ibn-i Evs el-Hazrecî (R.A.)
    254.Seyyiduna el-Fakih ibn-i Bişr el-Hazrecî (R.A.)
    255.Seyyiduna Ferve bin Amr el-Hazrecî (R.A.)
    256.Seyyiduna Katade bin Numan el-Hazrecî (R.A.)
    257.Seyyidüna Kudame bin Maz'un el-Muhaciri (R.A.)
    258.Seyyidüna Kutbe bin Amir el-Hazreci (R.A.)
    259.Seyyidüna Kays ibn-i Mıhsan el-Hazrecî (R.A.)
    260.Seyyidüna Kays ibn-i Mıhsan el-Hazrecî (R.A.)
    261.Seyyidüna Kays ibn-i Muhalled el-Hazrecî (R.A.)
    262.Seyyidüna Ka'b ibn-i Cemmez el-Hazreci (R.A.)
    263.Seyyidüna Ka'b ibn-i Zeyd el-Hazrecî (R.A.)
    264.Seyyidüna Malik ibn-i Ebi Havli el-Muhacirî (R.A.)
    265.Seyyidüna Malik ibn-i Ebi Havli el-Muhaciri (R.A.)
    266.Seyyidüna Malik ibn'ud Duhşum el-Hazrecî (R.A.)
    267.Seyyidüna Malik ibn-i Rifaa el-Hazreci (R.A.)
    268.Seyyidüna Malik ibn-i Rifaa el-Hazrecî (R.A.)
    269.Seyyidüna Malik ibn-i Amr el-Muhaciri (R.A.)
    270.Seyyidüna Malik ibn-i Kudame el-Evsı (R.A.)
    271.Seyyidüna Malik ibn-i Mes'üd el-Hazrecî (R.A.)
    272.Seyyiduna Malik ibn-i Nümeyle el-Evsi (R.A.)
    273.Seyyidüna Malik Mübeşşir bin Abd'il-Munzir el-Evsî (R.A.) (ŞEHİD)
    274-Seyyidüna Mücezzer ibn-i Ziyad el-Hazreci (R.A.)
    275.Seyyidüna Muhriz ibn-i Amin el-Hazrecî (R.A.)
    276.Seyyidüna Muhriz ibn-i Nasle el-Muhaciri (R.A.)
    277.Seyyidüna Muhammed ibn-i Mesleme el-Evsî (R.A.)
    278.Seyyidüna Midlac ibn-i Amir el-Muhaciri (R.A.)
    279.Seyyidüna Mersed ibn-i Mersed el-Hazreci (R.A.)
    280.Seyyiduna Mistah ibn-i Üsase el-Muhaciri (R.A.)
    281.Seyyidüna Mes'üd ibn-i Evs el-Hazrecî (R.A.)
    282.Seyyidüna Mes'üd ibn-i Halde el-Hazrecî (R.A.)
    283.Seyyidüna Mes'üd ibn-i Rebia el-Muhacirî (R.A.)
    284.Seyyidüna Mes'üd ibn-i Zeyd el-Hazrecî (R.A.)
    285.Seyyidüna Mes'üd ibn-i Sa'd el-Hazrecî (R.A.)
    286.Seyyidüna Mes'üd ibn-i Sa'd el-Evsi (R.A.)
    287.Seyyidüna Mus'ab ibn-i Umeyr el-Muhacirî (R.A.)
    288.Seyyidüna Muaz ibn-i Cebel el-Hazreci (R.A.)
    289.Seyyidüna Muaz ibn-i Haris el-Hazreci (R.A.)
    290.Seyyidüna Muaz ibn-üs Sımme el-Hazrecî (R.A.)
    291.Seyyidüna Muaz ibn-i Amr el-Hazreci (R.A.)
    292.Seyyidüna Muaz ibn-i Maıs el-Hazreci (R.A.)
    293.Seyyidüna Ma'bed ibn-i Abbad el-Hazreci (R.A.)
    294.Seyyidüna Ma'bed ibn-i Kays el-Hazreci (R.A.)
    295.Seyyidüna Muattib ibn-i Ubeyd el-Evsi (R.A.)
    296.Seyyidüna Muattib ibn-i Avf el-Muhaciri (R.A.)
    297.Seyyidüna Muattib ibn-i Kuşeyr el-Evsî (R.A.)
    298.Seyyidüna Ma'kıl ibn-i Munzir el-Hazreci (R.A.)
    299.Seyyidüna Ma'mer ibn-i Haris el-Hazreci (R.A.)
    300.Seyyidüna Ma'n ibn-i Adiyy el-Hazreci (R.A.)
    301.Seyyidüna Ma'n ibn-i Yezîd el-Muhaciri (R.A.)
    302-Seyyidüna Muavviz ibn-i Haris el-Hazreci (R.A.)
    303.Seyyidüna Muavviz ibn-i Amr el-Hazreci (R.A.)
    304.Seyyidüna Mikdad ibn'ül-Esved el-Muhaciri (R.A.)
    305.Seyyidüna Muleyl ibn-i Vebre el -Hazreci (R.A.)
    306.Seyyidüna Münzir ibn-i Amr el-Hazrecî (R.A.)
    307.Seyyiduna Münzir ibn-i Kudame el-Evsî (R.A.)
    308.Seyyidüna Münzir ibn-i Muhammed el-Evsi (R.A.)
    309.Seyyidüna Mıhça' ibn'üs-Salih Mevla Ömer'ibn'ül-Hattab el Muhaciri (R.A.) (ŞEHİD)
    310.Seyyidüna Nadr ibn-i Haris el-Evsi (R.A.)
    311.Seyyidüna Nu'man ibn-i el-A'rac el-Hazrecî (R.A.)
    312.Seyyidüna Nu'man ibn-i Ebi Hazme el-Evsî (R.A.)
    313.Seyyidüna Nu'man ibn-i Sinan el-Hazrecî (R.A.)
    314.Seyyidüna Nu'man ibn-i Abd-i Amr el-Hazrecî (R.A.)
    315.Seyyidüna Nu'man ibn-i Amr el-Hazrecî (R.A)
    316.Seyyidüna Nu'man ibn-i Malik el-Hazrecî (R.A.)
    317.Seyyidüna Nevfel ibn-i Abdullah el-Hazrecî (R.A.)
    318.Seyyidüna Vakıd ibn-i Abdullah el-Muhaciri (R.A.)
    319.Seyyidüna Varaka bin İyas el-Hazrecî (R.A)
    320.Seyyidüna Vedia bin Amr el-Hazrecî (R.A.)
    321.Seyyiduna Vehb ibn-i Ebî Şerh el-Muhaciri (R.A.)
    322.Seyyidüna Vehb ibn-i Sa'd el-Muhaciri (R.A.)
    323.Seyyidüna Hanî'bin'Niyar el-Hazrecî (R.A.)
    324.Seyyidüna Hübeyl ibn-i Vebre el-Hazrecî (R.A.)
    325.Seyyidüna Hilal ibn-i Mualla el-Hazreci (R.A.)
    326.Seyyidüna Yezid ibn-i el-Ahnes el-Muhaciri (R.A.)
    327.Seyyidüna Yezîd ibn-i Rukayş el-Muhacirî (R.A.)
    328.Seyyidüna Yezidi ibn-i Haram el-Hazrecî (R.A.)
    329.Seyyidüna Yezîd ibn'ül-Haris el-Hazrecî (R.A.)
    330.Seyyidüna Yezîd ibn'üs-Seken el-Evsî (R.A.)
    331.Seyyidüna Yezid ibn'ül-Münzir el-Hazrecî (R.A.)

    (RADIYALLAHU ANHUM ECMAİN)
  • MUHADDİS BİR ŞAİR: ABDULLAH B. MÜBÂREK
    - Abdullah b. Mübârek, tebe-i tâbiînin önde gelen âlim, mutasavvıf ve muhaddislerindendir. İmam-ı Âzam’ın ilim meclislerine katılmış, onun vefatının ardından İmam-ı Mâlik’in ders halkasına devam etmiştir. Şiirle ilgisi küçük yaşlarda başlamıştır. Şiir ezberlemesini çok isteyen babasının, ona ezberlediği her şiir için bir ödül verdiği nakledilir. Zühd konusunda şiir yazmayı Allah yolunda cihat etmeye benzeten Abdullah b. Mübârek, birçok zahidane şiir kaleme almıştır. Şu mısra güzel bir örnektir: “Kişinin kendisine yapacağı en büyük iyilik günahı terk etmesidir.” Bir beytinde ise “Biz ilmi dünyalık için istedik, fakat ilim bize dünyadan uzak durmayı öğretti.” der. İlmiyle idarecilere yakınlık kurmaya çalışanları, “Ey ilmini doğan gibi kullanıp sultanların malını avlayan, bir zamanlar mecnunlara çare idin, yazık ki artık kendin mecnun oldun” mısralarıyla tenkit eder.
  • Hz. Peygamber (s.a.s.)'in sünnetine ve ashâbının (r.a) yoluna bağlı olan ve onların izlediği dini yol ve metodu benimseyenler. Kitap ve Sünnet üzerinde ittifak etmiş, ihtilâf ve tefrikadan sakınmış, dinde münakaşaya sebep olan hususlarda aklı değil, Kitap ve Sünneti kaynak alan, nasları esas kabul eden topluluk. Hz. Peygamber (s.a.s.)'in sünnetine tâbı olanlara ehl-i sünnet; onun sahâbîlerini âdil kabul ederek onların din hususundaki metodunu takip edenlere de ehl-i cemaat ikisine birlikte "ehl-i sünnet ve'l-cemaat" denilmiştir.

    "Ehl-i sünnet ve'l-cemaat" tabiri ile ifade edilen müslüman topluluğun, sünnet ve cemâata tabi olmak gibi ayırıcı iki önemli özelliği vardır. Sünnet; Hz. Peygamber (s.a.s.)'in söz, fiil ve takrirleri ile ahlâki ve beşerî tavırlarıdır. Ancak konumuz itibariyle, sünnetin bu anlamda sınırlarını çizmek, hangi çeşitlerinin ne derece bağlayıcı olduğunu tesbit etmek, önemli değildir. İslâm hukukçularının, sünnetin çeşitlerinin fıkhi bağlayıcılıkları üzerindeki görüş ayrılıkları ve bunun sonucu olarak ortaya çıkan farklı yaklaşım metodları, hep ehl-i sünnet çerçevesinde oluşmuş farklılıklardır. "Sünnet" daha ziyade metod, yol, izlenilmesi gerekli olan çizgi anlamıyla, toplulukların bir ayırdedici özelliği olması açısından karşımıza çıkmaktadır. Bu duruma göre, sünnet şöyle tarif edilmiştir: Bir inanç ve âkide etrafında biraraya gelen topluluğun (ümmet), inanç sisteminin, akidesinin oluşmasını temin eden yola ve metoda sünnet denilir. İnsanların bu metodda görüş birliğine varıp, bunu uygulaması da, cemâat diye isimlendirilmiştir (Şehristânî, el-Milel ve'n-Nihal, (el-Fisâl kenarında), I, 47). Bu anlamda Kur'ân-ı Kerim'de de kullanılmıştır: "Allah'ın nice sünnetleri gelip geçmiştir. Yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların âkıbetini görün" (A/u İmrân, 3/137). "Allah'ın sünneti kesinlikle değişmez" (el-Fâtır, 35/43). Bu âyet-i kerime'de ifade edilen sünnet, Allahu Teâlâ'nın kâinatın yaratılması ve tedbiri için takdir ettiği yol, metod anlamındadır. Allah için cebir sözkonusu olamayacağından, bu mana İslâm tefekküründe "âdet" kelimesi ile karşılanmıştır.

    Sünnet: İslâm toplumunun yani ümmetin oluşması için Hz. Peygamber'in usûlünün esas alınması ve peygamberi usûlü ittifakla takip eden sahabi cemaâtının yolunun izlenmesidir. İslâm toplumunun fikrî ve amelî oluşumunu sağlayan, Allah'ın Kitabı ve Hz. Peygamberin sünnetidir. Bunun için Allah Teâlâ, Kur'an ile birlikte Peygambere tabı olup bağlanmanın ve ona itaat etmenin gerekli olduğunu belirtmiştir. "Allah, önceleri açık bir şaşkınlık içinde olan inananlara, Allah'ın âyetlerini okuyan, kötülükten arındıran, Kitabı (Kur'an) ve hikmeti (sünnet) öğreten ve size daha bilmediğiniz nice şeyleri de öğreten bir Peygamber gönderdi" (el-Bakara, 2/151). Kötülükten arındırmak (tezkiye), haram ve helâli Kur'an'dan öğrenmek ile tefsir edilmiş, hikmet ise, ittifakla "sünnet" olarak kabul edilmiştir.

    Kur'an farzı, vâcibi tayin etme, helâli, haramı belirleme açısından Allah'ın hükmü ile, Rasûlünün hükmünü, iki temel esas kabul etmiştir. "Allah ve Rasûlünün yoluna aralarında hüküm vermesi için davet olunduklarında, inananlar; "dinledik ve itaat ettik" diye cevaplar. İşte ancak bunlardır kurtulanlar" (en-Nûr, 24/5).

    Hz. Peygamber (s.a.s.), "size emrettiklerimi yerine getirin, yasaklarımı da gücünüz yettiğince terk edin" buyurmuştur (Müslim, 412, İbn Mâce, Mukaddime, 1). Sünnete bağlılık, dinî bir zorunluluktur. Kur'an bize yeterlidir düşüncesiyle sünneti ihmal etmek tarih boyunca bütün bid'at fırkalarının ortak özelliği olan gizli bir hıyanet çeşididir. Hz. Peygamber (s.a.s.) bu durumun ileride ortaya Sıkacağını haber vererek, dinî hiçbir kaygısı olmayan bu insanlardan bizi sakındırmıştır. "Tok karınlı, koltuğuna yaslanıp size "Kur'an yeterlidir; Kur'an neyi helâl kılmışsa onu helâl bilin, neyi haram kılmışsa onu haram bilin" diyen adamların çıkması yakındır. Haberiniz olsun, dikkatli olun: Bana Kur'an ile birlikte (hüküm bakımından) onun bir benzeri (sünnet) de verilmiştir" (Ebû Dâvûd, Sünne, 6, Ahmed b. Hanbel, IV, 131).

    İmrân b. Husayn (r.a.), bize Kur'an yeterlidir, sünnete gerek yoktur, diyen bir adama şöyle seslenir: "Ahmak herif: sen Kur'an'da öğlen namazının dört rekât olduğunu, kıraatinin gizli okunacağının hükmünü bulabilir misin? Kur'an bize Sok şeyleri müphem bırakmış, sünnet onları açıklamıştır." Abdullah b. Mesud (r.a.) "Allah'ın, yaradılış şeklini değiştirenlere lânet ettiğini" haber verirken bir kadın "bunlar Kur'an da var mı?" diye sorar. Abdullah b. Mesud şöyle der: "Var tabii, sen şu âyeti okumuyor musun": "Rasûlullah size neyi emrederse onu yerine getiriniz neyi yasaklarsa ondan kaçınınız'' (el-Haşr, 59/7; Abdullah b. Zeyd, Sünnetü'r-Resûl Şakîkatu'l-Kur'ân, s.54).

    Hz. Peygamber sünnetine uyulmasını emrettiği gibi, kendi ashabına da uyulmasını emir buyurmuştur. Ashâba uyulduğu takdirde, insanları doğru yola götüren gökteki yıldızlara benzetilmiştir. "İçinizde benden sonra yaşayanlar birçok ayrılıklara şahit olacaktır. Size sünnetimi, hidâyete erdirilmiş, doğru yolu bulmuş halifelerinin sünnetini (yolunu) tavsiye ederim. Ona sımsıkı sarılın, âdeta dişlerinizle tutun, sonradan çıkacak şeylerden sarılın. Çünkü her uydurma, bid'at; her bid'at sapıklıktır" (Ebû Dâvûd, Sünne, 5).

    Kur'an-ı Kerim'de de sahâbîler hakkında şöyle buyurulur: "İlk iman eden, en ön safta bulunan muhacirlerle ensar ve onlara iyilikle tabı olanlardan, Allah razı oldu. Onlar da Allah'dan razı oldular. Allah onlar için ebedî kalacakları, altında ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte büyük kurtuluş budur" (et-Tevbe, 9/100). Allah'ın sahabeleri, övmesi, sonradan gelen ümmetin onlara tabı olmasını, övülmek için onlara uyun, onlar gibi olun, manasını zımnen ifade eder. Sahabelerden sonra gelen Tabiîn cemaâtından da iyilikle sahabelere uyanların; Allahu Tealâ'nın övgüsüne dahil olduğunu görüyoruz. Hz. Peygamber (s.a.s.) bir hadisinde bunu şöyle açıklar: "Ümmetimin en hayırlı dönemi, benim içinde yaşadığım dönemdir. Sonra da onların peşinden gelenlerin dönemidir" (Buhâri, Fedâilu's-Sahâbe, 1). Sahâbilerin Allah ve Rasûlü tarafından övülmesi, sonrakilerin de onların yoluna iyilikle uymak kaydıyla bu övgüye dahil olması hadis-i şeriflerinde uyulması tavsiye edilen "cemaât"ın, sahâbîler ve tabiin cemaâtı olduğunu gösteriyor.

    Hz. Peygamber (s.a.s.), "size ashabımı (onlara tâbı olmayı) tavsiye ederim, sonra onların peşinden gelenleri, sonra da onların peşinden gelenleri. Daha sonra yalan yaygınlaşacaktır." Başka bir hadis-i şerifte Hz. Peygamber şöyle buyurmaktadır: "Allah'ın rahmet eli cemaât ile beraberdir" (Tirmizî, Fiten, 7). Hz. Peygamber (s.a.s.)'in cemaatı tavsiye etmesi ve firka-ı nâciyenin (azabdan kurtulacak kesimin) cemaât olduğunu söylemesi, cemaât'ın kimlerden ibaret olduğunun belirlenmesini gerektirmektedir. Hz. Peygamber (s.a.s.) "Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacak, bunlardan bir topluluk hariç hepsi cehennemliktir" buyurmuştur. O topluluğun kimler olduğu sorulunca "benim ve ashabımın yolunda olanlar" diye cevaplamıştır. Bir rivâyette "cemaât" denilmiştir. Hz. Peygamber (s.a.s.) bir hadis-i şerifinde şöyle buyurur: "Ümmetim, sapıklık üzerinde bir araya gelmez. İhtilâf gördüğünüz zaman size 'sevâdu'l a'zam (en büyük olan ve hak üzere bulunan topluluğa katılmayı) tavsiye ederim" (İbn Mâce. Fiten. 8). Sevâdu'l-a'zam: Sırât-ı Müstakim metodunu benimseme hususunda görüş birliği içinde bulunan topluluk olarak tefsir edilmiştir (İbnü'l-Esir, en-Nihâye, II, 419).

    Hz. Peygamber, cemaâta, sevâdu'l a'zama tabi olunmasını emretmiştir. Cemaât; ilk dönemde, sahabîler; sonraki dönemlerde ise sâlih amel sahibi bilginlerdir. Abdullah b. Mübarek'e cemaat kimlerdir? denilince "Ebû Bekr, Ömer (r.a.)dır" diye cevap vermiş, "Onlar öldü", denilince de yine "falan ve falandır" demiştir. Onlar da öldü, denilince "işte şu Ebû Hamza es-Sekkerî cemaâtdır" der (Tirmizî, Fiten, 7). İmâm Tirmizî şöyle der: Âlimler, cemaâtı şöyle tarif etmişlerdir: "Ehl-i fıkıh, ehl-i ilm ve ehl-i hadis cemaâttir" (Tirmizî, Fiten, 7). Bu anlamıyla, âlimler cemaâtının sapıtması mümkün değildir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.) "Allahu Teâlâ ümmetimi sapıklık üzerine bir araya getirmez. Allah'ın rahmet eli cemaâtledir. Kim cemaâtten ayrılırsa; cehenneme atılacaktır" (Tirmizî, Fiten, 7) diye buyurmuştur.

    Şehristânî'nin tarifine göre "cemaât, bir sünnet ve metod üzerinde ittifak etmiş insanlar topluluğudur" (Şehristânî, el-Milel, 1, 47).

    İslâm tarihinde ilk defa cemaât kelimesinin meşhur olması, Hz. Hasan (r.a.)'ın hilafeti Hz. Muaviye (r.a.)'a devretmesi yılında olmuştur. Müslümanların birliğini temin ettiği için bu yıla "senetü'l-cemâa" (birlik yılı) denilmiştir. Müslümanlar Hz. Peygamber (s.a.s.) vefat ettiğinde her bakımdan emniyete alınmış, düzenli bir sosyal yapıya sahiptiler. Ancak Hz. Osman'ın şehid edilmesi (ö.35/656) sonucu ortaya çıkan olaylar müslümanların zihinlerinde bir takım yeni soruların oluşmasına yol âçtı. Sahabîler öldürülmüş, hilâfet meselesi gündeme gelmişti. Öldürülen müslümanların durumlarının ne olduğu ve bu olaylarda kaderin tesiri meselesi gibi itikâdı meseleler konuşulur oldu. Hz. Ali ile Hz. Muâviye arasındaki hilâfet meselesi ve bunun sonucu ortaya çıkan savaşlardan sonra, her iki tarafın sempatizanları arasındaki siyâsi sürtüşmeler söz konusu olmaya başladı. Yahudi, Hristiyan ve Mecusilerin müslüman olması ve İslâm kültürüyle tanışması sonucu, onların kültürlerindeki meselelere İslâmî nassların mütekabiliyet meselesi tartışmaları başladı. Bütün bu meseleler taraflar arasında ifrat ve tefrit nedeniyle büyük uçurumlar ortaya çıkardı. Bunlara karşı sahâbîlerin çoğunluğu mutedil bir yol takip ederek cemaâtın birliğini muhafaza etmeye, siyası meselelerde aşırı taraf olmamaya çalıştılar. Bu zümrenin ilk mümessilleri olarak, Abdullah b. Ömer (r.a.) (74/693); İbrahim en-Nehaî (96/714); Hasanü'l-Basrî (110/728) ve İmam-ı Âzam Ebû Hanife (150/767) sayılabilir. Ortaya Sıkan fırkalar hakkında görüş beyan ederek bu meseleler hakkında ilk defa merkezi zümrenin fikirlerinin temsilciliğini yapan Hasanü'l-Basri'dir. Onun ehl-i sünnetin fikrı ve itikâdı esaslarının tezahüründe önemli bir yeri vardır. Devrinin siyâsi ve itikâdı meseleleri hakkında muayyen görüşler ileri sürmüştür. Emevi idarecilerini tenkit etmiş, zâlim idareciye her konuda itaat edilmeyeceğini savunmuş ve "Allah'a karşı bir günah söz konusu olunca, mahlûka itaat gerekmez" (bk. Buhâri, Ahâd, I; Müslim, İmâre, 39; Ebû Dâvud, Cihâd, 40, 87; Nesaî, Bıa, 34;,İbn Mace, Cihad, 40; A. b. Hanbel, Müsned, I, 94, 409). Hadisine dayanarak Allah'a karşı gelmeyi gerektirecek bir istekte bulunduğu takdirde, idareciye itaat mecburiyetinin olmayacağını açıkça ifade etmiştir (Mes'ûdî, Murücüz-Zeheb, 111, 201). Hasanu'l Basrî, iktidar mevkiinde bulunanların uyarılmasının, ve onların cehennem azabıyle korkutulmasının, müslüman bilginlerin görevi olduğunu belirtmiştir. Ancak kılıçla karşı çıkılmasını kabul etmemiş, şöyle demiştir: Eğer zikrettiğiniz meseleler Allah'ın azâbını gerektiriyorsa insanlar, kılıçlarıyla Allah'ın cezasını döndüremezler. Eğer onlar bir gâile ise, Allah'ın hükmünü sabırla beklemelidirler.

    Hasanu'l-Basrî Siyası otoriteyi elinde tutanların zâlim olabileceği hususunu kabul ederek, Peygamber (s.a.s)'in fitne anında âlimlere uyulmasını tavsiye etmesini dikkate alıp "Sizden olan ulû'l-Emre itaat edin" (en-Nisâ, 4/59) ayet-i kerimesinde geçen Ulû'l-Emr'i âlimler, fâkihler diye tefsir etmiştir. Sonraki dönemlerde İslâm ümmetinin manevi dinamiğini âlimler, İslâm hukukçuları belirlemiş, insanlar onların çevresinde toplanmıştır (İbn Kesir, Tefsiru'l Kur'an'il-Azîm, II, 303). Büyük günah (Kebâir) işleyenlerin âkibeti ve kader meselesinde bazı yeni görüşler ileri süren, Vâsil b. Ata'yı meclisinden "kovmuş", haricilerin büyük günah işlediler iddiasıyle bazı sahâbîleri tekfir etmesini, bir nifak alameti saymış ve Gulât-ı Şia'yı (hulefâ-ı râşidine söven aşırı grup) reddetmiştir.

    Sahâbilerin fitne çıkmadan önceki haline uyan, fitneler çıktıktan, müslümanlar fırkalara ayrıldıktan sonra da, sahabîlerin çoğunluğunun tutumunu benimseyen topluluk, kendilerini diğer bid'at fırkalarından ayırmak için, zaman zaman ehl-i sünnet, ehlü'l-hakk, "ehlu's-sünne ve'l-İstikâme, ehlu'l-hadis, ehlu'l-cemaâ, ehlu'l-hadis ve's-sünne ve ehlu's-sünne ve'l-cemaâ isimlerini kullanmışlardır. Ehlu's-Sünne terimini ilk kullanan, Muhammed b. Sirın (ö.110/728), "ehlu'l-hakk ve'l-cemâ'a" terimini ise, ilk defa kullanan Ebu'l-Leys es-Semerkandi (ö.373/898)'dir. Terim hicrî II. asır başlarından itibaren "ehlu'l-hakk ve'l-istikâme" "ehlu's-sünne ve'n-nakl", "ashabu'l-hadis" şekillerinde kullanılmıştır. Bu topluluk hakikatte bir fırka değil, Hz. Peygamber (s.a.s)'in ve ashabının yolunu takib eden ekseriyettir. Sonraki dönemlerde bu isimler içerisinde diğerlerindeki ortak noktalan da toplaması açısından "ehlu's-sünne ve'l-cema'ât" ismi yaygınlaşmış ve kabul edilmiştir. Bu kullanışa yakın bir ifadeyi Ahmed b. Hanbel (241/855) "Ehlu's-sünne ve'l-cemâ'a ve'l-âsâr" şeklinde kullanmıştır. (İbn Ebı Ya'la, Tabakatu'l-Hanâbile, Kahire 1952, I, 31). "Ehlu's-sünne ve'l-cemâ'â" şeklindeki ifade tarzına da elimizde bulunan eserlerden Ebûl-Leys es-Semerkandî (373/898)'nin "Şerhu'l-Fıkhı'l-Ekber" isimli eserinde rastlanmaktadır. "Ehlu's-sünne", dinde bid'atlerin ve çeşitli fikirlerin ortaya çıkmasından sonra sünnetin savunulması ve Ümmetin bütünlüğünün korunması hareketi olarak ortaya çıkmıştır. Ehlu's-sünne, bid'at fırkalarına karşı bir tepki, onların dindeki yerini belirleme onların ortaya attığı meselelerin dini cevaplarını tesbit etme ve bid'ata karşı islâm cemaâtının tavır alma hareketidir.

    Hz. Peygamber (s.a.s) bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmuştur: "Yahudıler yetmişbir fırkaya, Hristiyanlar yetmişiki fırkaya ayrılmıştır. Benim ümmetim ise yetmişüç fırkaya ayrılacaktır. Bütün hepsi cehennemliktir. Ancak bir fırka kurtulur. O da cemaâttır" (Ebû Dâvûd, Sünne, I; Tirmizî İman, 18; İbn Mace, Fiten, 17; Ahmed b. Hanbel, 11, 332, 111, 145; Hakim, Müstedrek, IV,430). Hâkim bu hadis için Sahihaynın şartlarına uygun bir hadistir der. Bu hadisi Hz. Peygamber (s.a.s)'den on sahabı rivâyet etmiştir. Hz. Ebû Bekr, Hz Ömer (r.anhum), müslümanların böyle gruplara ayrılacağını haber vermiştir (Bağdadı, el-Fark, s.8.9). Bu hadiste bildirildiği gibi müslümanlar fırkalara ayrılmıştır. Hz. Peygamber (s.a.s) din hususunda sonradan ortaya çıkan şeylerden ümmetini sakındırmış, bunların bid'at olduğunu her bid'atın da insanı cehenneme sürükleyeceğini haber vermiştir (Ebû Dâvûd, sünne, 5). Bidatın din hususunda ashâb-ı kirâm ile tabiilerin yapmadığı ve şer'î delîlin gerektirmediği, sonradan ortaya çıkarılmış şeylerdir. Ehl-i sünnet akîdelerine aykırı itikatta bulunan ve fakat ehl-i kıble olan kimseye de "bid'atçı" denir. Bunlar, Cebriye, Kaderiye, Rafıziler, Haricîler, Muattıla (Mu'tezile) ve Müşebbihedir. Bunların her biri oniki gruba ayrılmıştır. Toplam yetmişiki fırkadır (Seyyid Œerif Cürcânî, et-Ta'rifât, s.40. 43). Bid'at; Peygamber (s.a.s)'den nakli meşhur olan şeyin aksini itikad etmektir. Fakat bu, inad sebebiyle değil, bir nevî şüphe ile olduğu ve bir delile dayandığı zaman bid'at kabul edilir. Bizim kıblemize dönenlerden hiç biri, bid'at sebebiyle tekfir edilemez... Şayet yaptıkları bu inkâr, bir tevil ve şüphe neticesi ise tekfir edilmezler. Fakat bid'atçı, asla şüphe götürmeyen katî delillere karşı inad ederek bid'ata inanırsa dinden çıkar. Mesela: Haşrı (ba's) veya kâinatın sonradan yaratıldığını kâbul etmemek gibi. Şüphe ile tevile kalkışanın şüphesi fâsid bile olsa, onun küfürle suçlanmasına engeldir. Meselâ: Allah Tealâ'yı görmenin mümkün olmadığını söyleyenlerin "O azamet ve Celâl'inden dolayı görülmez" demeleri gibi. Bizim kıblemize dönenlerin hiçbiri, bir şüpheye dayanan bir bid'âttan dolayı tekfir edilemezler. Ancak zarûriyât-ı diniyeden kabul edilen dini katı hükümlerden birinin inkâr edilmesi, hilâfsız küfürdür. Meselâ: Bu âlemin sonradan meydana getirildiğine ve cesedlerin haşr edileceğine (ba's-ı cismânı) inanmayan kimse de dinden çıkar.

    Hz. Ebû Bekr ve Ömer (r.anhum)'in hilâfetlerini inkâr eden ve onlara söven kimse, bu yaptığını bir şüpheye binâen yapsa dinden çıkmaz. Hz. Ali (r.a)'ın Allah olduğunu ve Cibril'in hata ettiğini iddia edenler, dini çizginin dışına çıkar. Çünkü bu bir şüphe ve içtihaddan dolayı değil, sırf hevâ ve heveslerinden dolayı bir inkâr niteliğindedir. Bid'atlardan sayılan Allah'ın sıfatlarının zâtı üzerinde zâid manalar olduğunu kabul etmeyen, kabir azabını, şefaati, büyük günah işleyenin cehennemden çıkacağını ve Allah'ı görmeyi inkâr eden Mu'tezile tâifesi gibi câhil bid'atçılar tekfir edilemese de sapıklıkta sayılırlar. Çünkü Kur'an ve sahih sünnetin bu konudaki delilleri açıktır. Çünkü ehl-i kıble tekfir edilmemiştir. Diğer yandan onların şâhidliklerinin kabul edileceğine dair icmâ vâki olmuştur. Halbuki bir kâfirin müslüman aleyhine şahidliği geçerli değildir. Günahı mübah saymanın küfür olması meselesi ise, şöyle açıklanmıştır: Şayet inaddan dolayı ve delilsiz ise küfürdür. Şer'i delilden dolayı inkâr ise, ma'zur değildir. Kullarının kalblerini en iyi Allah bilir (İbn Abidin, Reddu'l-Muhtar, 1, 560, 561). İtikâdı konulardaki inancımız kesin delil ve naslarla tesbit edildiği için, itikad şüphe ve tereddüd mahalli değildir. Fıkhi bir mezhebe taraftar olanlar bilmeli ki, bir konuda müctehid hatalı veya isabetli, bir diğer konuda bir başka müctehid hatalı veya isabetli olabilir. Fakat itikadi meselelerde bu hüküm geçerli değildir. Bid'atçi da haklı olabilir, biz de haklı olabiliriz denilemez. İbn Abidin bu konuyu şöyle açıklar: İtikadımızdan murad, hiçbir kimseyi taklid etmeksizin her mükellefe inanılması vacip olan meselelerdir. Bizim itikadımız, ehlü's-sünne ve'l-cemaât mezhebidir. Ehlü's-sünnet; Selefiler, Eş'arîlerle Mâtûridîlerdir. Bu iki fırka itikadda genellikle bir gibidirler. Sayılı meselelerde, aralarında küçük farklar vardır. Bazıları, aralarındaki ihtilâfın genellikle lâfzı olduğunu söylemişlerdir. Hasımlarımızdan maksat, itikatları küfre varan bid'atçılarla, küfre varmayanlardır. Küfre varan bid'adlara örnek: Âlemin kadim olduğunun iddia edilmesi, Peygamberin bi'setinin inkârı gibi. Küfre varmayan bid'atlara örnek: Kur'an'ın mahlûk olduğunu ve Allah'u Teâlâ'nın kulları için kötülüğü irade etmediğinin iddia edilmesi gibi (İbn Âbidin, Reddü'l-Muhtar, 1, 48, 49,). Rafızilere ve bid'at ehline benzememeye çalışmak ve onlara muhalefet etmek gerekir. Bid'at ehline benzemek câiz değildir. Ancak onlara teşebbüh kasdıyla yapılan benzemek ve onların kötü hallerini taklid etmek uygun değildir (İbn Âbidin, Reddü'l-Muhtar, V, 472).

    Bid'atçılar hakkında ki bu genel hükümlerin açıklanmasından sonra; ilk bid'at fırkalarının ortaya çıkışını ele alabiliriz: İlk çıkışları Hz. Ali (r.a.)'ın hilâfeti dönemindedir.

    Şehristâni (549/1154) İslâmi fırkaları; Kaderiyye, Sıfatiyye, Hâriciyye, ve Şiâ olarak dört ana gruba ayırmış, yetmişüç fırkanın bunlardan yayıldığını belirtmiştir (Şehristânî, a.g.e, 1, 15).

    İbn Hazm ise, (ö.457/1065),İslâmi mezhepleri: Ehl-i sünnet ve cemaat, Mu'tezile, Mürcie, Şîâ ve Hariciler olarak beş grupta toplamış, bunlardan ehl-i sünnet'i hak ehli", onun dışındakileri ise, bâtıl ehli" olarak belirttikten sonra, ehl-i sünnet'i, sahabe ve tabiînin seçkinleri, ehl-i hadis ile onlara uyanlar olarak tarif etmiştir (İbn Hazm, el-Fısal, II, 113).

    Hz. Ali (r.a.)'ın hilâfeti döneminde ortaya çıkan bid'at fırkalarının ilki olan Hâriciler başlangıçta bir siyâsi fırka olarak ortaya çıkmıştır. Şîâ ise, bir Yahûdi olan, Yemenli İbn Sebe'nin tahriki ile, Hz. Ali taraftarlığı iddiasıyla ortaya çıkmıştır.

    Şîa'nın ilk ortaya çıkışında şüphesiz ki, Abdullah İbn Sebe'nin etkisi inkâr edilemez. İbn Sebe' Yemenli bir yahudidir. İslâm'ı içten tahrip etmek için Yemen yahudilerinin planı gereği müslüman gözükerek, yahudi ve mecûsî kültüründen aktardığı sapık görüşleri İslâm'a sokmaya çalışmıştır. Velâyet, vesâyet, ric'at, ilâhı hak kavramlarını ilk defa İslâm'a sokan bu şahıstır. Şîâ âlimleri de, İbn Sebe'nin yaptığı bu tahribatı kabul ederler. Önde gelen Şiâ ulemâsından en-Nevbahtî bunlar arasındadır.

    Bütün bu gelişmeler konusunda hicrî ikinci yüzyıldan itibaren İslâm ülkelerinde yaygın hale gelen siyâsi, dinî, itikâdı ve fıkhı görüşler arasında Hz. Peygamberin ve ashabının yolunu savunmak için ortaya çıkan imamlar, ehl-i sünnet akîdesini sistemleştirmişler, ehl-i bid'ate karşı mücadele etmişlerdir. Hasanü'l-Basrî (110/128). Bu hareketi sistemleştirenlerin ilki sayılmaktadır. Ehl-i sünnet akîdesinin esaslarını ortaya koyması yönüyle İmam-ı Azam Ebû Hanife'yi de bu ekolün öncülerinden saymak gerekir. Ehl-i sünnet ve'l-cemaât'in selefilerden farklı metotlarıyla tanınan Ebû Mansur-el-Mâturîdî (ö.333) ve Ebu'l-Hasan el-Eş'arî (ö.324), sünnetin izleyicisi düşüncenin olgunlaşmasında özel role sahiptirler.

    İslâmî fırkaların ortaya çıkmasında siyâsi ve sosyal sartların da rolü olmuştur. Tarihin belli dönemlerinde, Sünnilik, Şîa ve Mu'tezile biribirlerine üstünlük sağlamışlar, zaman zaman sırayla devletin resmi mezhebi olmuşlardır. Bu rekabet, mezhep taassuplarına, düşmanlık ve çatışmalara sebep olmuştur.

    Ehl-i sünnet âlimleri arasında, zamanla bazı görüş ayrılıkları olmuştur. Ancak hepsinin de dayandığı temel; Kitap, Sünnet ve bu iki kaynağa uygun olan sarih ve sahih akıldır. Aralarındaki bazı farklı görüşler esasa taalluk etmeyen ve teferruat sayılan konularda görülmüştür. Bu ihtilâfların çoğu, lâfzîdir.

    Ehl-i sünnet, önceleri; ehl-i sünnet-i hassa olarak bilinirdi. Daha sonraları Ehl-i Sünnet-i âmme adıyla şöhret buldu. Gerçek şu ki; Kur'an ve sünnette yer verilmeyen, ashâb ve tâbiînin de üzerinde görüş beyan etmedikleri meselelere dalmayıp, dinî nasları yorumlamadan onları olduğu gibi alanlara, Ehl-i sünnet-i hassa, ehl-i tevhid veya Selefiyye denildi. Hakkında nass, Sahabe ve tâbiînin görüşü bulunmayan bazı itikâdı meseleleri de yeni bir metodla inceleyerek, gerektikçe akli yorum ve te'vile gidenlere ise ehl-i sünneti âmme adı verildi. Eş'âriyye ve Mâtûridîyye gibi (İzmirli İsmail Hakkı, Yeni İlmî Kelâm, s.97).

    Ehl-i Sünnet âlimleri; Başta İmam Eş'ârî, İmam Mâturîdî olmak üzere, İmam Gazâlı, Fahriddün er-Râzı, Sadeddin Taftazanî, Seyyid Ali el-Cürcânî ve İbn Teymiye, ehl-i sünnet akîdesini aklı ve naklî delillerle güçlendirmişler, başta Mu'tezile ve diğer bid'at ehl-i mezhep ve fırkalarla mücadele etmişler, onların Kitap ve sünnete aykırı, görüşlerini reddetmişler, Aristo ve O'nun gibi düşünen Yunan ve Müslüman filozofların sapık, mesnedsiz ve batıl fikirlerini çürütmüşlerdir.

    Kısaca ehl-i sünnet: Selefiyye ve Mâtûridîyye ve Eş'âriyye olarak metod bakımından üçe ayrılmaktadır. Yukarıda da işaret edildiği gibi selefiyye, yorum ve teşbihe kaçmadan nasları olduğu gibi kabul edenlerin mezhebidir. Meselâ İmam Malik: "Şüphesiz ki Rabbiniz Allah, gökleri ve yeri altı günde yarattı, sonra da Arş üzerinde istivâ etti" (el-A'râf, 7/154) âyetinin tefsirinde: "İstivâ malumdur, keyfiyyeti ise meçhuldür. Bu konuda soru sormak bid'attır" demiş, teşbih ve te'vile gitmemiştir (Kurtubî, Tefsir, V11,217-218). İmam Mâturîdî ve Eş'arî'nin temsil ettiği ehl-i sünnet-i âmme ise, Cenab-ı Hakkı mahlukata benzetmekten tenzih gayesiyle müteşâbih nassları te'vil etmişlerdir. Arş üzerinde istiva etti sözünü "Arşda hükümran oldu" Allah'ın eli sözünü Allah'ın kudreti ve rahmeti olarak te'vil etmeleri gibi.

    Maturidîler ile Eş'ariler arasında da bazı lâfzi ihtilâflar vardır. Bu ihtilâfları onüçten elliye kadar çıkaranlar olmuştur (Bekir Topaloğlu, Kelâm İlmi, 146).

    Öte yandan mezhepler, siyâsi fıkhı ve itikâdı olarak birçok meselede biribirleriyle bağlantılıdırlar. Aynı mezhep içinde birçok farklı eğilimler bulunabilmektedir. Meselâ; Fıkhi, ameli konularda Sünnîlerin önemli bir kısmı, Hanefi'dir. Hanefilerin büyük çoğunluğu itikâdı konularda Mâtûridî'dirler. Ehl-i Sünnetten Şafîi ve Maliki olanların çoğu itikatta Eş'âri, Hanbeliler ise genelde Selefîdirler.

    Ebû Hanîfe, Mâlik, Şâfii, Ahmed b. Hanbel, Mâtûridî, Eş'âri, Ebû Bekr el-Bakıllânı, Abdulkâdir el-Bağdâdi, İmamu'l-Harameyn el-Cüveyni, İmam Gazzâli, Fahreddin er-Râzî ve Nasıruddin el-Beyzâvi gibi âlimler, ehl-i sünnetin önde gelen simâlarıdır.

    İbni Teymiyye ile İbnü'l-Kayyim el-Cevaziyye gibi selef mesleğini tercih eden bazı âlimler son asırlarda, Selefiyye diye bilinen Ehl-i Sünnet-i Hassâ mezhebini ihya ve neşre çalışmışlardır. İslâm âleminin büyük çoğunluğu itikadda Eş'âri veya Mâtûridî diye şöhret bulan ehl-i sünnet-i Âmme mezhebi üzeredirler.

    Abdulkâdir el-Bağdâdi'ye göre, ehli sünnet sekiz zümreden meydana gelmektedir:

    1- Ehl-i bid'atın hatalarına düşmeyen kelâm âlimleri,

    2- Sevri, Evzâî, Dâvûd ez-Zahiri dahil büyük müctehid fakihler ve mensupları,

    3- Muhaddisler,

    4- Ehl-i bid'ate meyletmeyen sarf,Nahv, lugat ve edebiyat âlimleri,

    5- Ehl-i sünnet görüşüne sadık kalan kıraat imamları ve müfessirler,

    6- Müteşerrî Sufiyye, yani şeriate bağlı tasavvuf ehli,

    7- Ehl-i sünnet yolundan ayrılmayan müslüman mücahidler,

    8- Ehl-i sünnet akîdesinin yayıldığı memleket ahalisi (el-Bağdâdı, el-Fark beynel-Fırak, s.313-318; Bekir Topaloğlu, a.g.e., s.109-110).

    İslâm dünyasının büyük bir çoğunluğunu oluşturan Sünnîlik sadece bir isim, sıfat veya mezhep değil, bütünüyle bir yaşam tarzıdır ki, tamamen Kitap ve Sünnete uygun olarak İslâm'ın hayata tatbikidir.

    İtikadda orta yol, ehl-i sünnetin yoludur. Ümmet-i Muhammed (s.a.s.)'in ana özelliği, itidaldir. Cenab-ı Hak, bunu şu şekilde belirtiyor: "İşte böylece biz, sizi orta (dengeli) bir ümmet yaptık" (el-Bakara: 2/143).

    Câbir b. Abdullah'tan gelen sahih bir rivâyete göre, Hz. Peygamber, toprağa düz bir çizgi çizdi ve bu çizginin üstüne elini koyup, şöyle buyurdu: "İşte bu, Allah'ın yoludur." Daha sonra o çizginin sağına ve soluna da çizgiler çizdi. "Bunlar da değişik tefrika yollarıdır. Herbirinin basında ona çağıran bir şeytan vardır" dedi. Bilahare şu âyeti okudu: "Bu benim dosdoğru yolumdur. Öyleyse ona uyun. Sizi o'nun yolundan ayıracak başka yollara uymayın" (en-En'âm, 6/153) (İbn Mâce, Mukaddime, 2; Dârimî, Mukaddime, 23; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/435). Hz. Peygamber (s.a.s.) burada dinde sağa sola sapmalara işaret etmiş, doğru yolun ortadaki ehl-i sünnet yolu olduğunu belirtmiştir.

    İmam Tahâvî, ehl-i sünnet yolunu şöyle özetlemektedir: Bu din, ifratla tefritin ortası, teşbihle ta'tilin ortası, cebr ile kaderciliğin ortası, ümitsizlikle aşırı güvenin ortası, korku ile ümidin ortası bir yoldur. İşte dinimiz, zâhiren ve bâtınen budur. Tefrika görüşlerden, merdûd mezheplerden, müşebbihe, mûtezile, cehmiyye, cebriyye, kaderiyye v.s. gibi ehl-i sünnet ve'l cemaat'e muhalefet eden, dalâlete sapan mezheplerin görüşleri ehl-i sünnet âlimlerince incelenmiş ve delillere dayanan ikna edici cevaplar verilmiştir (Tahâvi, Şerhû akiteti't- Tahaviyye, 586-588).
  • Zahidleriniz dünyalık ister.Müctehidleriniz ihmalkâr ve gevşek.Âlimleriniz cahil.Cahilleriniz ise kibirli."

    (Abdullah b. Mübarek, ez-Zuhd,s.60)
  • Ebû Ümeyye eş-Şa’bânî (ra)’den rivayet edilmiştir; dedi ki:
    “Ebû Sa’lebe el-Huşenî (ra)’ye: ‘Şu ayet hakkında ne diyorsun?’ dedim. Ebû Sa’lebe: ‘Hangi ayet?’ diye sordu. Ben de ‘Allahu Teâlâ’nın: Ey iman edenler! Siz kendi nefsinizden sorumlusunuz, hidayette olduğunuz takdirde dalâlete düşenler size zarar veremezler’ (Mâide Sûresi, ayet 105) sözü, dedim. Bunun üzerine dedi ki: ‘ Dikkat, bu ayeti yakînen bilen bir kişiye sormuş bulunmaktasın! Ben de bu ayeti Resûlullah (sav)’e sormuştum da şöyle buyurmuştu:

    ‘Bilakis birbirinize iyiliği gösterin ve birbirinizi kötülükten sakındırın! Ancak cimri davranmaya boyun eğildiğini, istek ve arzulara uyulduğunu, dünyanın dine tercih edildiğini ve her görüş sahibinin kendi görüşünü beğendiğini gördüğün vakit, yalnız kendi derdinin çaresine bak ve gerisini bırak. Ardınızdan gelecek olan öyle günler vardır ki, o günlerde dinin emirlerine uymak konusunda gösterilen sabır, ateş közünü elde tutmak gibidir.O günlerde (dinin hükümleri ile) amel edenlere, sizin amelinizi işleyen elli kişinin sevabı kadar (sevap) verilecektir.’ 

    Abdullah b. el-Mubârek dedi ki:
    Utbe’den başkası bana (bu hadis’te) şu ilaveyi yaptı:
    ‘Ya Resûlallah, denildi, bizden mi elli kişinin sevabı, yoksa onlardan mı?
    ‘Resûl-i Ekrem (sav) şöyle buyurdu:
    ‘Hayır! Onlardan değil, sizden elli kişinin sevabı.” 
    (Tirmizi, c.5, Tefsir-Mâide, h.3058; Ebu Davud, Melâhim 17, h.4341; İbni Mâce, Fiten 21, h.4014)
  • “Nice küçük ameller vardır ki, niyet onu büyütüp yüceltir. Nice büyük ameller de vardır ki, niyet onu küçültür.”