Bana göre, hayat bir dizi rastlantı ve bizim o rastlantılarla birlikte nasıl varoluğumuz ya da olmadığımız. Önce günaydın, sonra biraz haz, biraz acı, biraz aşk, biraz hayal kırıklığı, biraz sıcaklık, biraz yalnızlık, biraz boyun eğme, biraz başkaldırı ve ardından iyi geceler.
Bir gün dünyada ilahi adaletin gerçekleşeceğine olan inancımıza hala sürdürüyoruz, bunun nasıl olabileceği hakkında inandırıcı bir fikrimiz olmadığı halde.
Rank'a göre "artist", yaşantılarında en uygun tepkiyi en uygun zamanda gösterip çevresinde gerekli değişikliği yaratarak etkin olabilen biridir. "Artist" kendi yakın çevresi dışında kimsenin tanımadığı bir ev kadını ya da bir işçi olabilir. Rank'ın tanımlamış olduğu "artist", konumu ne olursa olsun kendi hayatını yaratma gücü ve dünyaya egemen olan değerliler ve daha az değerliler bölümlemesinin dışında kalan görünürdeki sıradanlığıyla bana hep yakın gelmiştir.
Değersizlik duygusu bir anlamda eksiklik duygusudur, insanın başkalarını kendinden üstün görmesine neden olur, yakınları dışında. Onları kendisinin uzantıları gibi algıladığından onlar da kendi gibi değersizdir. Küçümsenme korkuları yaşayanlar, başkalarının bir eksiğini yakaladıklarında onları küçümsemeye hazırdır ya da başkalarını küçümseyenler küçümsenme korkuları olan insanlardır. Dolayısıyla, insanın kendi içinde gelişen ve bazen kendini yadsıma (self-hate) boyutuna varabilen değersizlik ve eksiklik duyguları şu ya da bu şekilde dış dün-yaya yansıtılarak beslenir.
En temel sorunumuzun, kendimizi parçası olduğumuz dünyadan ve evrenin yasalarından soyutlayarak yaşıyor olmamızdan ve hayatın bir parçacığını yakaladığımızda bütününü anladığımız yanılgısına düşmemizden kaynaklandığına inandığım için.