• 224 syf.
    ·5 günde·Beğendi
    Tiyatro kursundaki bir arkadaşımın önerisiyle aldığım bir kitaptı. Aslında bu yazarı merak ediyordum. Sevgili dostum Ecem Öztürk ün okuduğu bir kitapla rast geldiğim Agatha Christie, sürükleyici bir anlatıma sahipmiş gerçekten de. Tanışmama vesile olan arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.

    Kitap, adalet tarafından, kanıt olmadığı için yargılanamayan; daha doğrusu yargılanan ama hakettikleri cezayı alamayan on tane suçlunun bir komplo sonucu katledilmesini konu ediniyor. Her biri farklı türde suç işlemiş bu on kişi, belirli bir kuralla öldürülüyor.

    Bir insanın vicdanen rahatsız olması; ölmeden, ölür gibi ruhunun ve vicdanının acı çekmesi ölmekten daha beter. Bu bakış açısıyla ele alınan ölümlerle, büyük bir zeka gerektiren bir kurmaca var kitapta.

    Filme ve diziye de uyarlanan bu kitabı tavsiye ederim mutlaka. Kitabı okuduktan sonra dizisini izledim ben. Acaba tahmin edebilir miydim katilin kim olduğunu dedim içimden. Kitapla birebir gitmiş dizi. Yazan neyse o gösterilmiş; tabi ekstradan eklemeler de yapılmış doğal olarak.

    Kitabın ve dizinin verdiği mesaj: Adalet elbet yerini bulur. (Darısı başımıza)
  • Acı ve ağrı büyük bilinç ve derin kalp sahibi olanlar için zorunludur hep. Gerçekten yüce olan insanlar bence, yeryüzünde büyük bir keder hissediyor olmalı.
  • Bir adam acı çekiyorsa, en büyük merhamet onun yarasına dokunmamak değil mi?
  • İncelenmekten alınan keyif o kadar büyük olurdu ki Breuer yaşlanma, sevdiklerini kaybetme ve dostlarından uzun yaşatmanın asıl acı yanının sizi inceleyen gözlerin bulunmaması olduğuna inanırdı; hiç kimsenin dikkat etmediği bir yaşamdan duyulan dehşet...
  • 327 syf.
    ·12 günde·Beğendi·9/10
    Özet mahiyetinde bir not olarak;

    1985'te kitap haline gelmeden önce, Anzieu'nün 1974'te yayımlanan "Deri-Ben" adlı makalesinde bu kavram şöyle tanımlanıyor; "Çocuğun beninin, gelişmesinin erken evreleri sırasında, beden yüzeyi deneyiminden hareketle, kendini kendisine ben olarak temsil etmek için kullandığı bir şekillendirme" (s. 14).

    Deri, hem organik hem imgesel düzeyde kökensel veri kaynağıdır, öznelliğin kurucusu, koruyucusu ve ötekiyle de iletişimin, alışverişin ilk aracı ve yeridir. Deriye ilişkin bilgiler madde madde sentezlenecek olursa;
    * günlük konuşma dilimizdeki birçok ifade derinin ve benin birbirine bağlı işlevlerine göndermede bulunur; eli uğurlu, nabza göre şerbet vermek, pohpohlamak [dokunsal haz işlevi], terletmek, can sıkmak, kafa ütülemek [bedenden atma işlevi], postu deldirmek, taş yürekli [savunmacı saldırgan işlev], tepeden tırnağa değişmek, deri değiştirmek [özdeşleşme işlevi], elle tutulur, ele avuca sığmamak [gerçekliğin sınanması], temasta bulunmak [iletişim işlevi]
    *deri bir organdan fazla bir şeydir, farklı organların oluşturduğu bir bütündür ve derinin anatomik, fizyolojik, kültürel karmaşıklığı, benin ruhsal düzeydeki karmaşıklığını organizma düzeyinde önceler. tüm duyu organları içerisinde en yaşamsal olanıdır; kör, sağır ve tat ile koku duyumundan yoksun olarak yaşamak mümkünken derinin büyük bölümünün bütünlüğü söz konusu olmaksızın yaşamak mümkün değildir.
    *uyarılma engeli işlevini sağlayan kürkümüz memelilerde son derece önemli olan tutunma ya da bağlılık dürtüsünün anatomik desteklerinden biri haline gelmesini sağlayan dokunma, ısı ve kokuya dair niteliklere sahiptir.
    *deri paradoksal bir işleyişin pek çok örneğini sunar, o kadar ki ruhsal paradoksallığın kısmen deriye yaslanıp yaslanmadığını kendimize sorabiliriz. Deri geçirgendir ve geçirimsizdir yüzeyseldir ve derindir, doğrucudur ve yanıltıcıdır, sürekli kurumaya doğru gider ama yenileyicidir, esnektir ama bütünden kopan bir parça deri önemli ölçüde büzüşür, narsisistik olduğu kadar cinsel libido yatırımlarını da çağırır, hem huzurun hem de baştan çıkarmanın yeridir, haz verdiği kadar acı da verir.
    * deri erken yoksunluklardan mustarip hastalara bir fantezi çekirdeği sunar.
    *yeni doğan bebeğin, en iyi tanımayı öğrendiği deri annesinin elleri ve memeleridir.
    *derinin nesneye yansıtılması bebekte yaygın bir süreçtir.
    * deri sakatlanmaları beden ile benin sınırlarını koruma, dokunulmamış ve birleştirici olma duygusunu onarma amacı taşıyan dramatik girişimlerdir. >> https://youtu.be/-O2pD93x6Tc

    Etolojik verilerden çıkarımlar da bulunacak olursak anne ile yavru arasındaki bedensel temas arayışı yavrunun duygusal, bilişsel ve toplumsal gelişmesinde temel bir etkendir, üstelik bu, besin verilmesinden bağımsız bir etkendir. (bunun için Harlow'un çok bilinen çalışması >>https://youtu.be/0k7wmqkwEjE). Anneden ya da onun ikamesinden yoksunluk, geri döndürülemez hale gelebilen bozukluklara yol açar. Anne bedeni ile temasın ve tutunmanın hazzı, hem bağlılığın hem ayrılığın temelinde yer alır.
    Grup içerisindeki bireyler de genellikle boşlukları doldurma, delikleri kapama eğilimindedirler, bu ise grup yanılsamasının oluşumunu destekler: kolektif bir narsisistik zarın yeniden kurulduğu güvenliği yaratır.
    Derideki bozulmanın derinliği ruhsal hastalığın derinliği ile orantılıdır. Yani derideki bozulmanın ağırlığı deri-bendeki boşlukların nicel ve nitel önemi ile orantılıdır. Öyle ki iki yaş altı çocuklardaki egzamanın anne tarafından sevecen ve kuşatıcı bir temasın eksikliğine işaret ettiği düşünülebilir.

    Deri-benin sekiz işlevini şöyle sıralayabiliriz.
    *1- Deri nasıl iskelet ve kaslar için bir tutma işlevini yerine getiriyorsa deri-ben de aynı biçimde ruhsallığı TUTMA İŞLEVİni yerine getirir. #59420190
    *2- Bedenin tüm yüzeyini örten ve tüm dış duyu organlarının içinde yer aldığı deriye, deri-benin İÇERME İŞLEVİ karşılık düşer. Nasıl deri tüm bedeni sarıyorsa, deri-ben tüm ruhsal aygıtı sarmayı hedefler.
    *3- Üstderinin yüzeysel tabakası, duyarlı tabakasını ve genel olarak organizmayı fiziksel saldırılara, radyasyonlara, aşırı uyarmalara karşı korur. Anne bebeğe ek uyarılma engeli olarak hizmet eder ve bu hizmeti bebeğin büyümekte olan beni aynı işlevi üstlenmek için yeterli dayanağı kendi derisinde bulana dek sürdürür. Bu UYARILMA ENGELI İŞLEVİdir.
    *4- Deri-Ben kendiliğe biricik bir varlık olma duygusunu taşıyan bir kendiliğin BİREYLEŞMESİ İŞLEVİni sağlar.
    *5- Deri, dokunma duygusundan başka duyu organlarının da yerleştiği ceplerin, oyukların taşıyıcısı olan bir yüzeydir. Deri-ben çeşitli doğalara sahip duyumları kendi aralarında birbirine bağlayan ve dokunma zarının oluşturduğu o kökensel zemin üzerinde şekiller olarak ortaya koyan bir ruhsal yüzeydir. Bu deri-benin DUYULARARASILIK İŞLEVİdir.
    *6- Cinsel hazlar, üstderinin yüzeysel tabakasının inceldiği ve mukozayla doğrudan temasın bir aşırı uyarılmaya yol açtığı sertleşebilen bazı bölgelerde ya da bazı deliklerde lokalize olurlar. Deri-ben CİNSEL UYARILMA DESTEĞİNİN YÜZEY İŞLEVİni yerine getirir.
    *7- Duyusal-motor kas gerilimini dış uyarılmalar yoluyla sürekli uyaran bir yüzey olarak derinin karşılığı deri-benin RUHSAL İŞLEYİŞİN LİBİDİNAL OLARAK YENİDEN YÜKLENMESİ , iç enerji geriliminin korunması ve ruhsal alt sistemler arasında eşitsiz bir biçimde dağıtılması işlevidir.
    *8- İçerdiği dokunsal duyu organları ile birlikte deri dış dünya üzerine doğrudan bilgiler üretir. Deri-ben, dokunsal, duyusal izlerin kaydedilmesi işlevini yerine getirir. #59420209

    Séchaud şöyle diyor: "Didier Anzieu'nün özgünlüğü, duyusallığa baskın bir yer tanımak ve dokunsal duyusallığı benin ve düşüncenin örgütleyici modeli haline getirmektir."


    İçindekiler

    Sunuş
    İkinci Basıma Önsöz "On Yıl Sonra Deri-Ben"

    I. KEŞİF
    1. Epistemolojik Önçalışma
    2. Dört Veri Dizisi
    3. Deri-Ben Kavramı
    4. Marsyas'la İlgili Yunan Miti
    5. Deri-Benin Ruhsal Doğumu

    II. YAPI, İŞLEVLER, AŞMA
    6. Deri-Benin İki Öncüsü: Freud, Federn
    7. Deri-Benin İşlevleri
    8. Temel Duyusal-Motor Ayrımlara İlişkin Bozukluklar
    9. Narsisistik Kişiliklerde ve Sınır Durumlarda Deri-Benin Yapısında Gözlenen Bozulmalar
    10. İkili Dokunma Yasağı, Deri-Benin Aşılmasının Koşulu

    III. BAŞLICA KONFİGÜRASYONLAR
    11. Ses Zarı
    12. Isı Zarı
    13. Koku Zarı
    14. Tatla İlgili Niteliklerin Karıştırılması
    15. İkinci Kas Derisi
    16. Istırap Zarı
    17. Rüya Pelikülü
    18. Özetler ve Tamamlayıcı Düşünceler

    Vaka Kayıtları Tablosu
    Kaynakça
    Dizin
  • Riyadan İhlasa isimli eserinde İmam Gazali Hazretleri (rah.a) şöyle buyuruyor:
    “Hayatın lezzeti birkaç yerdedir. Sen hayatında gördüğün lezzetleri lezzetten sayma!”

    Evlilik, makam, mevki lezzet değildir. Lezzet nedir? İman ile ölen hayatının en büyük lezzetini tadar. Bundan önceki bütün lezzetler mecazdır.
    İkinci lezzet, sual meleklerine cevap verince,
    Üçüncü lezzet, kabirde cennetten bir pencere açıldığı zaman,
    Dördüncü lezzet, mizanda amel tartılırken
    Beşinci lezzet, amel defterleri sağ eline verildiğinde olur.
    Daha sonra da sırattan geçince, cennete girince ve cemali görünce olur. Dünyadaki lezzetin en büyüğü, ahiret lezzeti yanında, çöldeki kum tanesi kadardır.

    Hastaneye düşmek, kolun kesilmesi, mecalsiz kalmak gibi dünyevi mahrumiyetler ve sıkıntılar gerçek ıstırap değildir.
    Asıl ıstırap, ölüm anındaki ıstıraptır. Bütün hayatımız yüzbin sene olsa ve hapishanede geçse, ölüm halindeki ıstırabın bir misali bile olamaz.

    Ölüm, ıstıraplardan kurtuluş değildir. Ölümden sonra gelen kabir hayatında iki durum vardır:
    -Ya ebediyen kabir azabı olur, zebaniler kıyamete kadar acı üstüne acı tattırır, sol taraftan cehenneme bir kapı açarak kabirde görülen ıstırabın bin mislini gösterirler.
    -Veya sağ taraftan cennet bahçesine bir pencere açılarak cennet-i a’la gösterilir.
    İmam Gazali
  • En büyük acı, insanın güce ihtiyaç duyduğunda yokluğunu hissetmesidir.