• Hem sana okudum mu Meriç üstadın "insanlar kıyıcıydı kitaplara sığındım" dediğini? Neden ki acep? Üstad neden kaçar kelimelere, kitaplara, cümlelere? Sığınılacak yer midir kelimeler?
    Fatih Duman
    Sayfa 55 - Nesil Yayınları
  • Söyle ey tıp, delilik neden, niçin çoğalır?
    Hâdiseler mi sebep, neden kafa bulanır.
    Müsebbibler kim acep, niçin normal azalır?
    Sonra çoklar oluyor tımarhane delisi.
  • Ne sende mihr-ü vefa var ne bende sabr ü karar. O yok bu yok ne acep bizden içtinab ettin

    (Sende sevgiye vefa yok, bende sabır ve sükun yok. O yok bu yok bizden neden uzaklaştın? Ben de senin gibi bir yoksulum. Yoklukta eşitlenebilirdik...)
  • Ben de düştüm feleğin bir gün garip fendine,
    Polis jiple getirdi tımarhane bendine..
    Burası başka âlem, ey kafa gel kendine,
    Şimdi senin de ismin tımarhane delisi...

    İstersen ol yüzbaşı, hâkim veya avukat,
    Ayol sana kim dedi büyüklere bir taş at..
    Karınla kavga yapıp tatlı aşa zehir kat,
    Elbet şimdi olursun tımarhane delisi.

    Çilesiz insan olmaz, sen de doldur çileni,
    Sinirlenme, üzülme, sakın bozma freni..
    Aç gözünü karışmam kaçırırsın treni,
    Sonra toptan olursun tımarhane delisi.

    Belki sana meskendi bir zamanlar beyoğlu,
    İstersen ol akıllı, hor görür ya eloğlu..
    Farzet her gün geliyor ziyarete köroğlu,
    Yine eller diyor ya tımarhane delisi.

    Belki sevda yüzünden, kavgalardan kaçırdın,
    Belki polis jandarma dayağından şaşırdın..
    Kimbilir hangi kaza, hangi işten kaçırdın,
    Elbet bir sebep var tımarhane delisi.

    Belki de aldatıldın, belki evham kurarsın,
    Belki sebepsiz yere başkasını vurarsın..
    Belki de bir iftira uğruna can koyarsın,
    Ondan sonra olursun tımarhane delisi.

    Farzet canın sıkıldı gidip içmek mi lâzım
    Sarhoş olup etrafı yakıp yıkmak mı lâzım
    Elbet kanun yakalar istersen ol mülâzım
    İdrake aciz olma tımarhane delisi.

    Zira hayat böyledir, kalender ol, aldırma
    Farzet işin bozulmuş, gidip ele saldırma.
    Elin kazanındaki aşa kepçe daldırma
    Fazla koşma düşersin tımarhane delisi.

    Bu içtimai yara insanlığı ürkütür
    Hem öyle bir yara ki vicdanları çürütür.
    Hatta psikologlar boşa kalem yürütür,
    Ey tıp seni bekliyor tımarhane delisi.

    Söyle ey tıp, delilik neden, niçin çoğalır?
    Hâdiseler mi sebep, neden kafa bulanır.
    Müsebbipler kim acep, niçin normal azalır?
    Sonra çoklar oluyor, tımarhane delisi.

    Şu halde dinle ey tıp, gerçi ümit sendedir,
    Fakat unutmayın ki püf noktası bendedir.
    Bu insanlık dâvası, anahtarı kimdedir?
    Neden milyonlar olsun tımarhane delisi?

    Tedavi yalnız şok mu, yoksa yemek mi hayır
    Neden delilik artsın gel de bu farkı ayır
    Zira ki felsefede kalmamıştır bir hayır
    Sakın siz de olmayın tımarhane delisi.
  • Ben de düştüm feleğin bir gün garip fendine,

    Polis jiple getirdi tımarhane bendine..

    Burası başka âlem, ey kafa gel kendine,

    Şimdi senin de ismin tımarhane delisi...


    İstersen ol yüzbaşı, hâkim veya avukat,

    Ayol sana kim dedi büyüklere bir taş at.,

    Karınla kavga yapıp tatlı aşa zehir kat,

    Elbet şimdi olursun tımarhane delisi

    .................................................................

    Söyle ey tıp, delilik neden, niçin çoğalır?

    Hâdiseler mi sebep, neden kafa bulanır.

    Müsebbibler kim acep, niçin normal azalır?

    Sonra çoklar oluyor tımarhane delisi.
  • Ehl-i sünnet itikadı, sana önce, lazım olan,
    Yetmişüç fırka var, amma, Cehennemlik geri kalan,
    Müslümanlar, hep sünnidir; cümlenin reisi Numan,
    Cennet ile müjdelendi; imanda bunlara uyan.

    İtikadı sağlam edip; sonra İslamiyet'e bağlan,
    İslam’ın beş şartını yap; haramlardan sakın heman,
    Bir günahı işler isen, tevbe et, kaçırma zaman,
    Kim ki uymaz İslam'a, bir gün olur, elbet pişman.

    Dinsize sakın aldanma, mahvolursun sen de, aman,
    Tatlı söze inanırsan; olur sonra, halin yaman,
    İkiyüzlüler çoğaldı: dışı melek, içi yılan,
    Tuzağa düşürmek için; dost görünür, hem de candan.

    Herkes kendin haklı sanır: Kötü der, bana uymayan,
    İslamiyet terazidir, odur haklıyı ayıran,
    İslam'a uymayan bil ki; doğru yoldan sapık insan,
    Bu söze inanır elbet: Tarihi iyi anlayan.

    Neden doktora koşuyor; herhangi bir yeri ağrıyan?
    Çünkü ölmek sevmez kimse; her şeyden daha tatlı, can,
    Sonsuz yaşamak arzusu; bende yoktur, var mı diyen?
    Ölmek, yok olmak değildir; kabir hayatına inan.

    Cennet sonsuz, Cehennem de; haber verdi, bunu Kur’an,
    Sonsuz dertten sakınmalı; hatta olsa da, bi güman,
    Buna inanmayan da var; yarasa kaçar ziyadan,
    Karga çöplükten tad alır; bülbüldür, gülü arayan.

    İslam’ı elbet sevemez, nefse, keyfe düşkün olan,
    Bu ikisi, bir olur mu? Ayrıdır iyi, fenadan,
    Müslümanlar, hakkı tanır, her mahlûka eyler ihsan,
    İmansızlar, yılan gibi; lezzet alır can yakmaktan.

    Aman ya Rabbi elaman; ne müşkülmüş ahir zaman,
    Din bilgisi unutuldu; pek azaldı namaz kılan,
    Mason olanlar, sinsice; dini yıkmakta her yandan,
    Komünistlerde işkence; Müslümana ölüm, zindan.

    Bugünkü şaşkın halleri, eylemişti, Resul beyan,
    Demişti: (Bir gün gelecek; garip olur, bana uyan,
    Her evde, çalgı çalınır; işitilmez olur ezan,
    Âlim bulunmaz bir yerde, cahillere kalır meydan.

    Müminler, olur zavallı; kâfirler, sanki Süleyman,
    Kadına uyar her erkek; olur evde hâkim, zenan,
    Yüksek binalar yapılır; kelp dişi gibi apartman,
    Yolculuk süratli olur; uzaklık kalkar aradan.

    Zekâ, çok şey bulursa da; gaflet, gitmez insanlardan.)
    Birgivi kitapta yazdı, eyledi çok hadis beyan:
    Kıyamet alametleri, çıkar, birbiri ardından,
    Alametlerin meşhuru, sarhoş olur; pek çok kesan.

    Âlim diye tanıtılır, dinden haberi olmayan,
    Zâlime ikram olunur, kurtulmak için beladan,
    Hayâsızlık pek çoğalır, deyyuslara kalır meydan,
    İnsanların en alçağı, Moskova’da okur ferman.

    Herkes kendin âlim sanır, Müslümana denir nadan,
    Doğru konuşan azalır, yalancı söyler durmadan,
    Çok methedilen kimsede, bir zerre bulunmaz iman,
    Erkekler de kadın gibi, ipek giyer, sıkılmadan.

    Gına, zina sanat olup, kız yerine geçer oğlan,
    Kadınlar dar libas giyer, hep açılır baldır, gerdan,
    Fitne kaplar her tarafı, adam öldürülür yoktan,
    Bidat yayılır her yere, kalmaz sünnetlere uyan.

    Deccal gibi vicdansızlar, uydururlar bin bir yalan,
    Bir kimse doğru söylerse, saldırırlar her taraftan,
    Erkekler dinini bilmez, taşkınlık eder çok nisvan,
    Emir-i maruf unutulur, fısk emir eder şaklaban.

    İslamiyet kötülenir, haram işlenir her yandan,
    Müslümanlık lafta kalır, ses için dinlenir Kur’an,
    Mümine gerici denir, kayrılır mürtet olan,
    Bunların hepsi muhakkak, olur kıyamet kopmadan.

    Büyük alamet Deccal’dır, çıkacağı yer, Horasan,
    Sonra, Şam’daki Camie İsa inecek semadan,
    Bir hadiste buyuruldu, (Kızım Fatıma evladından,
    Babası Abdullah olan, Mehdi adında bir civan.

    Çıkıp dine kuvvet verir, cihana yayılır iman,
    İsa aleyhisselamla, birleşerek ol pehlivan,
    Deccalı da öldürürler, dünya dolar adl-ü eman,
    Yecüc Mecüc adındaki, kavim çıkar set ardından.

    Sayısı milyonlarcadır, her tarafta dökerler kan,
    Dabbet-ül-arz çıkar sonra, Mekke’de Safa altından,
    Dağ kadar bir hayvandır, ayırır iyiyi fenadan,
    Daha sonraki alamet, güneş, doğacaktır garptan.

    Kâfirler bunu görünce, imana gelecek ceman,
    Fakat kabul olmaz artık, doğru yola gelen mihman,
    Alametlerin biri de, Aden’den çıkan bir duhan,
    Kâbe’yi yıkacak hem de Habeş renkli birkaç yaban.

    Yeryüzünde kalmayacak, büyük nimet olan Kur’an,
    Müslümanlar hep ölecek, yaşayacak Ehli tuğyan,
    Her kötülüğü yapacak, insan adlı canaveran,
    Lakin Hicazdan bir ateş, verip herkese heyecan.

    Şaşkın, azgın dolaşırken, kıyamet kopar na-gehan,
    Daha neler olur, amma söyleyemez onu, lisan.)
    Ne hazindir, ne yazıktır; Mabut oldu, falan filan,
    İlahi, sen korumazsan, olur hep sonumuz giryan.

    Bu irtidat modasında; işimiz suç, günah, isyan,
    İnsanlar, yolu şaşırdı; gemisin kurtaran kaptan,
    Etrafımın zulmetinden, beni de kapladı nisyan,
    Ömür geçti, pek süratle, uyan gönül, artık uyan.

    Hep, bu dünyaya çalıştın; ahiretin oldu ziyan,
    Düştün bedenin peşine, kalbini eyledin viran,
    Akla, ilme hiç uymadın; nefis oldu, sana kumandan,
    Geçti gençlik, hep gafletle; dünya hırsındasın elan.

    Nasihat hiç dinlemedin; yoldan çıktın, sanki sekran,
    Dünya zevklerine daldın; şimdi halin ah-ü figan,
    Hainler aldattı seni; sandın sonsuz bu deveran,
    Didinmeler, boşa gitti; yar olmadı, servet saman.

    İslam'a uyan kimse, anladım olur şadüman,
    Ne yazık, ömrü uçurdum, yeis çöktü, her taraftan,
    Keşke, Kur’ana uysaydım; olurdum, ebedi sultan,
    Dünyaya malik olsa da; kalmıyor insan bi payan.

    Hani Dara ve İskender; hani Roma, hani Yunan?
    Hani Nemrud, hani Firavn; hani Karun, hani Haman?
    Hani Cengiz, hani Hitler! Nesi kaldı, zikre şayan?
    Edison, Markoni, Pastör, ahirette bulmaz ihsan.

    Dünyaya fayda verenler; sanma olur, kamil insan,
    Yılandan tiryak yapılır; zehir olur bazen derman,
    Sakın bakma görünüşe, insanın kemali, iman,
    İman eden, tembel olmaz; çalışınız! Diyor Sübhan.

    Tembeli ve gericiyi; zem etti Nebiy-yi Zişan,
    Bir hadiste buyurdu ki (Rabbe mahbubdur, çalışan!)
    Ruhu da, düşünmek lazım; hep bedeni besler, hayvan,
    Bu bedenin sağlamlığı; geçer, sanki ab-ı revan.

    Evet, beden lazım, çünkü odur, ruhumuz taşıyan,
    Her birin korumak gerek, böyle olmalı, Müslüman,
    Nebiyullah, boş durdu mu? İyi düşün, eyle izan,
    Eshabın hepsi olmuştu; sulhta üstat, harpte aslan.

    Bunları bildiğim halde, nefse uydum, halim lerzan,
    Günahlardan sakınmadım; böyle mi olurdu şükran?
    Hilmi ümidini kesme, Rabbinin ismidir, Rahman,
    İlahi imdat et bize; etrafımız sarmış düşman.

    Kitap, gazete, film, radyo; olmuş hepsi birer şeytan,
    Bunlar doğruyu gösterse; olur idi, hepsi burhan,
    Bilgi, fen kaynakları da; niye acep, böyle hüsran?
    Yeni fizik, modern kimya seni gösteriyor, her an.

    Her zerre diyor, Allah var; atomdan ta be asuman,
    Fakat bunları gören yok; kalplerden silinmiş irfan,
    Hakka inat edenlere; olur dünya elbet zindan,
    Avrupa, Amerika hem; Asya’da da, niçin buhran?

    Çünkü Hakkı görmüyorlar; kafalarını sarmış duman,
    Maddede yükselmiş amma; haberi yok insanlıktan,
    Rahat, huzur beklenir mi komünizm ve masonluktan?
    Saadete kavuşamaz; İslamlıktan uzaklaşan.

    Moskova radyosu her gün; dine çattı, bu Ramazan,
    Çok alçakça, pek namertçe; İslam’a eyledi bühtan,
    Küfür, devam ederse de; zâlimler kalkar aradan,
    Zâlime imhal ederim; ihmalim yok! Dedi Yezdan.

    Müslümanlar üzülmesin; Kuranı hıfz eder Deyyan,
    Tarihte hep böyle oldu; küfürde geldi, Peygamberan,
    Dünyayı zulmet basınca; doğar idi şems-i taban,
    Şimdi de hidayet şemsi; doğacak, Anadolu’dan.

    Hidayete ermek için; Habibullah, verdi imkân,
    Habib ne demek? Düşünse; kemalini anlar, insan,
    Ya Rab! Büyük nebidir O; köleleri, olur sultan,
    Bir kalbe sevgisi dolsa; eder envar, ondan feyzan.

    Niye görünmüyor o şems? Âmâ olmuş, bütün cihan,
    Sonsuz nimet, büyük şeref; Onu sevmekte, bi güman,
    Onun sevgisine vallah; malım, canım olsun kurban,
    Şekerin tadını bilmez; ağzına koymayan bir an.

    Günahkârım, yüzüm kara; fakat kalbim, aşkla leman,
    Aşk ile pek çok yaş döktüm; şahittir, hak-i Erzincan,
    Bu sevgi, cürme son verdi; halim oldu, nale figan,
    Bilinmez son nefes, amma; saadete budur nişan.

    Nimet, Onu sevmek imiş; oldu bana şimdi ıyan,
    Habibin yanında olsun; bu aşkı bizlere sunan.