• Bazı geceler uykumun en derin yerinden, iki el birden uzanır havaya kaldırırdı bedenimi. İlkin korksam da, yanağını yanağıma değdirince anlardım yarı uykulu halimle onun geldiğini. Mezemsiz rakı sarmıyor, bardak getir içelim derdi.

    Ya karısı evden kovmuştu ya da eskileri düşünmüştü. Her zaman yapardı bunu. Annem bir şeyler hazırlar bende masasına taşırdım. Çilingir soframız kurulunca annemle babama "Siz gidin yatın beni mezemle baş başa bırakın" derdi. Titiz olan annem hiç söylenmezdi. O çok sevdiği salonunda herkese yasak olan sigara bir tek ona serbestti. Küçücük kızımızı rakıya alıştırma diyen olmazdı.

    Bazen para bulamaz rakısız gelirdi. Ama benim zula hep sağlam olurdu. Babam arada bir şişe rakı getirir bunu sakla belki bir gün içerim der ama hiç içmezdi. Bilirdim abisi için alırdı.

    Güzelce doldurdum ikimize birer bardak. Sonra tokuşturur şerefe derdik. O içerken ben içer gibi yapıp beklerdim.
    "İç iç boğazın acısın ki yürek acını unutabilesin" derdi.

    İçtikçe kendinden geçerdi. Gel seninle bu dünyanın ...... . derdi bende tamam derdim. Onun söylediği küfürleri bile severdim. İçmediği zamanlarda ince ruhlu, duygusal bir adamdı. Küfür nedir bilmezdi. Kimseleri kırmak üzmek istemezdi. Zaten hep bu yüzden kaybederdi.

    Sonra ikinci bölüme geçerdik. O fazla konuşmayı sevmeyen adam birden konuşmaya başlardı. Anlatır anlatır susmazdı, konuştukça ağlar, içtikçe değişik makamlardan şarkılar söyler, şiirler okurdu. Tüm dertlerini dökerdi bir bir ortaya. Dertleri ezberimdeydi ama her seferinde ilk kez dinliyormuş gibi dinlerdim. Onun o dertli halleri yüzüne yansırdı benimse içime içime işlerdi. Acı acı ağlardık sonrasında hem boğazımı yakan rakıdan hemde amcamın efkarından.

    Bizim şişe yarılandıkça, hayallere başlardı. "18 yaşına gel seni Avrupa'ya kaçıracağım güzel bir yenge bulacağım gül gibi yaşayıp gideceğiz derdi. İyice kendinden geçmeye başlayınca gel bulutların üstüne yatıp uyuyalım bu dünya bize göre değil diyerek yine yanağını yanağıma değdirir, bana yanağından huzur bulaştır derdi ve mışıl mışıl uyumaya başlardı.

    Yoğun rakı ve sigara kokusu biraz uyumamı geciktirse de sırf o huzurla dolsun diye yanak yanağa uyumaya çalışır, sırtımı dönemezdim. Yanağımdan nasıl huzur alırdı onu hiç anlamazdım. Sonra bende uyurdum ve sabah uyanınca yanımda olmazdı.

    Aradan seneler geçti. Kanser oldu yetmedi bir kanser daha oldu üstüne bir kanser daha. Acıları gibi hastalığıda fazlaydı. "Bak biri sigaradan, biri rakıdan, biride dertlerimi içime atmaktan oldu bu kanserler. Ben hangisiyle uğraşayım beni öldür" dedi son duyduğum sesiyle. Sonrasında hiç konuşamadık. Sesi az çıkıyordu konuşmasını yasaklamıştı doktor. Zaten pek konuşan biri değildi. Ama ben gözlerinden anlardım ne demek istediğini. Beni öldür diye yalvarırdı gözleri..

    Hep dua ettim ölmesi için, bu acılarının bitmesi için. Zaten hep acılı birisiydi. Bu hastalıklar acılarına acılar eklemişti. Son gün gelip çattı. Kuş gibi nefes alıp veriyordu. Bensiz bulutlara uyumaya, huzur bulmaya gidiyordu. Bense başucunda nefeslerini sayıyordum çaresizce. 218 nefes saydım, devamı bir türlü gelmedi. Sevindim ilk kez bir ölüme, acıların bitti rahat et dedim.

    Ertesi gün son yolculuğuna uğurlarken yine yanağına yanağımı değdirdim. Belki bu sefer o bana huzur verir dedim. İlk kez soğuktu yanağı. Elimle ovaladım saatlerce, ısınsın istedim ama saatler geçmiş soğukluğu geçmemişti.

    Şimdi 40 gün oldu yoksun bu dünyada. Bulutlarda uyuyor musun, huzurla doldun mu? Gün geçtikçe acın yüreğimin fay hatlarını daha çok sarsıyor. Toprağına yanağımı değdiriyorum. Bu kez sen huzur doldur içimi.