halbuki muazzez'e karşı olan hisleri büsbütün başkaydı. onu hariçte bir mevcut, yabancı ve başka bir insan olarak düşünmüyor; kendini bir parçası, kolu, gözü ve yüreği olarak tasavvur esiyordu.
zaten yusuf, senelerden beri hiç kimseye karşı kalbinde muhabbet beslemiyor ve bir insanı sevebilmesi için ona hayran olması lazım geldiğini anlıyordu.
şimdi ilk defa bir şey istiyor, hem de korkunç bir şiddetle istiyordu. fakat niçin bu istek bir imkânsızlıkla beraber gelmişti? niçin hayatının bu en büyük arzusunu, şimdiye kadar belki yine içinde, fakat en gizli yerlerde saklı duran bu arzuyu, hapsedildiği yeri parçalayarak ortaya çıkar çıkmaz, öldürmeye mecbur kılıyordu?.. niçin? kimin için?..