• Bakara Suresi, 28. ayet: Nasıl oluyor da Allah'ı inkar ediyorsunuz? Oysa ölü iken sizi O diriltti; sonra sizi yine öldürecek, yine diriltecektir ve sonra O'na döndürüleceksiniz.
    Bakara Suresi, 56. ayet: Sonra şükredesiniz diye, sizi ölümünüzden sonra dirilttik.
    Bakara Suresi, 73. ayet: Bunun için de: "Ona (cesede, kestiğiniz ineğin) bir parçasıyla vurun" demiştik. Böylece, Allah ölüleri diriltir ve size ayetlerini gösterir; ki akıllanasınız.
    Bakara Suresi, 164. ayet: Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün art arda gelişinde, insanlara yararlı şeyler ile denizde yüzen gemilerde, Allah'ın yağdırdığı ve kendisiyle yeryüzünü ölümünden sonra dirilttiği suda, her canlıyı orada üretip-yaymasında, rüzgarları estirmesinde, gökle yer arasında boyun eğdirilmiş bulutları evirip çevirmesinde düşünen bir topluluk için gerçekten ayetler vardır.
    Bakara Suresi, 243. ayet: Binlerce kişinin ölüm korkusuyla yurtlarından çıktıklarını görmedin mi? Allah onlara: "Ölün" dedi, sonra da onları diriltti. Şüphesiz Allah, insanlara karşı fazl sahibidir. Ancak, insanların çoğunluğu şükretmez.
    Bakara Suresi, 258. ayet: Allah, kendisine mülk verdi, diye Rabbi konusunda İbrahim'le tartışmaya gireni görmedin mi? Hani İbrahim: "Benim Rabbim diriltir ve öldürür" demişti; o da: "Ben de öldürür ve diriltirim" demişti. (O zaman) İbrahim: "Şüphe yok, Allah Güneş'i doğudan getirir, (hadi) sen de onu batıdan getir" deyince, o inkarcı böylece afallayıp kalmıştı. Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.
    Bakara Suresi, 259. ayet: Ya da altı üstüne gelmiş, ıssız duran bir şehre uğrayan gibisini (görmedin mi?) Demişti ki: "Allah, burasını ölümünden sonra nasıl diriltecekmiş?" Bunun üzerine Allah, onu yüz yıl ölü bıraktı, sonra onu diriltti. (Ve ona) Dedi ki: "Ne kadar kaldın?" O: "Bir gün veya bir günden az kaldım" dedi. (Allah ona:) "Hayır, yüz yıl kaldın, böyleyken yiyeceğine ve içeceğine bak, henüz bozulmamış; eşeğine de bir bak; (bunu yapmamız) seni insanlara ibret-belgesi kılmamız içindir. Kemiklere de bir bak nasıl biraraya getiriyoruz, sonra da onlara et giydiriyoruz?" dedi. O, kendisine (bunlar) apaçık belli olduktan sonra dedi ki: "(Artık şimdi) Biliyorum ki gerçekten Allah, herşeye güç yetirendir."
    Bakara Suresi, 260. ayet: Hani İbrahim: "Rabbim, bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster" demişti. (Allah ona:) "İnanmıyor musun?" deyince, "Hayır (inandım), ancak kalbimin tatmin olması için" dedi. "Öyleyse, dört kuş tut. Onları kendine alıştır, sonra onları (parçalayıp) her bir parçasını bir dağın üzerine bırak, sonra da onları çağır. Sana koşarak gelirler. Bil ki, şüphesiz Allah, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir."
    Al-i İmran Suresi, 49. ayet: İsrailoğulları'na elçi kılacak. (O, İsrailoğulları'na şöyle diyecek:) "Gerçek şu, ben size Rabbinizden bir ayetle geldim. Ben size çamurdan kuş biçiminde bir şey oluşturur, içine üfürürüm, o da hemencecik Allah'ın izniyle kuş oluverir. Ve Allah'ın izniyle doğuştan kör olanı, alaca hastalığına tutulanı iyileştirir ve ölüyü diriltirim. Yediklerinizi ve biriktirdiklerinizi size haber veririm. Şüphesiz, eğer inanmışsanız bunda sizin için kesin bir ayet vardır."
    Al-i İmran Suresi, 156. ayet: Ey iman edenler, inkar edenler ile yeryüzünde gezip dolaşırken veya savaşta bulundukları sırada (ölen) kardeşleri için: "Yanımızda olsalardı, ölmezlerdi, öldürülmezlerdi" diyenler gibi olmayın. Allah, bunu onların kalplerinde onulmaz bir hasret olarak kıldı. Dirilten ve öldüren Allah'tır. Allah, yaptıklarınızı görendir.
    Maide Suresi, 32. ayet: Bu nedenle, İsrailoğulları'na şunu yazdık: Kim bir nefsi, bir başka nefse ya da yeryüzündeki bir fesada karşılık olmaksızın (haksız yere) öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de onu (öldürülmesine engel olarak) diriltirse, bütün insanları diriltmiş gibi olur. Andolsun, elçilerimiz onlara apaçık belgelerle gelmişlerdir. Sonra bunun ardından onlardan birçoğu yeryüzünde ölçüyü taşıranlardır.
    En'am Suresi, 29. ayet: Onlar dediler ki: "Bu dünya hayatımızdan başkası yoktur. Ve bizler diriltilecek değiliz."
    En'am Suresi, 36. ayet: Ancak dinleyenler icabet eder. Ölüleri (ise,) onları da Allah diriltir. Sonra O'na döndürülürler.
    En'am Suresi, 60. ayet: Sizi geceleyin öldüren (uyutan) ve gündüzün 'güç yetirip etkilemekte (yapıp kazanmakta) olduklarınızı' bilen, sonra adı konulmuş ecel doluncaya kadar onda sizi dirilten (uyandıran) O'dur. Sonra 'en son dönüşünüz' O'nadır. Sonra yapmakta olduklarınızı size O haber verecektir.
    En'am Suresi, 122. ayet: Ölü iken kendisini dirilttiğimiz ve insanlar içinde yürümesi için kendisine bir nur verdiğimiz kimsenin durumu, karanlıklarda kalıp oradan bir çıkış bulamayanın durumu gibi midir? İşte, kafirlere yapmakta oldukları böyle 'süslü ve çekici' gösterilmiştir.
    Araf Suresi, 14. ayet: O da: "(İnsanların) dirilecekleri güne kadar beni gözle(yip ertele.)" dedi.
    Araf Suresi, 57. ayet: Rahmetinin önünde rüzgarları bir müjde olarak gönderen O'dur. Bunlar ağırca bulutları kaldırıp yüklendiğinde, onları (kuraklıktan) ölmüş bir şehre sürükleyiveririz ve bununla oraya su indiririz de böylelikle bütün ürünlerden çıkarırız. İşte Biz, ölüleri de böyle diriltip-çıkarırız. Ki ibret alasınız.
    Araf Suresi, 158. ayet: De ki: "Ey insanlar, ben Allah'ın sizin hepinize gönderdiği bir elçisi (peygamberi)yim. Ki göklerin ve yerin mülkü yalnız O'nundur. O'ndan başka İlah yoktur, O diriltir ve öldürür. Öyleyse Allah'a ve ümmi peygamber olan elçisine iman edin. O da Allah'a ve O'nun sözlerine inanmaktadır. Ona iman edin ki hidayete ermiş olursunuz.
    Tevbe Suresi, 116. ayet: Gerçek şu ki, göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır; diriltir ve öldürür. Sizin Allah'tan başka veliniz ve yardımcınız yoktur.
    Yunus Suresi, 56. ayet: O, diriltir ve öldürür. Ve O'na döndürüleceksiniz.
    Hud Suresi, 7. ayet: O'nun arşı su üzerinde iken amel bakımından hanginizin daha iyi olduğunu denemek için gökleri ve yeri altı günde yaratan O'dur. Andolsun onlara: "Gerçekten siz, ölümden sonra yine diriltileceksiniz" dersen, inkar edenler mutlaka: "Bu, açıkça bir büyüden başkası değildir" derler.
    Hicr Suresi, 36. ayet: Dedi ki: "Rabbim, öyleyse onların dirileceği güne kadar bana süre tanı."
    Nahl Suresi, 21. ayet: Ölüdürler, diri değildirler; ne zaman dirileceklerinin şuuruna varamazlar.
    Nahl Suresi, 38. ayet: Olanca yeminleriyle: "Öleni Allah diriltmez" diye yemin ettiler. Hayır; bu, O'nun üzerinde hak olan bir vaidtir, ancak insanların çoğu bilmezler.
    Nahl Suresi, 39. ayet: Hakkında ihtilafa düştükleri şeyi onlara açıklaması ve inkar edenlerin kendilerinin yalancı olduklarını bilmesi için (diriltecektir).
    Nahl Suresi, 65. ayet: Allah gökten su indirdi, ölümünden sonra yeri onunla diriltti; işitebilen bir topluluk için bunda gerçekten bir ayet vardır.
    İsra Suresi, 49. ayet: Dediler ki: "Biz kemikler haline geldikten, toprak olup ufalandıktan sonra mı, gerçekten biz mi yeni bir yaratılışla diriltileceğiz?"
    İsra Suresi, 98. ayet: Bu, şüphesiz, onların ayetlerimizi inkar etmelerine ve: "Biz kemikler haline geldikten, toprak olup ufalandıktan sonra mı, gerçekten biz mi yeni bir yaratılışla diriltileceğiz?" demelerine karşılık cezalarıdır.
    Kehf Suresi, 19. ayet: Böylece, aralarında bir sorgulama yapsınlar diye onları dirilttik (uyandırdık). İçlerinden bir sözcü dedi ki: "Ne kadar kaldınız?" Dediler ki: "Bir gün veya günün bir (kaç saatlik) kısmı kadar kaldık." Dediler ki: "Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir; şimdi birinizi bu paranızla şehre gönderin de, hangi yiyecek temizse baksın, size ondan bir rızık getirsin; ancak oldukça nazik davransın ve sakın sizi kimseye sezdirmesin."
    Taha Suresi, 74. ayet: "Gerçek şu ki, kim Rabbine suçlu-günahkar olarak gelirse, hiç şüphe yok, onun için cehennem vardır. Onun içinde ise, ne ölebilir, ne dirilebilir."
    Enbiya Suresi, 21. ayet: Yoksa onlar, yerden birtakım ilahlar edindiler de, onlar mı (ölüleri) diriltecekler?
    Hac Suresi, 5. ayet: Ey insanlar, eğer dirilişten yana bir kuşku içindeyseniz, gerçek şu ki, Biz sizi topraktan yarattık, sonra bir damla sudan, sonra bir alak'tan (embriyo), sonra yaratılış biçimi belli belirsiz bir çiğnem et parçasından; size (kudretimizi) açıkça göstermek için. Dilediğimizi, adı konulmuş bir süreye kadar rahimlerde tutuyoruz. Sonra sizi bebek olarak çıkarıyoruz, sonra da erginlik çağına erişmeniz için (sizi büyütüyoruz). Sizden kiminizin hayatına son verilmekte, kiminiz de, bildikten sonra hiçbir şey bilmeme durumuna gelmesi için ömrün en aşağı ucuna (yaşlılığa) geri çevrilmektedir. Yeryüzünü kupkuru ölü gibi görürsün, fakat Biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman titreşir, kabarır ve her güzel çiftten (ürünler) bitirir.
    Hac Suresi, 6. ayet: İşte böyle; şüphesiz Allah, hakkın Kendisi'dir ve şüphesiz ölüleri diriltir ve gerçekten herşeye güç yetirendir.
    Hac Suresi, 7. ayet: Gerçek şu ki, kıyamet-saati yaklaşarak gelmektedir, onda şüphe yoktur. Gerçekten Allah kabirlerde olanları diriltecektir.
    Hac Suresi, 66. ayet: Sizi diri tutan, sonra öldürecek, sonra da diriltecek olan O'dur. Gerçekten insan pek nankördür.
    Mü'minun Suresi, 16. ayet: Sonra siz gerçekten kıyamet günü diriltileceksiniz.
    Mü'minun Suresi, 35. ayet: "O, öldüğünüz, toprak ve kemik haline geldiğiniz zaman, sizin mutlaka (yeniden diriltilip) çıkarılacağınızı mı va'dediyor?"
    Mü'minun Suresi, 37. ayet: "O (bütün gerçek), yalnızca bizim (yaşamakta olduğumuz bu) dünya hayatımızdan ibarettir; ölürüz ve yaşarız, biz diriltilecekler değiliz."
    Mü'minun Suresi, 82. ayet: Dediler ki: "Öldüğümüz, bir toprak ve bir kemik olduğumuz zaman, gerçekten biz mi diriltilecek mişiz?"
    Mü'minun Suresi, 100. ayet: "Ki, geride bıraktığım (dünya)da salih amellerde bulunayım." Asla, gerçekten bu, yalnızca bir sözdür, bunu da kendisi söylemektedir. Onların önlerinde, diriltilip kaldırılacakları güne kadar bir engel (berzah) vardır.
    Furkan Suresi, 3. ayet: O'nun dışında, hiçbir şeyi yaratmayan, üstelik kendileri yaratılmış olan, kendi nefislerine bile ne zarar, ne yarar sağlayamayan, öldürmeye, yaşatmaya ve yeniden diriltip-yaymaya güçleri yetmeyen birtakım ilahlar edindiler.
    Furkan Suresi, 40. ayet: Andolsun, onlar, üstüne felaket yağmuru yağdırılmış bulunan o ülkeye uğramışlardır; yine de onu görmüyorlar mıydı? Hayır, onlar dirilmeyi ummuyorlardı.
    Şuara Suresi, 81. ayet: "Beni öldürecek, sonra diriltecek olan da O'dur,"
    Şuara Suresi, 87. ayet: "Ve beni (insanların) diriltilecekleri gün küçük düşürme,"
    Neml Suresi, 65. ayet: De ki: "Göklerde ve yerde gaybı Allah'tan başka kimse bilmez. Onlar ne zaman dirileceklerinin şuuruna varmıyorlar."
    Neml Suresi, 67. ayet: İnkar edenler dedi ki: "Biz ve atalarımız toprak olduktan sonra mı, gerçekten biz mi dirilip-çıkartılacakmışız?"
    Neml Suresi, 68. ayet: "Andolsun, bu (azap ve dirilme tehdidi), bize ve daha önce atalarımıza va'dolunmuştur. Bu, olsa olsa geçmişlerin uydurma masallarından başkası değildir."
    Ankebut Suresi, 63. ayet: Andolsun onlara: "Gökten su indirip de ölümünden sonra yeryüzünü dirilten kimdir?" diye soracak olursan, şüphesiz: "Allah" diyecekler. De ki: "Hamd Allah'ındır." Hayır, onların çoğu akletmiyorlar.
    Rum Suresi, 19. ayet: O ölüden diriyi çıkarır ve diriden ölüyü çıkarır, ölümünden sonra da yeri diriltir. İşte siz de böyle çıkarılacaksınız.
    Rum Suresi, 24. ayet: Size bir korku ve umut (unsuru) olarak şimşeği göstermesi ile gökten su indirmek suretiyle ölümünden sonra yeri onunla diriltmesi de, O'nun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda, aklını kullanabilecek bir kavim için gerçekten ayetler vardır.
    Rum Suresi, 40. ayet: Allah; sizi yarattı, sonra size rızık verdi, sonra sizi öldürmekte, daha sonra sizi diriltmektedir. Ortaklarınızdan bunlardan herhangi birini yapacak var mı? O, şirk koştuklarından münezzeh ve Yücedir.
    Rum Suresi, 50. ayet: Şimdi Allah'ın rahmetinin eserlerine bak; ölümünden sonra yeryüzünü nasıl diriltmektedir? Şüphesiz O, ölüleri de gerçekten diriltecektir. O, herşeye güç yetirendir.
    Rum Suresi, 56. ayet: Kendilerine ilim ve iman verilenler ise, dediler ki: "Andolsun, siz Allah'ın Kitabında (yazılı süre boyunca) diriliş gününe kadar yaşadınız; işte bu dirilme günüdür. Ancak siz bilmiyordunuz."
    Lokman Suresi, 28. ayet: Sizin yaratılmanız ve diriltilmeniz yalnızca tek bir kişi(yi yaratıp sonra diriltmek) gibidir. Şüphesiz Allah, işitendir, görendir.
    Fatır Suresi, 9. ayet: Allah, rüzgarları gönderir, onlar da bulutu kaldırır, böylece Biz onu ölü bir beldeye sürükleriz, onunla, yeri ölümünden sonra diriltiriz. İşte (ölümden sonra) dirilip- yayılma da böyledir.
    Yasin Suresi, 12. ayet: Şüphesiz Biz, ölüleri Biz diriltiriz; onların önden takdim ettiklerini ve eserlerini Biz yazarız. Biz herşeyi, apaçık bir kitapta tespit edip korumuşuz.
    Yasin Suresi, 33. ayet: Ölü toprak kendileri için bir ayettir; Biz onu dirilttik, ondan taneler çıkarttık, böylelikle ondan yemektedirler.
    Yasin Suresi, 51. ayet: Sur'a üfürülmüştür; böylece onlar kabirlerinden (diriltilip) Rablerine doğru (dalgalar halinde) süzülüp-giderler.
    Yasin Suresi, 52. ayet: Demişlerdir ki: "Eyvahlar bize, uykuya-bırakıldığımız yerden bizi kim diriltip-kaldırdı? Bu, Rahman (olan Allah)ın va'dettiğidir, (demek ki) gönderilen (elçi)ler doğru söylemiş".
    Yasin Suresi, 78. ayet: Kendi yaratılışını unutarak Bize bir örnek verdi; dedi ki: "Çürümüş-bozulmuşken, bu kemikleri kim diriltecekmiş?"
    Saffat Suresi, 16. ayet: "Biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuzda mı, gerçekten biz mi diriltilecekmişiz?"
    Saffat Suresi, 17. ayet: "Veya önceki atalarımız da mı?"
    Saffat Suresi, 18. ayet: De ki: "Evet, üstelik boyun bükmüş kimseler olarak (diriltileceksiniz)."
    Saffat Suresi, 19. ayet: İşte o, yalnızca bir tek çığlıktan ibarettir; artık kendileri (diriltilmiş olarak) bakıp duruyorlar.
    Saffat Suresi, 52. ayet: "Derdi ki: Sen de gerçekten (dirilişi) doğrulayanlardan mısın?"
    Saffat Suresi, 53. ayet: "Bizler öldüğümüz, toprak ve kemikler olduğumuzda mı, gerçekten biz mi (yeniden diriltilip sonra da) sorguya çekilecekmişiz?"
    Saffat Suresi, 144. ayet: Onun karnında (insanların) dirilip-kaldırılacakları güne kadar kalakalmıştı.
    Sad Suresi, 79. ayet: Dedi ki: "Rabbim, öyleyse onların dirilecekleri güne kadar bana süre tanı."
    Mü'min Suresi, 11. ayet: Dediler ki: "Rabbimiz, bizi iki kere öldürdün ve iki kere dirilttin; biz de günahlarımızı itiraf ettik. Şimdi çıkış için bir yol var mı?"
    Mü'min Suresi, 68. ayet: Dirilten ve öldüren O'dur. Bir işin olmasına hükmetti mi, ona yalnızca: "Ol" der, o da hemen oluverir.
    Fussilet Suresi, 39. ayet: O'nun ayetlerinden biri de, senin gerçekten yeryüzünü huşu içinde (solmuş, boynu bükülmüş ve kupkuru) görmendir. Ama Biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman, deprenir ve kabarır. Şüphesiz onu dirilten, ölüleri de elbette dirilticidir. Çünkü O, herşeye güç yetirendir.
    Şura Suresi, 9. ayet: Yoksa O'nun dışında birtakım veliler mi edindiler? İşte Allah; veli O'dur, ölüleri dirilten O'dur. O, herşeye güç yetirendir.
    Zuhruf Suresi, 11. ayet: Ki O, belli bir miktar ile gökten su indirdi de, onunla ölü bir memleketi ‘dirilttik (ve her yanına yeniden hayat) yaydık'; siz de böyle (kabirlerinizden diriltilip) çıkarılacaksınız.
    Duhan Suresi, 8. ayet: O'ndan başka İlah yoktur; diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbinizdir, geçmiş atalarınızın da Rabbidir.
    Duhan Suresi, 35. ayet: "(Bütün herşey) Bizim yalnızca ilk ölümümüzdür; biz yeniden diriltilip-kaldırılacak değiliz."
    Casiye Suresi, 5. ayet: Gece ile gündüzün ardarda gelişinde (veya aykırılığında), Allah'ın gökten rızık indirip ölümünden sonra yeryüzünü diriltmesinde ve rüzgarları (belli bir düzen içinde) yönetmesinde aklını kullanan bir kavim için ayetler vardır.
    Casiye Suresi, 24. ayet: Dediler ki: "(Bütün olup biten,) Bu dünya hayatımızdan başkası değildir, ölürüz ve diriliriz; bizi "kesintisi olmayan zaman' (dehrin akışın)dan başkası yıkıma (helake) uğratmıyor." Oysa onların bununla ilgili hiçbir bilgileri yoktur; yalnızca zannediyorlar.
    Casiye Suresi, 25. ayet: Onlara açık belgeler olarak ayetlerimiz okunduğu zaman, onların (sözde) delilleri: "Eğer doğru sözlüler iseniz, atalarımızı (diriltip) getirin" demekten başkası değildir.
    Casiye Suresi, 26. ayet: De ki: "Allah sizi diriltiyor, sonra sizi öldürüyor, sonra kendisinde hiçbir kuşku olmayan kıyamet günü O sizi biraraya getirip-toplayacaktır. Ancak insanların çoğu bilmezler."
    Ahkaf Suresi, 17. ayet: O kimse ki, anne ve babasına: "Öf size, benden önce nice nesiller gelip geçmişken, beni (diriltilip) çıkarılacağımla mı tehdit ediyorsunuz?" dedi. O ikisi (anne ve babası) ise Allah'a yakararak: "Yazıklar sana, iman et, şüphesiz Allah'ın va'di haktır." (derler; fakat) O: "Bu, geçmişlerin masallarından başkası değildir" der.
    Ahkaf Suresi, 33. ayet: Onlar görmüyorlar mı ki, gökleri ve yeri yaratan ve onları yaratmaktan yorulmayan (Allah), ölüleri de diriltmeye güç yetirir. Hayır; gerçekten O, herşeye güç yetirendir.
    Kaf Suresi, 3. ayet: "Biz öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman mı (yeniden diriltilecek mişiz)? Bu uzak bir dönüş (iddiasıdır)."
    Kaf Suresi, 11. ayet: Kullara rızık olmak üzere. Ve onunla (o suyla) ölü bir şehri dirilttik. İşte (ölümden sonra) diriliş de böyledir.
    Kaf Suresi, 42. ayet: O gün, o çığlığı bir gerçek (hak) olarak işitirler. İşte bu, (dirilip kabirlerden) çıkış günüdür.
    Kaf Suresi, 43. ayet: Gerçek şu ki, dirilten ve öldüren Biziz, Biz. Ve dönüş de Bizedir.
    Necm Suresi, 44. ayet: Doğrusu, öldüren ve dirilten O'dur.
    Necm Suresi, 47. ayet: Gerçek şu ki, diğer diriltme (yeniden neş'et) de O'na aittir.
    Hadid Suresi, 2. ayet: Göklerin ve yerin mülkü O'nundur. Diriltir ve öldürür. O, herşeye güç yetirendir.
    Mücadele Suresi, 6. ayet: Allah, hepsini dirilteceği gün, onlara neler yaptıklarını haber verecektir. Allah, onları (yaptıklarıyla bir bir) saymıştır; onlar ise onu unutmuşlardır. Allah, herşeye şahid olandır.
    Mücadele Suresi, 18. ayet: Onların tümünü Allah'ın dirilteceği gün, sizlere yemin ettikleri gibi O'na da yemin edeceklerdir ve kendilerinin bir şey üzerine olduklarını sanacaklardır. Dikkat edin; gerçekten onlar, yalan söyleyenlerin ta kendileridir.
    Tegabün Suresi, 7. ayet: İnkar edenler kesin olarak diriltilmeyeceklerini öne sürdüler. De ki: "Hayır, Rabbim adına andolsun, siz, muhakkak diriltileceksiniz; sonra mutlaka yaptıklarınız size haber verilecektir. Bu da Allah'a göre oldukça kolaydır."
    Nuh Suresi, 18. ayet: "Sonra sizi yine oraya geri çevirecek ve sizi (diriltici) bir çıkarışla diriltip-çıkaracaktır."
    Cin Suresi, 7. ayet: "Ve onlar, sizin de sandığınız gibi Allah'ın hiç kimseyi kesin olarak diriltmeyeceğini sanmışlardı."
    Kıyamet Suresi, 40. ayet: (Öyleyse Allah,) Ölüleri diriltmeye güç yetiren değil midir?
    Nazi'at Suresi, 10. ayet: Derler ki: "Biz çukurda iken, gerçekten biz mi yeniden (diriltilip) döndürüleceğiz?"
    Abese Suresi, 22. ayet: Sonra dilediği zaman onu diriltir.
    Mutaffifin Suresi, 4. ayet: Yoksa onlar, diriltileceklerini sanmıyor mu?
    Buruc Suresi, 13. ayet: Çünkü O, ilkin var eden, (sonra dirilterek) döndürecek olandır.
  • Cihadın Farziyeti
    1) Ubade bin es-Samit (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Allah’ın yolunda cihad ediniz! Kuşkusuz ki Allah’ın yolunda cihad, cennet kapılarından bir kapıdır. Allah Tebâreke ve Teâlâ cihad sebebiyle üzüntü ve hüzünden kurtarır.”

    Ahmed bin Hanbel Müsned, Taberani Mucemu’l-Kebir, Taberani Mucemu’l-Evsad, Hakim Müstedrek, Tergib ve Terhib 3/179

    2) Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Müşriklerle, mallarınızla, ellerinizle, canlarınızla ve dillerinizle cihad edin!”

    Ebu Davud 2504, Nesei 3082, Darimi 5/258, Ahmed bin Hanbel Müsned 3/1245, İbni Hibban, Hakim Müstedrek 2/81

    3) Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Mekke’nin fethedildiği günü şöyle buyurdu:

    “(Artık) hicret yoktur! Lakin cihad ve niyet vardır. Cihada gitmeniz istendiği zaman, cihada gidiniz!”

    Buhari 2633, Müslim 1353/85, Ebu Davud 2480, İbni Mace 2773

    4) Bureyde (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir orduya yahut bir seriyyeye bir komutanı emir yaptığı zaman ona özel olarak Allah’tan sakınıp takvaya sarılmasını, beraberindeki Müslümanlara da hayır tavsiyede bulunurdu.

    Sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyururdu:

    “Allah’ın adıyla, Allah’ın yolunda savaşınız! Allah’a iman etmeyen kafirlerle savaşınız! Savaş yapınız! Ancak ganimetlerde hıyanetlik yapmayınız! Ahitlerinizi bozmayınız! Öldürdüklerinize müsle yapmayınız!..”

    Müslim 1731/3

    5) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Bana insanlar, ‘La İlahe İllallah’ deyinceye kadar onlarla savaşmakla emrolundum! Herkim, ‘La İlahe İllallah’ derse, İslam’ın hakkı müstesna, canını ve malını benden kurtarmıştır. Hesabı ise Allah’a aiddir.”

    Buhari 2759, Müslim32/20, Nesei 3076, Tirmizi 2733

    6) Salim bin Nadr şöyle dedi:

    Abdullah bin Ebi Evfa, Ömer bin Ubeydullah’a bir mektup yazdı. O mektubu ben okudum şöyle idi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) düşmanla karşılaştığı bazı savaşlarında güneş semanın ortasından meyil edene kadar bekledi sonra insanların arasında ayağa kalkıp şöyle buyururdu:

    −“Ey insanlar! Düşmanla karşılaşmayı temenni etmeyiniz! Allah’tan afiyet isteyiniz! Ancak düşmanla karşılaştığınız vakit sabrediniz! Bilin ki, cennet kılıçların gölgesi altındadır!”

    Sonra da Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle dua ederdi:

    −“Ey Kitabı indiren! Ey bulutları yürüten! Ey toplanmış orduları bozguna uğratan Allah’ım! Düşmanları bozguna uğrat, düşmanlara karşı bize yardım et, bize zafer ver.”

    Buhari 2772, 2820, Müslim 1742/20

    Cihadı Terk Etmenin Tahrimi!
    7) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Savaşmadan ve kendi kendine savaşma isteği ile konuşmadan yani, savaşa niyet etmeden ölen kimse münafıklıktan bir şube üzere ölür!”

    Müslim 1910/158 Ebu Davud 2502, Nesei 3083, Beyhaki 9/169, Hâkim Müstedrek 2/77

    8) Ebu Umame (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Kim, savaşa gitmez veya bir gaziyi techiz etmez ya da savaşa giden kişinin ailesine hayırlı bir şekilde halef olmaz ise, Allah subhanehu onu kıyamet gününden önce bir kıyamete uğratır!”

    İbni Mace 2762, Ebu Davud 2503, Darimi 5/244

    9) Cundeb bin Beceli (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Herkim, hak ve batıl olduğu belli olmayan, karanlık bir davanın bayrağı altında kavmiyete çağırarak yahut kavmiyete yardım ederek öldürülürse, tam bir cahiliye ölümüyle ölmüş olur!”

    Müslim 1850/57

    10) Abdullah ibni Ömer (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Îyne usulü ile alış veriş alış veriş yaptığınız, öküzlerin kuyruğuna tutunup ziraatçılıkla geçinmeye razı olduğunuz ve cihadı terk ettiğiniz vakit, Allah sizin üzerinize zilleti musallat eder de dininize dönene kadar onu üzerinizden sıyırıp almaz!”

    Ebu Davud 3462, Tabarani Müsnedu’ş-Şamiyyin 464, Ebu Nuaym el-Hilye 5/209, İbni Adiyy 2/22, el-Kamil 5/361, Albânî Silsiletu’l-Ehadîsi’s-Sahiha 11

    11) Ebu İmran (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Biz İstanbul’u murad ederek Medine’den savaşa çıktık. Cemaatin başında Halid bin Velid (Radiyallahu Anh)’ın oğlu Abdurrahman (Radiyallahu Anhuma) vardı. Rum askerleri sırtlarını İstanbul şehrinin surlarına dayamışlardı. Rumlar karşımıza büyük bir ordu çıkardılar. Onlara karşı Müslümanlardan bir o kadar veya daha fazla asker çıktı. Mısırlıların başında, Ukbe bin Amir (Radiyallahu Anh) bulunuyordu. Cemaatin başında ise Fedale bin Ubeyd idi. Derken Müslümanlardan bir adam Rum saffına hücum ederek onların arasına girdi.

    Bunun üzerine insanlar bağırarak şöyle dedi:

    −“Subhanallah! La İlahe İllallah! Kendi eliyle kendini tehlikeye atıyor!”

    Bunun üzerine Ebu Eyyub el-Ensari (Radiyallahu Anh) ayağa kalkarak şöyle dedi:

    −Ey Ensar topluluğu! Kuşkusuz ki siz bu ayeti böyle te’vil ediyorsunuz! Ama şüphesiz ki bu ayet, biz Ensar topluluğu hakkında indi. Allah, Nebisi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e yardım edip, İslam’ı kuvvetlendirip ve İslam’ın yardımcıları çoğalınca bizim bağzımız bağzımıza Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den saklı olarak şöyle dedi:

    −“Kuşkusuz ki malımız ziyan oldu! Şüphesiz ki Allah, İslam’ı kuvvetlendirip ve İslam’ın, yardımcılarını çoğaltmıştır. Gelin mallarımızın başında duralım ve onların geri kalan kısmını ıslah edelim.”

    Bunun üzerine Allah Tebâreke ve Teâlâ Bakara Suresi 195. ayetini indirdi:

    وَأَنفِقُواْ فِي سَبِيلِ اللهِ وَلاَ تُلْقُوا بِأَيْدِيكُمْ إِلَى التَّهْلُكَةِ

    “Allah’ın yolunda infak edin! Ve kendi elinizle kendinizi tehlikeye atmayın!..”

    Ebu Eyyub el-Ensari (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    −“Elleri tehlikeye atmak, mallarımızın başında bulunup, onları ıslah etmemiz ve cihadı terk etmemizdir!”

    Ebu İmran (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    “Ebu Eyyub el-Ensari (Radiyallahu Anh) İstanbul’a defnedilene kadar Allah’ın yolunda cihaddan ayrılmadı!”

    Ebu Davud 2512, Tirmizi 3152

    12) Sevban (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Yakında diğer milletler, yemek yiyenlerin çanak üzerine toplandığı gibi, sizin üzerinize toplanacaktır!”

    Adamın biri, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e:

    –O gün biz az mı olacağız? dedi.

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    –“Bilakis, o gün siz çok olacaksınız! Lakin sizler selin sürüklediği çöp gibi olacaksınız! Allah, düşmanlarınızın göğüslerinden size karşı olan korkuyu kaldıracak ve sizin kalplerinize vehen atacaktır!”

    Adamın biri, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e:

    –Ey Allah’ın Rasulü! Vehen nedir? dedi.

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    –“Dünyayı sevmek ve ölümü sevmemektir. (Yani Allah’ın yolunda CİHAD etmeyi sevmemektir.)”

    Ebu Davud 4297, Ahmad bin Hanbel Müsned 5/287, Albânî Silsiletu’l-Ehadîsi’s-Sahiha 958

    13) Ebu Bekir (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Bir kavim cihadı terk ederse, mutlaka Allah onların umumuna azap eder!”

    Tergib ve Terhib 3/246, Taberani

    Cihadın Fazileti
    14) Muaz bin Cebel (Radiyallahu Anh) şöyle demiştir:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Dikkat! Sana işin başını, direğini ve en üst zirvesini haber veriyorum; (O da Allah’ın yolunda) cihaddır!”

    İbni Mace 3973, Tirmizi 2749, Ahmed bin Hanbel Müsned 5/231, Albanî İrvau’l-Ğalîl 2/138

    15) Ebu Said el-Hudri (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e, ya Rasulallah! İnsanların hangisi daha faziletlidir? denildi.

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    −“Canıyla ve malıyla Allah’ın yolunda cihad eden mü’mindir.”

    Sahabeler:

    −Sonra kimdir? dediler.

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    −“Allah’tan korkup insanları kendi şerrinden emin kılıp vadilerden bir vadiye çekilen mü’mindir.”

    Buhari 2636, Müslim 1888/122, Tirmizi 1711, Ebu Davud 2485

    16) İbni Ebi Amir (Radiyallahu Anh) şöyle demiştir:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Allah’ın yolunda şehid olmak bana, evlerde ve çadırda yaşayanların (elde ettikleri şeylerin) benim olmasından daha sevgilidir.”

    Nesei 3153, Ahmed bin Hanbel Müsned 17221

    17) İmran bin Husayn (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Ümmetimden bir taife hak üzere (Allah’ın yolunda cihad ederek) savaşmaya devam edecektir. Onlara düşmanlık edenlere galip gelecekler! Hatta onların sonu, Mesih Deccal ile savaşırlar!”

    Ebu Davud 2484

    18) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e bir adam gelerek:

    −Bana cihada denk olacak bir amelde delillik et, dedi.

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    −“Ben cihada denk olacak bir amel bulamıyorum! Mücahid sefere çıktığı zaman sen mescide girip o dönünceye kadar devamlı namaz kılmaya, iftar etmeden devamlı oruç tutmaya gücün yeter mi?”

    O kimse:

    −Buna kimin gücü yeter ki? dedi.

    Buhari 2634, Müslim 1878, Tirmizi 1669, Nesei 3114

    19) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Altının kulu, gümüşün kulu ve elbisenin kulu helak olsun! Öyleleri verildiği zaman razı olur, verilmediği vakit kızar bunlar helak olsun, baş aşağı yuvarlansın! Ayağına diken batsa çıkaran bulunmasın! Müjdeler olsun şu kula ki, Allah’ın yolunda cihad için atının gemini tutmuş, başı dağınık, ayakları tozlanmıştır. Eğer bu kula hudut bekleme (görevi verilir) ise en güzel şekilde hudut bekler. Eğer askerin gerisinde artçı vazifesi verilirse en güzel şekilde artçılık görevini yapar. Buna rağmen bu kul bir meclise girmek için izin istese izin verilmez! Bir mevzuda şefaat etse şefaati kabul edilmez!”

    Buhari 2712, 2713

    20) Abdullah bin Kays (Rahmetullahi Aleyh) şöyle dedi:

    Ben, babamdan işittim, düşmanın hemen önünde olduğu halde şöyle diyordu:

    −Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Şüphesiz ki, cennetin kapıları kılıçların gölgesi altındadır!”

    Kays’ın bu hadisi üzerine, üzerindeki elbisesi eski ve dağınık bir kimse ayağa kalktı ve:

    −Ya Eba Musa! Sen bu hadisi, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) söylerken bizzat işittin mi? dedi.

    Ebu Musa:

    −Evet, dedi.

    Bunun üzerine o kimse arkadaşlarının yanına döndü ve:

    −Sizlere selam okuyorum dedi ve sonra kılıcının kınını kırıp attı! Sonra kılıcıyla düşmana doğru yürüdü ve kılıcıyla düşmana vura vura şehid düştü!

    Müslim 1902/146, Tirmizi 1710

    21) Ebu Katade (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir gün sahabelerin arasında iken ayağa kalktı ve onlara hitaben şöyle buyurdu:

    “Şüphesiz ki, Allah’ın yolunda cihad ve Allah’a iman amellerin en faziletlisidir!”

    Bunun üzerine biri ayağa kalkıp:

    −Ya Rasulallah! Eğer Allah’ın yolunda öldürülürsem günahlarım benden silinir mi? Bu hususta ki görüşün nedir? dedi.

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona şöyle buyurdu:

    −“Eğer sabredici, ecrini sadece Allah’tan umarak savaşır, ileri atılıcı ve geri kaçıcı olmadan Allah’ın yolunda öldürülürsen evet.”

    Sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) o kimseye şöyle dedi:

    −“Nasıl dedin?”

    O kimse:

    −Eğer Allah’ın yolunda öldürülürsem günahlarım benden silinir mi? Bu hususta ki görüşün nedir? dedi.

    Rasulullah ona (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    −“Eğer sabredici, ecrini sadece Allah’tan umarak savaşır, ileri atılıcı ve geri kaçıcı olmadan Allah’ın yolunda öldürülürsen evet. Ancak kul borcu müstesnadır! Bunu bana, Cebrail aleyhissellam söyledi!”

    Müslim 1885/117, Nesei 3141

    22) Fudale bin Ubeyd (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Ben önderinizim ve bana iman edip İslam’a uyup da hicret edene cennetin kenarından ve ortasından birer ev verileceğine kefilim. Yine ben, bana inanıp benim yolumdan gidip Allah’ın yolunda cihad edene cennetin kenarından bir ev verileceğine kefilim. Kim bu şekilde yaparsa elde etmedik bir hayır, sakınmadık bir şer bırakmamış olur. Nerede olsa gideceği yer cennettir.”

    Nesei 3119

    23) Abdurrahman bin Ka’b bin Malik babasından şöyle nakleder:

    Babam, şairler hakkında vahyedilen: “Şairlere ancak azgınlar uyar!” Şuara Suresi 224. ayeti hakkındaki fikrini Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e sorunca şöyle buyurdu:

    “Mü’min kılıcı ve diliyle cihad eder! Nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki, şairler savaşı metheden, Mücahidleri savaşa teşvik eden, onları cesaretlendiren, coşturan ve şiirleriyle sanki düşmanları ok yağmuruna tutan kişilerdir!”

    Ahmed bin Hanbel Müsned, Albani Silsiletu’l-Ehadîsi’s-Sahiha

    24) Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Kendisinde salih amel işlenen günlerin Allah’a en sevimlisi bu günler yani (Zilhicce’nin ilk) on günüdür.”

    Sahabeler:

    −Ya Rasulallah! Allah’ın yolunda yapılan cihad da mı (o günler kadar sevimli) değildir? diye sordular.

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    −“Evet, Allah’ın yolunda yapılan cihad da! Ancak canı ve malı ile cihada çıkıp da onlardan hiçbir şeyi geri döndürmeyen (yani şehid olan) hariçtir.”

    Ebu Davud 2438, Buhari 928, Tirmizi 754, İbni Mace 1727, Tergib ve Terhib 3/20, Beyhaki, Taberani, Bezzar, Ebu Ya’la, İbni Hibban

    25) Ebu Umame (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Bir adam, ya Rasulallah! Bana seyahat için izin ver, dedi.

    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Kuşkusuz ki, benim ümmetimin seyahati, Allah-u Teâlâ’nın yolunda cihaddır.”

    Ebu Davud 2486

    26) Zeyd bin Eslem babasından şöyle rivayet ediyor:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Gökten yağmur yağdıkça cihad tatlı ve hoştur. İnsanlar üzerine Kur’an’ı çokça okuyanların, ‘Bu zaman cihad zamanı değildir!’ dedikleri bir zaman gelecektir! Kim, bu zamana ulaşırsa, bilsin ki, bu ne güzel bir cihad zamanıdır.”

    Sahabeler:

    −Ya Rasulallah! Bunu söyleyecek kimse var mıdır?

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Evet, bu kimse, Allah’ın, meleklerin ve bütün insanlığın lanet ettiği kimsedir!”

    İmam Nevevi Tağribu’l-Tezhib Şifa-i Es-Sudur Meşariu’l-Eşvag ila Mesari El-Uşşağ

    27) İbni Hasasiye (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e İslam üzerine biat etmek için geldim. Bana, Allah’tan başka hakkı ile ibadet olunan hiçbir ilah olmadığına, Muhammed’in Allah’ın Kulu ve Rasulü olduğuna şahidlik etmeyi, beş vakit namaz kılmayı, Ramazan orucunu tutmayı, zekât vermeyi, hac etmeyi ve Allah’ın yolunda cihad etmeyi şart koştu.

    Ben:

    −Ey Allah’ın Rasulü! İkisine gelince, ben onlara güç yetiremem! Benim malım, on tane devedir. Onlar da çoluk çocuğumun sütü ve merkebidir. Dolayısıyla zekâtı veremem! Cihada gelince, cihada arkasını dönenin Allah’ın gazabına uğrayacağını söylüyorlar! Bu nedenle savaşa girdiğimde, ölümü istememekten ve nefsimin korkmasından korkuyorum, dedim.

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ellerini açıp hareket ettirdi ve şöyle buyurdu:

    “Zekât yok! Cihad da yok! O zaman ne ile cennete gireceksin?!”

    İbni Hasasiye (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    −Ey Allah’ın Rasulü! (Zekât vermeyi ve Allah’ın yolunda CİHAD etmeyi kabul ediyorum ve) Sana biat ediyorum.

    Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) tüm onlar üzerine benden biat aldı.

    Beyhaki Sünenu’l-Kubra Kitabu’s-Siyer 9/20

    28) Seleme bin Nufeyl el-Kindi (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yanında oturuyordum, bir adam şöyle dedi:

    −Ey Allah’ın Rasulü! İnsanlar atlarını salıverdiler, silahlarını da bıraktılar ve şöyle diyorlar:

    −(Artık) Cihad yoktur! Kuşkusuz ki harp ağırlıklarını bırakmıştır.

    Bu söze müteakiben Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yüzünü o kimseye çevirdi ve şöyle buyurdu:

    “Yalan söylüyorlar! İşte şimdi savaş zamanı geldi. Ümmetim içinden öyle bir cemaat olacak ki onlar hak yolunda (cihad ederek) savaşacaklar. Allah ta bir kısım insanların kalplerini onlara meylettirecek ve onlar yüzünden diğerlerine rızık verecektir. Kıyamet kopup Allah’ın vadi yerine gelinceye kadar hatta Ye’cuc ve Me’cuc çıkıncaya dek bu böylece devam edecektir. Kıyamet gününe kadar atların alınlarında hayır vardır. Rabbim bana vahyederek bildirdi ki çok geçmeden ruhum kabzolunacaktır. Sizler benim yoluma uyacaksınız, bir kısmınız da bir kısmınızın boynunu vuracaktır ve mü’minlerin esas yurdu da Şam olacaktır.”

    Nesei 3544, İbni Hibban 7307, Taberani Mucemu’l-Kebir 6357, 6358, 6359, Ahmed bin Hanbel Müsned 4/104, İbnu Sa’d Tabakat 7/427, Albânî Silsiletu’l-Ehâdîsi’s-Sahîha 1961

    29) Ebu Said el-Hudri (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Tebuk Savaşı olduğu yıl Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), sırtını devesine dayayıp insanlara bir konuşma yaparak şöyle buyurdu:

    “Size insanların en hayırlısı ile en şerlisini haber vereyim mi? Kuşkusuz ki insanların en hayırsı, ölünceye kadar atının veya devesinin sırtında veya yaya olarak Allah’ın yolunda amel eden kimsedir. Kuşkusuz ki insanların en şerlisi; Allah’ın Kitab’ını okuyup da onda gereken şeyleri yerine getirmeyen facir kimsedir.”

    Ahmed bin Hanbel Müsned 11124, Nesei 3092

    30) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Kafirle onu öldüren cehennemde ebediyen bir arada olamaz!”

    Müslim 1891/130, Ebu Davud 2495, Nesei 3095

    31) Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    Her ümmetin bir ruhbanlığı vardır, benim ümmetimin ruhbanlığı, cihaddır.”

    Ahmed bin Hanbel Müsned

    32) Cabir bin Abdullah (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Ümmetimden bir taife kıyamet gününe kadar hak üzere savaşarak (Allah’ın yolunda cihad ederek) muzaffer olmakta devam edecektir. Nihayet Meryem’in oğlu İsa aleyhisselam (yeryüzüne) iner ve Müslümanların emiri (Mehdi aleyhisselam) ona:

    −Gel bize namaz kıldır, der.

    Bunun üzerine İsa aleyhisselam:

    −Hayır, Allah’ın bu ümmete bir ikramı olarak sizin bir kısmınız diğerleriniz üzerine emirlersiniz, buyurur.”

    Ahmed bin Hanbel Müsned 14726, 15129, Müslim 1923/173, Ebu Davud 2484, Hâkim 4/480, Darimi 5/259, Albani Silsiletu’l-Ehadîsi’s-Sahiha 1959

    33) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “…Şüphesiz cennette yüz derece vardır. Allah onları, kendi yolunda cihad edenler için hazırlamıştır. İki derece arasındaki mesafe sema ile yer arası mesafe gibidir. Siz Allah’tan istediğinizde, Firdevs cennetini isteyin. Çünkü o cennetin ortası ve en yücesidir...”

    Buhari 2640

    34) Ebu Said el-Hudri (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Ya Eba Said! Herkim Rab olarak Allah’tan, din olarak İslam’dan ve Nebi olarak Muhammed’den razı olursa, cennet onun için vaciptir.”

    Bu, Ebu Said (Radiyallahu Anh)’ın hayretine gitti de:

    −Ya Rasulallah! Bu sözleri bana tekrar etsen, dedi.

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onları tekrar etti.

    Sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    −“Diğer bir şey daha var ki, kul onunla cennette yüz derece yükseltilir. Bu derecelerden her iki derecenin arası sema ile yer arası mesafedir.”

    Ebu Said (Radiyallahu Anh):

    −O diğer bir şey nedir? Ya Rasulallah! dedi.

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    −“O Allah’ın yolunda cihaddır, o Allah’ın yolunda cihaddır!”

    Müslim 1884/116, Nesei 3117

    35) Amr bin Abese (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Kim, Allah’ın yolunda bir kıl ağartırsa, o kıl, kıyamet günü kendisi için bir nur olacaktır.”

    Tirmizi 1685

    36) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e amellerin hangisi daha faziletlidir? Yahut amellerin hangisi daha hayırlıdır? diye soruldu.

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    −“Allah’a ve Rasulüne iman etmektir.”

    Denildi ki:

    −Sonra hangi ameldir?

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    −“Cihad amelin zirvesidir.”

    Yine denildi ki:

    −Sonra hangi ameldir? Ya Rasulallah!

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    −“Sonra kabul edilmiş hacdır.”

    Tirmizi 1709, Nesei 3116

    37) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Şehidin ölüm anındaki duyduğu acı, ancak sizden birinin çimdiklemeden dolayı duyduğu acı gibidir.”

    Tirmizi 1719, İbni Mace 2802, Nesei 3147, Darimi 5/234, Ahmed bin Hanbel Müsned 2/297

    38) Ebu Umame (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Hiçbir şey Allah’a iki damla ve iki izden daha sevimli değildir! Allah’ın korkusundan ağlayan kişinin gözünden akan damla ile Allah’ın yolunda akıtılan kan damlası. İki ize gelince; Biri Allah’ın yolundaki iz ve Allah’ın farzlarından bir farzın izi.”

    Tirmizi 1720

    39) Mesruk (Rahmetullahi Aleyh) şöyle dedi:

    Biz, Abdullah ibni Mesud (Radiyallahu Anh)’a Allah-u Teâlâ’nın Âl-i İmran Suresi 169, 170 ayetinin tefsirini sorduk:

    “Allah’ın yolunda öldürülenleri ölüler sanma! Hayır, onlar bilakis diridirler! Rab’leri katında rızıklanmaktadırlar. Allah’ın keremiyle kendilerine verdiklerinden mesrur olarak, arkalarında henüz (şehit olup) kendilerine yetişemeyenlere de korku olmadığına, onların da üzüntüye uğramayacaklarına sevinirler.”

    Abdullah ibni Mesud (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    −Biz de bunu Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e sormuştuk da şöyle buyurmuştu:

    −“Onların ruhları bir takım yeşil kuşların içindedirler. Onlar için Arşa asılmış kandiller vardır. Onlar cennette diledikleri her yere uçarlar sonra o kandillere girerler. Rab’leri onlara muttali olup:

    −Herhangi bir şey arzu ediyor musunuz? buyurur.

    Onlar:

    −Ne arzu edelim ki? Biz cennette dilediğimiz her yere gidebiliyoruz derler. Rab’leri bunu onlara üç defa tekrarlar. Onlar kendilerine bu teklif edilmekten vazgeçilmeyeceğini görünce:

    −Ey Rabbimiz! Bizim Senin yolunda tekrar öldürülmemiz için bizim ruhlarımızı cesetlerimize iade etmeni istiyoruz derler. Nihayet Rab’leri kendileri için bir şey istemediklerini görünce, onlar terk olunur.”

    Müslim 1887/121, İbni Mace 2801, Tirmizi 1691, Darimi 5/236

    40) Ebu Said el-Hudri (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e, mü’minlerin iman bakımından en mükemmeli kimdir? diye soruldu.

    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    −“Allah’ın yolunda canıyla ve malıyla cihad eden kişi ve vadilerden bir vadiye çekilip orada Allah’a ibadet edip insanları kendi şerrinden emin kılan kişidir.”

    Ebu Davud 2485, Nesei 3089

    41) Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Ölüp de Allah katında büyük bir hayra sahip olan hiçbir kulu, dünyaya tekrar dönmek, dünya ve dünyadaki her şeyin kendinin olması karşılığında asla onu sevindirmez! Bundan yalnızca şehid müstesnadır. Çünkü o, şehid olmanın fazileti sebebiyle gördüğü şeylerden dolayı tekrar dünyaya dönmek ve dünyada tekrar Allah’ın yolunda öldürülmek onu sevindirir.”

    Buhari 2644, Müslim 1877/108, Nesei 3139, Darimi 5/235, Ahmed bin Hanbel Müsned 3/103, 126, 173

    42) Nu’man bin Beşir (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    “Ben, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in minberinin yanında idim. Bir adam şöyle dedi:

    −Ben İslam’ın ardından hacıları sulasam da sonra hiçbir amel işlemesem, merak etmem!

    Diğer bir adam da şöyle dedi:

    −Ben de İslam’ın ardından Mescid-i Haram’ı imar etsem de sonra hiçbir amel işlemesem, merak etmem!

    Diğer bir adam da şöyle dedi:

    −Allah’ın yolunda cihad etmek, sizin söylediğinizden daha faziletlidir!

    Bunun üzerine Ömer (Radiyallahu Anh) bu adamları azarlayıp şöyle dedi:

    −Susun! Bu gün Cuma günüdür! Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in minberinin yanında seslerinizi yükseltmeyin! Lakin Cuma namazını kıldıktan sonra ben, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yanına girer; sizin ihtilaf ettiğiniz hususu Ona sorarım!

    Bunun üzerine Allah Azze ve Celle Tevbe Suresi 19. ayeti sonuna kadar indirdi:

    أَجَعَلْتُمْ سِقَايَةَ الْحَاجِّ وَعِمَارَةَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ كَمَنْ آمَنَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ وَجَاهَدَ فِي سَبِيلِ اللّهِ لاَ يَسْتَوُونَ عِندَ اللّهِ وَاللّهُ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ

    “Siz, hacılara su vermeyi ve Mescid-i Haram’ı tamir etmeyi, Allah’a ve ahiret gününe iman edip de Allah’ın yolunda cihad eden kişi gibi mi sanıyorsunuz? Onlar, Allah’ın katında eşit değillerdir! Allah zalimler topluluğunu doğru yola iletmez!”

    Müslim 1879/111

    43) Abdullah bin Amr bin As (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Şehid için, kul borcundan başka her günah bağışlanır.”

    Müslim 1886/119

    44) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “İnsanların yaşayış hallerinin hayırlısı, o öyle bir kimsedir ki, sırtında uçarcasına koşturacağı atının dizgininden tutmuş Allah’ın yolunda cihada hazır beklemektedir. O, bir düşman sesi veya düşmanla karşılaşma çağrısı işitir işitmez, atının üzerine sıçrar da, öldürmeyi yahut ölümü, umud ettiği yerlerinde nail olmak için uçarcasına koşturup giden adamdır. Yahut da hayırlı hayat şu kimsenin hayatıdır; şu dağların en yüksek yerlerinden bir yüksekliğin tepesindeki küçük bir koyun sürüsünün başında yahut şu vadilerden bir vadinin içinde küçük bir koyun sürüsünün başında bulunurda namazı kılan, zekatı verir, insanlardan yana da hayırdan başka bir işde bulunmayarak kendisine ölüm gelinceye kadar Rabbına ibadet eder durur.”

    Müslim 1889/125

    45) Cabir (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Uhud Günü bir adam:

    −Ey Allah’ın Rasulü! Eğer ben Allah’ın yolunda (cihad ederken) öldürülürsem nerede olurum? dedi.

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Cennette olursun.”

    Bunun üzerine adam torbasından hurmaları çıkartıp onlardan yemeye başladı ve sonra şöyle dedi:

    −Eğer bu hurmalarımı yiyip bitirinceye kadar hayatta kalırsam, kuşkusuz ki bu uzun bir hayattır! dedi ve elinde bulunan hurmaları yere attı da sonra ölünceye kadar cihad etti!

    Müslim 1899/143, 1901/145, Nesei 3140

    46) Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Sadık olarak şehid olmak isteyene, kendisine bir musibet isabet etmese de şehidlik derecesi verilir.”

    Müslim 1908/156

    47) Sehl bin Huneyf (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Kim, kalbinden sadık olarak Allah’tan şehid olmayı isterse, yatağında ölse bile Allah o kişiyi şehidlerin menzilesine ulaştırır.”

    Tirmizi 1705, Müslim 1909/157, Ebu Davud 2541, İbni Mace 2797, Nesei 3148, Darimi 5/234, Beyhaki 9/169, Hâkim Müstedrek 2/77

    48) Ebu Mesud (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    “Bir kimse Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e geldi ve:

    Benim devem öldü! Beni başka bir deveye bindir, dedi.

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona şöyle buyurdu:

    −“Benim yanımda deve yoktur!”

    Bunun üzerine orada bulunan başka bir kimse:

    −Ya Rasulallah! Ben onu yükleyecek olan bir kimseye delalet edeyim? dedi.

    Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona şöyle buyurdu:

    −“Herkim, bir hayra delalet ederse, ona da hayrı işleyenin sevabı kadar sevap vardır!”

    Müslim 1893/133

    48) Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Cennete giren hiç kimse, yeryüzündeki her şeye sahip olsa bile tekrar dünyaya dönmeyi istemez! Şehid bundan müstesnadır! Çünkü o, görmekte olduğu kerametlerden dolayı tekrar dünyaya dönmeyi ve on kere öldürülmeyi temenni eder.”

    Buhari 2644, Müslim 1877/109, Nesei 3146

    50) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Allah (şu) iki kişiye güler! Bunlardan biri diğerini öldürür ikisi de cennete girer! Bu birincisi; Allah’ın yolunda öldürülür ve cennete girer. Sonra Allah onu öldüren katilin tevbesini kabul eder ve şehid olur ve cennete girer!”

    Buhari 2670, Müslim 1890/128, İbni Mace 191, Nesei 3152

    51) Aişe (Radiyallahu Anha) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Bedir tarafına doğru sefere çıktı. Herratu’l-Vebere mevkiine vardığı vakit, cüret ve yiğitlikle namlı bir kimse, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e erişti. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in ashabı onu görünce sevindiler. O kişi Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e ulaşınca:

    −Sana ittiba etmek ve seninle beraber ganimet elde etmek için geldim! dedi.

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona şöyle buyurdu:

    −“Allah’a ve Rasulüne iman ediyor musun?”

    O adam:

    −Hayır, dedi.

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    −“O halde dön! Ben bir müşrikten asla yardım istemem!”

    Aişe (Radiyallahu Anha) dedi ki:

    −Sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yoluna devam etti. Şecere mevkiine vardığımız zaman o adam Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e yine ulaştı ve Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e ilk söylediği şeyleri yine söyledi.

    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’de ona ilk söylediği şeyleri söyledi ve şöyle buyurdu:

    −“O halde dön! Ben bir müşrikten asla yardım istemem!”

    Adam geri döndü fakat Beyda mevkiinde Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e yine geldi.

    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona ilk söylediği şeyleri söyledi ve şöyle buyurdu:

    −“Allah’a ve Rasulüne iman ediyor musun?”

    Bu sefer adam:

    −Evet, iman ediyorum, dedi.

    Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    −“O halde yürü!”

    Müslim 1817/150

    52) Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e:

    −Amellerin hangisi Allah Azze ve Celle’ye daha sevgilidir? diye sordum.

    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    −“Vaktinde kılınan namazdır.”

    Sonra hangisidir? dedim.

    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    −“Ana babaya iyilik etmektir.”

    Sonra hangisidir? dedim.

    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    −“Allah’ın yolunda cihad etmektir.”

    Buhari 13/5973, Müslim 137/85

    Allah’ın Yolunda Yapılan Harcamanın Fazileti
    53) Hureym bin Fatik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Kim, Allah’ın yolunda bir harcama yaparsa, o yaptığı harcama için kendisine yedi yüz misli olarak (sevap) yazılır.”

    Tirmizi 1675

    54) Sevban (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Adamın harcadığı dinarın en faziletlisi, onun çoluk çocuğuna harcadığı dinardır. Ve yine adamın harcadığı dinarın en faziletlisi, Allah’ın yolunda bir at için harcadığı dinar ve adamın Allah’ın yolunda arkadaşlarına harcadığı dinardır.”

    İbni Mace 2760

    55) Ebu Mesud (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    “Bir kimse yular takılmış bir dişi deveyi getirdi ve:

    −Bu Allah’ın yolunda sadakadır, dedi.

    Buna mukabil Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    −“Bu deveye karşılık sana kıyamet gününde hepsi de yularlı yedi yüz tane deve vardır!”

    Müslim 1892/132, Nesei 3173 Darimi 5/228, Ahmed bin Hanbel Müsned 4/121, 5/274

    Mücahidin Ailesine Yardım Etmenin Fazileti
    56) Süleyman bin Bureyde (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Mücahidlerin kadınlarına yapılacak hürmet geride kalan kimseler üzerine, kendi annelerine yapacakları hürmet gibidir! Geride kalanlardan herhangi bir kimse mücahidlerden birine ailesinin işlerini görüp yardım etme hususunda halef olur sonra mücahide, ailesi hususunda hainlik yaparsa, o hain kıyamet gününde mücahid için durdurulur da mücahid onun amellerinden dilediği her şeyi alır! Mücahidin o hainin amellerini almada ki istek ve hırsı hakkında ne zannedersiniz?”

    Müslim 1897/139, 140, Ebu Davud 2496, Nesei 3176

    Mücahide Yardım Etmek, Allah’ın Kendi Üzerine Aldığı Bir Haktır!
    57) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Üç kişi var ki, onlara yardım etmek Allah Azze ve Celle’ın kendi üzerine aldığı bir haktır:

    1) Allah’ın yolunda cihad eden mücahid,

    2) İffetli olmak isteğiyle evlenen kimse ve

    3) Kendi bedelini ödemek isteğiyle mükatebe yazışma yapan köledir.”

    İbni Hibban 4030, Nesei 3106, Tirmizi 1706, İbni Mace 2518, Begavi 2239, Ahmed bin Hanbel Müsned 2/151, 437

    58) Sebre bin Ebu Fakih (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i işittim şöyle buyurdu:

    “Kuşkusuz ki şeytan, Ademoğlunun her yerde önüne oturur! İslam yolunda Ademoğlunun önüne oturur ve şeytan şöyle der:

    −Sen nasıl Müslüman olursun? Eski dinini, babalarının ve atalarının dinini nasıl bırakırsın?

    Fakat o kimse şeytana isyan eder ve Müslüman olur.

    Sonra şeytan, hicret yolunda da Ademoğlunun önüne oturur ve şeytan şöyle der:

    −Kendi yurdunu ve kavmini terk edip nasıl hicret edersin? Kuşkusuz ki hicret eden kişinin misali dizginlerinden bağlanmış at gibidir!

    Fakat o kimse şeytana isyan eder ve hicret etmiş olur.

    Sonra şeytan, cihad yolunda Ademoğlunun önüne oturur ve şöyle der:

    −Cihada gidiyorsun cihad, hem seni yorar hem de malını kaybedersin! Savaşacak ve öldürüleceksin! Savaşacak ve öldürüleceksin! Karın başkasına nikahlanacak! Malların taksim edilecek!

    Fakat o kimse de şeytana isyan eder ve cihada gider.”

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Herkim, böyle yaparsa, o kimseyi cennete girdirmek Allah Azze ve Celle’nin kendi üzerine aldığı bir haktır! Savaşta öldürülse de o kimseyi cennete girdirmek Allah Azze ve Celle’nin kendi üzerine aldığı bir haktır! Boğularak ölse de, o kimseyi cennete girdirmek Allah Azze ve Celle’nin üzerine kendi üzerine aldığı bir haktır! Hayvanın sırtından düşüp ölse de, o kimseyi cennete girdirmek Allah Azze ve Celle’nin kendi üzerine aldığı bir haktır!”

    Nesei 3120, Ahmed bin Hanbel Müsned, Albani Silsiletu’l-Ehadîsi’s-Sahiha1653

    Mücahid, Allah’ın Elçisidir!
    59) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Allah Azze ve Celle’nin elçisi üçtür. (Allah’ın yolunda) savaşa giden Mücahid, Hacca giden ve Umre yapan kişi.”

    Nesei 2615, 3107, İbni Huzeyme, İbni Hibban, Tergib ve Terhib 2/556

    60) Abdullah ibni Ömer (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Allah’ın yolunda savaşa giden Mücahid ve Beytullah’a Hac ve Umre yapmak için giden kimseler, Allah’ın elçileridir. Allah onları davet etmiş onlar da Allah’a icabet etmişlerdir. Eğer onlar Allah’a dua ederlerse, Allah onlara icabet eder. Eğer onlar Allah’tan bağışlanmalarını isteseler, Allah da onları bağışlar.”

    İbni Hibban, İbni Mace 2893, Nesei, Beyhaki, İbni Huzeyme, Tergib ve Terhib 3/135

    Mücahid, Allah’ın Garantisi Altındadır!
    61) Ebu Said el-Hudri (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Allah’ın yolunda cihad eden kimse, Allah’ın garantisi altındadır. Allah, ya onu mağfiretine ve rahmetine katar veya onu sevab ve ganimetle geri döndürür. Allah’ın yolunda cihad eden kimsenin misali, (Mücahid evine) dönünceye kadar gevşeklik etmeksizin (gündüzleri) oruç tutan ve (geceleri) namaz kılan kimsenin durumu gibidir.”

    İbni Mace 2754, Nesei 3113

    62) Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Yani Allah şöyle buyuruyor; Benim yolunda cihad eden kişi benim garantim altındadır. Ruhunu alırsam kendisini cennetin varisi kılarım. Şayet geri çevirirsem sevap ve ganimetlerle geri çeviririm.”

    Tirmizi 1670

    63) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Allah, kendi yolunda cihada çıkan kimseye; Onu evinden çıkaran şey Bana iman ve Rasullerimi tasdik ise, elde ettiği ecir ve ganimetle salimen evine geri getireyim veya onu cennete girdireyim diye tekeffül etmiştir. Ümmetime meşakkat verecek olmasaydım hiçbir cihad müfrezesinin arkasından geri durmazdım! Şüphesiz ki Allah’ın yolunda öldürülüp diriltilmemi, sonra tekrar öldürülüp diriltilmemi, sonra tekrar öldürülüp dirilmemi isterdim!..”

    Buhari 189, Müslim 1876/103, İbni Mace 2753, Nesei 3109

    Atıcılığın Fazileti
    64) Sa’d bin Ebi Vakkas (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Atıcılığa devam ediniz! Kuşkusuz ki o hayırlıdır. Veya sizin oyunlarınızın en hayırlısıdır.”

    Bezzar, Taberani Mucemu’l-Evsad, Tergib ve Terhib 3/150

    65) Seleme bin Ekva (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Seleme oğullarından bir topluluk, yarışa ok atıyorlarken, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onlara uğradı ve şöyle buyurdu:

    −“Ey İsmail’in oğulları! Ok atınız! Çünkü sizin babanız İsmail iyi bir atıcı idi. İyi atın, ben falan oğulları ile beraberim.”

    Seleme (Radiyallahu Anh) dedi ki:

    −Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) böyle deyince, iki gruptan diğer grup atıştan elini çekti.

    Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    −“Neyiniz var ki ok atmıyorsunuz?”

    Onlar:

    −Sen onlarla beraberken biz nasıl atarız? dediler.

    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    −“Haydi, atın ben sizin hepinizle beraberim.”

    Buhari 2723

    66) Ukbe bin Amir (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Ben, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i işittim, kendisi minber üzerinde iken şöyle buyuruyordu:

    “Ve siz de onlara karşı gücünüz yettiği her kuvvetten hazırlayın! Dikkat edin! Kuvvet ancak atmaktadır! Dikkat edin! Kuvvet ancak atmaktadır! Dikkat edin! Kuvvet ancak atmaktadır!”

    Müslim 1917/167, Tergib ve Terhib 3/148

    67) Fukaym el-Lahmi, Ukbe bin Amir (Radiyallahu Anh)’a hitaben:

    Sen ihtiyar bir kimse olduğun için ok atmak sana ağır ve meşakkatli oluyor. Bu sebeple sen iki hedef arasında ihtilaf edip duruyorsun, dedi.

    Ukbe bin Amir (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    −Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den işittiğim bir hadis olmasaydı bu zahmetli ok atma işine bu kadar önem verip ona katılmazdım!

    Ravi Haris dedi ki, ben İbni Şemâme (Radiyallahu Anh)’a:

    −Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in o hadisi nedir? dedim.

    İbni Şemâme (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    −Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    −“Herkim atıcılığı öğrenir sonra da onu terk ederse o kimse bizden değildir! Yahut o kimse asi olmuştur!”

    Müslim 1919/169

    68) Ata bin Ebu Rebah şöyle dedi:

    Cabir bin Abdullah (Radiyallahu Anhuma) ve Cabir bin Ömer el-Ensari (Radiyallahu Anh)’ı atış müsabakası yaparken gördüm. Onlardan biri usanıp oturdu. Diğeri şöyle dedi:

    −Tembellik mi ettin? Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i işitim şöyle buyuruyordu:

    “Allah Azze ve Celle’yi zikretmenin dışında her şey oyun ve gaflettir! Ancak şu dört haslet müstesnadır.

    1) Kişinin iki hedef arasında yürümesi,

    2) Atını terbiye etmesi,

    3) Eşi ile oynaşması,

    4) Yüzücülük öğrenmesi.”

    Taberani Mucemu’l-Kebir, Tergib ve Terhib 3/151

    69) Ebu Necih es-Sülemi (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Kim, Allah’ın yolunda bir ok atarsa, o ok, o kimse için bir köleyi hürriyetine kavuşturmuş gibi olur.”

    Tirmizi 1689, Nesei 3129

    70) Ebu Necih es-Sülemi (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i işittim şöyle buyuruyordu:

    “Herkim, Allah’ın yolunda düşmana bir ok ulaştırırsa, bu ok, o kimse için cennette bir derece olur…”

    Nesei 3129, İbni Hibban

    71) Ukbe bin Abdi’s-Sülemiyyi (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ashabına şöyle buyurdu:

    “Kalkınız! Allah’ın yolunda cihad ediniz!”

    Ukbe bin Abdi’s-Sülemiyyi (Radiyallahu Anh) dedi ki:

    Bunun üzerine bir adam bir ok attı.

    Buna müteakiben Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Bu yaptığı işle cennet vacib oldu.”

    Ahmed bin Hanbel Müsned, Tergib ve Terhib 3/155

    72) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Herkim, Allah’ın yolunda bir ok atarsa, bu ok, o kimse için kıyamet gününde bir nur olacaktır.”

    Bezzar, Tergib ve Terhib 3/156

    Allah’ın Yolunda Bir Gün Geçirmenin Fazileti
    73) Osman bin Affan (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i işittim şöyle buyuruyordu:

    “Allah’ın yolunda bir gün geçirmek, diğer zamanlardaki bin günden daha hayırlıdır.”

    Nesei 3156

    Allah’ın Yolunda Oruç Tutmanın Fazileti
    74) Ebu Said el-Hudri (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Kim, Allah’ın yolunda Allah’ın Vechini (Yüzünü) isteyerek bir gün oruç tutarsa, Allah o kimsenin yüzünü cehennem ateşinden yetmiş yıl uzaklaştırır.”

    Darimi 5/226, Buhari 2680, Tirmizi 1672, Ahmed bin Hanbel Müsned 3/26, 59, 83

    75) Ebu Umame (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Kim, Allah’ın yolunda bir gün oruç tutarsa, Allah, gökyüzü ile yeryüzü arasında olduğu gibi, kendisi ile cehennem arasında bir hendek meydana getirir.”

    Tirmizi 1674

    Allah’ın Yolunda Namaz Kılmanın Fazileti
    76) İmran bin Husayn (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Bir adamın, Allah’ın yolunda (Mücahidlerin yanında) saf durması, Allah’ın katında altmış senelik ibadetinden daha faziletlidir!”

    Hakim Müstedrek 2/68, Darimi 5/223, Beyhaki 9/161, Taberani, Bezzar, Mucemu’z-Zevaid 5/326, Ahmed bin Hanbel Müsned 5/524, Tergib ve Terhib 3/163

    77) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in ashabından bir kişi tatlı su kaynaklarının bulunduğu bir vadiden geçti. İnsanlardan el etek çekip bu vadide kalsam, ancak Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den izin almadan bu işi yapmam, diye düşündü. Bunu, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e söyleyince, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “(Böyle) Yapma! Şüphesiz ki, sizden birinizin Allah’ın yolundaki kıyamı (namaz kılması), yetmiş yıl evinde kıldığı namazından daha faziletlidir. Allah’ın sizi bağışlamasını ve cennetine koymasını sevmez misiniz? Allah’ın yolunda cihad edin! Kim, devenin sağılması müddeti kadar Allah’ın yolunda savaşırsa o kimseye cennet vacib olmuştur. Şüphesiz ki sizden birinin Allah-u Teâlâ’nın yolunda ki kıyamı, yetmiş sene evinde kıldığı namazından daha faziletlidir.”

    Not: Hadiste geçen “fuvâga nâgatin” iki süt arası dönem veya sütün sağılıp tekrar sütün memelere dönünceye kadar ki zamandır.

    Tirmizi 1702, İbni Mace 2792, Darimi 5/220, Ahmed bin Hanbel Müsned 5/230, 235, 244, Hakim Müstedrek 2/77, Tergib ve Terhib 3/163

    Önemli Uyarı: Bir Müslüman, evinde bir günde beş vakit farz namazını ve bu namazlara bağlı sünnet namazlarını kıldığı zaman 32 rekat namaz kılmış olur. Bu 32 rekat namazı 70 yıllık namaz ile çarptığımız zaman toplam; 806.400 rekat eder.

    Mescid-i Nebevi’de kılınan namaz ise onun gayrı yerlerde kılınan bin namazdan daha faziletlidir!

    Mescid-i Haram’da kılınan namaz da, onun gayrı yerlerde kılınan namazdan yüz bin namazdan daha faziletlidir.

    Allah’ı yolunda cihad ederken kılınan namazın faziletini unutmamak gerekiyor!

    Allah Mücahidin Duasını Kabul Eder
    78) Abdullah ibni Ömer (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Allah’ın yolunda savaşa giden Mücahid ve Beytullah’a Hac ve Umre yapmak için giden kimseler, Allah’ın elçileridir. Allah onları davet etmiş onlar da Allah’a icabet etmişlerdir. Eğer onlar Allah’a dua ederlerse, Allah onlara icabet eder. Eğer onlar Allah’tan bağışlanmalarını isteseler, Allah da onları bağışlar.”

    İbni Hibban, İbni Mace 2893, Tergib ve Terhib 3/135

    Allah’ın Yolundaki Silah Seslerinin Fazileti
    79) Aişe (Radiyallahu Anha) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i işittim şöyle buyuruyordu:

    “Bir kişinin kalbine, Allah’ın yolundaki gürültü karışırsa, Muhakkak ki Allah, ona ateşi haram kılar.”

    Ahmed bin Hanbel Müsned, Tergib ve Terhib 3/144

    Allah’ın Yolunda Yaralanmanın Fazileti
    80) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anha) şöyle dedi:

    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Müslümanın Allah’ın yolunda alacağı her yara, kıyamet gününde yeni açıldığı andaki hey’eti üzere kan fışkırıyor gibi olur. Rengi kan rengidir, fakat kokusu misk kokusudur.”

    Buhari 1/359, Darimi 5/233

    Allah’ın Yolundaki Tozun Fazileti
    81) Yezid bin Ebi Meryem (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “…Kimin ayakları Allah’ın yolunda tozlanırsa, o ayaklara cehennem ateşi haramdır.”

    Tirmizi 1682, Darimi 5/224, Mucemu’z-Zevaid 5/286, Taberani, Ahmed bin Hanbel Müsned 5/225, 226, Ebu Ya’la

    82) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Allah’ın korkusundan ağlayan bir kişi, süt tekrar memeye dönmedikçe cehennem ateşine girmeyecektir. Allah’ın yolunda ki toz ile cehennemin dumanı bir araya gelmeyecektir!”

    Tirmizi 1683, İbni Mace 2774

    83) Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Kim, öğle ile akşam arasında Allah’ın yolunda yürüyüş yaparsa, (o yürüyüş sebebiyle) kendisine konan tozun misli, kıyamet günü ona misk olur.”

    İbni Mace 2775

    84) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Allah’ın korkusundan ağlayan bir kişi, süt tekrar memeye dönmedikçe cehennem ateşine girmeyecektir! Allah’ın yolunda ki toz ile cehennemin dumanı Müslüman bir kişinin burnunda asla bir araya gelmez!”

    Nesei 3093

    Allah’ın Yolunda Yürümenin Fazileti
    85) Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Allah’ın yolunda sabahleyin veya akşamleyin yürüyüş, dünyadan ve dünyadaki şeylerin hepsinden daha hayırlıdır.”

    Buhari 2642, Müslim 1880/112, İbni Mace 2757, Nesei 3104, Darimi 5/225

    86) Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Akşam veya sabahleyin Allah’ın yolunda yürümek hiç şüphesiz dünyadan ve dünyadaki her şeyden daha hayırlıdır. Herhangi birinizin cennetteki yay kadar yeri yahut bir değnek kadar yeri yani kamçısı kadar bir yer dünyadan ve dünyadaki her şeyden daha hayırlıdır. Şayet cennet ehlinden bir kadın yer ahalisine baksaydı, hiç şüphesiz o cennetle yer arası boşluğu aydınlatır ve orayı güzel koku ile doldururdu. Ve o kadının başındaki başörtüsü dünyadan ve dünyadaki her şeyden daha hayırlıdır.”

    Buhari 2644, 6467, Tirmizi 1699, Müslim 1880/112

    Allah’ın Yolunda Nöbet Tutmanın Fazileti
    87) Selman (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Bir gün bir gece (İslam beldesini korumak için) hudutta nöbet beklemek bir ay oruç tutup namaz kılmaktan daha hayırlıdır. Eğer o kimse nöbette ölürse, yapa geldiği salih amelleri üzerine yazılmaya devam eder, rızkı da gönderilmeye devam eder ve kabrin çok fitneye düşürücüden emin olur.”

    Not: Hadiste zikredilen fitneye düşürücü kelimesiyle kast edilen, şeytan veya Münker ve Nekir melekleridir, denmiştir.

    Müslim 1913/163, Tirmizi 1671, İbni Mace 2767, Ebu Davud 2500, Nesei 3153

    88) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i işittim şöyle buyuruyordu:

    “Allah’ın yolunda (cihadda) bir saat ayakta durmak, kadir gecesini Haceru’l-Esved’in yanında ibadetle geçirmekten daha hayırlıdır!”

    İbni Hibban, Beyhaki, Tergib ve Terhib 3/94

    89) Abdullah ibni Ömer (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Size kadir gecesinden daha faziletli bir geceyi haber vereyim mi? Bu, ailesine geri dönmeme ihtimali olan, korkulacak bir yerde, bir askerin (Allah’ın yolunda cihad ederken) gece nöbet tutmasıdır!”

    Hakim Müstedrek, Tergib ve Terhib 3/102

    90) Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “İki göz var ki, ateş onlara dokunmaz. Allah’ın korkusundan ağlayan göz ve Allah’ın yolunda nöbet bekleyen göz.”

    Tirmizi 1690

    91) Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Üç kimse vardır ki gözleri ateşi görmez!

    1) Allah’ın yolunda nöbet bekleyen göz,

    2) Allah’ın korkusundan ağlayan göz,

    3) Allah’ın haram kıldığı şeylere bakmayan göz.”

    Taberani, Tergib ve Terhib 3/102

    92) Osman bin Affan (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i işittim şöyle buyuruyordu:

    “Allah’ın yolunda bir gün nöbet tutmak, nöbet dışındaki başka yerlerde geçen bin günden daha hayırlıdır.”

    Nesei 3155, Darimi 5/251, Ahmed bin Hanbel Müsned 1/62, 65, 66

    93) Osman bin Affan (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i işittim şöyle buyuruyordu:

    “Allah’ın yolunda bir gece nöbet tutmak, geceleri ibadetle ve gündüzleri oruçla geçirilen bin geceden daha faziletlidir.”

    Hakim Müstedrek, İbni Mace, Tergib ve Terhib 3/95

    Allah’ın Yolunda Uykusuz Kalmanın Fazileti
    94) Ebu Reyhane (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i işittim şöyle buyuruyordu:

    “Allah’ın yolunda, uykusuz kalan göze, ateş haram kılınmıştır!”

    Nesei 3103, Darimi 5/227, Ahmed bin Hanbel Müsned 4/134, 135, Hakim Müstedrek 2/83

    Allah, Şehit İle Yüz Yüzü Konuşmuştur!
    95) Cabir bin Abdullah (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) müşriklerle savaşmak için Medine’den çıktı. Uhud Gazası gelip kapıya dayandığında, bir önceki gece babam Abdullah bin Amr bin Haram beni çağırıp şöyle dedi:

    −Gördüğüm kadarı ile Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in ashabından ilk öldürülecek kimseler arasında olacağım ve ben benden sonra geriye Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in canı dışında benim için senden daha değerli hiçbir kimseyi geri bırakmıyorum. Benim üzerimde bir borç var, onu sen öde! Kız kardeşlerin için de elinden geldiği kadarıyla iyilik yapmaya çalış!

    Ey oğlum! Sen sonumuzun nereye varacağını öğreninceye kadar Medine’de bekle! Çünkü Allah’a yemin ederim ki eğer benden sonra geriye kız çocuklarımı bırakmayacak olsaydım, önümde öldürülmeni arzu ederdim. Sabah olduğunda ilk öldürülen kişi babam oldu!

    Babam Abdullah bin Amr bin Haram, Uhud Günü öldürüldüğünde, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) benimle karşılaştı ve bana şöyle dedi:

    −“Ya Cabir! Neden seni kırgın görüyorum?”

    Bunun üzerine ben:

    −Ya Rasulallah! Babam şehid oldu ve geride (dokuz kız çocuğunun) nafakasını ve borç bıraktı, dedim

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle dedi:

    −“Ya Cabir! Allah Azze ve Celle’nin babana söylediği sözü sana haber verip müjdeleyeyim mi?”

    Ben:

    −Bilakis haber ver, ya Rasulallah! dedim.

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle dedi:

    −“Allah, hicab (perde) ardından olmaksızın hiç kimse ile katiyen konuşmamıştır! Fakat Allah, babanı diriltti ve onunla yüz yüze konuştu ve babana şöyle buyurdu:

    −“Ey kulum! Benden iste, sana vereyim.”

    Baban:

    −“Ya Rabb! Beni diriltirsin, ben de ikinci defa Senin uğrunda öldürülürüm, dedi.

    Allah Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyurdu:

    −“Kuşkusuz ki insanların dünyaya hiç dönmeyecekleri hükmü Benim tarafımdan önceden verilmiştir.

    Baban:

    −Ya Rabb! O halde arkamda kalanlara ulaştır, dedi.

    Bunun üzerine Allah Azze ve Celle Âl-i İmran Suresi 169. ayetini indirdi.

    وَلاَ تَحْسَبَنَّ الَّذِينَ قُتِلُواْ فِي سَبِيلِ اللّهِ أَمْوَاتًا بَلْ أَحْيَاء عِندَ رَبِّهِمْ يُرْزَقُونَ

    “Allah’ın yolunda öldürülenleri ölüler sanma sanın! Bilakis, (onlar) diridirler. Rablerinin katında rızıklandırılıyorlar.”

    Cabir bin Abdullah (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

    Babam, organları kesilmiş bir halde Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e getirildi ve önüne konuldu. Ben, babamın yüzünün örtüsünü açmaya davrandım. Kavmim beni bundan nehyetti! Sonra tekrar ben, babamın yüzünün örtüsünü açmaya davrandım. Kavmim beni yine bundan nehyetti! Buna müteakiben o örtüyü ya Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’ kaldırdı yahut da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) emretti de örtü kaldırıldı.

    Bu sırada Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) feryad eden bir kadın sesi işitti! Bunun üzerine Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Bu kadın kimdir?”

    Sahabeler şöyle dediler:

    Amr bin Haram’ın kız kardeşi Fatıma’dır. Bunun üzerine Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Ağlama! Siz onu kaldırıncaya kadar Melekler kanatlarıyla onu gölgelendirdiler.”

    İbni Mace 2800, Tirmizi 3196, Ahmed bin Hanbel Müsned 3/397, 398, Buhari 1181, 1220, 2662, Müslim 2471/129

    Şehid, Kabir Fitnesinden Emin Olur
    96) Selman (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Bir gün bir gece (İslam beldesini korumak için) hudutta nöbet beklemek bir ay oruç tutup namaz kılmaktan daha hayırlıdır. Eğer o kimse nöbette ölürse, yapa geldiği salih amelleri üzerine yazılmaya devam eder, rızkı da gönderilmeye devam eder ve kabrin çok fitneye düşürücüden emin olur.”

    Not: Hadiste zikredilen fitneye düşürücü kelimesiyle kast edilen, şeytan veya Münker ve Nekir melekleridir, denmiştir.

    Müslim 1913/163, Tirmizi 1671, İbni Mace 2767, Ebu Davud 2500, Nesei 3153

    Mücahidin Sevabı Kıyamet Gününe Kadar Devam Eder!
    97) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “…Herkim, Allah’ın yolunda savaşmak için (evinden) çıkıp ölürse, Allah, kıyamet gününe kadar o Mücahidin sevabını yazar.”

    Ebu Ya’la, Tergib ve Terhib 3/137

    Mücahid, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem İle Beraber Kevser Havuzunun Yanındadır
    98) Ebu Umamu el-Bahili (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “(Kevser) havuzumun (büyüklüğü) Aden’le Amman arası kadardır. (Onun suyu) kardan daha soğuk, baldan daha tatlı ve miskten daha hoş kokuludur! Gökyüzünün yıldızları sayısınca onun bardakları vardır. Ondan içen kişi bir daha ebediyyen susamaz! Kuşkusuz ki Ümmetimden saçı, başı (Allah’ın yolunda) tozlanmış, elbisesi pejmurde, (Allah’ın yolunda cihad edeceğim diye de) zengin kadınlarla evlenmemiş ve sultanın kapısında da hazır olmamış kimseler havuzumun yanında benimle beraberdirler.”

    Ahmed bin Hanbel Müsned, Taberani, Tergib ve Terhib 7/153, 154

    Şehidler Şefaat Ederler
    99) El-Mikdam bin Ma’di Yekribe (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Şehidin Allah’ın yanında altı tane özelliği vardır:

    1) Kanının ilk damlası ile birlikte ona mağfiret edilir,

    2) Cennetteki yeri ona gösterilir,

    3) Kabir azabından korunur,

    4) En büyük korkudan yana emin olur,

    5) Onun başına vakar tacı giydirilir ki, o tacın bir yakutu, dünyadan ve dünyanın içindeki her şeyden daha hayırlıdır! Hurilerden yetmiş iki kız ile evlendirilir,

    6) Akrabalarından yetmiş kişi hakkında şefaatçi yapılır.”

    Tirmizi 1712, İbni Mace 2799, Ahmed bin Hanbel Müsned 4/131 No: 16730

    100) Nimran bin Utbe ez-Zimari şöyle tahdis etti:

    Biz yetim idik Ümmü’d-Derda’nın yanına girdik. Bize dedi ki:

    −Size müjdeler olsun! Ben Ebu’d-Derda’nın şöyle dediğini işittim:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Şehid, kendi ehlinden yetmiş kimseye şefaat edecek!”

    Ebu Davud 2522

    Mücahidi Teçhiz Etmenin Fazileti
    101) Zeyd bin Halid el-Cüheni (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    ‘Kim, Allah’ın yolunda cihad edecek bir mücahidi teçhiz ederse, oda cihad etmiş olur. Kim de Allah’ın yolunda cihad eden bir mücahidin bıraktığı işleri için hayırlı halef olursa, o da cihad etmiş olur.”

    Buhari 2682, Müslim 1895/135, Tirmizi 1678, İbni Mace 2759, Ebu Davud 2509, Nesei 3166

    102) Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Eslem kabilesinden bir genç geldi ve:

    −Ya Rasulallah! Ben savaşa gitmek istiyorum! Ancak benim beraberimde teçhizattan bir şeyim yoktur! dedi.

    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona şöyle buyurdu:

    −“Falan kimseye git, çünkü o teçhizatını hazırladı akabinde de hastalandı!”

    Bunun üzerine o genç hastalanan kimseye geldi ve:

    −Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sana selam söylüyor ve kendin için hazırladığın savaş teçhizatını bana vermeni söylüyor, dedi.

    O hasta kimse, karısına:

    −Ey falanca! Kendim için hazırladığım teçhizatımı bu gence ver ve ondan hiçbir şey esirgeme! Vallahi eğer ondan bir şey esirgersen, Allah onda senin için bereket yapmaz! dedi.”

    Müslim 1894/134

    Düşmanla Karşılaşmayı Temenni Etmemek!
    103) Abdullah bin Ebi Evfa (Radiyallahu Anh), Ömer bin Ubeydullah’a bir mektup yazdı. O mektubu ben okudum şöyle idi:

    “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) düşmanla karşılaştığı bazı savaşlarında güneş semanın ortasından meyil edene kadar bekledi sonra insanların arasında ayağa kalkıp şöyle buyurdu:

    −“Ey insanlar! Düşmanla karşılaşmayı temenni etmeyiniz! Allah’tan afiyet isteyiniz! Ancak düşmanla karşılaştığınız vakit sabrediniz! Bilin ki, cennet kılıçların gölgesi altındadır!”

    Sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    −“Ey bulutları yürüten, ey toplanmış orduları bozguna uğratan Allah’ım! Düşmanları bozguna uğrat, düşmanlara karşı bize yardım et.”

    Buhari 2772, Müslim 1742/20
  • 1-el-FÂTİHA

    Müddesir sûresinden sonra Mekke`de inmiştir. 7 (yedi) âyettir. Kur`an`ın ilk sûresi olduğu için açış yapan, açan manasına "Fâtiha" denilmiştir. Diğer adları şunlardır: Ana kitap manasına "Ümmü`l-Kitâp" dinin asıllarını ihtiva eden manasına "el-Esâs", ana hatlarıyla İslâm`ı anlattığı için "el-Vâfiye" ve "el-Seb`u`l-Mesânî", birçok esrarı taşıdığı için "el-Kenz". Peygamberimiz "Fâtiha`yı okumayanın namazı olmaz" buyurmuştur. Onun için, Fâtiha, namazların her rekâtında okunur. Manası itibariyle Fâtiha, en büyük dua ve münâcâttır. Kulluğun yalnız Allah`a yapılacağı, desteğin yalnızca Allah`tan geldiği, doğru yola varmanın da doğru yoldan sapmanın da Allah`ın iradesine dayandığı, çünkü hayrı da şerri de yaratanın Allah olduğu hususları bu sûrede ifadesini bulmuştur. Kur`an, insanlığa doğru yolu göstermek için indirilmiştir. Kur`an`ın ihtiva ettiği esaslar ana hatları ile Fâtiha`da vardır. Zira Fâtiha`da, övgüye, ta`zime ve ibadete lâyık bir tek Allah`ın varlığı, O`nun hakimiyeti, O`ndan başka dayanılacak bir güç bulunmadığı anlatılır ve doğru yola gitme, iyi insan olma dileğinde bulunulur.

    2-el-BAKARA

    Medine`de inmiştir. 286 (ikiyüzseksenaltı) âyettir. Kur`an`ın en uzun sûresidir. Adını, 67-71. âyetlerde yahudilere kesmeleri emredilen sığırdan alır. Yalnız 281. âyeti Veda Haccında Mekke`de inmiştir. İnanca, ahlâka ve hayat nizamına dair hükümlerin önemli bir kısmı bu sûrede yer almıştır.

    3-ÂL-İ İMRÂN

    Medine`de nâzil olmuştur. 200 (İki yüz) âyettir. 34-37. âyetlerde Hz. Meryem`in babasının mensup olduğu İmrân ailesinden söz edildiği için sûre bu adı almıştır.

    4-en-NİSÂ

    Hicretten sonra Medine`de nâzil olmuştur, 176 (yüzyetmişaltı) âyettir. "Nisâ" kadınlar demektir. Bu sûrede daha çok kadından, cemiyet içinde kadınların hukukî ve içtimaî yer ve değerlerinden bahsedildiği için adına "Nisâ" denmiştir.

    5-el-MÂİDE

    Üçüncü âyetin dışında sûrenin bütünü Medine`de, hicrî altıncı yılda nâzil olmuştur. 120 (yüzyirmi) âyettir. Buhârî ve Müslim`de, Hz. Ömer`den rivayet edildiğine göre "Bugün size dininizi ikmal ettim..." ifadesinin yer aldığı âyet Mekke`de, vedâ haccında, cuma günü, Arafe akşamı nâzil olmuştur. "Mâide" sofra demektir. 112 ve 114. âyetlerde, Hz. İsa zamanında, gökten indirilmesi istenen bir sofradan bahsedildiği için sûreye bu isim verilmiştir. Bundan önceki sûrede dinî zümreler içinden münafıklar ağırlıkla söz konusu edilmişti. Bu sûrede ise yine münafıklardan bahsedilmekle beraber ağırlık ehl-i kitapta ve özellikle hristiyanlardadır. Bunun dışında sûrede hac farizası, abdest, gusül, teyemmüm ile ilgili bazı bilgiler, içki ve kumar yasağı, ahitlere ve söze bağlılık, içtimaî ve ahlâkî münasebetler, haram ve helâl yiyecekler gibi bilgi ve hükümlere temas edilmiştir.

    6-el-EN`ÂM

    En`âm sûresi, 165 (yüzaltmışbeş) âyettir. 91, 92, 93 ve 151, 152, 153. âyetler Medine`de, diğerleri Mekke`de inmiştir. Sûrenin bazı âyetlerinde Arapların, kurban edilen hayvanlarla ilgili birtakım gelenekleri kınandığı için sûreye En`âm sûresi denmiştir. En`âm; koyun, keçi, deve, sığır ve manda cinslerini bir arada ifade eden bir kelimedir.

    7-el-A`ÂRF

    A`râf sûresi Mekke`de inmiş olup, 206 (ikiyüzaltı) âyettir. 46. ve 48. âyetlerde A`râf`ta yani cennet ve cehennem ehli arasındaki yüksek bir yerde bulunan insanlardan söz edildiği için sûreye bu ad verilmiştir.

    8-el-ENFÂL

    Enfâl sûresi, 75 (yetmişbeş) âyettir. 30 ilâ 36. âyetler Mekke`de, diğerleri Medine`de inmiştir. Enfâl, ziyade manasına gelen "nefl" kelimesinin çoğuludur. İslâm dinini savunmak için yapılan savaşlarda elde edilen sevaba ek olarak alınan ganimet malına da "nefl" denilmiştir. Sûrenin birinci âyetinde savaştan elde edilen ganimetlerin Allah ve Resûlüne ait olduğu ifade edildiği için sûreye bu ad verilmiştir.

    9-et-TEVBE

    Tevbe sûresi, 129 (yüzyirmidokuz) âyettir. 128 ve 129. âyetler Mekke`de, diğerleri Medine`de inmiştir. 104. âyet tevbe ile ilgili olduğu için sûreye bu isim verilmiştir. Sûrenin bundan başka birçok ismi olup en meşhuru Berâe`dir. Bu sûrenin Enfâl sûresi`nin devamı veya başlı başına bir sûre olup olmadığı hakkında ihtilâf olduğu için başında Besmele yazılmamıştır. Hicretin dokuzuncu yılında Hz. Ebu Bekir, hac emîri olarak tayin edilmiş ve müslümanlar hacca gönderilmişti. Bu sûre inince Resûlullah (s. a.) Allah`ın emirlerini hacdaki insanlara tebliğ etmesi için Hz. Ali`yi görevlendirdi. Hz. Ali hac kafilesine ulaştığında Hz. Ebu Bekir, "Amir olarak mı geldin, yoksa memur olarak mı?" diye sordu; Hz. Ali, sadece sûreyi Mekke`de hacılara tebliğ ile me`mûr olduğunu bildirdi. Hz. Ali bayramın birinci günü Akabe Cemresi yanında ayağa kalkarak kendisinin Peygamber tarafından gönderilmiş bir elçi olduğunu bildirdi ve bir hutbe okudu, sonra da bu sûrenin başından 30 veya 40 âyet okuyarak dedi ki: "Dört şeyi tebliğe memurum: 1. Bu yıldan sonra Kâbe`ye hiçbir müşrik yaklaşmayacak, 2. Hiç kimse çıplak olarak Kâbe`yi ziyâret etmeyecek, 3. Müminden başkası cennete girmeyecek, 4. Müşrik kabileler tarafından bozulmamış antlaşmalar, antlaşma süresinin sonuna kadar yürürlükte kalacak."

    10-YÛNUS

    Yunus sûresi, 109 (yüzdokuz) âyet olup 40, 94, 95 ve 96. âyetler Medine`de, diğerleri Mekke`de inmiştir. 98. âyette Hz. Yunus`un kavminden bahsedildiği için sûreye bu ad verilmiştir. Mekke halkı, kendi içlerinden bir adamın peygamber olabileceğine inanamıyorlar ve: "Allah, Ebû Tâlib`in yetimi Muhammed`den başka bir peygamber bulamadı mı?" diyorlardı. Hiç olmazsa hatırı sayılır, zengin ve makam sahibi birisinin peygamber olmasını daha uygun görüyorlardı. İşte bunun üzerine bu sûre inmiştir.

    11-HÛD

    Hûd sûresi, 123 (yüzyirmiüç) âyet olup 12, 17 ve 114. âyetler Medine`de, diğerleri Mekke`de inmiştir. 50 - 60. âyetlerde Arabistan halkına gönderilmiş peygamberlerden biri olan Hûd (a. s.)`ın hayatından bahsedildiği için sûreye bu isim verilmiştir. Yunus sûresinden sonra inmiş olup onun devamı niteliğindedir. İtikada ait esasları, Kur`an`ın mucize oluşunu, ahiretle ilgili meseleleri, sevap ve cezayı ve Hz. Hûd`dan başka Nuh, Salih, İbrahim, Lût, Şuayb ve Musa (a. s.) gibi peygamberlerin kıssalarını ihtiva etmektedir.

    12-YÛSUF

    Yusuf suresi, 111 (yüzonbir) âyet olup 1,2 ve 3. âyetler Medine`de, diğerleri Mekke`de inmiştir. Sûrenin başından sonuna kadar Yusuf Peygamber`den bahsedildiği için bu adı almıştır.

    13-er-RA`D

    Ra`d Sûresi, 43 (kırküç) âyet olup Mekke`de mi, Medine`de mi indiği hakkında ihtilaf vardır. Sûrenin muhtevası göz önüne alınırsa Mekke`de indiğini söyleyenlerin görüşü biraz daha ağırlık kazanır. Sûrenin onüçüncü âyetinde gök gürültüsü manasına gelen "er-Ra`d" kelimesi zikredildiği için sûreye bu ad verilmiştir.

    14-İBRÂHİM

    İbrahim sûresi, 52 (elliiki) âyet olup 28 ve 29. âyetler Medine`de, diğerleri Mekke`de inmiştir. 35-41. âyetler Hz. İbrahim`in duasını ihtiva ettiği için sûreye bu ad verilmiştir.

    15-el-HİCR

    Hicr sûresi, 99 (doksandokuz) âyet olup 87`si Medine`de, diğerleri Mekke`de inmiştir. Hicr, bir yer adıdır. 80-84. âyetlerde Hicr`den bahsedildiği için sûreye bu ad verilmiştir.

    16-en-NAHL

    Nahl sûresi 128 (yüzyirmisekiz) âyet olup, son üç âyeti Medine`de, diğerleri Mekke`de inmiştir. 68. âyette bal arısından söz edildiği için sûreye bu ad verilmiştir.

    17-el-İSRÂ

    Mekke`de nâzil olmuştur. Ancak 26, 32, 33 ve 57. âyetlerle 73 ilâ 80. âyetlerin Medine`de indiği rivayet edilmektedir. 111 (yüzonbir) âyettir. "İsrâ" kelimesi, geceleyin yürümek manasına gelir. Hz. Peygamber`in Mi`rac mucizesinin Mekke`den Kudüs`e kadar olan kısmı bu sûrede anlatıldığından, sûre "İsrâ" adını almıştır.

    18-el-KEHF

    Kehf sûresi 110 (yüzon) âyettir. Mekke`de nâzil olmuştur. Ancak, 28. âyetin Medine`de nâzil olduğu rivayeti de vardır. Sûre bu adı, içinde söz konusu edilen ve "mağara arkadaşları" demek olan "Ashâb-ı Kehf"den almıştır.

    19-MERYEM

    Meryem sûresi, 98 (doksansekiz) âyet olup Mekke`de nâzil olmuştur. Bazı tefsircilere göre 58. âyet, bazılarına göre de 71. âyet Medine`de nâzil olmuştur. Bu sûre, diğer bahisler yanında, özellikle Hz. Meryem`den ve onun Hz. İsa`yı dünyaya getirmesinden bahsetmesi sebebiyle "Meryem sûresi" adını almıştır.

    20-TÂ-HÂ

    135 (yüzotuzbeş) âyet olup Mekke`de nâzil olmuştur. Sûre, ismini, başındaki Tâ-Hâ harflerinden almıştır. Hz. Ömer`in bu sûre vesilesiyle müslüman oluşu, İslâm tarihinin önemli bir hatıra sayfasıdır. Olay, kısaca şöyledir: İslâm`ın yaman bir düşmanı olan Hattâb oğlu Ömer, Resûlullah`ı öldürme vazifesini üstlenmiş ve bu iş için yola çıkmıştı. Ancak, yolda kız kardeşi Fatıma ile eniştesi Saîd`in müslüman olduğunu öğrenince, önce onların işini bitirmeye karar verdi. Tâ-Hâ sûresini okumakta olan karı-koca, Ömer`in geldiğini görünce Kur`an sayfalarını sakladılarsa da, Ömer onları duymuştu. Okuduklarını görmek istediğini söyledi. İnkâr etmeleri üzerine Saîd`e saldırdı. Kendisine mâni olmak isteyen Fatıma`yı tokatladı. Yüzlerinden kanlar akan Fatıma, cesarete gelerek müslüman olduklarını açıkça söyledi. Kardeşinin haline acıyan Ömer, bu sefer yumuşak bir sesle okuduklarını tekrar istedi. Tâ-Hâ sûresinin yazılı bulunduğu sayfaları okuyunca, Kur`an`ın mucizeli tesirinden nasibini alarak Resûlullah`ın huzuruna gitti ve müslüman oldu.

    21-el-ENBİYÂ

    Enbiyâ sûresi, 112 (yüzoniki) âyettir ve Mekke`de nâzil olmuştur. Başka konular yanında bilhassa bazı peygamberler ve onların kavimleriyle olan münasebetlerinden bahsettiği için Enbiyâ (Peygamberler) sûresi adını almıştır.

    22-el-HACC

    Sûre 78 (yetmişsekiz) âyettir. Müfessirlerin çoğunluğuna göre 19. âyetten itibaren 6 âyet Medine`de, diğerleri Mekke`de nâzil olmuştur. Bu sûrede, hac farizasının daha önce Hz. İbrahim tarafından başlatıldığından ve Hz. Muhammed (s. a.) tarafından da devam ettirildiğinden bahsedildiği için sûreye "Hac sûresi" denilmiştir.

    23-el-MÜ`MİNÛN

    118 (yüzonsekiz) âyet olup Mekke`de nâzil olmuştur. Özellikle ilk âyetlerinde kurtuluşa eren müminlerin ibadetlerinden, ahlâki yaşayışlarından ve nâil olacakları uhrevî nimetlerden bahsedildiği için sûre "el-Mü`minûn" adını almıştır. Nitekim Abdullah b. Abbas`tan rivayet edilen bir hadiste Hz. Peygamber (s. a.), bu âyetlerin inzâlini müteakip, "Bana on âyet indi ki, durumu bunlara uyan cennete gidecektir" buyurdu ve bu sûrenin ilk on âyetini okudu.

    24-en-NÛR

    64 (altmışdört) âyetten ibaret olan sûrenin tamamı Medine`de nâzil olmuştur. "Nûr âyeti" diye bilinen 35. âyette Allah`ın, gökleri ve yeri aydınlatan nûrundan bahsedildiği için "Nûr sûresi" adını almıştır.

    25-el-FURKAN

    Bu sûre Mekke`de nâzil olmuştur, sadece üç âyetinin (68, 69, 70) Medine`de nâzil olduğu hakkında bir rivayet vardır. 77 (yetmişyedi) âyettir. Sûre, adını ilk âyetinde geçen "el-furkan" kelimesinden alır. "Furkan", hakkı bâtıldan ayırdeden demektir ve Kur`an-ı Kerim`in isimlerindendir.

    26-eş-ŞUARÂ

    Mekke`de nâzil olan bu sûre, 227 (ikiyüzyirmiyedi) âyettir. 224, 225, 226, 227. âyetleri (dört âyet), Medine`de nâzil olmuştur. "Şuarâ", şairler demektir; 224. âyetinde şairlerden sözedildiği için, sûre bu ismi almıştır. Muhaliflerin Kur`an`a karşı ileri sürdükleri iddialarından biri de, onun bir şair tarafından meydana getirilmiş olduğu idi. İşte Kur`an, Hz. Peygamber`in irşadı ile daha önceki peygamberlerin irşadlarının özde birleştiğini ve Kur`an`ın bir şair eseri olmadığını isbat ederek, bu iddiayı çürütmekte ve reddetmektedir.

    27-en-NEML

    Bu sûre, Mekke`de nâzil olmuştur. 93 (doksanüç) âyettir. "Neml" karınca demektir. 18. âyetinde, Süleyman aleyhisselâmın ordusuna yol veren karıncalardan söz edildiği için sûre bu ismi almıştır.

    28-el-KASAS

    Bu sûre Mekke`de nâzil olmuştur. 85. âyetinin hicret esnasında Mekke ile Medine arasında, 52 ilâ 55. âyetlerinin ise Medine`de nâzil olduğu rivayet edilmiştir. 88 (seksensekiz) âyettir. "Kasas", olaylar, hikâyeler demektir. İsmini 25. âyetinden almıştır. Sûrenin başlıca konularını, Hz. Musa`nın çocukluğundan itibaren hayatı, mücadeleleri; tevhid ehlinnin zaferi ve dünya servetine güvenilmemesi teşkil etmektedir.

    29-el-ANKEBÛT

    Mekke`de nâzil olan bu sûre 69 (altmışdokuz) âyettir. "Ankebût", örümcek demektir. 41. âyetinde kâfirlerin işleri örümcek ağına benzetildiği için sûre bu ismi almıştır.

    30-er-RÛM

    17. âyeti hariç, sûrenin tamamı Mekke`de nâzil olmuştur. 60 (altmış) âyettir. İranlılarla yapılan savaşta yenilmiş olan Rumların (Bizanslıların) tekrar galip gelecekleri anlatıldığından, sûreye bu isim verilmiştir.

    31-LOKMAN

    Mekke`de nâzil olmuştur. 27, 28 ve 29. âyetlerinin Medine`de nâzil olduğu da rivayet edilmiştir. 34 (otuzdört) âyettir. Hz. Lokman`ın kıssasını anlattığı için bu adı almıştır.

    32-es-SECDE

    Adını 15. âyette geçen kelimeden alan bu sûre Mekke`de nâzil olmuştur. 18, 19 ve 20. âyetlerinin Medine`de nâzil olduğu da rivayet edilmiştir. 30 (otuz) âyettir.

    33-el-AHZÂB

    Medine`de nâzil olmuştur. 73 (yetmişüç) âyettir. "Ahzâb", "hizb"in çoğuludur. Topluluk, gurup, bölük, parti gibi manalara gelir. Her gün mutad olarak devam edilen dua demetine, Kur`an cüzünün dörtte birine de hizip denir. Bu sûrede, müslümanlara karşı savaşmak üzere birleşen Arap kabilelerinden bahsedildiği için, bu isim verilmiştir. (Rivayete göre, bir takım ileri gelen müşrikler "Uhud" savaşından sonra Medine`ye gelmişler, münafıkların lideri Abdullah b. Übeyy`in evine misafir olmuşlardı. Hz. Peygamber bunlara, kendisiyle görüşmek üzere emân vermişti. Bu görüşme esnasında Resûlullah`a: Sen bizim taptıklarımızı diline dolamaktan vazgeç, "onlar menfaat sağlayabilir, şefâat edebilir" de, biz de seni Rabbinle başbaşa bırakalım, dediler. Orada bulunan müslümanların canları sıkıldı, onları öldürmek istediler. Bunun üzerine, verilmiş olan emânın bozulması konusunda Allah`tan korkmalarını ve kâfirler ile münafıkların sözlerine boyun eğmemelerini, Resûlullah`ın şahsında müminlerden isteyen 1. âyet nâzil oldu.

    34-SEBE`

    Mekke`de nâzil olmuştur. 54 (ellidört) âyettir. Yalnız 6. âyeti Medine`de inmiştir. Sûre adını, Yemen`de bir bölge veya kabile ismi olan Sebe` kelimesinin geçtiği 15. âyetten alır.

    35-FÂTIR

    Mekke`de nâzil olmuştur, 45 (kırkbeş) âyettir.

    36-YÂSÎN

    Sûre, ismini iki harften ibaret olan ilk âyetten almıştır. Mekke`de inmiştir. 83 (seksenüç) âyettir. Sûreye isim olarak verilen "yâsîn"in, genellikle "Ey insan!" manasına geldiği kabul edilir. Bununla kasdedilen, Hz. Peygamber`dir. Yâsîn sûresi Kur`an`ın kalbi kabul edilmiş ve müslümanlar arasında ayrı bir önem kazanmıştır. Fazileti hakkında hadisler vardır.

    37-es-SÂFFÂT

    Adını, saf tutmuş meleklere işaret eden ilk âyetten alan ve kâinattaki güçlerden söz eden bu sûre, Mekke`de inmiştir. 182 (yüzsekseniki) âyettir. İlk üç âyette, saf tutmuş meleklere, bulutları sevk ve idare eden güce, zikri yapan dile yahut insana yemin edilerek Allah`ın bir olduğu gerçeği ortaya konmuştur.

    38-SÂD

    Kamer sûresinden sonra Mekke`de inmiştir 88 (seksensekiz) âyettir. İsmini birinci âyette yer alan Sâd harfinden alır.

    39-ez-ZÜMER

    Mekke`de nâzil olmuştur. 75 (yetmişbeş) âyettir. Yalnız 53 - 55. âyetler Medine`de inmiştir. Adını, 71 ve 73. âyetlerde geçen mümin ve kâfirlerin oluşturduğu topluluklar anlamına gelen "zümer" kelimesinden almıştır.

    40-el-MÜ`MİN

    Aynı zamanda Gâfir adını da taşıyan bu sûre, 85 (seksenbeş) âyettir. 56 ve 57. âyetleri Medine`de inmiştir. Adını, Firavun ailesinden inanan bir kişinin vasıflarının sayıldığı 28 - 45. âyetlerden alır.

    41-FUSSILET

    Adını, 3. âyette geçen "fussılet" kelimesinden almıştır. Secde, Hâ, Mîm ve Mesâbih adları ile de anılan bu sûre, Mekke`de inmiştir. 54 (ellidört) âyettir.

    42-eş-ŞÛRÂ

    Mekke`de nâzil olan bu sûre 53 (elliüç) âyettir. Yalnız 23 - 26. âyetleri Medine`de inmiştir. Adını 38. âyette geçen ve müslümanların, işlerini aralarında danışma ile yapmalarının gereğini bildiren Şurâ kelimesinden almıştır.

    43-ez-ZUHRUF

    Zuhruf, altın ve mücevher anlamına gelir. Sûrede bunlardan söz edildiği ve Allah`ın insana sahip olduğu altın ve mücevherle değil, inanç ve davranışlarına göre değer verdiği anlatıldığı için sûre bu adla anılmıştır. Mekke`de inmiştir ve 89 (seksendokuz) âyettir.

    44-ed-DUHÂN

    Mekke`de inen bu sûre 59 (ellidokuz) âyettir. Adını, onuncu âyette geçen ve duman manasına gelen "duhan" kelimesinden almıştır.



    45-el-CÂSİYE

    Mekke`de inmiştir. 37 (otuzyedi) âyettir. Adını, 28. âyette geçen ve kıyamette diz üstü çökenleri anlatan "câsiye"den almıştır. Bu sûreye şerîat ve dehr sûresi de denilmiştir.

    46-el-AHKAF

    Âd kavminin yaşadığı bölgede rüzgârlar, "ahkaf" denen kum tepeleri meydana getiriyordu. İçinde bu kavmin yaşadığı bölge ve kum yığınlarından söz edildiğinden sûre Ahkaf adını almıştır; Mekke`de inmiştir; 35 (otuzbeş) âyettir.

    47-MUHAMMED

    Adını Peygamberimizin isminden alan bu sûreye aynı zamanda Kıtâl sûresi de denmiştir. Medine`de inmiştir, 38 (otuzsekiz) âyettir.

    48-el-FETİH

    İçinde İslâm`ın elde edeceği fetih, başarı ve zaferden bahsedildiği için Fetih adını alan bu sûre, hicretin altıncı yılında Hudeybiye antlaşması dönüşünde Mekke ile Medine arasında inmiş ve Medine`de inen sûrelerden sayılmıştır; 29 (yirmidokuz) âyettir.

    49-el-HUCURÂT

    Bu sûrede müminlere bazı görgü kuralları, Peygamber`e ve birbirlerine karşı nasıl davranacakları öğretilmektedir. Medine`de inmiştir. 18 (onsekiz) âyettir. Adını, dördüncü âyetteki "odalar" anlamına gelen "hucurât" kelimesinden alır.

    50-KAF

    Mekke`de inmiştir. 45 (kırkbeş) âyettir. "Kaf" harfi ile başladığı için bu adı almıştır.

    51-ez-ZÂRİYÂT

    Mekke`de inmiştir. 60 (altmış) âyettir. İlk âyette geçen ve "rüzgârlar" anlamına gelen "zâriyât" kelimesi, sûrenin adı olmuştur.

    52-et-TÛR

    Mekke`de inmiştir. 49 (kırkdokuz) âyettir. Adını, birinci âyette geçen ve üzerinde Hz. Musa`ya Tevrat`ın indiği, böylece onun ilâhi hitaba mazhar olduğu Tûr dağından almıştır.

    53-en-NECM

    Mekke`de inmiştir. 62 (altmışiki) âyettir. Yalnız 32. âyeti Medine`de nâzil olmuştur.

    54-el-KAMER

    Ayın yarılması mucizesi bu sûrede anlatılır. Onun için bu adı almıştır. Mekke`de inmiştir, 55 (ellibeş) âyettir.

    55-er-RAHMÂN

    Mekke`de inmiştir. 78 (yetmişsekiz) âyettir. İlk kelime olan "er-rahmân" sûreye ad olmuştur. Bu sûrede Allah`ın nimetleri sayılır. Bunlar sayılırken bütün şuurlu varlıklara hitaben "O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlıyorsunuz?" anlamına gelen ayet sık sık tekrar edilir.

    56-el-VÂKIA

    Mekke`de inmiştir: 96 (doksanaltı) âyettir. Adını ilk âyetinde geçen ve kıyamet olayını ifade eden "vâkıa" kelimesinden almıştır.

    57-el-HADÎD

    Arapça`da demir anlamına gelen "hadid" kelimesiyle isimlenen ve demirin önemine işaret ettiği için bu adı alan sûre Medine`de inmiştir. 29 (yirmidokuz) âyettir.

    58-el-MÜCÂDELE

    Medine`de inmiştir; 22 (yirmiiki) âyettir. Adını, ilk âyetinde geçen "tecâdilü" kelimesinden alır.

    59-el-HAŞR

    Medine`de inmiştir. 2 - 7. âyetlerinde yahudi kabilelerinden Nadîroğullarının sürülmeleri hakkında bilgi verdiği için bu adı almıştır. 24 (yirmidört) âyettir.

    60-el-MÜMTEHINE

    Adını, 10. âyette geçen "imtehınû" kelimesinden alan bu sûde Medine`de inmiştir; 13 âyettir.

    61-es-SAFF

    Adını, müminlerin saf tutarak Allah yolunda savaştıklarını bildiren 4. âyetinden almıştır; Medine`de inmiştir; 14 (ondört) âyettir.

    62-el-CUM`A

    Adını, 9. âyetinde geçen "cum`a" kelimesinden alır. Medine`de inmiştir; 11 (onbir) âyettir.

    63-el-MÜNÂFİKÛN

    Medine`de inmiştir; 11 (onbir) âyettir. Münafıkların davranışlarından söz ettiği için bu adı almıştır.

    64-et-TEĞÂBÜN

    Medine`de inmiştir; 18 (onsekiz) âyettir. Adını, dokuzuncu âyette geçen ve aldanma, kâr-zarar manasına gelen "teğâbün" kelimesinden alır.

    65-et-TALÂK

    "Talâk", boşama anlamına gelir. Sûre boşama konusunu ihtiva ettiği için bu ismi almıştır; Medine`de inmiştir. 12 (oniki) âyettir.

    66-et-TAHRÎM

    Adını Hz. Peygamber`in bazı yiyecekleri kendisine yasakladığını anlatan birinci âyetten alır. Medine`de nâzil olmuştur, 12 (oniki) âyettir.

    67-el-MÜLK

    Mekke`de nâzil olmuştur; 30 (otuz) âyettir. Adını, birinci âyetinde geçen "el-mülk" kelimesinden almıştır. Ayrıca Tebâreke, Münciye, Mücâdele, Mâni`a, Vâkiye adları ile de anılır. Bu sûreyi her gece okuyanın, pek büyük sevaba nâil olacağına ve sûrenin faziletlerine dair hadisler vardır.

    68-el-KALEM

    Mekke`de nâzil olmuştur, 52 (elliiki) âyettir. "Nûn" sûresi diye de anılır. Adını ilk âyetindeki "kalem" kelimesinden alır.

    69-el-HÂKKA

    Mekke`de nâzil olan bu sûre, 52 (elliiki) âyettir. Adını, ilk âyetindeki "el-hâkka" kelimesinden almıştır. "Hâkka"ya değişik manalar verilmiştir. "Hak" kökünden geldiği için, hepsinde hak ve hakikat manası vardır. Daha çok "kıyamet" manası verilmektedir.

    70-el-MEÂRİC

    Mekke`de nâzil olan bu sûre, 44 (kırkdört) âyettir. Adını, üçüncü âyetindeki "el-meâric" kelimesinden almıştır. Meâric, "ma`rec"in çoğulu olup "yükselme dereceleri" demektir.

    71-NÛH

    Mekke`de nâzil olmuştur; 28 (yirmisekiz) âyettir. Hz. Nuh`un ilâhî elçi olarak gönderilişi ve mücadeleleri anlatıldığından sûre bu ismi almıştır.

    72-el-CİNN

    Mekke`de nâzil olmuştur: 28 (yirmisekiz) âyettir. Cinlerin Kur`an dinleyip hidayete geldikleri anlatıldığından, sûre bu ismi almıştır. Hz. Peygamber, amcası Ebu Talip ve eşi Hz. Hatice`yi kaybettikten sonra Tâif`e gitmiş, orada çirkin davranışlarla karşılaşmıştı. Bu sıralarda Kureyş müşrikleri de müslümanlara karşı düşmanlıklarını iyice arttırmış bulunuyorlardı. işte Tâif dönüşünde nâzil olarak Resûl-i Ekrem`e teselli veren bu sûre, yalnız insanların değil, cinlerin de Kur`an`a tâbi olduklarını bildiriyor, İslâm`ın muzafferiyetini müjdeliyordu.

    73-el-MÜZZEMMİL

    Mekke`de nâzil olmuştur; 10, 11 ve 20. âyetlerinin Medine`de nâzil olduğu rivayet edilmiştir. 20 (yirmi) âyettir. Sûre, adını, ilk âyetindeki "el-müzzemmil" kelimesinden almıştır. "Müzemmil" örtünüp bürünen demektir.

    74-el-MÜDDESSİR

    Mekke`de nâzil olmuştur; 56 (ellialtı) âyettir. Sûre, adını ilk âyetindeki "el-müddessir" kelimesinden almıştır. "Müddessir", örtüsüne bürünen, sarınan demektir. Hz. Peygamber`e hitap eden ilk âyet, Müzzemmil sûresinden önce nâzil olmuştur.

    75-el-KIYÂME

    Mekke`de nâzil olan bu sûre, 40 (kırk) âyettir. Adını, ilk âyetinde geçen "el-kıyâme" kelimesinden almıştır.

    76-el-İNSÂN

    Mekke`de veya Medine`de nâzil olduğuna dair rivayetler vardır; 31 (otuzbir) âyettir. Adını ilk âyetinde geçen "el-insân" kelimesinden almıştır. "Hel etâke", "ed-Dehr", "el-Ebrâr" ve "el-Emşâc" isimleri ile de anılır.

    77-el-MÜRSELÂT

    Mekke`de inmiştir. 50 (elli) âyettir. "Gönderilenler" anlamına gelen "el-mürselât" kelimesi ile başladığı için sûre bu adı almıştır. Müfessirler, "gönderilenler"den maksadın, âlemin idaresi ile görevli bir kısım melekler veya rüzgârlar, yahut peygamberler, yahut da Kur`an âyetleri olabileceğini belirtmişlerdir.

    78-en-NEBE`

    Meâric`den sonra inmiştir; ilk Mekkî sûrelerden olup 40 (kırk) âyettir. "Nebe` " haber demektir. Kıyamet haberlerini ihtiva ettiği için bu ad verilmiştir.

    79-en-NÂZİ`ÂT

    Nebe` sûresinden sonra Mekke`de inmiştir; 46 (kırkaltı) âyettir. Adını, "söküp çıkaranlar" manasına gelen "nâziât" kelimesinden alır. Ana fikir olarak kıyameti konu edinir. Cenab-ı Allah, sûrenin başında, kendilerini, ilk beş âyette belirtilen güç ve melekelerle donattığı varlıklara yemin etmektedir.

    80-ABESE

    Mekke`de inmiştir, 42 (kırkiki) âyettir. Adını, "yüzünü ekşitti, buruşturdu" anlamına gelen ilk kelimesinden almıştır. Bu sûrenin iniş sebebiyle ilgili olarak şöyle bir hadise nakledilmiştir: Efendimiz; Velîd, Ümeyye b. Halef, Utbe b. Rabîa gibi Kureyş`in ileri gelenlerine İslâm`ı anlattığı bir sırada âmâ olan Abdullah b. Ümmü Mektum gelir ve "Yâ Resûlallah! Allah`ın sana öğrettiklerinden bana da öğret" der. O esnada Resûlullah (a. s.) cevap vermez. Çünkü Kureyş`in bu ileri gelen kimseleri, zaten kendilerine özel muamele edilmesini istiyorlardı. Efendimiz onları gücendirmek istemedi. Abdullah tekrar seslenince elinde olmayarak yüz hatları değişti. Bu esnada onlar kalkıp gittiler. Biraz sonra bu âyetler geldi. Resûlullah`ın bazı davranışlarını tenkit ve onu ikaz mahiyetinde gelen bu ve benzeri âyetler, onun hak peygamber olduğuna en büyük delildir. Zira hiç kimse kendisini bu şekilde tenkit etmez.

    81-et-TEKVÎR

    Mekke`de inmiştir, 29 (yirmidokuz) âyettir. Sûrenin başında güneşin dürülmesinden söz edilmiş ve adını da buradan almıştır. Sûrenin söz dizisinde, ihtiva ettiği konuya ilişkin anlamları yankılandıran ve güçlendiren mükemmel bir musikî taklit edilemez bir âhenk vardır.

    82-el-İNFİTÂR

    Nâziât sûresinden sonra Mekke`de inmiştir. 19 (ondokuz) âyettir. Manası "yarılmaktır"tır. Göğün yarılmasından söz ederek başladığı için bu adı almıştır. Konusu ahiret âlemidir.

    83-el-MUTAFFİFÎN

    Mekke`de inmiştir, 36 (otuzaltı) âyettir. Ölçü ve tartılarında hile yapanları kötüleyerek başladığı için bu adı almıştır.

    84-el-İNŞİKAK

    İnfitâr sûresinden sonra Mekke`de inmiştir, 25 (yirmibeş) âyettir. Göğün yarılmasından söz ettiği için bu adı almıştır.

    85-el-BÜRÛC

    Şems sûresinden sonra Mekke`de inmiştir; 22 (yirmiiki) âyettir. "Bürûc", burc kelimesinin çoğuludur. Sûrede burçları olan gökyüzüne, kıyamet gününe ve o güne tanıklık edecek olanlarla, yine o gün müşahede edilecek olaylara yemin edildikten sonra Yemen`de geçmiş bir olaya temas edilir: Yahudi Zûnuvas ve adamları, yahudiliği kabul etmeyen Necran hıristiyanlarını, Hendek içinde yakılmış bir ateşe atarak yakarlar ve yanmakta olan insanları seyrederler. Bu şekilde işkence ile yakılıp öldürülen kimseler inançları uğrunda ölmüşlerdir.

    86-et-TÂRIK

    Beled sûresinden sonra Mekke`de inmiştir, 17 (onyedi) âyettir. Adını, 1. âyette geçen "târık" kelimesinden alır. Târık, geceleyin gelen, şiddetlice vuran, kapı çalan demektir. Sûrede geçen târık ise gece fazla ışık saçan yıldıza denir ki, bu, sabah yıldızıdır. Mecâzî olarak da ünlü kişiye denir. Bir edebî sanat olarak cahiliye devri geceye, o devirde gelen Hz. Peygamber de geceyi aydınlatan ve sabahı müjdeleyen sabah yıldızına benzetilmiş olabilir.

    87-el-A`LÂ

    Allah`ın "Yüce" anlamındaki adıyla başladığı için "el-A`lâ" denilen bu sûre 19 (ondokuz) âyet olup, Mekke`de inen ilk sûrelerdendir. Cenab-ı Allah bu sûrede kâinatın esrarını, oluşunu, işleyişini özlü bir anlatımla ifade etmiştir.

    88-el-ĞÂŞİYE

    Adını, ilk âyette geçen ve her şeyi saran, kaplayan, dehşeti her şeye ulaşan kıyamet günü anlamına gelen "ğâşiye" kelimesinden alır. İlk gelen sûrelerden olup, Zâriyât sûresinden sonra Mekke`de inmiştir. Bu sûrede kıyamet ve ahirete ait haberler vardır. ayrıca Allah`ın varlığını anlamaya yardım edecek bazı kevnî deliller serdedilmiştir. Hayatın bir plan ve program içinde akıp gittiği, bu akışın sonunda Allah`a varılacağı ve O`nun katında hesap verileceği anlatılır. 26 (yirmialtı) âyettir.

    89-el-FECR

    Fecr, tan yerinin ağarması ve şafak manasına gelir. Fecr sûresi, Leyl sûresinden sonra Mekke`de inmiştir, 30 (otuz) âyettir. Bu sûrede eski kavimlere ait kıssalar hatırlatılır. İnsanoğlunun kötülüğe yönelmekte olduğu belirtilerek bunun kötü sonucu, dünya hayatından sonraki hayat ve oradaki durumlar kısaca anlatılır.

    90-el-BELED

    Mekke`de Kaf sûresinden sonra inmiştir. 20 (yirmi) âyettir. Adını, ilk âyette geçen, Mekke`yi anlatan ve "şehir" anlamına gelen "beled" kelimesinden almaktadır. Bu sûrede insanın yaratılışından, onun bazı davranışlarından, insana verilen üstün vasıflardan, o vasıfları iyiye kullanmayanın kötü âkıbetinden, iyiye kullananların da mutlu geleceklerinden söz edilir.

    91-eş-ŞEMS

    Kadir sûresinden sonra Mekke`de inmiştir, 15 (onbeş) âyettir. Adını, sûrenin ilk kelimesi olan ve "güneş" anlamına gelen "şems"ten alır. Bu sûrede insanın yaratılışında var olan iki özellik ele alınır: İyilik ve kötülük. İnsanın yaratılışında, iyi olmak da kötü olmak da kabiliyet olarak vardır.

    92-el-LEYL

    Geceye yeminle başladığı için "Leyl" denilmiştir. Mekke`de inmiştir, 21 (yirmibir) âyettir. Bu sûrede insanoğlunun iki zıt davranışından, cömertlik ve cimrilikten bahsedilir. İmanlı olmakla cömertlik, imansızlıkla cimrilik arasındaki ilişkiye dikkat çekilir.

    93-ed-DUHÂ

    Duhâ, kuşluk vakti demektir. Sûre, adını ilk ayette geçen bu kelimeden alır. Fecr sûresinden sonra Mekke`de inmiştir, 11 (onbir) âyettir. Sûrede âhir zaman Peygamberinin hususiyetlerinden biri yani yetim oluşu ele alınır ve kendisi teselli edilir.

    94-el-İNŞİRÂH

    "İnşirâh" açılmak, genişlemek, sevinmek manalarına gelir. Duhâ sûresinden sonra Mekke`de inmiştir. 8 (sekiz) âyettir. Bu sûrede Peygamberimizin, çocukluğunda risalete hazırlamak üzere kalbinnin açılıp arıtılmasından söz edilmektedir. Ayrıca, onun getirdiği dindeki kolaylıklara dikkat çekilerek Allah`a şükretmeye teşvik edilmektedir.

    95-et-TÎN

    "Tîn", dağ adı veya incir demektir. Bürûc sûresinden sonra Mekke`de inmiştir, 8 (sekiz) âyettir.

    96-el-ALAK

    Alak, insanın yaratılış safhalarından olan aşılanmış yumurtayı ifade eder. Bu sûreye "İkra` sûresi" de denir. Mekke`de inmiştir; 19 âyettir. İlk 5 âyeti, Kur`an`ın ilk inen âyetleridir. Bu sûrede okumanın, öğrenmenin üstünlüğü, insanın yaratılışı, kalemin özelliği, bunların insana Allah`ın ihsanı olduğu, insanın bunları düşünmesi, Rabbine itaat etmesi gerektiği, aksi halde azaba dûçar olacağı anlatılır.

    97-el-KADR

    Kadir gecesinden söz ettiği için bu adı almıştır. Abese sûresinden sonra Mekke`de inmiştir. 5 (beş) âyettir. Sûrede, Kadir gecesinden, onun faziletinden, o gecede meleklerin yeryüzüne inişinden bahsedilir.

    98-el-BEYYİNE

    Açık delil manasına gelen ve birinci âyette geçen "beyyine" kelimesi sûreye ad olmuştur. Talâk sûresinden sonra Medine`de inmiştir, 8 (sekiz) âyettir. Bu sûrede kâfirlerden ve müşriklerden söz edilmiş, onların bazı davranışları anlatılmış, inanan ve iyi işler yapanların kurtuluşa ereceği ifade edilmiştir.

    99-ez-ZİLZÂL

    Deprem demek olan "zilzâl", sûrenin ilk âyetinde geçer. Nisâ sûresinden sonra Medine`de inmiştir, 8 (sekiz) âyettir. Kıyametin kopmasından, insanların yeniden dirilip hesap vermelerinden, herkesin -iyi ya da kötü- ettiğini bulacağından bahseder.

    100-el-ÂDİYÂT

    Âdiyât, koşan atlar demektir. Asr sûresinden sonra Mekke`de inmiştir, 11 (onbir) âyettir. Bu sûrede insanoğlunun nankörlüğünden, kıyamet günü ortaya çıkacak acıklı durumdan söz edilir.

    101-el-KÂRİA

    Kâria, kapı çalan demektir ve kıyamet kasdedilmiştir. Kureyş sûresinden sonra Mekke`de inmiştir, 11 (onbir) âyettir. Bu sûrede, kıyametin kopuşunda meydana gelecek olaylardan ve insanın âkıbetinden söz edilmiştir.

    102-et-TEKÂSÜR

    Tekâsür, çokluk yarışı ve çoklukla övünmek demektir. Kevser sûresinden sonra Mekke`de inmiştir. 8 (sekiz) âyettir. Cahiliye Arapları, mal, evlât ve akrabalarının çokluğunu bir gurur ve şeref sebebi sayarlar, hatta bu hususta yaşayanlarla yetinmeyip kabilelerinin üstünlüğünü geçmişleriyle de isbat etmek için kabirlere gider, ölmüş akrabalarının çokluğuyla övünürlerdi. Sûrede onların bu tutumu eleştirilmekte ve gerçek üstünlüğün ahirette ortaya çıkacağı belirtilmektedir.

    103-el-ASR

    Asr, yüzyıl, ikindi vakti ve meyvenin suyunu çıkarmak gibi manalara gelir. "Asr"a yemin ile söze başladığı için bu adı almıştır. İnşirâh sûresinden sonra Mekke`de inmiştir. 3 (üç) âyettir. Sûrede kurtuluşun imana, iyi işler yapmaya hakkı ve sabrı tavsiye etmeye bağlı olduğu anlatılmıştır.

    104-el-HÜMEZE

    Hümeze, birini arkasından çekiştirmek, onunla alay etmek, kırmak ve incitmek manalarına gelir. Kıyamet sûresinden sonra Mekke`de inmiştir, 9 (dokuz) âyettir.

    105-el-FÎL

    Kâbe`yi yıkmak isteyen Ebrehe`nin fillerle hücumunu konu edindiği için bu adı almıştır. Kâfirûn sûresinden sonra Mekke`de inmiştir, 5 (beş) âyettir.

    106-KUREYŞ

    Kureyş`e cahiliye devrinde verilen bazı imtiyazlardan bahsettiği için bu adı almıştır. Tîn sûresinden sonra Mekke`de inmiştir, 4 (dört) âyettir.

    107-el-MÂÛN

    Mâûn, zekât vermek yahut bir şeyi geçici olarak kullanması için birine vermek şeklinde yardım demektir. Âlimlerin çoğuna göre tamamı Mekke`de inmiştir, 7 (yedi) âyettir. Dini yalanlayan, iyilikten uzak duran kimseler hakkında inmiştir.

    108-el-KEVSER

    Kevser, çok nimet demektir; ayrıca cennette bir havuzun da adıdır. Âdiyât sûresinden sonra Mekke`de inen bu sûre 3 (üç) âyettir. Erkek çocukları yaşamadığı için Peygamberimize müşrikler, nesli kesik manasına "ebter" dediler. Sûrede buna cevap verilmiştir.

    109-el-KÂFİRÛN

    Kâfirlerden söz ettiği için bu adı almıştır. Mâûn sûresinden sonra Mekke`de inmiştir, 6 (altı) âyettir.

    110-en-NASR

    Nasr, yardım demektir. Sûrede Allah`ın Hz. Peygamber`e yardım ederek fetihlere kavuşturduğu ifade edildiği için bu adı almıştır. Bu sûre, Mekke`nin fethi sırasında inmiş olmakla beraber Medine devrinde yani hicretten sonra indiği için medenî (Medine`de inen) sûrelerdendir. 3 (üç) âyettir. İslâm zaferini haber verir. İbn Ömer`den gelen rivayete göre bu sûre indikten sonra Peygamberimiz seksen gün yaşamıştır.

    111-TEBBET

    Tebbet, "kurusun" manasına bedduadır. Ebu Leheb hakkında inmiştir. Zira o, eziyet etmek kasdıyla Resûlullah`ın yoluna gizlice diken koymuş, bu işte kendisine karısı da yardım etmişti. Sûre, "Mesed sûresi" diye de anılır. Fâtiha sûresinden sonra Mekke`de inmiştir, 5 (beş) âyettir. (Bir rivayete göre Şuarâ sûresinin 124. âyeti gereğince Efendimiz yakın akrabasını çağırarak, onları İslâm`a dâvet etmişti. Amcası Ebû Leheb galiz sözler sarfederek, "Bizi bunun için mi çağırdın?" demişti. Bunun üzerine bu sûre indi.)

    112-el-İHLÂS

    İhlâs, samimi olmak, dine içtenlikle bağlanmak, esaslarını sırf Allah rızası için uygulamak anlamınadır. Mekke`de inmiştir, 4 (dört) âyettir. İslâm`ın tevhid akîdesinin en özlü ve anlamlı ifadesidir.

    113-el-FELAK

    Felak, sabah manasına geldiği gibi yarmak manasına da gelir. Bunndan sonra gelen Nâs sûresiyle birlikte ikisine "iki koruyucu" anlamında "muavvizeteyn" denir. Bu sûrelerin şifa maksadıyla okunduğuna dair hadisler vardır. Medine`de inmiştir. 5 (beş) âyettir.

    114-en-NÂS

    Nâs, insanlar demektir. Medine`de inmiştir, 6 (altı) âyettir.
  • 🌟OTUZUNCU CÜZ🌟

    Eûzübillâhimineşşeytânirracîm
    Bismillâhirrahmânirrahîm


    🌿1.Nebe suresi


    📍Peygamberimiz ve Kuran hakkında dedikodu yapanlara kınama âyetleri!

    yerin döşek,dağların kazık,insanların çift, gecenin örtü,gündüzün geçim vakti olması!

    📍Gök binası, parlayan yıldızlar, bulutlardan su,verilen nimetler! 

    📍kıyametin kopma anı dehşeti 

    📍Takva sahiplerine müjdeler!

    📍kafirlerin Ah ben Keşke Toprak olsaydım sözleri!



    🌿2.Naziat suresi (46)

    Adını ilk ayette geçen söküp çıkaranlar kelimesinden alır. Andolsun kafir gruplarının ruhlarını gayet şiddetli olarak söküp çıkaran meleklere! 

    📍Kıyamet günündeki sarsıntı!

    📍Hz Musa'nın kıssası!

    📍insanın kıyamet vakti; dünya hayatı sanki bir akşam veya bir kuşluk kadar sürdü demesi!



    🌿3. Abese suresi (42 Ayet)


     yüzünü ekşitti surat astı demektir. 

    📍Abdullah ibni Mektum (kör sahabenin) Peygamberimizden ilim öğrenme talebi ve Kureyş büyüklerinin O gitsin Biz öyle gelelim demeleri ve inen ayet!

    📍insanın sudan yaratılması, ölmesi, kabre konulması, yeniden diriltilmesi, dünyada verilen nimetler,nankörlüğü!

    📍kıyamet günü kişinin ana-baba ve evlatlarından kaçması!

    📍 Bazı yüzlerini ak bazı yüzlerin karanlık olması! 



    🌿4.Tekvir suresi (29 Ayet)

    Dürülme dürme demektir. 

    📍Kıyamet dehşeti(Güneş dürülür, Yıldızlar dökülür, Dağlar yürütülür, Develer yüklerini salar,denizler ateş ile doldurulur, hesap başlar.)

    📍Cebrail'in yüksek makamında olması!

    📍Allah dilemeyince Siz dileyemezsiniz!



    🌿5. İnfitar Suresi (19 Ayet)

    Yarılmak demektir. 

    📍Göğün yarılması,yıldızların dökülmesi, denizlerin kaynayıp akması, mezarların alt üst olması, herkesin birbirleriyle hesaplaşacağı vakit,değerli yazıcıların yaptıklarımızı önümüze getirmesi!



    🌿6.Mutaffifin suresi (36 Ayet)

      ölçü ve tartıda hile yapanlar demektir

    📍alışverişten ölçüye dikkat et!

    📍Siccin

    📍Ayetlere evvelkilerin masalı diyenlere Cehennem Azabı!

    📍iyi kulların kitabı illiyyun!

    📍dünyadayken günahkarların iman edenlerle alay etmesi kaç göz işareti yapmaları,o gün iman edenlerin onlara gülmeleri tahtlarından onları izlemeleri!



    🌿7.Inşikak suresi (25 Ayet)

     yarılma demektir. 

    📍 Kıyamete dair alametler!

    📍kitabının sağdan alanlara Cennet, soldan alanlara cehennem!

    📍Kur'an okunduğu vakit secde etmeyenlerin halleri. 


    🌿8.Buruç suresi (22 Ayet)

    📍Burç sahibi Allah! 

    📍Kâfire Cehennem,mümine  Cennet! 

    📍firavun örneği!



    🌿9. Tarık Suresi (17 Ayet)

    📍Tarık yıldızına yemin!

    📍insanlar boşa yaratılmamıştır!

    📍Kudret eserlerine yeminle dikkat! 

    📍Allah kâfire mühlet verir acelesiz ceza için!



    🌿10.A`la suresi (19 Ayet)

    📍Rabbini tesbih et!

     📍Yeşilliklerin kuru oto dönüşmesi(güzelliklerinden eser kalmadığına dair bir örnektir)

    📍Cebrail(as)in Peygamberimize Kur'an'ı ezberletip, unutturmaması! (Allah'ın dilediği nesh olunan müstesna)

    📍Namaza devam!

    📍Tebliğe devam et. 

    korkan dinler, kötü dinlemez!



    🌿11. Ğaşiye Suresi (26 Ayet)

    Baş ile kaplayıp örten demektir dehşetiyle her şeyi sarıp kaplayan o kıyametin haberi artık sana geldi. 

    📍Kıyamette bazı yüzler zillete, bazı yüzler güzellik sahibi olacaktır!

    📍Deve,yer,gök,dağ ibretleri



    🌿12.Fecr suresi (30 Ayet)


    📍10 gecenin önemi!

    📍 Allah kulunun her anını görüp gözetendir. 

    📍 yoksulu yedirmeye birbirinizi teşvik edin! 

    📍kıyâmet günü kâfirin pişmanlığı!

     📍mümine; Ey huzura kavuşmuş nefis Rabbine dönüver Sen razı O senden razı cennete girmesi!



    🌿13. Beled Suresi (20 Ayet)


    📍Insanın yaratılması!

    📍 Hz İbrahim ve Hz İsmail'e olan yemin! 

    📍iki yol gösterilmesi!

    📍birbirlerini sabrı tavsiye edenlere müjde!



    🌿14.Şems suresi (15 Ayet)

    📍Semud Kavmi kıssası


    🌿15.Leyl suresi (21 Ayet)

     karanlığı ile yürüyüp örttüğü zaman geceye, açılıp parladığı zaman gündüze, erkeği ve dişiye yaratana anda olsun ki! 

    📍Cimrilere uyarı(cehenneme girdiğinde malı onu kurtarmayacak)

    📍muttakilerin malının sadakasını verip günahtan temizlenmesi! Rabb'inin onlardan razı olması!



    🌿16.Duha suresi (11 Ayet)

    Rabbin seni terketmedi ve sana darılmadı. 

    📍Ahiret hayatı dünyadan hayırlıdır!

    📍Peygamberimize yalnız bırakılmayacağı müjdesi!

    📍Yetime kötü muamele etme!

    📍Dileneni kovma!



    🌿17. İnşirah Suresi (8 Ayet)

    📍peygamberimize verilen bazı nimetler!

    📍Her zorlukla beraber kolaylık vardır!

    📍boş kaldığın vakit çalış başka birşey bul!

     hemen başka bir iş ibadetle yorul. 



    🌿18.Tin suresi (8 Ayet)

    📍insanın mükemmel yaratıldığı!

    📍Insan  en güzel biçimde yaratılmıştır ama  hep kötü şeyleri düşünüp yapması yüzünden aşağıların aşağısına çevrilip indirilir. 

    📍İman ehli+sâlih amel=cennet!



    🌿19. Alak Suresi (19 Ayet)

    📍yaradılış!

    📍oku! Ama yaradan rabbinin adıyla! 

    📍namazdan men etmenin cezası!

    📍Allah'a karşı koyanlara  zebanilerle cevap!


    🌿20.Kadir suresi (5 Ayet)

    📍kadir gecenin değeri!



    🌿21. Beyyine Suresi (8 Ayet)

    📍ehli kitabın tüm delillere rağmen inadı ve inkârı!

    📍Dünyada en hayırlı kişi mümin, en hayırsız;kafirdir!

    📍Allah'ı birleyerek kulluk etmek, 

    bu dini Yalnız Allah'a Has kılmak, 

    Namazı dosdoğru kılmak ve zekatı vermekle emredildik. 

    📍Iman edip salih amel işleyenler adn cennetini nelerdir Ve Allah onlardan razı olmuş onlar da Allah'tan razı olmuşlardır. 



    🌿22.Zilzal suresi (8 Ayet)

    📍kıyamet öncesi deprem! Tüm dünyanın yok olması!

    📍zerre iyilik yada kötülük karşılıksız kalmayacak!



    🌿23.Adiyat Suresi (11 Ayet)

    📍Atlı süvarilerin savaş durumu!

    📍insanın Rabbine nankör olduğu kendisinin de bildiği!

    📍mal sevgise aşırı düşkünlük azap sebebi!



    🌿24.Karia Suresi (11 Ayet)

    📍Kıyamet ve sonrası hesap!

    📍tartısı hafif gelenlere haviye(kızgın ateş)!



    🌿25.Tekasür Suresi (8 Ayet)

    📍Mal evlat çokluğu ile övünenlere ihtar!

    📍 Her nimet hesap sebebi!



    🌿26.Asr suresi (3 Ayet)

    📍iman edip sâlih amel işleyip sabrı tavsiye edenlere müjde!


    🌿27.Hümeze Suresi(9 Ayet)

    📍insanlarla alay edenlere uyarı! Ceza Sebebi!



    🌿28.Fil Suresi (5 Ayet)

    📍Fil olayı!


    🌿29.Kureys Suresi (4 Ayet)

    📍Kureyşe verilen nimetler ve ibadet edin emri!


    🌿30. Maun Suresi (7 Ayet)

    📍Riyadan uzak dur!

    📍Yetimi,muhatacı gözet!


    🌿31. Kevser suresi (3 Ayet)

    📍Peygamberimize verilen kevser!

    📍Namaz kıl,kurban kes!


    🌿32.Kafirun suresi (6 Ayet)

    📍kafirlerden, dinlerinden uzak dur!

    📍dinden maksat ceza ve mükâfaattır!


    🌿33.Nasr Suresi (3 Ayet)

    📍peygamberimize yardım! 

    📍istiğfar ve tevbe yi asla bırakma!


    🌿34.Tebbet Suresi (5 Ayet)

    📍Ebû Leheb ve karısı!


    🌿35.Ihlas suresi (4 Ayet)

    📍Allah birdir, hersey ona muhtaçtır. O hiçbirşeye muhtaç değildir. 

    Doğmadı, doğrulmadı,hiçbir şey ona denk değildir!


    🌿36. Felak Suresi (5 Ayet)

    📍her türlü yarattığın şerrinden Allah'a sığın!


    🌿37.Nas Suresi (6 Ayet)

    📍vesveseden sinsi insandan maddi manevi her türlü sıkıntıdan,nazar, büyüden Allaha sığın!






    ⚠Önemli not;Burada bir arşiv oluşturmak adına paylaşıyorum, ilim sahibi değil talepkârıyım😕 okurken ve size de yardımcı olmasını isterken lütfen bunu göz önüne alın..
    Din, internet paylaşımları ile öğrenilmez. bu da önce kendi nefsimin sonra hepimizin kulağına küpe olsun!💛
  • Allah-u Teâlâ’nın Yolunda Cihad
    Cihadın Farziyeti
    1) Ubade bin es-Samit (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Allah’ın yolunda cihad ediniz! Kuşkusuz ki Allah’ın yolunda cihad, cennet kapılarından bir kapıdır. Allah Tebâreke ve Teâlâ cihad sebebiyle üzüntü ve hüzünden kurtarır.”

    Ahmed bin Hanbel Müsned, Taberani Mucemu’l-Kebir, Taberani Mucemu’l-Evsad, Hakim Müstedrek, Tergib ve Terhib 3/179

    2) Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Müşriklerle, mallarınızla, ellerinizle, canlarınızla ve dillerinizle cihad edin!”

    Ebu Davud 2504, Nesei 3082, Darimi 5/258, Ahmed bin Hanbel Müsned 3/1245, İbni Hibban, Hakim Müstedrek 2/81

    3) Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Mekke’nin fethedildiği günü şöyle buyurdu:

    “(Artık) hicret yoktur! Lakin cihad ve niyet vardır. Cihada gitmeniz istendiği zaman, cihada gidiniz!”

    Buhari 2633, Müslim 1353/85, Ebu Davud 2480, İbni Mace 2773

    4) Bureyde (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir orduya yahut bir seriyyeye bir komutanı emir yaptığı zaman ona özel olarak Allah’tan sakınıp takvaya sarılmasını, beraberindeki Müslümanlara da hayır tavsiyede bulunurdu.

    Sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyururdu:

    “Allah’ın adıyla, Allah’ın yolunda savaşınız! Allah’a iman etmeyen kafirlerle savaşınız! Savaş yapınız! Ancak ganimetlerde hıyanetlik yapmayınız! Ahitlerinizi bozmayınız! Öldürdüklerinize müsle yapmayınız!..”

    Not: Hadiste geçen “müsle” savaşta düşmanı öldürdükten sonra, burnunu, kulağını vb. uzuvlarını kesip, gözlerini oyarak kendisini çirkin bir şekle sokmak suretiyle düşmana ceza vermektir.

    Müslim 1731/3

    5) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “İnsanlar, ‘La İlahe İllallah’ deyinceye kadar onlarla savaşmakla emrolundum! Herkim, ‘La İlahe İllallah’ derse, İslam’ın hakkı müstesna, canını ve malını benden kurtarmıştır. Hesabı ise Allah’a aiddir.”

    Buhari 2759, Müslim32/20, Nesei 3076, Tirmizi 2733

    6) Salim bin Nadr şöyle dedi:

    Abdullah bin Ebi Evfa, Ömer bin Ubeydullah’a bir mektup yazdı. O mektubu ben okudum şöyle idi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) düşmanla karşılaştığı bazı savaşlarında güneş semanın ortasından meyil edene kadar bekledi sonra insanların arasında ayağa kalkıp şöyle buyururdu:

    −“Ey insanlar! Düşmanla karşılaşmayı temenni etmeyiniz! Allah’tan afiyet isteyiniz! Ancak düşmanla karşılaştığınız vakit sabrediniz! Bilin ki, cennet kılıçların gölgesi altındadır!”

    Sonra da Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle dua ederdi:

    −“Ey Kitabı indiren! Ey bulutları yürüten! Ey toplanmış orduları bozguna uğratan Allah’ım! Düşmanları bozguna uğrat, düşmanlara karşı bize yardım et, bize zafer ver.”

    Buhari 2772, 2820, Müslim 1742/20

    Cihadı Terk Etmenin Tahrimi!
    7) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Savaşmadan ve kendi kendine savaşma isteği ile konuşmadan yani, savaşa niyet etmeden ölen kimse münafıklıktan bir şube üzere ölür!”

    Müslim 1910/158 Ebu Davud 2502, Nesei 3083, Beyhaki 9/169, Hâkim Müstedrek 2/77

    8) Ebu Umame (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Kim, savaşa gitmez veya bir gaziyi techiz etmez ya da savaşa giden kişinin ailesine hayırlı bir şekilde halef olmaz ise, Allah subhanehu onu kıyamet gününden önce bir kıyamete uğratır!”

    İbni Mace 2762, Ebu Davud 2503, Darimi 5/244

    9) Cundeb bin Beceli (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Herkim, hak ve batıl olduğu belli olmayan, karanlık bir davanın bayrağı altında kavmiyete çağırarak yahut kavmiyete yardım ederek öldürülürse, tam bir cahiliye ölümüyle ölmüş olur!”

    Müslim 1850/57

    10) Abdullah ibni Ömer (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Îyne usulü ile alış veriş alış veriş yaptığınız, öküzlerin kuyruğuna tutunup ziraatçılıkla geçinmeye razı olduğunuz ve cihadı terk ettiğiniz vakit, Allah sizin üzerinize zilleti musallat eder de dininize dönene kadar onu üzerinizden sıyırıp almaz!”

    Ebu Davud 3462, Taberani Müsnedu’ş-Şamiyyin 464, Ebu Nuaym el-Hilye 5/209, İbni Adiyy 2/22, el-Kamil 5/361, Albânî Silsiletu’l-Ehadîsi’s-Sahiha 11

    11) Ebu İmran (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Biz İstanbul’u murad ederek Medine’den savaşa çıktık. Cemaatin başında Halid bin Velid (Radiyallahu Anh)’ın oğlu Abdurrahman (Radiyallahu Anhuma) vardı. Rum askerleri sırtlarını İstanbul şehrinin surlarına dayamışlardı. Rumlar karşımıza büyük bir ordu çıkardılar. Onlara karşı Müslümanlardan bir o kadar veya daha fazla asker çıktı. Mısırlıların başında, Ukbe bin Amir (Radiyallahu Anh) bulunuyordu. Cemaatin başında ise Fedale bin Ubeyd idi. Derken Müslümanlardan bir adam Rum saffına hücum ederek onların arasına girdi.

    Bunun üzerine insanlar bağırarak şöyle dedi:

    −“Subhanallah! La İlahe İllallah! Kendi eliyle kendini tehlikeye atıyor!”

    Bunun üzerine Ebu Eyyub el-Ensari (Radiyallahu Anh) ayağa kalkarak şöyle dedi:

    −Ey Ensar topluluğu! Kuşkusuz ki siz bu ayeti böyle te’vil ediyorsunuz! Ama şüphesiz ki bu ayet, biz Ensar topluluğu hakkında indi. Allah, Nebisi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e yardım edip, İslam’ı kuvvetlendirip ve İslam’ın yardımcıları çoğalınca bizim bağzımız bağzımıza Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den saklı olarak şöyle dedi:

    −“Kuşkusuz ki malımız ziyan oldu! Şüphesiz ki Allah, İslam’ı kuvvetlendirip ve İslam’ın, yardımcılarını çoğaltmıştır. Gelin mallarımızın başında duralım ve onların geri kalan kısmını ıslah edelim.”

    Bunun üzerine Allah Tebâreke ve Teâlâ Bakara Suresi 195. ayetini indirdi:

    وَأَنفِقُواْ فِي سَبِيلِ اللهِ وَلاَ تُلْقُوا بِأَيْدِيكُمْ إِلَى التَّهْلُكَةِ

    “Allah’ın yolunda infak edin! Ve kendi elinizle kendinizi tehlikeye atmayın!..”

    Ebu Eyyub el-Ensari (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    −“Elleri tehlikeye atmak, mallarımızın başında bulunup, onları ıslah etmemiz ve cihadı terk etmemizdir!”

    Ebu İmran (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    “Ebu Eyyub el-Ensari (Radiyallahu Anh) İstanbul’a defnedilene kadar Allah’ın yolunda cihaddan ayrılmadı!”

    Ebu Davud 2512, Tirmizi 3152

    12) Sevban (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Yakında diğer milletler, yemek yiyenlerin çanak üzerine toplandığı gibi, sizin üzerinize toplanacaktır!”

    Adamın biri, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e:

    –O gün biz az mı olacağız? dedi.

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    –“Bilakis, o gün siz çok olacaksınız! Lakin sizler selin sürüklediği çöp gibi olacaksınız! Allah, düşmanlarınızın göğüslerinden size karşı olan korkuyu kaldıracak ve sizin kalplerinize vehen atacaktır!”

    Adamın biri, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e:

    –Ey Allah’ın Rasulü! Vehen nedir? dedi.

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    –“Dünyayı sevmek ve ölümü sevmemektir. (Yani Allah’ın yolunda CİHAD etmeyi sevmemektir.)”

    Ebu Davud 4297, Ahmad bin Hanbel Müsned 5/287, Albânî Silsiletu’l-Ehadîsi’s-Sahiha 958

    13) Ebu Bekir (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Bir kavim cihadı terk ederse, mutlaka Allah onların umumuna azap eder!”

    Taberani, Tergib ve Terhib 3/246

    Cihadın Fazileti
    14) Muaz bin Cebel (Radiyallahu Anh) şöyle demiştir:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Dikkat! Sana işin başını, direğini ve en üst zirvesini haber veriyorum; (O da Allah’ın yolunda) cihaddır!”

    İbni Mace 3973, Tirmizi 2749, Ahmed bin Hanbel Müsned 5/231, Albanî İrvâu’l-Ğalîl Fî Tahrîci Ehâdîsi Menari’s-Sebîl 2/138

    15) Ebu Said el-Hudri (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e, ya Rasulallah! İnsanların hangisi daha faziletlidir? denildi.

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    −“Canıyla ve malıyla Allah’ın yolunda cihad eden mü’mindir.”

    Sahabeler:

    −Sonra kimdir? dediler.

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    −“Allah’tan korkup insanları kendi şerrinden emin kılıp vadilerden bir vadiye çekilen mü’mindir.”

    Buhari 2636, Müslim 1888/122, Tirmizi 1711, Ebu Davud 2485

    16) İbni Ebi Amir (Radiyallahu Anh) şöyle demiştir:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Allah’ın yolunda şehid olmak bana, evlerde ve çadırda yaşayanların (elde ettikleri şeylerin) benim olmasından daha sevgilidir.”

    Nesei 3153, Ahmed bin Hanbel Müsned 17221

    17) İmran bin Husayn (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Ümmetimden bir taife hak üzere (Allah’ın yolunda cihad ederek) savaşmaya devam edecektir. Onlara düşmanlık edenlere galip gelecekler! Hatta onların sonu, Mesih Deccal ile savaşırlar!”

    Ebu Davud 2484

    18) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e bir adam gelerek:

    −Bana cihada denk olacak bir amelde delillik et, dedi.

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    −“Ben cihada denk olacak bir amel bulamıyorum! Mücahid sefere çıktığı zaman sen mescide girip o dönünceye kadar devamlı namaz kılmaya, iftar etmeden devamlı oruç tutmaya gücün yeter mi?”

    O kimse:

    −Buna kimin gücü yeter ki? dedi.

    Buhari 2634, Müslim 1878, Tirmizi 1669, Nesei 3114

    19) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Altının kulu, gümüşün kulu ve elbisenin kulu helak olsun! Öyleleri verildiği zaman razı olur, verilmediği vakit kızar bunlar helak olsun, baş aşağı yuvarlansın! Ayağına diken batsa çıkaran bulunmasın! Müjdeler olsun şu kula ki, Allah’ın yolunda cihad için atının gemini tutmuş, başı dağınık, ayakları tozlanmıştır. Eğer bu kula hudut bekleme (görevi verilir) ise en güzel şekilde hudut bekler. Eğer askerin gerisinde artçı vazifesi verilirse en güzel şekilde artçılık görevini yapar. Buna rağmen bu kul bir meclise girmek için izin istese izin verilmez! Bir mevzuda şefaat etse şefaati kabul edilmez!”

    Buhari 2712, 2713

    20) Abdullah bin Kays (Rahmetullahi Aleyh) şöyle dedi:

    Ben, babamdan işittim, düşmanın hemen önünde olduğu halde şöyle diyordu:

    −Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Şüphesiz ki, cennetin kapıları kılıçların gölgesi altındadır!”

    Kays’ın bu hadisi üzerine, üzerindeki elbisesi eski ve dağınık bir kimse ayağa kalktı ve:

    −Ya Eba Musa! Sen bu hadisi, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) söylerken bizzat işittin mi? dedi.

    Ebu Musa:

    −Evet, dedi.

    Bunun üzerine o kimse arkadaşlarının yanına döndü ve:

    −Sizlere selam okuyorum dedi ve sonra kılıcının kınını kırıp attı! Sonra kılıcıyla düşmana doğru yürüdü ve kılıcıyla düşmana vura vura şehid düştü!

    Müslim 1902/146, Tirmizi 1710

    21) Ebu Katade (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir gün sahabelerin arasında iken ayağa kalktı ve onlara hitaben şöyle buyurdu:

    “Şüphesiz ki, Allah’ın yolunda cihad ve Allah’a iman amellerin en faziletlisidir!”

    Bunun üzerine biri ayağa kalkıp:

    −Ya Rasulallah! Eğer Allah’ın yolunda öldürülürsem günahlarım benden silinir mi? Bu hususta ki görüşün nedir? dedi.

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona şöyle buyurdu:

    −“Eğer sabredici, ecrini sadece Allah’tan umarak savaşır, ileri atılıcı ve geri kaçıcı olmadan Allah’ın yolunda öldürülürsen evet.”

    Sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) o kimseye şöyle dedi:

    −“Nasıl dedin?”

    O kimse:

    −Eğer Allah’ın yolunda öldürülürsem günahlarım benden silinir mi? Bu hususta ki görüşün nedir? dedi.

    Rasulullah ona (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    −“Eğer sabredici, ecrini sadece Allah’tan umarak savaşır, ileri atılıcı ve geri kaçıcı olmadan Allah’ın yolunda öldürülürsen evet. Ancak kul borcu müstesnadır! Bunu bana, Cebrail aleyhissellam söyledi!”

    Müslim 1885/117, Nesei 3141

    22) Fudale bin Ubeyd (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Ben önderinizim ve bana iman edip İslam’a uyup da hicret edene cennetin kenarından ve ortasından birer ev verileceğine kefilim. Yine ben, bana inanıp benim yolumdan gidip Allah’ın yolunda cihad edene cennetin kenarından bir ev verileceğine kefilim. Kim bu şekilde yaparsa elde etmedik bir hayır, sakınmadık bir şer bırakmamış olur. Nerede olsa gideceği yer cennettir.”

    Nesei 3119

    23) Abdurrahman bin Ka’b bin Malik babasından şöyle nakleder:

    Babam, şairler hakkında vahyedilen: “Şairlere ancak azgınlar uyar!” Şuara Suresi 224. ayeti hakkındaki fikrini Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e sorunca şöyle buyurdu:

    “Mü’min kılıcı ve diliyle cihad eder! Nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki, şairler savaşı metheden, Mücahidleri savaşa teşvik eden, onları cesaretlendiren, coşturan ve şiirleriyle sanki düşmanları ok yağmuruna tutan kişilerdir!”

    Ahmed bin Hanbel Müsned, Albani Silsiletu’l-Ehadîsi’s-Sahiha

    24) Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Kendisinde salih amel işlenen günlerin Allah’a en sevimlisi bu günler yani (Zilhicce’nin ilk) on günüdür.”

    Sahabeler:

    −Ya Rasulallah! Allah’ın yolunda yapılan cihad da mı (o günler kadar sevimli) değildir? diye sordular.

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    −“Evet, Allah’ın yolunda yapılan cihad da! Ancak canı ve malı ile cihada çıkıp da onlardan hiçbir şeyi geri döndürmeyen (yani şehid olan) hariçtir.”

    Ebu Davud 2438, Buhari 928, Tirmizi 754, İbni Mace 1727, Tergib ve Terhib 3/20, Beyhaki, Taberani, Bezzar, Ebu Ya’la, İbni Hibban

    25) Ebu Umame (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Bir adam, ya Rasulallah! Bana seyahat için izin ver, dedi.

    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Kuşkusuz ki, benim ümmetimin seyahati, Allah-u Teâlâ’nın yolunda cihaddır.”

    Ebu Davud 2486

    26) Zeyd bin Eslem babasından şöyle rivayet ediyor:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Gökten yağmur yağdıkça cihad tatlı ve hoştur. İnsanlar üzerine Kur’an’ı çokça okuyanların, ‘Bu zaman cihad zamanı değildir!’ dedikleri bir zaman gelecektir! Kim, bu zamana ulaşırsa, bilsin ki, bu ne güzel bir cihad zamanıdır.”

    Sahabeler:

    −Ya Rasulallah! Bunu söyleyecek kimse var mıdır?

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Evet, bu kimse, Allah’ın, meleklerin ve bütün insanlığın lanet ettiği kimsedir!”

    İmam Nevevi Tağribu’l-Tezhib Şifa-i Es-Sudur, Menariu’l-Eşvag ila Mesari El-Uşşağ

    27) İbni Hasasiye (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e İslam üzerine biat etmek için geldim. Bana, Allah’tan başka hakkı ile ibadet olunan hiçbir ilah olmadığına, Muhammed’in Allah’ın Kulu ve Rasulü olduğuna şahidlik etmeyi, beş vakit namaz kılmayı, Ramazan orucunu tutmayı, zekât vermeyi, hac etmeyi ve Allah’ın yolunda cihad etmeyi şart koştu.

    Ben:

    −Ey Allah’ın Rasulü! İkisine gelince, ben onlara güç yetiremem! Benim malım, on tane devedir. Onlar da çoluk çocuğumun sütü ve merkebidir. Dolayısıyla zekâtı veremem! Cihada gelince, cihada arkasını dönenin Allah’ın gazabına uğrayacağını söylüyorlar! Bu nedenle savaşa girdiğimde, ölümü istememekten ve nefsimin korkmasından korkuyorum, dedim.

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ellerini açıp hareket ettirdi ve şöyle buyurdu:

    “Zekât yok! Cihad da yok! O zaman ne ile cennete gireceksin?!”

    İbni Hasasiye (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    −Ey Allah’ın Rasulü! (Zekât vermeyi ve Allah’ın yolunda CİHAD etmeyi kabul ediyorum ve) Sana biat ediyorum.

    Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) tüm onlar üzerine benden biat aldı.

    Beyhaki Sünenu’l-Kubra Kitabu’s-Siyer 9/20

    28) Seleme bin Nufeyl el-Kindi (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yanında oturuyordum, bir adam şöyle dedi:

    −Ey Allah’ın Rasulü! İnsanlar atlarını salıverdiler, silahlarını da bıraktılar ve şöyle diyorlar:

    −(Artık) Cihad yoktur! Kuşkusuz ki harp ağırlıklarını bırakmıştır.

    Bu söze müteakiben Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yüzünü o kimseye çevirdi ve şöyle buyurdu:

    “Yalan söylüyorlar! İşte şimdi savaş zamanı geldi. Ümmetim içinden öyle bir cemaat olacak ki onlar hak yolunda (cihad ederek) savaşacaklar. Allah ta bir kısım insanların kalplerini onlara meylettirecek ve onlar yüzünden diğerlerine rızık verecektir. Kıyamet kopup Allah’ın vadi yerine gelinceye kadar hatta Ye’cuc ve Me’cuc çıkıncaya dek bu böylece devam edecektir. Kıyamet gününe kadar atların alınlarında hayır vardır. Rabbim bana vahyederek bildirdi ki çok geçmeden ruhum kabzolunacaktır. Sizler benim yoluma uyacaksınız, bir kısmınız da bir kısmınızın boynunu vuracaktır ve mü’minlerin esas yurdu da Şam olacaktır.”

    Nesei 3544, İbni Hibban 7307, Taberani Mucemu’l-Kebir 6357, 6358, 6359, Ahmed bin Hanbel Müsned 4/104, İbnu Sa’d Tabakat 7/427, Albânî Silsiletu’l-Ehâdîsi’s-Sahîha 1961

    29) Ebu Said el-Hudri (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Tebuk Savaşı olduğu yıl Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), sırtını devesine dayayıp insanlara bir konuşma yaparak şöyle buyurdu:

    “Size insanların en hayırlısı ile en şerlisini haber vereyim mi? Kuşkusuz ki insanların en hayırsı, ölünceye kadar atının veya devesinin sırtında veya yaya olarak Allah’ın yolunda (cihad ederek) amel eden kimsedir. Kuşkusuz ki insanların en şerlisi ise; Allah’ın Kitab’ını okuyup da onda gereken şeyleri yerine getirmeyen facir kimsedir!”

    Ahmed bin Hanbel Müsned 11124, Nesei 3092

    30) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Kafirle onu öldüren cehennemde ebediyen bir arada olamaz!”

    Müslim 1891/130, Ebu Davud 2495, Nesei 3095

    31) Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Her ümmetin bir ruhbanlığı vardır, benim ümmetimin ruhbanlığı da, (Allah-u Teâlâ’nın yolunda) cihaddır!”

    Ahmed bin Hanbel Müsned

    32) Cabir bin Abdullah (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Ümmetimden bir taife kıyamet gününe kadar hak üzere savaşarak (Allah’ın yolunda cihad ederek) muzaffer olmakta devam edecektir. Nihayet Meryem’in oğlu İsa aleyhisselam (yeryüzüne) iner ve Müslümanların emiri (Mehdi aleyhisselam) ona:

    −Gel bize namaz kıldır, der.

    Bunun üzerine İsa aleyhisselam:

    −Hayır, Allah’ın bu ümmete bir ikramı olarak sizin bir kısmınız diğerleriniz üzerine emirlersiniz, buyurur.”

    Ahmed bin Hanbel Müsned 14726, 15129, Müslim 1923/173, Ebu Davud 2484, Hâkim 4/480, Darimi 5/259, Albani Silsiletu’l-Ehadîsi’s-Sahiha 1959

    33) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “…Şüphesiz cennette yüz derece vardır. Allah onları, kendi yolunda cihad edenler için hazırlamıştır. İki derece arasındaki mesafe sema ile yer arası mesafe gibidir. Siz Allah’tan istediğinizde, Firdevs cennetini isteyin. Çünkü o cennetin ortası ve en yücesidir...”

    Buhari 2640

    34) Ebu Said el-Hudri (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Ya Eba Said! Herkim, Rab olarak Allah’tan, din olarak İslam’dan ve Nebi olarak Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’den razı olursa, cennet onun için vaciptir.”

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in bu sözü, Ebu Said (Radiyallahu Anhuma)’ın hayretine gitti de:

    −Ya Rasulallah! Bu sözleri bana tekrar etsen, dedi.

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onları tekrar etti.

    Sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    −“Diğer bir şey daha var ki, kul onunla cennette yüz derece yükseltilir! Bu derecelerden her iki derecenin arası sema ile yer arası mesafedir!”

    Ebu Said (Radiyallahu Anhuma):

    −O diğer bir şey nedir? Ya Rasulallah! dedi.

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    −“O Allah’ın yolunda cihaddır! O Allah’ın yolunda cihaddır!”

    Müslim 1884/116, Nesei 3117

    35) Amr bin Abese (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Kim, Allah’ın yolunda bir kıl ağartırsa, o kıl, kıyamet günü kendisi için bir nur olacaktır.”

    Tirmizi 1685

    36) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e amellerin hangisi daha faziletlidir? Yahut amellerin hangisi daha hayırlıdır? diye soruldu.

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    −“Allah’a ve Rasulüne iman etmektir.”

    Denildi ki:

    −Sonra hangi ameldir?

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    −“Cihad amelin zirvesidir.”

    Yine denildi ki:

    −Sonra hangi ameldir? Ya Rasulallah!

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    −“Sonra kabul edilmiş hacdır.”

    Tirmizi 1709, Nesei 3116

    37) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Şehidin ölüm anındaki duyduğu acı, ancak sizden birinin çimdiklemeden dolayı duyduğu acı gibidir.”

    Tirmizi 1719, İbni Mace 2802, Nesei 3147, Darimi 5/234, Ahmed bin Hanbel Müsned 2/297

    38) Ebu Umame (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Hiçbir şey Allah’a iki damla ve iki izden daha sevimli değildir! Allah’ın korkusundan ağlayan kişinin gözünden akan damla ile Allah’ın yolunda akıtılan kan damlası. İki ize gelince; Biri Allah’ın yolundaki iz ve Allah’ın farzlarından bir farzın izi.”

    Tirmizi 1720

    39) Mesruk (Rahmetullahi Aleyh) şöyle dedi:

    Biz, Abdullah ibni Mesud (Radiyallahu Anh)’a Allah-u Teâlâ’nın Âl-i İmran Suresi 169, 170 ayetinin tefsirini sorduk:

    “Allah’ın yolunda öldürülenleri ölüler sanma! Hayır, onlar bilakis diridirler! Rab’leri katında rızıklanmaktadırlar. Allah’ın keremiyle kendilerine verdiklerinden mesrur olarak, arkalarında henüz (şehit olup) kendilerine yetişemeyenlere de korku olmadığına, onların da üzüntüye uğramayacaklarına sevinirler.”

    Abdullah ibni Mesud (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    −Biz de bunu Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e sormuştuk da şöyle buyurmuştu:

    −“Onların ruhları bir takım yeşil kuşların içindedirler. Onlar için Arşa asılmış kandiller vardır. Onlar cennette diledikleri her yere uçarlar sonra o kandillere girerler. Rab’leri onlara muttali olup:

    −Herhangi bir şey arzu ediyor musunuz? buyurur.

    Onlar:

    −Ne arzu edelim ki? Biz cennette dilediğimiz her yere gidebiliyoruz derler. Rab’leri bunu onlara üç defa tekrarlar. Onlar kendilerine bu teklif edilmekten vazgeçilmeyeceğini görünce:

    −Ey Rabbimiz! Bizim Senin yolunda tekrar öldürülmemiz için bizim ruhlarımızı cesetlerimize iade etmeni istiyoruz derler. Nihayet Rab’leri kendileri için bir şey istemediklerini görünce, onlar terk olunur.”

    Müslim 1887/121, İbni Mace 2801, Tirmizi 1691, Darimi 5/236

    40) Ebu Said el-Hudri (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e, mü’minlerin iman bakımından en mükemmeli kimdir? diye soruldu.

    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    −“Allah’ın yolunda canıyla ve malıyla cihad eden kişi ve vadilerden bir vadiye çekilip orada Allah’a ibadet edip insanları kendi şerrinden emin kılan kişidir.”

    Ebu Davud 2485, Nesei 3089

    41) Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Ölüp de Allah katında büyük bir hayra sahip olan hiçbir kulu, dünyaya tekrar dönmek, dünya ve dünyadaki her şeyin kendinin olması karşılığında asla onu sevindirmez! Bundan yalnızca şehid müstesnadır. Çünkü o, şehid olmanın fazileti sebebiyle gördüğü şeylerden dolayı tekrar dünyaya dönmek ve dünyada tekrar Allah’ın yolunda öldürülmek onu sevindirir.”

    Buhari 2644, Müslim 1877/108, Nesei 3139, Darimi 5/235, Ahmed bin Hanbel Müsned 3/103, 126, 173

    42) Nu’man bin Beşir (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    “Ben, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in minberinin yanında idim. Bir adam şöyle dedi:

    −Ben İslam’ın ardından hacıları sulasam da sonra hiçbir amel işlemesem, merak etmem!

    Diğer bir adam da şöyle dedi:

    −Ben de İslam’ın ardından Mescid-i Haram’ı imar etsem de sonra hiçbir amel işlemesem, merak etmem!

    Diğer bir adam da şöyle dedi:

    −Allah’ın yolunda cihad etmek, sizin söylediğinizden daha faziletlidir!

    Bunun üzerine Ömer (Radiyallahu Anh) bu adamları azarlayıp şöyle dedi:

    −Susun! Bu gün Cuma günüdür! Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in minberinin yanında seslerinizi yükseltmeyin! Lakin Cuma namazını kıldıktan sonra ben, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yanına girer; sizin ihtilaf ettiğiniz hususu Ona sorarım!

    Bunun üzerine Allah Azze ve Celle Tevbe Suresi 19. ayeti sonuna kadar indirdi:

    أَجَعَلْتُمْ سِقَايَةَ الْحَاجِّ وَعِمَارَةَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ كَمَنْ آمَنَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ وَجَاهَدَ فِي سَبِيلِ اللّهِ لاَ يَسْتَوُونَ عِندَ اللّهِ وَاللّهُ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ

    “Siz, hacılara su vermeyi ve Mescid-i Haram’ı tamir etmeyi, Allah’a ve ahiret gününe iman edip de Allah’ın yolunda cihad eden kişi gibi mi sanıyorsunuz? Onlar, Allah’ın katında eşit değillerdir! Allah zalimler topluluğunu doğru yola iletmez!”

    Müslim 1879/111

    43) Abdullah bin Amr bin As (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Şehid için, kul borcundan başka her günah bağışlanır.”

    Müslim 1886/119

    44) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “İnsanların yaşayış hallerinin hayırlısı, o öyle bir kimsedir ki, sırtında uçarcasına koşturacağı atının dizgininden tutmuş Allah’ın yolunda cihada hazır beklemektedir. O, bir düşman sesi veya düşmanla karşılaşma çağrısı işitir işitmez, atının üzerine sıçrar da, öldürmeyi yahut ölümü, umud ettiği yerlerinde nail olmak için uçarcasına koşturup giden adamdır. Yahut da hayırlı hayat şu kimsenin hayatıdır; şu dağların en yüksek yerlerinden bir yüksekliğin tepesindeki küçük bir koyun sürüsünün başında yahut şu vadilerden bir vadinin içinde küçük bir koyun sürüsünün başında bulunurda namazı kılan, zekatı verir, insanlardan yana da hayırdan başka bir işde bulunmayarak kendisine ölüm gelinceye kadar Rabbına ibadet eder durur.”

    Müslim 1889/125

    45) Cabir (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Uhud Günü bir adam:

    −Ey Allah’ın Rasulü! Eğer ben Allah’ın yolunda (cihad ederken) öldürülürsem nerede olurum? dedi.

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Cennette olursun.”

    Bunun üzerine adam torbasından hurmaları çıkartıp onlardan yemeye başladı ve sonra şöyle dedi:

    −Eğer bu hurmalarımı yiyip bitirinceye kadar hayatta kalırsam, kuşkusuz ki bu uzun bir hayattır! dedi ve elinde bulunan hurmaları yere attı da sonra ölünceye kadar cihad etti!

    Müslim 1899/143, 1901/145, Nesei 3140

    46) Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Sadık olarak şehid olmak isteyene, kendisine bir musibet isabet etmese de şehidlik derecesi verilir.”

    Müslim 1908/156

    47) Sehl bin Huneyf (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Kim, kalbinden sadık olarak Allah’tan şehid olmayı isterse, yatağında ölse bile Allah o kişiyi şehidlerin menzilesine ulaştırır.”

    Tirmizi 1705, Müslim 1909/157, Ebu Davud 2541, İbni Mace 2797, Nesei 3148, Darimi 5/234, Beyhaki 9/169, Hâkim Müstedrek 2/77

    48) Ebu Mesud (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    “Bir kimse Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e geldi ve:

    Benim devem öldü! Beni başka bir deveye bindir, dedi.

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona şöyle buyurdu:

    −“Benim yanımda deve yoktur!”

    Bunun üzerine orada bulunan başka bir kimse:

    −Ya Rasulallah! Ben onu yükleyecek olan bir kimseye delalet edeyim? dedi.

    Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona şöyle buyurdu:

    −“Herkim, bir hayra delalet ederse, ona da hayrı işleyenin sevabı kadar sevap vardır!”

    Müslim 1893/133

    48) Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Cennete giren hiç kimse, yeryüzündeki her şeye sahip olsa bile tekrar dünyaya dönmeyi istemez! Şehid bundan müstesnadır! Çünkü o, görmekte olduğu kerametlerden dolayı tekrar dünyaya dönmeyi ve on kere öldürülmeyi temenni eder.”

    Buhari 2644, Müslim 1877/109, Nesei 3146

    50) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Allah (şu) iki kişiye güler! Bunlardan biri diğerini öldürür ikisi de cennete girer! Bu birincisi; Allah’ın yolunda öldürülür ve cennete girer. Sonra Allah onu öldüren katilin tevbesini kabul eder ve şehid olur ve cennete girer!”

    Buhari 2670, Müslim 1890/128, İbni Mace 191, Nesei 3152

    51) Aişe (Radiyallahu Anha) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Bedir tarafına doğru sefere çıktı. Herratu’l-Vebere mevkiine vardığı vakit, cüret ve yiğitlikle namlı bir kimse, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e erişti. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in ashabı onu görünce sevindiler. O kişi Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e ulaşınca:

    −Sana ittiba etmek ve seninle beraber ganimet elde etmek için geldim! dedi.

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona şöyle buyurdu:

    −“Allah’a ve Rasulüne iman ediyor musun?”

    O adam:

    −Hayır, dedi.

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    −“O halde dön! Ben bir müşrikten asla yardım istemem!”

    Aişe (Radiyallahu Anha) dedi ki:

    −Sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yoluna devam etti. Şecere mevkiine vardığımız zaman o adam Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e yine ulaştı ve Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e ilk söylediği şeyleri yine söyledi.

    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’de ona ilk söylediği şeyleri söyledi ve şöyle buyurdu:

    −“O halde dön! Ben bir müşrikten asla yardım istemem!”

    Adam geri döndü fakat Beyda mevkiinde Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e yine geldi.

    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona ilk söylediği şeyleri söyledi ve şöyle buyurdu:

    −“Allah’a ve Rasulüne iman ediyor musun?”

    Bu sefer adam:

    −Evet, iman ediyorum, dedi.

    Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    −“O halde yürü!”

    Müslim 1817/150

    52) Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e:

    −Amellerin hangisi Allah Azze ve Celle’ye daha sevgilidir? diye sordum.

    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    −“Vaktinde kılınan namazdır.”

    Sonra hangisidir? dedim.

    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    −“Ana babaya iyilik etmektir.”

    Sonra hangisidir? dedim.

    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    −“Allah’ın yolunda cihad etmektir.”

    Buhari 13/5973, Müslim 137/85

    Allah’ın Yolunda Yapılan Harcamanın Fazileti
    53) Hureym bin Fatik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Kim, Allah’ın yolunda bir harcama yaparsa, o yaptığı harcama için kendisine yedi yüz misli olarak (sevap) yazılır.”

    Tirmizi 1675

    54) Sevban (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Adamın harcadığı dinarın en faziletlisi, onun çoluk çocuğuna harcadığı dinardır. Ve yine adamın harcadığı dinarın en faziletlisi, Allah’ın yolunda bir at için harcadığı dinar ve adamın Allah’ın yolunda arkadaşlarına harcadığı dinardır.”

    İbni Mace 2760

    55) Ebu Mesud (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    “Bir kimse yular takılmış bir dişi deveyi getirdi ve:

    −Bu Allah’ın yolunda sadakadır, dedi.

    Buna mukabil Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    −“Bu deveye karşılık sana kıyamet gününde hepsi de yularlı yedi yüz tane deve vardır!”

    Müslim 1892/132, Nesei 3173 Darimi 5/228, Ahmed bin Hanbel Müsned 4/121, 5/274

    Mücahidin Ailesine Yardım Etmenin Fazileti
    56) Süleyman bin Bureyde (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Mücahidlerin kadınlarına yapılacak hürmet geride kalan kimseler üzerine, kendi annelerine yapacakları hürmet gibidir! Geride kalanlardan herhangi bir kimse mücahidlerden birine ailesinin işlerini görüp yardım etme hususunda halef olur sonra mücahide, ailesi hususunda hainlik yaparsa, o hain kıyamet gününde mücahid için durdurulur da mücahid onun amellerinden dilediği her şeyi alır! Mücahidin o hainin amellerini almada ki istek ve hırsı hakkında ne zannedersiniz?”

    Müslim 1897/139, 140, Ebu Davud 2496, Nesei 3176

    Mücahide Yardım Etmek, Allah’ın Kendi Üzerine Aldığı Bir Haktır!
    57) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Üç kişi var ki, onlara yardım etmek Allah Azze ve Celle’ın kendi üzerine aldığı bir haktır:

    1) Allah’ın yolunda cihad eden mücahid,

    2) İffetli olmak isteğiyle evlenen kimse ve

    3) Kendi bedelini ödemek isteğiyle mükatebe yazışma yapan köledir.”

    İbni Hibban 4030, Nesei 3106, Tirmizi 1706, İbni Mace 2518, Begavi 2239, Ahmed bin Hanbel Müsned 2/151, 437

    58) Sebre bin Ebu Fakih (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i işittim şöyle buyurdu:

    “Kuşkusuz ki şeytan, Ademoğlunun her yerde önüne oturur! İslam yolunda Ademoğlunun önüne oturur ve şeytan şöyle der:

    −Sen nasıl Müslüman olursun? Eski dinini, babalarının ve atalarının dinini nasıl bırakırsın?

    Fakat o kimse şeytana isyan eder ve Müslüman olur.

    Sonra şeytan, hicret yolunda da Ademoğlunun önüne oturur ve şeytan şöyle der:

    −Kendi yurdunu ve kavmini terk edip nasıl hicret edersin? Kuşkusuz ki hicret eden kişinin misali dizginlerinden bağlanmış at gibidir!

    Fakat o kimse şeytana isyan eder ve hicret etmiş olur.

    Sonra şeytan, cihad yolunda Ademoğlunun önüne oturur ve şöyle der:

    −Cihada gidiyorsun cihad, hem seni yorar hem de malını kaybedersin! Savaşacak ve öldürüleceksin! Savaşacak ve öldürüleceksin! Karın başkasına nikahlanacak! Malların taksim edilecek!

    Fakat o kimse de şeytana isyan eder ve cihada gider.”

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Herkim, böyle yaparsa, o kimseyi cennete girdirmek Allah Azze ve Celle’nin kendi üzerine aldığı bir haktır! Savaşta öldürülse de o kimseyi cennete girdirmek Allah Azze ve Celle’nin kendi üzerine aldığı bir haktır! Boğularak ölse de, o kimseyi cennete girdirmek Allah Azze ve Celle’nin üzerine kendi üzerine aldığı bir haktır! Hayvanın sırtından düşüp ölse de, o kimseyi cennete girdirmek Allah Azze ve Celle’nin kendi üzerine aldığı bir haktır!”

    Nesei 3120, Ahmed bin Hanbel Müsned, Albani Silsiletu’l-Ehadîsi’s-Sahiha1653

    Mücahid, Allah’ın Elçisidir!
    59) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Allah Azze ve Celle’nin elçisi üçtür. (Allah’ın yolunda) savaşa giden Mücahid, Hacca giden ve Umre yapan kişi.”

    Nesei 2615, 3107, İbni Huzeyme, İbni Hibban, Tergib ve Terhib 2/556

    60) Abdullah ibni Ömer (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Allah’ın yolunda savaşa giden Mücahid ve Beytullah’a Hac ve Umre yapmak için giden kimseler, Allah’ın elçileridir. Allah onları davet etmiş onlar da Allah’a icabet etmişlerdir. Eğer onlar Allah’a dua ederlerse, Allah onlara icabet eder. Eğer onlar Allah’tan bağışlanmalarını isteseler, Allah da onları bağışlar.”

    İbni Hibban, İbni Mace 2893, Nesei, Beyhaki, İbni Huzeyme, Tergib ve Terhib 3/135

    Mücahid, Allah’ın Garantisi Altındadır!
    61) Ebu Said el-Hudri (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Allah’ın yolunda cihad eden kimse, Allah’ın garantisi altındadır. Allah, ya onu mağfiretine ve rahmetine katar veya onu sevab ve ganimetle geri döndürür. Allah’ın yolunda cihad eden kimsenin misali, (Mücahid evine) dönünceye kadar gevşeklik etmeksizin (gündüzleri) oruç tutan ve (geceleri) namaz kılan kimsenin durumu gibidir.”

    İbni Mace 2754, Nesei 3113

    62) Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Yani Allah şöyle buyuruyor; Benim yolunda cihad eden kişi benim garantim altındadır. Ruhunu alırsam kendisini cennetin varisi kılarım. Şayet geri çevirirsem sevap ve ganimetlerle geri çeviririm.”

    Tirmizi 1670

    63) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Allah, kendi yolunda cihada çıkan kimseye; Onu evinden çıkaran şey Bana iman ve Rasullerimi tasdik ise, elde ettiği ecir ve ganimetle salimen evine geri getireyim veya onu cennete girdireyim diye tekeffül etmiştir. Ümmetime meşakkat verecek olmasaydım hiçbir cihad müfrezesinin arkasından geri durmazdım! Şüphesiz ki Allah’ın yolunda öldürülüp diriltilmemi, sonra tekrar öldürülüp diriltilmemi, sonra tekrar öldürülüp dirilmemi isterdim!..”

    Buhari 189, Müslim 1876/103, İbni Mace 2753, Nesei 3109

    Atıcılığın Fazileti
    64) Sa’d bin Ebi Vakkas (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Atıcılığa devam ediniz! Kuşkusuz ki o hayırlıdır. Veya sizin oyunlarınızın en hayırlısıdır.”

    Bezzar, Taberani Mucemu’l-Evsad, Tergib ve Terhib 3/150

    65) Seleme bin Ekva (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Seleme oğullarından bir topluluk, yarışa ok atıyorlarken, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onlara uğradı ve şöyle buyurdu:

    −“Ey İsmail’in oğulları! Ok atınız! Çünkü sizin babanız İsmail iyi bir atıcı idi. İyi atın, ben falan oğulları ile beraberim.”

    Seleme (Radiyallahu Anh) dedi ki:

    −Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) böyle deyince, iki gruptan diğer grup atıştan elini çekti.

    Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    −“Neyiniz var ki ok atmıyorsunuz?”

    Onlar:

    −Sen onlarla beraberken biz nasıl atarız? dediler.

    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    −“Haydi, atın ben sizin hepinizle beraberim.”

    Buhari 2723

    66) Ukbe bin Amir (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Ben, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i işittim, kendisi minber üzerinde iken şöyle buyuruyordu:

    “Ve siz de onlara karşı gücünüz yettiği her kuvvetten hazırlayın! Dikkat edin! Kuvvet ancak atmaktadır! Dikkat edin! Kuvvet ancak atmaktadır! Dikkat edin! Kuvvet ancak atmaktadır!”

    Müslim 1917/167, Tergib ve Terhib 3/148

    67) Fukaym el-Lahmi, Ukbe bin Amir (Radiyallahu Anh)’a hitaben:

    Sen ihtiyar bir kimse olduğun için ok atmak sana ağır ve meşakkatli oluyor. Bu sebeple sen iki hedef arasında ihtilaf edip duruyorsun, dedi.

    Ukbe bin Amir (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    −Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den işittiğim bir hadis olmasaydı bu zahmetli ok atma işine bu kadar önem verip ona katılmazdım!

    Ravi Haris dedi ki, ben İbni Şemâme (Radiyallahu Anh)’a:

    −Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in o hadisi nedir? dedim.

    İbni Şemâme (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    −Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    −“Herkim atıcılığı öğrenir sonra da onu terk ederse o kimse bizden değildir! Yahut o kimse asi olmuştur!”

    Müslim 1919/169

    68) Ata bin Ebu Rebah şöyle dedi:

    Cabir bin Abdullah (Radiyallahu Anhuma) ve Cabir bin Ömer el-Ensari (Radiyallahu Anh)’ı atış müsabakası yaparken gördüm. Onlardan biri usanıp oturdu. Diğeri şöyle dedi:

    −Tembellik mi ettin? Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i işitim şöyle buyuruyordu:

    “Allah Azze ve Celle’yi zikretmenin dışında her şey oyun ve gaflettir! Ancak şu dört haslet müstesnadır.

    1) Kişinin iki hedef arasında yürümesi,

    2) Atını terbiye etmesi,

    3) Eşi ile oynaşması,

    4) Yüzücülük öğrenmesi.”

    Taberani Mucemu’l-Kebir, Tergib ve Terhib 3/151

    69) Ebu Necih es-Sülemi (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Kim, Allah’ın yolunda bir ok atarsa, o ok, o kimse için bir köleyi hürriyetine kavuşturmuş gibi olur.”

    Tirmizi 1689, Nesei 3129

    70) Ebu Necih es-Sülemi (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i işittim şöyle buyuruyordu:

    “Herkim, Allah’ın yolunda düşmana bir ok ulaştırırsa, bu ok, o kimse için cennette bir derece olur…”

    Nesei 3129, İbni Hibban

    71) Ukbe bin Abdi’s-Sülemiyyi (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ashabına şöyle buyurdu:

    “Kalkınız! Allah’ın yolunda cihad ediniz!”

    Ukbe bin Abdi’s-Sülemiyyi (Radiyallahu Anh) dedi ki:

    Bunun üzerine bir adam bir ok attı.

    Buna müteakiben Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Bu yaptığı işle cennet vacib oldu.”

    Ahmed bin Hanbel Müsned, Tergib ve Terhib 3/155

    72) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Herkim, Allah’ın yolunda bir ok atarsa, bu ok, o kimse için kıyamet gününde bir nur olacaktır.”

    Bezzar, Tergib ve Terhib 3/156

    Allah’ın Yolunda Bir Gün Geçirmenin Fazileti
    73) Osman bin Affan (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i işittim şöyle buyuruyordu:

    “Allah’ın yolunda bir gün geçirmek, diğer zamanlardaki bin günden daha hayırlıdır.”

    Nesei 3156

    Allah’ın Yolunda Oruç Tutmanın Fazileti
    74) Ebu Said el-Hudri (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Kim, Allah’ın yolunda Allah’ın Vechini (Yüzünü) isteyerek bir gün oruç tutarsa, Allah o kimsenin yüzünü cehennem ateşinden yetmiş yıl uzaklaştırır.”

    Darimi 5/226, Buhari 2680, Tirmizi 1672, Ahmed bin Hanbel Müsned 3/26, 59, 83

    75) Ebu Umame (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Kim, Allah’ın yolunda bir gün oruç tutarsa, Allah, gökyüzü ile yeryüzü arasında olduğu gibi, kendisi ile cehennem arasında bir hendek meydana getirir.”

    Tirmizi 1674

    Allah’ın Yolunda Namaz Kılmanın Fazileti
    76) İmran bin Husayn (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Bir adamın, Allah’ın yolunda (Mücahidlerin yanında) saf durması, Allah’ın katında altmış senelik ibadetinden daha faziletlidir!”

    Hakim Müstedrek 2/68, Darimi 5/223, Beyhaki 9/161, Taberani, Bezzar, Mucemu’z-Zevaid 5/326, Ahmed bin Hanbel Müsned 5/524, Tergib ve Terhib 3/163

    77) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in ashabından bir kişi tatlı su kaynaklarının bulunduğu bir vadiden geçti. İnsanlardan el etek çekip bu vadide kalsam, ancak Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den izin almadan bu işi yapmam, diye düşündü. Bunu, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e söyleyince, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “(Böyle) Yapma! Şüphesiz ki, sizden birinizin Allah’ın yolundaki kıyamı (namaz kılması), yetmiş yıl evinde kıldığı namazından daha faziletlidir. Allah’ın sizi bağışlamasını ve cennetine koymasını sevmez misiniz? Allah’ın yolunda cihad edin! Kim, devenin sağılması müddeti kadar Allah’ın yolunda savaşırsa o kimseye cennet vacib olmuştur. Şüphesiz ki sizden birinin Allah-u Teâlâ’nın yolunda ki kıyamı, yetmiş sene evinde kıldığı namazından daha faziletlidir.”

    Not: Hadiste geçen “fuvâga nâgatin” iki süt arası dönem veya sütün sağılıp tekrar sütün memelere dönünceye kadar ki zamandır.

    Tirmizi 1702, İbni Mace 2792, Darimi 5/220, Ahmed bin Hanbel Müsned 5/230, 235, 244, Hakim Müstedrek 2/77, Tergib ve Terhib 3/163

    Önemli Uyarı: Bir Müslüman, evinde bir günde beş vakit farz namazını ve bu namazlara bağlı sünnet namazlarını kıldığı zaman 32 rekat namaz kılmış olur. Bu 32 rekat namazı 70 yıllık namaz ile çarptığımız zaman toplam; 806.400 rekat eder.

    Mescid-i Nebevi’de kılınan namaz ise onun gayrı yerlerde kılınan bin namazdan daha faziletlidir!

    Mescid-i Haram’da kılınan namaz da, onun gayrı yerlerde kılınan namazdan yüz bin namazdan daha faziletlidir.

    Allah’ı yolunda cihad ederken kılınan namazın faziletini unutmamak gerekiyor!

    Allah Mücahidin Duasını Kabul Eder
    78) Abdullah ibni Ömer (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Allah’ın yolunda savaşa giden Mücahid ve Beytullah’a Hac ve Umre yapmak için giden kimseler, Allah’ın elçileridir. Allah onları davet etmiş onlar da Allah’a icabet etmişlerdir. Eğer onlar Allah’a dua ederlerse, Allah onlara icabet eder. Eğer onlar Allah’tan bağışlanmalarını isteseler, Allah da onları bağışlar.”

    İbni Hibban, İbni Mace 2893, Tergib ve Terhib 3/135

    Allah’ın Yolundaki Silah Seslerinin Fazileti
    79) Aişe (Radiyallahu Anha) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i işittim şöyle buyuruyordu:

    “Bir kişinin kalbine, Allah’ın yolundaki gürültü karışırsa, Muhakkak ki Allah, ona ateşi haram kılar.”

    Ahmed bin Hanbel Müsned, Tergib ve Terhib 3/144

    Allah’ın Yolunda Yaralanmanın Fazileti
    80) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anha) şöyle dedi:

    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Müslümanın Allah’ın yolunda alacağı her yara, kıyamet gününde yeni açıldığı andaki hey’eti üzere kan fışkırıyor gibi olur. Rengi kan rengidir, fakat kokusu misk kokusudur.”

    Buhari 1/359, Darimi 5/233

    Allah’ın Yolundaki Tozun Fazileti
    81) Yezid bin Ebi Meryem (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “…Kimin ayakları Allah’ın yolunda tozlanırsa, o ayaklara cehennem ateşi haramdır.”

    Tirmizi 1682, Darimi 5/224, Mucemu’z-Zevaid 5/286, Taberani, Ahmed bin Hanbel Müsned 5/225, 226, Ebu Ya’la

    82) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Allah’ın korkusundan ağlayan bir kişi, süt tekrar memeye dönmedikçe cehennem ateşine girmeyecektir. Allah’ın yolunda ki toz ile cehennemin dumanı bir araya gelmeyecektir!”

    Tirmizi 1683, İbni Mace 2774

    83) Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Kim, öğle ile akşam arasında Allah’ın yolunda yürüyüş yaparsa, (o yürüyüş sebebiyle) kendisine konan tozun misli, kıyamet günü ona misk olur.”

    İbni Mace 2775

    84) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Allah’ın korkusundan ağlayan bir kişi, süt tekrar memeye dönmedikçe cehennem ateşine girmeyecektir! Allah’ın yolunda ki toz ile cehennemin dumanı Müslüman bir kişinin burnunda asla bir araya gelmez!”

    Nesei 3093

    Allah’ın Yolunda Yürümenin Fazileti
    85) Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Allah’ın yolunda sabahleyin veya akşamleyin yürüyüş, dünyadan ve dünyadaki şeylerin hepsinden daha hayırlıdır.”

    Buhari 2642, Müslim 1880/112, İbni Mace 2757, Nesei 3104, Darimi 5/225

    86) Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Akşam veya sabahleyin Allah’ın yolunda yürümek hiç şüphesiz dünyadan ve dünyadaki her şeyden daha hayırlıdır. Herhangi birinizin cennetteki yay kadar yeri yahut bir değnek kadar yeri yani kamçısı kadar bir yer dünyadan ve dünyadaki her şeyden daha hayırlıdır. Şayet cennet ehlinden bir kadın yer ahalisine baksaydı, hiç şüphesiz o cennetle yer arası boşluğu aydınlatır ve orayı güzel koku ile doldururdu. Ve o kadının başındaki başörtüsü dünyadan ve dünyadaki her şeyden daha hayırlıdır.”

    Buhari 2644, 6467, Tirmizi 1699, Müslim 1880/112

    Allah’ın Yolunda Nöbet Tutmanın Fazileti
    87) Selman (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Bir gün bir gece (İslam beldesini korumak için) hudutta nöbet beklemek bir ay oruç tutup namaz kılmaktan daha hayırlıdır. Eğer o kimse nöbette ölürse, yapa geldiği salih amelleri üzerine yazılmaya devam eder, rızkı da gönderilmeye devam eder ve kabrin çok fitneye düşürücüden emin olur.”

    Not: Hadiste zikredilen fitneye düşürücü kelimesiyle kast edilen, şeytan veya Münker ve Nekir melekleridir, denmiştir.

    Müslim 1913/163, Tirmizi 1671, İbni Mace 2767, Ebu Davud 2500, Nesei 3153

    88) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i işittim şöyle buyuruyordu:

    “Allah’ın yolunda (cihadda) bir saat ayakta durmak, kadir gecesini Haceru’l-Esved’in yanında ibadetle geçirmekten daha hayırlıdır!”

    İbni Hibban, Beyhaki, Tergib ve Terhib 3/94

    89) Abdullah ibni Ömer (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Size kadir gecesinden daha faziletli bir geceyi haber vereyim mi? Bu, ailesine geri dönmeme ihtimali olan, korkulacak bir yerde, bir askerin (Allah’ın yolunda cihad ederken) gece nöbet tutmasıdır!”

    Hakim Müstedrek, Tergib ve Terhib 3/102

    90) Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “İki göz var ki, ateş onlara dokunmaz. Allah’ın korkusundan ağlayan göz ve Allah’ın yolunda nöbet bekleyen göz.”

    Tirmizi 1690

    91) Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Üç kimse vardır ki gözleri ateşi görmez!

    1) Allah’ın yolunda nöbet bekleyen göz,

    2) Allah’ın korkusundan ağlayan göz,

    3) Allah’ın haram kıldığı şeylere bakmayan göz.”

    Taberani, Tergib ve Terhib 3/102

    92) Osman bin Affan (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i işittim şöyle buyuruyordu:

    “Allah’ın yolunda bir gün nöbet tutmak, nöbet dışındaki başka yerlerde geçen bin günden daha hayırlıdır.”

    Nesei 3155, Darimi 5/251, Ahmed bin Hanbel Müsned 1/62, 65, 66

    93) Osman bin Affan (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i işittim şöyle buyuruyordu:

    “Allah’ın yolunda bir gece nöbet tutmak, geceleri ibadetle ve gündüzleri oruçla geçirilen bin geceden daha faziletlidir.”

    Hakim Müstedrek, İbni Mace, Tergib ve Terhib 3/95

    Allah’ın Yolunda Uykusuz Kalmanın Fazileti
    94) Ebu Reyhane (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i işittim şöyle buyuruyordu:

    “Allah’ın yolunda, uykusuz kalan göze, ateş haram kılınmıştır!”

    Nesei 3103, Darimi 5/227, Ahmed bin Hanbel Müsned 4/134, 135, Hakim Müstedrek 2/83

    Allah, Şehit İle Yüz Yüzü Konuşmuştur!
    95) Cabir bin Abdullah (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) müşriklerle savaşmak için Medine’den çıktı. Uhud Gazası gelip kapıya dayandığında, bir önceki gece babam Abdullah bin Amr bin Haram beni çağırıp şöyle dedi:

    −Gördüğüm kadarı ile Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in ashabından ilk öldürülecek kimseler arasında olacağım ve ben benden sonra geriye Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in canı dışında benim için senden daha değerli hiçbir kimseyi geri bırakmıyorum. Benim üzerimde bir borç var, onu sen öde! Kız kardeşlerin için de elinden geldiği kadarıyla iyilik yapmaya çalış!

    Ey oğlum! Sen sonumuzun nereye varacağını öğreninceye kadar Medine’de bekle! Çünkü Allah’a yemin ederim ki eğer benden sonra geriye kız çocuklarımı bırakmayacak olsaydım, önümde öldürülmeni arzu ederdim. Sabah olduğunda ilk öldürülen kişi babam oldu!

    Babam Abdullah bin Amr bin Haram, Uhud Günü öldürüldüğünde, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) benimle karşılaştı ve bana şöyle dedi:

    −“Ya Cabir! Neden seni kırgın görüyorum?”

    Bunun üzerine ben:

    −Ya Rasulallah! Babam şehid oldu ve geride (dokuz kız çocuğunun) nafakasını ve borç bıraktı, dedim

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle dedi:

    −“Ya Cabir! Allah Azze ve Celle’nin babana söylediği sözü sana haber verip müjdeleyeyim mi?”

    Ben:

    −Bilakis haber ver, ya Rasulallah! dedim.

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle dedi:

    −“Allah, hicab (perde) ardından olmaksızın hiç kimse ile katiyen konuşmamıştır! Fakat Allah, babanı diriltti ve onunla yüz yüze konuştu ve babana şöyle buyurdu:

    −“Ey kulum! Benden iste, sana vereyim.”

    Baban:

    −“Ya Rabb! Beni diriltirsin, ben de ikinci defa Senin uğrunda öldürülürüm, dedi.

    Allah Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyurdu:

    −“Kuşkusuz ki insanların dünyaya hiç dönmeyecekleri hükmü Benim tarafımdan önceden verilmiştir.

    Baban:

    −Ya Rabb! O halde arkamda kalanlara ulaştır, dedi.

    Bunun üzerine Allah Azze ve Celle Âl-i İmran Suresi 169. ayetini indirdi.

    وَلاَ تَحْسَبَنَّ الَّذِينَ قُتِلُواْ فِي سَبِيلِ اللّهِ أَمْوَاتًا بَلْ أَحْيَاء عِندَ رَبِّهِمْ يُرْزَقُونَ

    “Allah’ın yolunda öldürülenleri ölüler sanma sanın! Bilakis, (onlar) diridirler. Rablerinin katında rızıklandırılıyorlar.”

    Cabir bin Abdullah (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

    Babam, organları kesilmiş bir halde Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e getirildi ve önüne konuldu. Ben, babamın yüzünün örtüsünü açmaya davrandım. Kavmim beni bundan nehyetti! Sonra tekrar ben, babamın yüzünün örtüsünü açmaya davrandım. Kavmim beni yine bundan nehyetti! Buna müteakiben o örtüyü ya Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’ kaldırdı yahut da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) emretti de örtü kaldırıldı.

    Bu sırada Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) feryad eden bir kadın sesi işitti! Bunun üzerine Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Bu kadın kimdir?”

    Sahabeler şöyle dediler:

    Amr bin Haram’ın kız kardeşi Fatıma’dır. Bunun üzerine Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Ağlama! Siz onu kaldırıncaya kadar Melekler kanatlarıyla onu gölgelendirdiler.”

    İbni Mace 2800, Tirmizi 3196, Ahmed bin Hanbel Müsned 3/397, 398, Buhari 1181, 1220, 2662, Müslim 2471/129

    Şehid, Kabir Fitnesinden Emin Olur
    96) Selman (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Bir gün bir gece (İslam beldesini korumak için) hudutta nöbet beklemek bir ay oruç tutup namaz kılmaktan daha hayırlıdır. Eğer o kimse nöbette ölürse, yapa geldiği salih amelleri üzerine yazılmaya devam eder, rızkı da gönderilmeye devam eder ve kabrin çok fitneye düşürücüden emin olur.”

    Not: Hadiste zikredilen fitneye düşürücü kelimesiyle kast edilen, şeytan veya Münker ve Nekir melekleridir, denmiştir.

    Müslim 1913/163, Tirmizi 1671, İbni Mace 2767, Ebu Davud 2500, Nesei 3153

    Mücahidin Sevabı Kıyamet Gününe Kadar Devam Eder!
    97) Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “…Herkim, Allah’ın yolunda savaşmak için (evinden) çıkıp ölürse, Allah, kıyamet gününe kadar o Mücahidin sevabını yazar.”

    Ebu Ya’la, Tergib ve Terhib 3/137

    Mücahid, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem İle Beraber Kevser Havuzunun Yanındadır
    98) Ebu Umamu el-Bahili (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “(Kevser) havuzumun (büyüklüğü) Aden’le Amman arası kadardır. (Onun suyu) kardan daha soğuk, baldan daha tatlı ve miskten daha hoş kokuludur! Gökyüzünün yıldızları sayısınca onun bardakları vardır. Ondan içen kişi bir daha ebediyyen susamaz! Kuşkusuz ki Ümmetimden saçı, başı (Allah’ın yolunda) tozlanmış, elbisesi pejmurde, (Allah’ın yolunda cihad edeceğim diye de) zengin kadınlarla evlenmemiş ve sultanın kapısında da hazır olmamış kimseler havuzumun yanında benimle beraberdirler.”

    Ahmed bin Hanbel Müsned, Taberani, Tergib ve Terhib 7/153, 154

    Şehidler Şefaat Ederler
    99) El-Mikdam bin Ma’di Yekribe (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Şehidin Allah’ın yanında altı tane özelliği vardır:

    1) Kanının ilk damlası ile birlikte ona mağfiret edilir,

    2) Cennetteki yeri ona gösterilir,

    3) Kabir azabından korunur,

    4) En büyük korkudan yana emin olur,

    5) Onun başına vakar tacı giydirilir ki, o tacın bir yakutu, dünyadan ve dünyanın içindeki her şeyden daha hayırlıdır! Hurilerden yetmiş iki kız ile evlendirilir,

    6) Akrabalarından yetmiş kişi hakkında şefaatçi yapılır.”

    Tirmizi 1712, İbni Mace 2799, Ahmed bin Hanbel Müsned 4/131 No: 16730

    100) Nimran bin Utbe ez-Zimari şöyle tahdis etti:

    Biz yetim idik Ümmü’d-Derda’nın yanına girdik. Bize dedi ki:

    −Size müjdeler olsun! Ben Ebu’d-Derda’nın şöyle dediğini işittim:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Şehid, kendi ehlinden yetmiş kimseye şefaat edecek!”

    Ebu Davud 2522

    Mücahidi Teçhiz Etmenin Fazileti
    101) Zeyd bin Halid el-Cüheni (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    ‘Kim, Allah’ın yolunda cihad edecek bir mücahidi teçhiz ederse, oda cihad etmiş olur. Kim de Allah’ın yolunda cihad eden bir mücahidin bıraktığı işleri için hayırlı halef olursa, o da cihad etmiş olur.”

    Buhari 2682, Müslim 1895/135, Tirmizi 1678, İbni Mace 2759, Ebu Davud 2509, Nesei 3166

    102) Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Eslem kabilesinden bir genç geldi ve:

    −Ya Rasulallah! Ben savaşa gitmek istiyorum! Ancak benim beraberimde teçhizattan bir şeyim yoktur! dedi.

    Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona şöyle buyurdu:

    −“Falan kimseye git, çünkü o teçhizatını hazırladı akabinde de hastalandı!”

    Bunun üzerine o genç hastalanan kimseye geldi ve:

    −Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sana selam söylüyor ve kendin için hazırladığın savaş teçhizatını bana vermeni söylüyor, dedi.

    O hasta kimse, karısına:

    −Ey falanca! Kendim için hazırladığım teçhizatımı bu gence ver ve ondan hiçbir şey esirgeme! Vallahi eğer ondan bir şey esirgersen, Allah onda senin için bereket yapmaz! dedi.”

    Müslim 1894/134

    Düşmanla Karşılaşmayı Temenni Etmemek!
    103) Abdullah bin Ebi Evfa (Radiyallahu Anh), Ömer bin Ubeydullah’a bir mektup yazdı. O mektubu ben okudum şöyle idi:

    “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) düşmanla karşılaştığı bazı savaşlarında güneş semanın ortasından meyil edene kadar bekledi sonra insanların arasında ayağa kalkıp şöyle buyurdu:

    −“Ey insanlar! Düşmanla karşılaşmayı temenni etmeyiniz! Allah’tan afiyet isteyiniz! Ancak düşmanla karşılaştığınız vakit sabrediniz! Bilin ki, cennet kılıçların gölgesi altındadır!”

    Sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    −“Ey bulutları yürüten, ey toplanmış orduları bozguna uğratan Allah’ım! Düşmanları bozguna uğrat, düşmanlara karşı bize yardım et.”

    Buhari 2772, Müslim 1742/20
  • “Kulakları sağır eden o ses geldiğinde,
    İşte o gün kişi kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçar.
    O gün her kişinin işi başından aşkındır.”