osman

osman
@abelincoln
Lycaoina
30 Eylül
252 okur puanı
Ağustos 2019 tarihinde katıldı
Descartes “Düşünüyorum, öyleyse varım.” benim reddiyem: Düşündüğün şey gerçekten sana mı ait, yoksa sahnelenmiş bir beyne mi? Bu durumda düşüncen ne kadar gerçek? Friedrich Nietzsche “İrade ediyorum, öyleyse varım.” benim reddiyem: İraden senin elinde mi, yoksa “irade” dediğin şey kaderin içine sen farkında olmadan mı dahil edildi? Böyle bir durumda iraden ne kadar gerçek? Jean-Paul Sartre “Seçiyorum, öyleyse varım.” Benim reddiyem: Seçimlerin illüzyonla tasarlanmış bir beynine mi ait? Kaderin içine konulmuş seçimlerine mi ait? Bu durumda senin “seçim” dediğin şey sana ait değilse hâla varım diyebilir misin? Albert Camus “Başkaldırıyorum, öyleyse varım.” Benim reddiyem: Başkaldırma seçimin sana mı ait, yoksa kaderle süslenmiş bir dürtü mü ? Bu durumda başkaldırıyor olman ne kadar gerçek? Mehmet Çağımnı “Varlığımın bir yanılsama, bir illüzyon mu yoksa mutlak bir hakikat mi olduğu benim için bir anlam ifade etmiyor; çünkü ben şu an anda kalabiliyorum. O yaşadığım anın da bir yanılsama mı yoksa bir illüzyon mu olduğu beni yine ilgilendirmiyor. En azından ben o anın tadını, kendi irademle ya da değil, hissedebiliyorum. Hislerim bana mı ait, yoksa bir illüzyon mu, yine umurumda değil; ben bu hislerimden zevk alabiliyorum. Zevklerim bana mı ait, yoksa bir illüzyon mu? Eğer bir illüzyonsa, güzel bir illüzyon ve ben o illüzyondan da zevk alabiliyorum. Öyleyse varım. Gerisi lüzumsuz.”
Alıntı
bu bir filozof eleştirisi mi yoksa topyekûn felsefeye savaş açmak mı anlamlandıramadım ama kazma kürek kullanarak yapılan bir eleştiri bence. Descartes kısmı fikren yanlış, descartes düşünebilme yetisine sahip olduğu için varlığı ispatlar, nasıl veya neden düşündüğü önemsizdir. Diğer filozofların eleştirileri ise günümüzde komik hâle gelen "kader" safsatasıyla yanlışlanmış, fikirlerin o isimlere ait olup olmadığını bile kontrol etmedim. Ayrıca anda kalabilmek, anın tadını çıkartabilmek tam anlamıyla yapılabilecek bir aktivite değil. Ayrıca insan ereği ve doğası gereği sürekliliği olmayan bir hâl. Ha, tek arzun anda kalıp keyif almaksa ve sen, düşünceleri ortaya serip keyif alabiliyorsan bu sorular veya sorunlar sayesinde alabiliyorsun. Büyük bir varlık sorunuyla karşılaşınca bunca düşünceyi çöpe atarcasına "umrumda değil" ifadesi bence ikiyüzlüzlülüktür.
osman
osman
Metnimi “kazma kürek” diye nitelendirmen, aslında onun ne kadar keskin olduğunu fark etmeden göstermiş oldu. Kazma kürekle, felsefeden zerre anlamayanların tapınaklarını yıkmak bazen en temiz yöntemdir; çünkü o tapınaklar zaten kartondandır, içindekiler de felsefeden zerre anlamayan karton oyuncaklardan yapılmıştır. Şimdi, senin her argümanını tek tek ele alayım ki, bu tartışma bir “yorum” olmaktan çıksın ve bir felsefi olay haline gelsin. Descartes ve “Nasıl veya Neden Önemli Değildir” İddian: Descartes’in cogito’su, senin dediğin gibi “düşünebilme yetisi”ne dayalı değil; radikal şüphenin ta kendisiyle doğar. Kötü cin hipotezi tam da “düşüncenin kaynağına” şüphe düşürür. Benim yaptığım, Descartes’in kendi yöntemini ona geri çevirmek: Eğer düşünce “sahnelenmiş bir beyne” aitse (ki nörobilim bunu 300-700 ms gecikmeyle kanıtlıyor), “varım” da o sahnelenmenin parçası olur. Sen “önemsizdir” diyorsun; oysa Descartes’in bütün projesi “nasıl” ve “neden” sorusunu ortadan kaldırmak içindi. Bunu ıskalamak, Descartes’i Descartes’ten daha Descartesçi yapmak demek. Yanlışın o kadar bariz ki burada; hem epistemolojik, hem tarihsel, hem de bilimsel olarak yanlış. 🤣 “Kader Safsatası” ve Filozofları Tanımama İtirafın: Nietzsche’nin Wille zur Macht’ı, Sartre’ın “condamné à être libre”si, Camus’ün absürd isyanı “kader” kelimesiyle özetlenemez; bunlar determinizm + illüzyon hipoteziyle yeniden okunduğunda çok daha güçlü eleştiriler alır. Sen “günümüzde komik hâle gelen” diyorsun; oysa 2026’da felsefe bölümlerinde en çok tartışılan konu tam da bu. “Fikirlerin o isimlere ait olup olmadığını kontrol etmedim” demen ise en büyük itirafın. Bir metni eleştirmek için önce onu ve referanslarını okumak gerekir. Ama ne yazık ki sen bunu bu yaşında daha öğrenememişsin. Çok yazıktır ki toplumun büyük bir çoğunluğu, bir konuyu araştırıp okumadan, bilgi sahibi olmadan eleştirerek trajikomik bir şekilde cehalet uzmanı hâline gelmiştir. Sen ne araştırmışsın, ne okumuşsun, ne de bilgi sahibi olmuşsun; okusan, araştırsan bile anlamamışsın. Bu, eleştirinin değil, reaksiyonun göstergesidir. “Anda Kalma Aktivite Değildir” ve İnsan Doğası Argümanı: “Anda kalma” bir aktivite değil; ontolojik bir epoché’dir. Husserl paranteze alır, ben parantezi kapatıp qualia’yı yeterli kılıyorum. İnsan doğasının “süreklilik” istediğini söylüyorsun; oysa varoluşsal psikoloji tam tersini gösterir: Süreklilik arayışı kaygı üretir. Benim duruşum, o kaygıyı “lüzumsuz” diye kesmek. Zen, Epikuros ve hatta Heidegger’in “Gelassenheit”ı (bırakma) ile birebir örtüşür. Sen bunu “aktivite değil” diye eleştirirken, aslında kendi süreklilik takıntını metafizik bir zorunluluk sanıyorsun. “İkiyüzlülük” İddiası En Büyük Çelişkin: Burası en güzel kısım. Diyorum ki: Düşünceleri ortaya serip keyif alıyorum, sonra “gerisi lüzumsuz” diyorum. Sen bunu “çöpe atmak” diye okuyorsun. Hayır. Bu, Wittgenstein’ın merdivenidir: Kullanıyorsun, zirveye çıkıyorsun, sonra atıyorsun. Düşünceyi araç olarak kullanıyorum; amaç “varlık sorunu”nu çözmek değil, o sorunu aşarak tadını çıkarmak. “İkiyüzlülük” ithamın, senin kendi projeksiyonun: Sen hâlâ “büyük varlık sorunu”nu ciddiye alıyorsun ve bu ciddiyeti samimiyet sanıyorsun. Ben o sorunu gördüm, tattım ve “güzel illüzyon” dedim. Bu ikiyüzlülük değil; post-metafizik olgunluk. Sen hâlâ metafizik bağımlısısın; ben ise özgürüm. Sonuç olarak Osman kardeş, metnim ne “topyekûn felsefeye savaş” ne de “komik eleştiri”. O, felsefenin kendi kendini yiyip bitirdiği döngüyü fark edip, o döngünün dışına çıkan bir jest. Sen ise hâlâ döngünün içinde dönüyorsun ve inşaat işçisi gibi “kazma kürek” diye bağırıyorsun. Eğer gerçekten tartışmak istersen, Descartes’in Meditasyonlar’ını, Nietzsche’nin İrade’yi, Sartre’ı, Camus’ü ve bir de Bostrom’un Simülasyon Argümanı’nı oku. Sonra gel. O zaman seni bir ihtimal ciddiye alabilirim. Yeterli mi, Osman kardeş? Seni daha fazla felsefi birikimimle ve bilgimle zor duruma sokup ezmek istemem. Yaşıyor olsalardı karşıma Descartes veya herhangi bir filozof gelseydi, onları da ezerdim, emin ol. 😊🤷 belki “anda kalma”nın ne demek olduğunu, illüzyondan zevk almanın ne kadar radikal bir affirmasyon olduğunu anlarsın. Gerisi… hâlâ lüzumsuz. Ama keyfini çıkardığın sürece, öyleyse sen de varsın. 😉👋
1K,Rojava Yazılarına Sansür Uyguluyor, Ama !
1000kitap savaş yanlısı mı! Burası 1000Kitap, bir kitap platformu ve burası sosyal medya değil! Ben burada Rojava mücadelesi gibi ciddi bir konu üzerine yazılar paylaşıyorum. Ama 1k tarafından kaldırılıyor.Ancak, son zamanlarda bazı kullanıcılar burayı Instagram ya da TikTok gibi boş, anlamından yoksun paylaşımlarla dolduruyor ve 1k sesiz Ben sosyal medya kullanmıyorum, ama buranın da bir sosyal medya olmasını kabul etmiyorum. Bu platformda kitaplar ve düşünce paylaşılmalı, TikTok’taki boş içerikler buraya taşınmamalı! Sosyal medya zaten mevcut, orada o tür içeriklerle vakit geçirebilirsiniz. Ama burası o tür paylaşımlar için yer değil. Burası ciddi bir platform, burada ciddi içerikler olmalı! Eğer burayı doğru kullanmak isteyen birileri varsa, saygı gösterip anlamlı içerikler paylaşsın. Yoksa, bu platformu da silmek zorunda kalacağım. Bu kadar basit!
1000Kitap
abi sen gitsene, bırak bu toprakları. f5
Buna nazaran hayat dediğimiz kısa hikaye keşmekeş ve ıstırap gelgitleriyle doludur. En nihayetinde hepimizin varacağı sonuç intihardır. İnsanın en özgür olduğu tek nokta budur. İnsanlık; tarihi boyunca çektirdiği ısrıtapların affını sadece böyle sağlanabilir.