• Abdullah, ‘Allah’ın kulu’ manasına gelmektedir. İslâm âleminde en çok kullanılan isimlerden biridir.
    Bu isim Peygamber Efendimizinin (asm) mübarek ve şerefli isimlerindendir. Çünkü, Allah’a itaat ve ibadette, kulluk yapmada devamlı ve en ileride olup bütün ömürlerinde Cenâb-ı Hakk’a maddî manevî bütün halatında itaatten ayrılmamıştır. Bununla birlikte malûmunuzdur ki muhterem babasının adı da Abdullah’tır.

    Biz Abdullah ismini değil; bu ismin ibraz ettiği mana itibariyle ele alacağız.

    Abdullah olmak demiştik. Aslında bütün insanlar bir Abdullahtır. Sonuçta bütün insanların Maliki, Hâlıkı, Rezzak-ı Hakim’i, Şafii Hakiki’si, Mutasarrıf-ı Hakim’i birdir. Bütün insanların tek ve hakikî sahibi Allah’tır. Fakat Abdullah, farklı; Abdullah olmak, çok farklıdır. Misal; aklı, kalbi, ruhu ve vicdanı olan her varlık insandır. Fakat herkes bu isme lâyık mıdır? İşte bu soru, akla şunu getiriyor. İnsan özelliği taşıma ile insan olmak farklı şeylerdir. Amiyane tabirler denir ya “Bu zamanda en mühim mesele ‘insan olmak.’” Aynen bunun gibi Abdullah; yani Allah’ın binbir esmasına mazhar olmak ile Allah’ın o esmalarını üzerimizde küsufa uğratacak bir yaşayış değil de o muazzam esmaların üzerimizde güzel bir surette tezahür etmesini sağlamak -ki bu Abdullah olmak demek olan Allah’a kul olmak- anlamına gelen bu iki ibare de farklıdır. Abdullah, Allah’ın kulu; Abdullah olmak; Allah’a kul olmak demektir. Her akıl ve şuur sahibi (muhakeme yetisi olan varlıklar) insandır; ama herkes bu isme lâyık değildir. Aynen bunun gibi herkes Abdullahtır, ama önemli olan Abdullahça yaşayabilmektir. Peki Abdullahça yaşayabilmenin ölçüsü nedir?

    Abdullahça yaşamak diğer kavram ile tanımlarsak Abdullah olmak: Öncelikle insan olduğunun ve diğer bütün yaratılanlardan daha üstün meziyetlere sahip olduğunun şuurunda olunmalıdır. İnsan ismine lâyık tarzda sahip olduğu düşünme mekanizmasını müsbet yöne tevcih ettirerek liyakatlerinin inkişafına medar olabilecek Marifetullah ilmine vasıl olabilmenin yollarını aramak lâzım ve elzemdir. Marifetullah ilmini öğrenmeye muvaffak olabilmek için; azamî ihlâs, azamî sebat ve azamî sadâkatle çaba sarfetmesi gerekir. Bu noktada bize muhkem bir mihmandar olması açısından bu konuya Risale-i Nur perspektifinden bakalım.

    “Kat’iyen bil ki: Hilkatin en yüksek gayesi ve fıtratın en yüce neticesi iman-ı billahtır. Ve insaniyetin en âli mertebesi ve beşeriyetin en büyük makamı, iman-ı billah içindeki marifetullahtır. Cin ve insin en parlak saadeti ve en tatlı nimeti, o marifetullah içindeki muhabbetullahtır. Ve ruh-u beşer için en safi en halis sürur ve kalbi insan için en safi sevinç, o muhabbetullah içindeki lezzet-i ruhaniyedir.” (Mektubat, s. 247)

    Abdullah olmanın mertebelerinden bahsederek bu mertebelerin her birinin insana katacağı değer ve vereceği tarifsiz huzur ve lezzet anlatılmaktadır. Abdullah olmanın, yani Allah’a kul olmanın insan için ne denli önem arz ettiğini de gözler önüne sermektektedir. Nitekim insan olmak; Abdullah olmakla mümkündür.

    “Evet, bütün hakikî saadet ve halis sürur ve şirin nimet ve safi lezzet, elbette marifetullah ve muhabbetullahtadır. Onlar, onsuz olamaz.” (Mektubat)

    Abdullah olmak ya da abdipara, abdimakam, abdişöhret, abdimenfaat, abdinisa, abdidünya olmak …

    İnsan, Abdullah olunca yani Allah’ı tanıyan ve seven, yalnız O’na kulluk eden, O’na ibadet edip, ondan medet isteyen bir insan olursa; nihayetsiz saadete ve nimete nail olacağı, aksi takdirde Allah’tan gafil olan -haşa-, başka ma’bud edinen bir insan olursa; nihayetsiz evhamlara ve belâlara müptelâ olur. Ve bu insanın akıbetinden şedit bir şekilde korkulur.

    Nev-i beşerin, içinde bulunduğu, faniye, zaile gidecek olan şu keşmekeş dünya hanında eğer kendisinin, bütün matlublarına hakkıyla cevap verebilecek, nihayetsiz acziyetinden, fakriyetinden asıl kudrete istinad edebilecek, nihayetsiz a’danın tehacümüne müptelâ olan şu insanı kurtarabilecek bir melce’ bulamazsa; tabiri caizse, bir çocuğun validesinin vefat etmesinden duyduğu şedit korku ve hüzün gibi elim bir eleme giriftar olacaktır.

    Abdullah olmak; kişinin bütün insanlık hüviyetini belirleyen bir durumdur. İnsan ya Allah’a ya da masivaya kul olur. Kişi dilerse Allah’a, dilerse masivaya kulluk eder. Lâkin bilinmelidir ki, Allah dışında edinilen bütün ma’budlar şirktir, kabihtir, kötüdür…

    Abdullah olmanın tam zamanı.

    Eğer, aklını kaybetmemiş, kalbi körelmemiş, ruhu ölmemiş ise(k)niz; Abdullah olmak için var gücün(m)üzle çaba sarfedelim vesselâm.
  • Hz. Ömer'in fethettiği, Selahaddin Eyyubi'nin Haçlı işgalinden kurtardığı Filistin topraklarını, Kudüs'ü, Mescid-i Aksa'yı VIP kartlarına ve koruma araçlarına sahip olabilmek için sattılar. Ceplerini ve banka hesaplarını dolarlarla doldurdular. Filistin topraklarında dökülen her damla kanın üzerine oturup bu değerli kanı kendi menfaatleri için kullandılar.
  • Hz.Ömer’in fethettiği,Selahaddin Eyyubi’nin Haçlı işgalinden kurtardığı Filistin topraklarını,Kudüs’ü,Mescid-i Aksa’yı VIP kartlarına ve koruma araçlarına sahip olabilmek için sattılar.Ceplerini ve banka hesaplarını dolarlarla doldurdular.Filistin topraklarında dökülen her damla kanın üzerine oturup bu değerli kanı kendi menfaatleri için kullandılar.
  • 112 syf.
    ·2 günde·8/10
    Kitabı Rusça'dan Azerice'ye çevirisini Prof. Dr. Telman Hurşidoğlu Aliyev ve Vakıf Tehmezoğlu Halilov, Azerice'den de Türkçe'ye çevirisini Arif Arslan yapmışlar.

    Yayıncının notu, önsöz, sunuş, Tolstoy kimdir ve 1. bölüm...
    Tolstoy'un Hindistanlı alim Abdullah El-Sühreverdi' nin hazırladığı "Hz. Muhammed'in Hadisleri" kitabından derleyip seçtiği hadislere yer verilmiş.
    Baskı dönemindeki Hıristiyan Rusya'sında yazılıp 1909 yılında yayınlanmış, diğer kitapları tekrar tekrar basılırken bu derleme yayınlanmamış. (SSCB'nin ilk yıllarında insanlara ateistik zorla kabul ettirildiğinden.)
    Kgb gibi Rus istihbarat birimleri bu kitabı gizli tutmaya, unutturmaya ve basılmasını engellemeye çalışmışlar. Tolstoy gibi çok sevilen bir dahinin bu kitabıyla İslam'a akımın başlayacağını düşündüklerinden... Risalenin gerçek adı "Muhammed'in Kur'an'a Girmemiş Hadisleri." Kuran'a hadis girer mi?
    Hz. Muhammed olarak değiştirilmiş kitabın adı bir de üstüne "gizlenen kitap" yazılmış!

    2. Bölümde Tolstoy ve Yelena Yefimovna Vekilova'nın mektuplarıları. Ayrıca bu mektuplar 1978 yılında Azerbaycan'da Azerbaycan Cumhuriyeti'nin en büyük dergisinde de basılmış. Hıristiyan Yelana Yetimovna Vekilova ve müslüman olan kocasından dolayı çocuklarının hangi dini seçmesi gerektiğine dair fikir alma sebebiyle yazılmış mektuplar. Tolstoy'un Yelana Yetimovna Vekilova'ya yazdığı mektubun aslı oğlu tarafından Faris'de, 1978 yılında Moskova'da Tolstoy adına açılan müzeye vermiş, müzede hala sergilenmekteymiş.

    3. Bölüm Tolstoy'un itirafları; Allah'a İnanmak, Hiç Olabilmek İçin, Bilinmeyeni Bulmak, Allah'la Birleşme, Allah'ı Bulmak Gerek, Hıristiyanlığı Kabul Edemiyorum, Allah'ı Arayış, Sebepsiz Bu Dünyaya Gelemezdim konu başlıkları altındaki arayışları, düşünce ve itirafları...

    Yaşamın anlamını sorgulayıp ne kendinde ne çevresinde bulamamış, sonucunda tek çarenin dinde olacağına karar vermiş. Yaşamı çok anlamsız bulması, yaşadığı olaylardan, sorgulamalarından, hayatın anlamsızlığından sürekli olarak intiharı düşünüyor. Çareler, çözümler...

    #41600112
    #41601407

    4. Bölüm Belgeler. Kitabın risalesinin orijinal Rusça baskısı.

    Öldüğünde mezarının başında Hristiyanlığın sembolü olan haçın olmadığı söyleniliyor.

    Tolstoy gerçekten müslüman oldu mu, olmadı mı sorularını kitap bittikten sonra insan kendine sormadan duramıyor.
    Sanki! olsun ya da olmasın çok da önemli değil bana göre :)
    Ama düşünceleri okumak, sorgulamak, kendi kendime konuşmak güzeldi :)))

    Peki bu kitabı niye yazdı?
    Kitabı yazmadığını iddia edenler de var ama...
    Kitapta derlenen hadisler de daha çok fakirlik, eşitlik, ölüm, iyi bir insan olabilmek için yapılması gerekenler. Yaşamının son dönemlerinde bunalımda olup, bu bunalımlı dönemde arayışını Abdullah El-Sühreverdi'nin kitabına rast gelerek bulmuş, etkilenmiş... Moskova'da Tolstoy adına açılan müzedeki mektubu da merak etmedim değil...

    "Benim dinim benim kişisel konumdur. O benim kişisel hayatımı, kişisel ahlakımı yönetir ve benim dinsel felsefem, benimle inandığım Tanrı arasındadır; aynen diğerlerinin dinsel felsefesinin onlar ve Tanrı arasında olduğu gibi ve bu en iyi olan yoldur."
    Malcolm X.

    Ve #41596360
    Ben inancımı gündeme göre şekillendirmedim, değiştirmedim, şekillendirip değiştirmeyeceğim. Geçmişte ne öğrendiydem o!

    Sayfa 76 "İnanç, yaşamın gücüdür. İnsan yaşıyorsa, birşeylere de inanıyordur. Eğer ona bir şeylerin yaşamayı emrettiğine inanmasa, o zaman yaşayamaz. İnsan, ölümlünün bir gölge den ibaret olduğunu kavrıyorsa, o zaman sonsuz olana inanmak zorundadır. Çünkü inançsız yaşanamaz."

    Benim inancım, dinim;

    En başta "kul hakkı" almamaktır.
    İyi ve temiz vicdan sahibi ahlaklı bir insan olabilmek, insanı insan olduğu için sevmek, saygı duymak, yardım etmek, ayrım yapmamaktır, yaradılanı sevmektir "Yaradandan" ötürü.

    Kitap ile ilgili bu bilgileri ve kendi düşünce yazıp yazmama konusunda çok tereddütte kaldım, merak edenler için yazmaya en sonunda karar verdim.
  • 144 syf.
    Mehmet Bey'in de kitap ile ilgili cümlelerinde ifade ettiği gibi yaşanan her olumsuzluk, her ızdırap beraberinde başka bir gözle bakabilmenin hususiyetini ve bilgeliğin hiçbir yolla elde edilemeyecek, enfüsi sırlarını getiriyor.

    Okuduğum bir önceki eserin bana sunduğu, insanın iç dünyasına dâir ipuçları, 'Yola Düşen Gölgeler'de adeta ete kemiğe büründü... Hiçbirşey boşuna değil, birbirini takip eden her anın bir diğerinden aldığı bir hikmet eli, eşsiz nizamı tesis edecek kudretli bir şifresi var şüphesiz..

    Eserde ki karakterlerin böylesine ustalıkla düşünülmüş olması bile bu postmodern romanın tanınması için çok önemli bir neden fikrimce çünkü böyle sağlam kurgulara tesadüf etmek artık çok zor.

    ***
    Aida Spahiç...
    Dünyada ki zulümlerin en kirli ve aşağılık olanı, masum insanları etnik kökenlerine ve inançlarına duyulan düşmanlıkla, hiç bir insanlık onurunu, hiçbir vicdani sorumluluğu tanımadan, vahşice silmeye, yok etmeye çalışmaktır. Ben çocuk yaşta iken boşnak bir kızın günlüğünü okumuştum, bir kitap mıydı, yoksa bir tefrika mıydı bilmiyorum ama her anımsadığımda acı ile sarsıldığım şu ki; Günlüğüne bir isim vermişti küçük kız ve onunla yakın bir dostu gibi konuşuyordu, çok ağlamıştım.Şimdi o günleri Aida'nın hikayesinde yeniden yaşadım ve gözyaşlarıma hakim olamadım.

    "Yaralı bir müslümanın acısını yüreğinde duymayan, kâmil mü'min olamaz" düsturunu taşıyabildik mi? Rabbim o insanlar değil asıl sınavda olan biziz diye avazım çıktığı kadar bağırmak istedim...

    Savaş dendiğinde, Amin Maalouf'un şu sözleri zihnime kazınmış âdeta...

    "Sonra oradan savaş geçti. Hiçbir ev, hiçbir hatıra hasarsız kalamadı. Her şey çürüdü: Arkadaşlık, aşk, adanmışlık, akrabalık, inanç, sadakat. Hatta ölüm. Evet, bugün ölüm bile bana kirlenmiş, bozulmuş gibi geliyor."

    ***
    Şükür ki, ruhunda babasının şehadet nişanı parlayan, insana insan olduğu için değer verecek tabipler yetişiyor hâlâ, bir derin nefes, bir kutlu inşirah...

    ***

    Kalbime bir düğüm atıldı bu gece Merve...Kendini kendinden kurtarabilmenin bir yolu olabilseydi, aşkın takâtsiz bıraktığı, idrakin silindiği demlerde, zehir gibi bir ayaz çöküverir ömrüne...

    Ve sükûn...
    ‘Aşk’ nice bin yıl, hüsranın gölgesinde kanatları yanmış bir duadır...
    Akıl tenle yarışır, ten akıl ipliklerinden koparır söker safayı…
    Sefildir karanlığın ince parmakları fersiz yığılır kalır kırılgan avuçlarına vefanın…
    Kursağında birikir seher rüzgarı, sırtını yalar geçer cinnetin gündüz rüyası…
    El etek tutuşur, göz evreni bir yalız ateşin kuytusunda unutur…
    Susulur ve duyulur incesi sızının…

    ***
    Abdullah Sami nezdinde, bu karakterin hayatımızda ki etkilerine değinmek istiyorum izninizle...

    Din, her alanda insanı çevreleyen, yörüngesinde yaşamsal bütün faaliyetleri -yakın ya da uzak- ama mutlaka kendi özçekimiyle belli bir mesafede bulunduran en hayati mefhum.O'nu kullanamazsınız çünkü size dair herşeyin merkezinde o varken, bu bir kum tanesinin denize kafa tutmasından farksızdır.Fakât onun varlığını kendi küçüklüğünüzle de yaralayamazsınız, içinizde fıtratınızdan gelen görüntüler vardır ve her defasında bozduğunuz simetrinin ağrısı kâlbinizde geri dönüşü olmayan aşınmalar yaratır...
    Dini bir araç haline getirmeye çalışmak ahmaklıktır, fakât bir de bu delilik yolunu tutanları, diğer hâkikât neferlerine emsâl gösterenler vardır.Oysa hiçbir çamur, toprağın bereketiyle örtüşmez, hiçbir zehir, köklerin şifasını dindirmez, hiçbir çukur, zirvenin derinliğini gidermez...

    Bana kalırsa bu eserden, 1000K ahalisinin de alacağı çok nâsihât var.

    Sorulursa şayet; hepimiz insanız...
    Vesselâm...
    ***

    İlyas...
    Uzak bir tarihin gölgeleri baş köşesine kurulmuş gibi hüzzamın, bir derinlik sonsuzluğa öykünen ve ağrıyan bir günün suskunluğuna eş, ziyası geceden de uzun, mehveş…
    Aysel...
    Kalem sürçtüğünde,dile nazarsız deger gözlerin
    Tambur kirpiklerinin kıyısızlığından yapılmıştır oysa,
    Sazende boşluğu kanatır durur…
    Ve Aşk...
    "Kalbim, sorarım sana,
    Aşk nedir söylesene.
    İki ruh ve bir düşünce;
    İki kalp ve onun bir atışı.”

    ***
    Eserde verilmek istenen, "İyi İnsan" portresi çok başarılıydı. İyilik, rıza-i İlâhiye erişme gayretidir zira Mevlâ 'nın hoşnut olduğu herşeyde nihayetsiz hayır ve iyilik vardır. Mazhar olabilmek duası ile...

    Evvelâ emek verdiği her etkinliği bir dostluklar ve hasbihaller meclisine çeviren, halaskâr ruhu ile bana güzelliği ve saflığı getiren Sevgili inci 'ye ve eseri İstanbul kazan ben kepçe söylemleriyle arayıp bulan ve bana bir kere daha mucizem olduğunu hissettiren eşime ve elbette bizi zamandan ve mekândan bir günlüğüne de olsa kurtaran, bu harikulâde eseri, ûslubu ve bilgisiyle ölümsüzleştiren Mehmet Yılmaz Bey'e yürekten teşekkürler...

    Ah Ferah ablacım, kulplu bile olsa artık bütün fincanların kulpunu diğer tarafa çevirip öyle içeceğim, bu da bizim selamımız olsun, içim acıdı, milletçe nasıl güzelsiniz...

    Kâlbinize hürmetle...
  • 128 syf.
    ·1 günde·Beğendi·10/10
    Kül olabilmek icin , kalbimizi temiz tutmak icin ilk yapmamız gereken nefsimize hakim olmaktır. -bence- insan kendi içindeki istegi dizginleyemedikten sonra doğru yolda kalması oldukça zor.
    Dünya üstünde dustugumuz hataların hepsi nefsimize yenik dusmemizden hep...
    Kendimizi beğenmesek,yüceltmesek, pişman olmayı,özür dilemeyi, af dilemeyi,iyi huylu olmayı,guzel ve öz konuşmayı,bize verilenleri kendimizin kazandığını degil de Allah'ın ikramı olarak görmeyi ve daha nice türlü nefis kusuru ve tedavisini içeren guzel kitap zaman zaman açıp okumalı, kusurları unutmamalı..
    Her okumada fayda bulmak nasip olur insallah
  • 120 syf.
    ·7 günde·4/10
    Bu kitapla Tebliğ ve irşad yolunun yolcusu olabilecek her genç müslümana Hz. Yusuf aleyhisselamın kıssasıyla bir yol rehberi olabilmek hedeflenmiş. Ancak mevdudi gibi ehli sünnete aykırı bir çok görüşü olan 'o adamın' sözüyle Züleyha annemizin tövbesi akabinde saliha bir mümin oluşu ardındadan da Hz. Yusuf aleyhisselam ile Allah'ın celle celalühu emriyle(ki aksi düşünülemez) izdivaçları yok sayılmış. Kitabı okuyacak tüm kardeşlerime, başlamadan önce bu yanlışı göz önünde bulundurmalarını rica ederim.