• 226 syf.
    ·Beğendi·10/10
    #OcakAyındaNeOkuyorum
    #okudumbitti #kitapyorumum
    #Firak1#Yılkad yayınlar
    Duygularınıza dokunan bir kitaptı. Umut, aşk, hüzün, dostluk, pişmanlık ve daha nice duyguları barındırıyor.
    Konusuna gelince
    Kerem Komutan ve Er Serdar’ın hüzünlü hikayesiyle başlıyor kitabımız. Üsteğmen Kerem, nöbet sırasında yanlışlıkla arkadaşını vurur. Vicdan azabına dayamayıp, ölmeyi ister. Ama bunu başaramaz.
    Diğer yandan Meri Janan Alborz, İran asıllı bir adamın ve Türk bir annenin tek kızıydı.O henüz 19 yaşında bir veteriner adayıydı. Annesiyle babasının haksız yere öldürülmesiyle kaçak yollardan Türkiye’ye gelir. Türkiye'de annesinin üvey kız kardeşine sığınır. Üvey teyzesi onun mal varlığına el koymak için Meri'nin akıl hastası olduğuna dair rapor çıkartır. Akıl hastanesine yatırılan Meri, kaçmayı başarır. Süreyya adında bir kadınla karşılaşır Meri. İyi kalpli olduğunu sandığı bu kadın, genelevde çalışıyordur ve Meriyi de bu hayata almak ister. Kerem ve Meri'nin yolları kesişir. Kerem onu önce hayat kadını sanar fakat gerçeği öğrenince ona yardım edeceğine dair söz verir.
    Bilemezlerdi aşkın onları tutsak edeceğini...Harikaydı, diyebilirim ve tavsiye ediyorum Akıcı bir dil ve etkileyici kurgusuyla okuyanı etkisi altında bırakan bir kitaptı.
    #Alıntılar
    Kanatların kırılmışsa istediğin yere tek uçamazsın!
    Aşk ve ben, gece ve gündüz gibiyiz.
    Aslında en tehlikeli görevlere gitmek ve çarpışmak için içinde delicesine bir istek oluşsa da Levent’in sözleri çok ağır gelmişti. Adam bir tabur askerin önünde bağırarak “Silahına sahip çıkamayan adam hiçbir yerine sahip çıkamaz, ona emanet verilmez!” diye bağırmıştı. Haklıydı!
    Gözleri! Kerem o gözleri okuyamıyordu. Sadece öyle bir ifade yerleşmişti ki iri koyu gözlere, acı değildi kanar gibiydi…
    Çaresizlik, insanın en büyük ve en acımasız düşmanıydı.
    Acılarını dindirmek için başka acılar şart mı?
    Darmadağın olmuş bir yüreğin harabe gönlünde, uçmaya gayret eden kanadı kırık bir kuştu…
    Genelde kadınlar bunu yapar. Ağlarına bir erkeği taktılar mı başlarını yakmadan bırakmazlar!
    Eski dost değil ihtiyacı olduğu zaman hep yanında olan bir dosttu.
    Gitmek mi, yoksa kalmak mı?
    Aşk nasıl bir şeydi ki insanı yeniden şekillendiriyordu.
    Nefret geçicidir! Ama ölürse onu geri getiremeyiz!
  • 536 syf.
    ·8/10
    #OkudumBİtti
    #KitapYorumu

    #PUTLARYIKILIRKEN
    #OSMANBALCIGİL

    Bir Osman Balcıgil romanını daha keyifle okudum. Keyifle dememe bakmayın, okurken kin, nefret, acı duyacaksınız, zaman zaman göz yaşlarına boğulacaksınız. Küfür edeceksiniz, duygudan duyguya sürükleneceksiniz.
    Nazım Hikmet ile iki güzel çocuk, Leyla ve Ömer'in zorlu mücadeleleri ve vatan uğruna çektikleri çilelere bir bir şahit olacaksınız. Ahh canım Leyla sen ne güzel insandın, nelere maruz kaldın, nasıl yıkımına sebep oldular?
    İkinci Dünya Savaşı, Hitler'in acımasız, kanlı, ölümlü saldırıları ortalığı kavururken, yitip giden insanlık. Türkiye 'de değişen hayatlar. Şahane bir dönem romanı, elinizden düşüremeyecek kadar akıcı, hızla yaprakları çevirirken ağzınıza okkalı bir küfür yerleşiyor.
    Acı feryatlar atasınız geliyor. Mutlaka ama mutlaka okumalısınız, insan Nazım' ı. Ve Nazım'ın kendiyle yüzleşmesini.
    Sevgili yazarımıza sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum, bu güzel kitap için. Var olun, hep yazın
    Kitapla kalın
  • 372 syf.
    ·7 günde·Beğendi·Puan vermedi
    #okudumbitti
    Kardeşini Doğurmak
    Büşra Sanay /Doğan Kitap
    ilk defa bir kitabı okurken,dakikalarca ağladım,lanet okudum...insanların bu denli acımasız,pervasız,ahlaksız olabileceklerini gördüm ilk defa bu kadar yalin haliyle... Başımıza gelmedi diye,çevremizde şahit olmadık diye ensestin ülkemizde ya da dünyada hiç yaşanmadığını soyleyemeyiz,kulaklarımızı tikayamayiz...Anneler,babalar ve eğitimci arkadaşlar bu kitabı okuyun lütfen! Dışarıda korkunç bir dünya var ,ya içeride de varsa.... ALINTILAR: "Direkt büyüdüm, büyüttüler." "Yaşamaya utanmadiklari bu olayları,anlatmaya utanıyor ve inkar ediyorlar." "Kimse gölgesine bile güvenmesin." "Bana cikolata vereceğini söyledi,gittim. Çünkü o yaşıma kadar hiç çikolata yemiştim.Paramiz yoktu.Bilseydim gider alır mıydım amcamın uzattığı çikolatayı?" Daha fazla yazamıyorum,uzun bir süre etkisinde kalacağım ve çocuklarımı daha da çok koruyacağım çok aşikar.
  • 184 syf.
    ·Beğendi·9/10
    #OkudumBİtti
    #ŞekerPortakalı
    Jose Mauro De Vasconcelos
    Can Yayınları
    Çeviri: Aydın Emeç

    "Günün birinde acıyı keşfeden küçük bir çocuğun öyküsü" diye başlıyor kitap
    Fakir bir ailenin beş yaşındaki çocuğu olan Zeze, çok zeki, hayal gücü yüksek, aynı zamanda çokta yaramaz, mahallede ve ailede onun bir şeytan olduğu düşünülür.
    Kendi kendine okumayı öğrenmiştir, bu nedenle de okula beş yaşında gönderilir.
    Okulda ki Zeze ile dışarda ki Zeze farklıdır, çalışkan, saygılı bir çocuktur. Ögretmeni onu çok sever. Öyleki öğretmeninin masasında ki çiçek bardağı boş olduğu için, birinin bahçesinden çiçek toplayarak bardağı hep dolu tutar. Öğretmen durumu anlar bir daha çiçek getirmemesini, bardağı hep doluymuş gibi göreceğini söyler.
    Babası çalışmıyor, annenin çalışmasıyla ev geçiniyordur. Kirayı ödeyemedikleri için evden taşınmak zorunda kalırlar. Bahçede ağaçlar vardır, büyükler en güzel ağaçları seçerler, Zeze'ye küçük bir şeker portakalı fidanı düşer. Üzgündür, gider fidanın başına kendi kendine konuşur, o da ne ağaç onunla konuşuyordur. Zeze çok sevinir ona bir isim koyar ve en iyi arkadaşı olur.
    Sürekli dayak yer, evde çok kötü davranıyorlardır ona.
    Zeze'nin bir hayali vardır, en güzel arabanın arkasına yarasa gibi yapışıp rüzgarda yol almak. En havalı araba olan Portekizlinin arabasına asılır, düşer ve bir güzel de dayak yer.
    Mahallede insanlara tuzaklar kurar, aklı fikri yaramazlıktadır, onu seven, anlayan hiç kimse yoktur. Küçük İsa'nın da kendini sevmediğini düşünür.
    Yine yaramazlık peşindeyken, ayağını keser. Korkusundan evdekilere söyleyemez, çıplak ayak okula giderken Portekizli görüp yardım etmek ister, Zeze kabul etmese de adam arabasına alıp eczaneye götürür, ayağına dikiş atılırken elini tutar, şefkat gösterir.
    Böylelikle aralarında bir dostluk oluşur, sevmediği babasının yerine koyar, baba gibi sever Portekizliyi.
    Balon yapıyordur kendine, ablası yemeğe çağırır gitmek istemez, derdi balonu bitirmektir, sinirlenen ablası çok kötü döver. Zeze de ona küfreder, babası demir tokalı bir kemerle neresine denk gelirse vurur, her tarafı morarır, acıdan bayılır. Diğer abla Gloria (Zeze'yi seven ve sevdiği ablası) ona bakar, iyileştirir.
    Babasından iyice nefret eder, artık o evde kalmak istemez. Evden çıkar, amacı kendini trenin altına atmaktır. Bıkmıştır horlanmaktan, dayak yemekten.
    ️Böyle insafsız babaların, vicdanına tüküreyim, sizin gibi babalar olmaz olsun.
    ️ Kardeşlerini sevmeyen ablalara da yazıklar olsun.
    ️Böyle güzel öğretmenlere de selam olsun, öğrencisini seven, kollayan.
    ️Sevgili anne, babalar lütfen çocuklarınızı dövmeyin, onları anlamaya çalışın.

    Zeze evden çıkıp Portekizli'nin yanına gider, çok güzel bir gün geçirirler. Beni babamdan iste, senin oğlun olayım der, ağlar adam. "Onlardan seni alamam ama bundan sonra sana öz oğlum gibi davranırım, daha sık görüşürüz" der. Zeze çok mutludur.
    Bir gün okuldeyken çocuklardan biri, Portekizli'nin arabasına tren çarptığını arabanın paramparça olduğunu söyler. Zeze koşarak okuldan çıkar, olay yerine gidecektir, tanıdık biri engeller. Zeze hayatının en büyük acısını yaşar, yolda düşer bayılır. Büyüğü olan Totoca onu bir evin önünde hasta bulur, eve götürür. Zeze için hayat bitmiştir. Küçücük yüreğine kor gibi bir acı oturmuştur.

    ️Kıymayın Zezelere, onların da duyguları var. İnsan yerine koyun, sevin, kollayın. Hayat acımasız, insanlar daha da acımasız. Zeze'nin hikayesi yüreğimi parçaladı.
    Ne diyeyim alın, okuyun. Sevgisizliğin nelere yol açtığını görün.

    ️Tezer Özlü, üzerine bu kitap, perişan etti beni. Ne okuyacağım bunların üstüne

    Sevgiyle kalın dostlar, huzurlu geceler
  • 390 syf.
    ·3 günde·Puan vermedi
    Muhteşem ikiliye kaldığım yerden devam. O kadar uzun zaman oldu ikinci kitabı okuyalı ama hala heyecan kaldığı yerden devam. İkilimizin başı bu sefer Bones'un atası olan Mencheres'in karısı Patra ile beladadır. Ama bizim süper ikili yine iş başında. Olay, tarih öncesine dayanıyor. Patra, çok güçlü ve usta bir vampir. Ayrıca Kleopatra'nın kızı. Bu kitapta onun haricinde Vlad'la tanışıyoruz. Kendileri şu çok meşhur vampir Dracula. Vampirler, gulyabaniler derken soluksuz okudum. Sırada diğer kitaplaaar.

    #OKUDUMBİTTİ
    #ALINTI

    BAZI ŞEYLER MEZARDA KALMAZ…

    Yarı vampir Cat Crawfield'ın hayatının en güzel zamanlarıydı. Ölümsüz sevgilisi Bones'un da yardımıyla ölümlüleri kanun dinlemeyen ölümsüzlerden başarıyla koruyordu. Ne var ki Kedicik'in, gerçek kimliğini acımasız kan emicilerden saklamak için peşpeşe taktığı maskeler biraz eskimişti! Kedicik için tehlike çanları çalıyordu.

    Bu da yetmezmiş gibi, Bones'un geçmişinden çıkıp gelen bir kadın onu mezara gömmeye kararlıydı. Hem de bu kez sonsuza kadar! Cat, intikam peşindeki bir vampirin ağına düşse de, ne yapıp edip Bones'a yardım edecekti. Birlikte ölümcül bir büyüyü durdurmaya çalışırlarken, özel ajanlık yetenekleri bu kez Cat'in imdadına koşmayacaktı. Bütün vampir içgüdülerini sonuna kadar kullanmak zorundaydı. Kendini ve Bones'u, mezardan da beter bir sondan kurtarmak istiyorsa tabii!
  • 74 syf.
    ·Beğendi·8/10
    #OkudumBİtti
    #KitapYorumu

    #FranzKafka
    #Dönüşüm

    Can Yayınları
    Çeviri:Ahmet Cemal

    Kitaptan önce, yazar hakkında bilgi vermek istedim

    Yahudi asıllı Praglı yazar 3 Temmuz 1883 yılında doğdu. Liseden 1901 yılında mezun oldu ve ardından Prag’taki Karl-Ferdinand Üniversitesine girdi. Kafka, Hukuk tahsilli yazarlardan biriydi. Eserlerinde suç, özgürlük, yabancılaşma gibi dönemin edebiyatında sıklıkla işlenen temalara ve konulara değindi. Despot bir babası vardı ve Kafka’nın babasıyla ilişkisinin etkileri eserlerine yansımaktaydı.
    Kafka, 3 Haziran 1924’te 40 yaşında öldüğünde ardında birkaç eser bıraktı. Bu eserlerden en çok bilinenleri Dava, Dönüşüm, Şato ve Milena’ya Mektuplar adlı eserleriydi.
    Kafka, yakın arkadaşı Max Brod’a eserlerinin hepsini yakmasını vasiyet etti. Kafka’nın vasiyetini yerine getirmeyen Max Brod, Kafka’nın dünya edebiyatında önemli bir yer almasına sebep olmuştur.


    Bir sabah böcek olarak uyandığınızda ne hissederdiniz? Aman Allah'ım düşüncesi bile ürkütücü
    Gregor Samsa bir sabah uyandığında kendini kocaman bir böceğe dönüşmüş olarak buldu yatağında.
    Ne olmuş bana böyle diye düşündü? Gördüğü düş değildi, her zaman ki yatağında ve odasındaydı, işe gitmek üzere kurulu saati çalmış ama duymamış geç kalmıştı. Yedi trenine yatişmek için acele davranması gerekiyordu, annesi odanın kapısını çalıyordu, geç kaldığı için.
    Dev gibi bir böceğe dönüşmüş olsa da, beyni, düşünceleri Gregor'du.
    Aile oğullarının böcek halini görüp, ona iğrenç bir varlık gibi davranmışlardır, annesi birgün eski haline döneceğine inansa da baba sert ve acımasız davranmaktadır.
    İlk başlarda kız kardeşi yemek verip, odasını temizlerken sonraları kendi haline bırakmıştır.
    Dışlanan, ezilmek istenen, hor görülen ve yalnız bırakılan Gregor kendi başına kalmıştır, onun için zor günler başlamıştır...

    Kitap böyle devam etmekte, başladığınızda dev bir böceği okuyacak hissi kötü gelse de, içine alıyor sizi, kendinizi Gregor'a üzülürken, hatta ağlarken buluyorsunuz.

    Yazarın babasıyla arasının kötü olduğunu Dönüşüm'de de hissediyorsunuz. Oğluna kötü davranan, sert, geçimsiz bir baba modeli var.

    Babası "Ailenin üzerine pis bir böcek gibi yapıştın" demiş. Bilinç altında oluşan bu eziklik, Dönüşüm ' e dönüşmüş, bana göre.

    Kitapla kalın sevgili kitap dostları
  • 256 syf.
    ·Beğendi·10/10
    "Ben yürümenin,marş adımı atmanın ötesine geçip uçabilenler için yazdım"diyen Rus yazar Yevgeni Zamyatin'in BİZ eseri, beni gerçekten derinden etkileyen bir distopya örneği. Tüm distopya örneklerinin Atasıdır diyebilirim.. (evet,buna kesinlikle emînim )Aslında hakkında yazılacak o kadar çok şey var ki hangisinden başlayacağımı bilemiyorum..
    "İnsanı suçtan arındırmanın tek yolu onu özgürlükten arındırmaktır"fikri-eylem ile insanları itaatkâr,biat eden birer ruhsuz makinelere dönüştüren totaliter bir rejim ancak bu kadar mükemmel kağıda aktarılabilirdi.Tüm distopya yazarlarına ilham olan bu eserin temel kavramları da oldukça dikkat çekici
    Örneğin;saat tableti,kişisel saat,annelik standardı,yeşil duvar,iyilikçi,koruyucu vb.gibi.Dikkatimi çeken bazı katı Kurallarından bahsetmek istiyorum.
    İçki-sigara yasak! (Kendini nikotin ve özellikle alkolle zehirleyenlere karşı "Tek Devlet" acımasız davranıyor.)
    Gece 22.30'dan sonra sokağa çıkmak yasak!
    22.30'dan sonra uyumamak suç sayılıyor!
    İtaat erdem,gurur ise kusur görülüyor.
    Ruhu olan, kişisel bilinci olan insanlar(!) bir mikrop gibi görülüyor,hasta kabul ediliyor.
    Herkesin birer numarası var.Ama genel adları BİZ.(D503 bizlikten çıkar ben'e evrilir.)
    Evleri şeffaf cam ve devlet izni olmadan perdeleri kapatamıyorlar.
    Tüm sokaklarda kameralar,mikrofonlar var. En ufak bir fısıltı dahi koruyucuları(bir çeşit polis) harekete geçirmeye yetiyor.
    Pembe kağıt izni ile sex yapmalarına izin var.
    Her yıl düzenlenen"Fikir birliği günü"diye adlandırdıkları kutsal bir günleri var. O gün, İyilikçi diye adlandırdıkları yarı-tanrı'yı seçiyorlar.(48.kez seçmeye zorlandılar.)
    Karşı çıkanı, baş kaldıranı devlete yapılan hakaretin metafizik bir maddesi gibi görüyorlar,yok ediyorlar.
    insanın özgürlüğü=O (sıfır) ise hareket etmez temel mantığı ile işleyen bir distopya..
    Aklıma gelenlerden bazılarını yazdım fakat inanın okuduğunuzda daha fazlasını bulacaksınız.
    "İşte ben herkesle aynı hizada,ama yine de herkesten ayrıyım."#biryerlibiryabanci #tekrarokuyorum
    #minervaokuyor #okudumbitti #kitapalıntıları #kitaponer #kimneokudu #kitap #biz #zamyatin #distopya #antiutopia #kitapalıntıları#meltekitabizm#dipçem