• Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanliğı döneminde en yakınında olanlardan biri ama karşı mahalleden. Hem danışmanı hem olaylara en yakından gözlemci. Çok enteresan ve bilmediğimiz iç çekişmeleri açıkca ortaya dökmüş.
  • Abdullah Gül'ün AKP dönemini övmek için cumhuriyet tarihini ''etnik ayrımcılık zannı altında'' bırakması kendisi için hüzün vericidir.
  • "Bir de ölüme tutkulu olmalı insan.
    Ölümü öldürmeli, ölümü gül diye yakasında gezdirmeli...”

    Şehid Abdullah Azzam
  • Ömrü boyunca gerçeği arama peşinde oldu. Araştırmalar yaptı. Kapılmadı hayallere. Araç olarak kullandı pozitif bilimleri bu büyük matematikçi, fizikçi, astronom, doğa bilimcisi ve düşünür.

    Yaptığı araştırmalar sorduğu yalın sorulara yanıt veremedi.
    - Kimim ben?
    - Evrende zaman neden bu kadar uzun?
    - Neden insan ömrü çok kısa?
    - Evrendeki yerim ne?
    - Neden kavrayış gücüm evreni anlamama yetmiyor?

    Sonra dönüp insanlara baktı. Evrenin sonsuz zamanı karşısında bir göz kırpmak kadar sürmeyen insan ömründe benlik davası, mal, mülk, para, şan, şöhret, bâtıl inançlar, anlamsız savaşlar vesaire vesaire...

    İnsanoğlu neden böyle anlamsız şeyler peşinde koşuyor, neden cehaletin karanlıklarında birbiriyle didişip duruyordu?

    Dilese, devletin, Selçuklu İmparatorluğu'nun en yüksek makamlarına yükselebilirdi.

    Dilese, saraylar, hanlar, hamamlar, kese kese çil altınlar onun olurdu.

    Yukarıdaki sorulara yanıt arayan biri için elbette hiçbir değeri olamazdı bunların.

    Bir çıkış yolu arıyordu kendine. Fikirlerinden etkilendiği filozof Arap şairi, aykırı insan Ebu'l-alâ el-Ma'arrî'de bir çözüm yolu bulamamıştı.

    Sorularının yanıtı insanlardan gelmiyordu. Doğada aramayı düşündü beklediği yanıtları. Baktı... süratli bir dönüşüm vardı doğada.

    İnsanlar, hayvanlar, bitkiler, her şey ama her şey bu sahnede bir görünüyor, bir kayboluyor ve toprağa dönüşüyordu. Nice canlar vardı toprakta... Nice padişahlar, nice dilberler!

    Topraktan yapılan kadeh belki de bir padişahın toprak olmuş kafatasıydı, bedeniydi...

    Topraktan biten ve göz alıcı renkleriyle insanı büyüleyen gül, bir güzelin yüzüydü, elleriydi belkide...
    Bizim Âşık Veysel'imiz ne kadar haklıydı "Benim sâdık yârim kara topraktır." derken.

    Ve bir karar verdi bu büyük bilim adamı:

    "Madem yanıt bulunamayacak şu kısacık ömürde bu sorulara, geriye yapılacak tek bir şey kalıyor: Olabildiğince mutlu geçirmek şu kısacık dünya hayatını."

    Peki, mutlu yaşamanın yolu neydi?

    Bunu ise şöyle açıklıyor:
    "Varsa sana yetecek kadar yiyeceğin. Bir de başını sokacak evin.
    İnsanoğluna kulluk etmiyorsan.
    Eğilmiyorsan iki büklüm karşısında..
    Sevin be iki gözüm: En hoş dünyası olan sensin."

    Bilimsel çalışmaları sırasında yorulup da çalışmasına ara verdiğinde, gece gökyüzünü seyrederken, dünyayı, doğayı, gözlemlerken yazıya döktü düşüncelerini Fars edebiyatına özgü "rubai" kalıbında.

    Yazdıkları aslında herkes için geçerliydi. Ama hem yadırgandı, hem taklit edildi rubaileri taassubun gölgesi altında. Başarılı taklitler karıştı Hayyam'ın rubailerine. Yoktu çünkü orjinal el yazması ortada. Ve işin içinden çıkılmaz oldu.

    Aradan yüzyıllar geçti ve Fitzgerald adında bir filozof şair ayıkladı rubaileri gücünün yettiğince, çevirdi kendi diline bunları. Sonuç: Muhteşem!

    Pers uygarlığının vârisi İran, sahip olduğu bu cevherin kıymetini bilemedi önceleri. Onu keşfeden Batı'yla tanıdı.

    Ülkemizde de ayıklandı rubailer el yazmalarının arasında. Dr. Abdullah Cevdet, Rıza Tevfik, İran asıllı Hüseyin Daniş, Prof. Abdülbaki Gölpınarlı araştırmalar yaptılar. Onlarda kendilerince gerçek rubaileri bulmak için uğraş verdiler. Bazı yetenekli şairlerimiz ise diğer çevirilerle kıyaslayarak yeniden yorumladılar; dörtlüklere döktüler rubaileri güzel Türkçeleriyle.

    Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları tarafından yayımlanan Sabahattin Eyüboğlu'nun bu Rubai çeviriside, diğer Rubai çevirilerinden yola çıkılıp, Eyüboğlu'nun yeniden yorumlayarak oluşturduğu değerli bir eser.

    Yaşama bakış açınızı etkileyebilecek nitelikte olan, şiir yoluyla da bir çok konunun sorgulanabileceğini ve anlaşılabilir nitelikte felsefe yapılabileceğini göstermesi yönünden eşsiz bir eser olan Rubailer kitabını bütün kitapseverlere tavsiye ediyorum.
  • Erdoğan, Abdullah Gül ile işbirliği yaparak onun Fazilet Partisi kongresinde aday olmasını destekledi. Gül, Erdoğan ile birlikte yenilikçi hareketi temsil ediyordu.
    Mete Gündoğan
    Sayfa 106 - 8.Basım - Ocak 2018
  • Dikkat spoiler içerir.
    AKP dönemi ile ilgili olarak yazılmış en güzel araştırma eserlerinden biri. AKP'nin nasıl iktidar olduğu, kurulun aile holdingi ile devletin nasıl beraber yürütüldüğü, havuz medyasının nasıl oluşturulduğu, ihalelerden komisyonların nasıl alındığı anlatılarak başlıyor kitap. Sonrasında Menderes döneminden itibaren ülkemizde İslamizasyon'un nasıl yayıldığı, komünizme karşı bu cemaat ve tarikatların nasıl parlatıldığı, Sünni tabanlı din eğitiminin nasıl verildiği anlatılıyor. Soğuk savaş sonrasında Brzezinski ve Dugin'in Atlantik ve Avrasyacı tezleri, ordudaki Avrasyalı komutanları ekarte etmek için AKP ve Cemaat tarafından hazırlanan Ergenekon dosyaları, o dönemde yaşanan çatışmalar anlatılıyor. Gezi olaylarında, Alevilerin rolü ve etkilenmesi, Geziyi hazırlayan süreç, Suriye'nin Arap Baharından etkilenmemesi, Soros gibi think tank kuruluşları vasıtasıyla yapılan renkli darbeler de detaylıca anlatılıyor. AKP Cemaat savaşında Uludere olayı, İlker Başbuğ'un tutuklanması, Hakan Fidan'ın ifadeye çağrılması gibi olayların nasıl tetiklediği, yolsuzluk operasyonlarının amacı, AKP ve cemaat medyasının o dönem yazdıkları anlatılıyor. En sonunda cumhurbaşkanlığı seçimi, Ekmeleddin İhsanoğlu ve Selahattin Demirtaş adaylıkları, Abdullah Gül'e olan olumsuz tavırlar vb. anlatılarak kitap tamamlanıyor. Detaylıca ve farklı bir bakış açısı ile değerli bilgiler veren bu kitap herkesin mutlaka okuması gereken kitaplardan biri.
  • Dikkat spoiler içerir.
    AKP'nin ilk döneminde oldukça önemli isimlerden biri olan, partinin kurucularından eski Refah partili Sivas milletvekili Abdullatif Şener ile yapılan röportajdan oluşan oldukça güzel bir araştırma eseri. Şener'in çocukluğundan başlayarak, ailesi, Sivas'ta yetiştiği ortam, öğrencilik dönemleri, mezun olduktan sonra yaptığı akademik çalışmalar, Hacettepe Üniversitesine geçişi, parasızlık ve sürekli ev taşımaktan bunalarak arkadaşlarının ısrarı ile siyasete girmesi ve beklemediği halde milletvekili olması ile başlıyor kitap. Sonrasında Erbakan ile olan ilişkileri, 28 Şubat süreci, parti içimdeki yenilikçilerden Abdullah Gül'ün aday gösterilmesini sağlaması, AKP'nin kuruluşu ve ilk dönem faaliyetleri anlatılıyor. Refah döneminde yaptığı Maliye Bakanlığı görevi, AKP dönemindeki Başbakan yardımcılığı, parti yöneticileri ile yaşadığı anlaşmazlıklar, Irak tezkeresi süreci, 2007 seçimlerine kadar yaşanan olaylar ile devam ediyor. Kendi görüşleri, kuracağı siyasi parti, Ergenekon, Danıştay, cemaat gibi konulardaki açıklamaları, kendisi hakkında basında çıkan haberler, cumhurbaşkanlığı seçimi gibi konularda da çarpıcı açıklamalarına yer verilen kitap, 90'lı yıllardan itibaren bir siyasetçinin hayatını net bir şekilde gözler önüne seriyor. Siyasetçi geneline uymayacak şekilde dürüstçe verdiği cevaplarla dikkat çeken Şener ile ilgili yazılan bu kitap bir dönemi merak edenlerin mutlaka okuması gereken kitaplardan biri.