• Gökyüzünün sonsuz olduğunu öğretmek isterdim sana. Yağmurun gözyaşlarımıza karışmasını. Aynı hatıralara birlikte ağlamayı dilerdim. Birlikte biriktirdiğimiz hatıralara... Küçücük ellerini avuçlarıma aldığımda gözlerimin içine bakıp bir kez olsun "anne!" dediğini duymak istiyorum sadece. Sadece tek bir sözcük Hazan'ım. Kendim için değil, duymak için değil, senin için istiyorum. Bir kelime ile başlayacak her şey ve sonra her şeyini anlatacaksın. Acını, öfkeni, hüznünü anlatabileceksin. "Acıktım, üşüdüm, yoruldum" diyeceksin. "Özledim, Seviyorum" diyeceksin.
    Canın yanarken bile sessiz kalıyorsun ya... İşte ben buna dayanamıyorum.
  • GÜL ŞİİR

    Geceyarısı, karanlık bir bozkırda
    Işıklar içinde akan bir tren kadar yalnızım
    içinde onca insan, içinde dünya...
    Soluk soluğa, demirden bir ırmağa mahkum
    Ve bilmeyen sonsuzluk nedir,
    Haklı olan kim bu kargaşada?
    Ateş ve su, yaşam ve ölüm, irin ve şiir
    Ucu bucağı olmayan bu çığlığın
    Ortasında nasıl barışılabilir?
    Anlamak isterim, hangi yasa
    Bir beşikle bir darağacını
    Aynı ağaçtan, ne adına varedebilir?

    Sorular sormak için geldim şu dünyaya
    Yasım acıların yasıdır
    Boynumu üzgün bir çiçek gibi kırıp da
    Yollara düştüğümde, başımda deniz köpüklerinden
    Ya da sabah yellerinden bir taçla
    Yürüdüğüme inanırdım - yanılırdım
    Geceyi günle, acıyı sevinçle kardığım
    Bu söylencenin bir yerinde durakladım
    Ve anlatamadım, konuşamadım bir daha.

    Acını ödünç ver bana, gözyaşlarını
    Damarlarında uyuyan sevinci ödünç ver
    Yitirdim çünkü onları da..
    İlenmiyorum, el çırpmıyorum artık
    Ne aklımda yaşadıklarım üstüne düşünceler
    Ne de geleceğime dair bir tasa.
    Gelirken çan çalmıyor yalnızlık
    Bir adam, bir sokak, bir ev
    Yüzle, gülüşler, susuşlar boyunca

    Soruların vardı senin, ne çok soruların
    Gözlerin dünyayı eleyip dururdu boyuna
    Bir fısıltı gibi başladı sevgim
    Çığlık oldu, kağıtlarda çiçek açtı sonra
    Sonrası...Mutlu bile olduk bazı
    Artık sen yadsısan da ne kadar
    Ya da ben bilmiyorum mutluluk nedir
    Anlatsın yollar, yollar, yollar...

    Şimdi gece, soluğumu verdim içime
    Az önce kağıtlara gül kuruları serptim
    Dolaplardan kekik, nane kokuları çıkardım
    Öylece serptim, seni yazacağım diye
    Sen ki, deniz görmemiş bir deniz kızısın
    Aklımın almadığı bir yerde, öylesin
    Şimdi gece, iki kişilik bu yalnızlık
    Bize artık yeter de artar bile...

    Dünyanın ölümünü gördüm, suyun toprağın
    En yakın dostlarımın birer birer
    Vakitsiz açan çiçeklerin, vakitli doğan çocukların
    Ölümünü gördüm, ama kimse
    İnandıramaz beni öldüğüne sevgilerin!
    Yaşam ki bir kum saatidir usulca akan
    Dolan sevgilerimizdir biz boşaldıkca
    Yaşımız biraz da sevgilerimizin akranıdır
    Vereceğimiz tek şey budur dünyaya.

    Şu dağılgan yüreğimi, şu köpüklere imrenen
    Yüreğimi bir gün yollara atarsam
    Bir gün bir nehir yataklarına dolarsam, korkarım
    Suyumun çoğu senden yana akacak
    Bütün sözcüklere adını ekleyeceğim
    Güldeniz, Gülekmek, Gülyağmur, Gülsarap
    Gülaşk, Gülsiir, Gülahmet, Gülerhan
    Ey gül yaşamım, yitip giden düşlerim!

    Gecelerdi, solgun - sessiz tüterdi yüzün
    Yatağımda bir kımıltıydın, dilimde türkü
    Uykusunda konuşurken sesini öptüğüm
    Varmak için beyninin kıvrak dağ yollarına
    Kokundu, bedenimi saran o ince buğu
    Esintisinde usul usul yürüdüğüm
    Ki değişmem yaseminlerle, portakal ağaçlarıyla..

    Sanki bir kız yürürdü yollarda
    Evimin sokağına girer, paspasa ayaklarını silerdi
    Kapımı açardı gümüş bir anahtarla
    Sanki hep gelirdi, sevişirdik bazı, konuşurduk
    Tozlu kitapların yığıldığı odalarda
    Kalırdı duvarlarda gülüşünden bir tini
    Yatağımda bedeninden bir oyuk.

    Benimse ellerim titrerdi, alnının aklığından
    Saçlarına saçlarına doğru titrerdi
    Şimdi kağıtların üstünde gidip gelen ellerim
    Titremiyor artık , yolunu biliyor şimdi
    Geceyarılarını çoktan geçti
    Bu şiir bitmeyince varolmayacak ellerim
    Ellerim uykusuz, ellerim geberesiye yalnız
    Süzülüp alçalıyor karanlığa doğru.

    Bütün yaşamım seninle geçiyor belleğimden
    Seninle var ve seninle sürüp gidecek artık
    Bir akdeniz kentinde limon koklayan
    Ve hep ufkun ardına bakan çocuk
    Acıyı buldu sonunda, kanayan bir gülden
    Çaldı yüzünü bir yaşamlık
    Geçer şimdi dumanlı bir kentin sokaklarından
    Şaire çıkar adı - az buçuk kaçık.

    Yeryüzünden silinmiş ırkların sonuncusuyum ben
    Oturup da şimdi aşk şiiri yazmam bundan
    Gülsün köpek sürüsü, lime lime edip
    Bu dizeleri, satsınlar haraç-mezat
    Doğru, benden sonra da tufan kopmayacak
    Ama haykıracağım laflarını tuzla kesip
    Yitip giden bu aşkı, nefesim tükenene dek.

    Beynime bir sarkaç gibi vuruyor sorular
    Neresinde yanıldık biz bu yaşamın?
    Hangi el bozdu büyüyü, hangi yazı
    Acılara hüküm verdi, soldan sağa taşarak?
    Kalbimde yıllardır kabuk bağladı yaralar
    Ödüm kopuyor, bir gün hepsi birden kanamaya başlayacak diye
    Yenilmeyeceğim, boyun eğmeyeceğim hiçbir şeye
    Hep direnen bir yanım kalacak
    Adımın soluk izi, acının seyir defterinde.

    şimdi gece, bindokuzyüzseksenikiyle
    Üçyüzaltmışbeşi çarp - oradayım işte
    Yorgun değilim, umarsızım yalnızca
    Geçmişle geleceğin öpüştüğü yerde bir nokta
    Gibiyim ve çoktan dürüldü defterim
    Uçurumlar üstünde uçuşur dizelerim
    Onlara köprü olacak bir beden yoksa da..

    Bu benim yalnızlığım, dalsızlığım benim
    Kana kana içtiğim çeşmelerden susayarak ayrılmak
    Titreyen bir ışık karanlıklarda
    Onu kim görebilir, kim tanıyabilir?
    Sonuda hep bir soruyla karşı karşıya kalmak
    Boynumun borcu bu, ödenmedi yıllardır.

    Her aşktan böyle bir şiir kaldı bende
    Yaşamımın bir dilimini özetleyen
    Unutuşun çiçekleri bunun için hiç açmıyor
    Donuyor bir gülüş tek bir dizede
    Yaşanmış yüzlerce anı, buruk bir özlem
    Çivileniyor beynimin bir yerlerine
    Geride -hayır- acılar filan da kalmıyor
    Bir boşluk yalnızca, uçurumlara özenen.

    Nefret ediyorum ve seviyorum seni
    Girdiğin bütün kapıları açık bırak
    Birazdan git diyebilirim çünkü..
    Çağım yalnız bırakmıyor beni, ellerini
    Tutuşumda, usulca öpüşümde dudağını
    Çağım aramızda çekilen kanlı bir bayrak
    Uzayan, akan bir irin yolu gibi.

    Sözcükleri güden çobanları var kalbimin
    Beynimin yaşamı saran kıskaçları
    Bitsin dediğim yerde bunun için başlıyorum
    Yitirdiğim her şeye dönüp de bakmam bundan
    Sensin yalnızlığa uzanan yolların düğüm yeri
    Ama şu anda içimde öyle çoğulsun ki
    Böyle irkilmezdim dünyayı kucaklasam.

    Çapraz yalnızlıklar astım göğsüme
    Yollarda bir savaşçı gibi yürüdüğüm doğrudur
    Gözlerle, dillerle kuşatılmış bir ülke
    kalbimdir ona tek sınır
    Susmayı bunun için severim bir çığlık gibi
    Donup kalır sesim kendi göğünde
    Onu ne anlayan, ne de duyan bulunur.

    Yaşamım sonsuz bir hac yolculuğuna dönüşüyor burada
    Kendi içimde ya da uzak yollarda
    Bulduğum ve yitirdiğim bütün varlıklar
    Bir mozayiğe biçim veriyorlar sessizce..
    Bende dünyanın acısıyla sevinci öpüşüyor
    Irmakların birleştiği o nokta benim
    İtilip tekmelendiğim bütün kapılarda
    Bana atılan her taş şimdi çiçek açıyor.

    Bir gün anlarsın beni neden suskunum
    Dünya içimde konuşurken böyle
    Bedenimi aşıyor yorgunluğum
    Karşında oturduğum masalardan dökülüp saçılıyor
    Bu öyle bir çığlık ki, susuşlar kalıyor geride
    Ondan öte her söz bir saçmalığı büyütüyor.

    Adını çoktan unuttun yüzün aklımda
    Ve bu şiiri neden sana adadığımı bilmiyorum
    Ama her güzellik nasılsa kendi adını bulur
    Bunun için ben Gül dedim sana..
    Yine de bir çiçeğe bunca yağmur yağarsa
    Kökleri toprağı saramaz olur
    Üstüne titrediğim her şeyi yitirmeyi öğrendim çoktan

    Söylenecek bir tek sözüm kalmazsa
    Çizerim yüzünü kuşların kanatlarına
    Her çırpınışta gökyüzüne dağılır
    Yüzün, hücrelerine varana dek uçuşur.

    Kağıtların aklığına aşkın tortusu çöküyor
    Parklar, sokaklar, söylenmiş ya da söylenmemiş sözler

    Yazdıkça biraz daha unutuyorum seni
    Ve her yerde düş tacirleri, şiirseviciler
    Bir şeyleri yorumlayıp duruyorlar aptalca
    Büyüteçlerle inceliyorlar şu yitik ömrümüzü
    Ben aşkın son hasatçısı, son peygamber
    Gülünç, soyu tükenmiş bir varlığı oynuyorum boyuna.

    Sana artık bir sığınak olsun bu şiir
    Noterlere ver onaylasınlar - her hakkı saklıdır
    Düşün, kalemimi sen tuttun yazarken
    Yeni okula başlayan bir çocuğa yardım eder gibi
    Öyle acemilikler yaptım ki ben
    Hiç kalır bu şiir onların yanında ve
    Nasıl ayaktayım diye şaşıyorum bazen.

    Görüp göreceği son şey bu şiirdir dünyanın
    Çığlığımdan arta kalan bunlar olacak
    Aklımın son kırıntılarını da burada harcıyorum
    Bundan böyle ibreler hep eskiye vuracak
    Yakınmıyorum, yerinmiyorum hiçbir şeyle
    Kalırsa odalarda unutulmuş birkaç şiir
    Bir yeniyetmen in altını çizeceği dizeler benden
    Senin adın nasılsa bir gün hepsini tamamlayacak...
  • Korku. Kor dediğin ateşin alevli közü.

    Ku… dediğin belki kul belki kuş belki kum.

    Korda yanan kul,

    Kordan kaçıp uzaklara uçan kuş,

    Korla kızmış ayak kavuran kum.

    Korku. Kork dediğin emirdir.

    u… dediğin belki umut belki uyku.

    .

    Çocuk olmak güzeldi her şeye rağmen.

    Fakat büyümeye başladım.

    Değiştim.

    .

    Ne oldu bana? 

    değiştim. 

    Doğru olanı bilmek zormuş. 

    Ne özleyebiliyorsun ne de unutabiliyorsun. 

    Hem hayatına son hızla gelişerek devam edebiliyorsun 

    hem de hep geçmişte kalan bir tarafını teselli etmeye çalışıyorsun hala. 

    başka bir hayal kurabiliyorsun onsuz. 

    Hem buz gibi hem hala sıcaksın. 

    Fakat değiştim. 

    Etkilenmemeyi, umursamamayı öğrendim. 

    Yaprak döken tarafım cennete ısmarlarken eskiciye sattığım hayallerimi,

    bahar bahçe yanım aynada kendimi görmemi sağladı. 

    Cehennemimden utanmamayı öğrendim. 

    Cenneti özlemek yerine cennetin Sahibine güvenmeyi ve sığınmayı öğrendim.  

    .

    Yabancı biriydi bunları düşünenler. Kesinlikle ben değildim. Nasıl olur? 

    Daha önce hiç görmediğimden eminim. acı biber sürülmüş çocuk ağzı gibi kızarıklığı etrafına yayılmış bir ağız, dudaklarının arasında çalıntı gibi duran çatlak ses… hayır, ses çıkarmadan konuşuyordu. dili kara yılan sinsiliğinde kıvrılıyordu dişlerinin arkasında. Dokundum omuzlarına. Ürperticiydi soğukluğu mu demeliyim sıcaklığı mı, tuhaf hissettiriyordu. Aynaya hohlamışım da sıcak nefesimin buğusu soğuk aynayı ılıtmış gibi. Ne öfkeleniyordum ne de rahatlıyordum. Yoruyordu. 

    Her neyse. Kimi kandırıyorum. Evet. Hepsini ben düşündüm. Kesinlikle o bendim. Nasıl mı, yorgundum. Hala yorgunum gerçi. Derler ya “ hayat!”…

    Açıklayayım, aynaydı. Karşısında durdum öylece ve sadece gözlerime baktım. içine, tam göz bebeğine. İçimde kalanları gördüm. 

    Yıkıldı yıkılacak bir sokak duvarına yaslanmıştım. Oturur vaziyette, dizlerimi kucaklamışım. Gözyaşım sümüğüme karışmış, yine çocukça bir şeylere içlenmiş ağlamışım. Ne zaman ağlasam dudaklarımın kenarı kızarır. Boğulur boğazım, titreyip durur anlatmak istediklerim. Yine donmuştum işte. Kim olduğu fark etmezdi aslında sadece sarılmak istemiştim sıcak bir kucağa. Ben bırakana kadar da gitmesin…

    Gelmemişti kimse. Ben de anlatamamıştım. Koşa koşa doğru caddeye… yok, intihar değil, hıh, hatırlıyorum tabi ya, camını sileceğim bir araba durur da üç beş kuruş alabilir miyim diye kırmızı ışığı beklemeye koyuldum. Yandı kırmızı. Camı karartmalı, lüks bir araba durdu önümde. İyi temizlensin diye hohladım. Yanmıştı nefesim. Buz gibiydi cam. Sildim. Ayna gibi olmuştu. Kendimi gördüm. Gece düşmüştü çoktan gözlerime. Yorulmuştum. İşin garibi aracın sahibi yaptığıma kızmamıştı. Lamba hala kırmızıdaydı. Zaman mı durmuştu ne?  

    .

    Ne zaman büyümek istesem 

    çocukluğumu özlüyorum

    Ne zaman hatırlasam o günleri

    Acı anılarım düğümleniyor nefesime

    Büyümüş hissediyorum kendimi

    Ağlıyorum çocuk gibi

    .

    Gülmek zorundasın mutlu olduğunu ıspatlamak için.

    Ütüsüz çarşaf gibi kırışmalı göz çukurların.

    kirpiklerinde debelenmeli yüzünde huzur bulmak isteyen.


    Ağlamak zorundasın acının dokunulabilir olması için.

    akmalı tuzlu kanın yanaklarına kavisler çize çize

    kesik nefesinden dağılan alevle terlemeli saç tellerin

    dinlemeli ve “anlamalı” acını paylaşmak isteyen


    ara sıra mutlu olmalısın sıkılmamaları için 

    acını paylaşmalısın samimiyetine inanmaları için.

    Sakın ha!

    Sakın içimde kalsın deme. 

    Diyemezsin. Duymalılar. 

    Korkuyorlar bilmedikleri her şeyden anlasana.

    Dost olduklarına inanmazlar sonra.

    Sadece susmak ve sarılmak…

    Çok şey istiyorsun. 

    Bu öyle zor ki.


    Konuşmak zorundasın sana yardım edebilmeleri için

    Muhtaç olan sensin nihayet!

    Sakın ha!

    Sakın düşme bu tuzağa!

    Bırak kalsın…

    Bilseler ne olacak?


    Kendin olmak zorundasın hayaller kurabilmek için

    İstemiyorsan atma kahkaha, bakma kimsenin gözlerine

    İstemiyorsan sakla yaralarını içinde, açma kimseye

    İstemiyorsan sesini çıkarma, bak göğün derinliklerine

    İstiyorsun biliyorum.

    Sadece sussun ve sarılsın birileri.


    Sakın ha!

    Sakın bilmesin bunu kimse.

    Sarılacakları birkaç dakika…

    Susacakları, seni sevdiklerini söyleyene kadar.

    Yine konuşacaklar.

    Senin de konuşmanı isteyecekler karşılık olarak

    Mutlu olduğunda gülmeni,

    Acı çektiğinde ağlamanı bekleyecekler.


    Biliyor musun?

    Yaşamak zorundasın güzel ölmek istiyorsan

    Yaşamak istiyorsan katlanmak zorundasın.

    Katlanabilmek için bilmelisin ki 

    Onlarla yaşamayı öğrenmek zorundasın.

    Ve sakın ha!

    kimse sonsuza kadar susamaz ve sarılamaz.

    İsteme bunu kimseden.

    Bekleme kimseyi bunun için.

    Bırak, içinde kalsın.

    .

    Geçmişteki hatalarımı telafi etmeye karar verdiğimde, 

    İçimdeki bir ses diyor ki; yüzün var mı?

    Diğer ses de diyor ki; başka yolu var mı?

    Ve her yeni hatamda birinci ses daha da güçleniyor;

    Af dilemeye yüzün var mı?

    Diğer soru içimde kıvranıyor;

    Allah’tan başka kapın var mı? ...

    .

    Kovarım asamla gitmez penceremden sinek gezer odamın küflü kokusu. Hey gidi… başım taptaze karabiber dökerdi aşıma. Yumak yumak kireç düşüyor şimdilerde ne çare… tünerim bir kanepeye dalıp gider gözlüğümden kırıp camlarını firar eden kör bakışım. Kara bıyık altından sırıtır romatizma yüklü bulutlar. Geçen gün komşular mavi gök sarı gelin almış dediler. Hayırsız… bir ütü basmaz suratımdaki çaputa ah. Ağırlaşmış kulağımda kemiklerimin çıtırtısı. Ağzımdaki son değirmen taşı da öğütmez bir daneyi. Vallahi garezinden! Tutturmuş gider bir deprem şarkısı ellerimden. Derken acı acı tüter güya ısınmış yemek yanığı. Tencere derdine kim düşsün al etmişken yağmur feryat figan koparır dizlerimin tellalı.

    .

    Rüzgarın salladığı salıncağımda nefesim kesiliyor

    Kanayan burnum oluyor

    Kan kokusu üşütüyor yüreğimi

    Daha hızlı sallıyor, esiyor, estikçe uçuyorum

    Kanatlanan ruhum oluyor

    Başım…

    Toprağı öperken bedenim ürperiyor

    Kalkmaya çalışıyorum.

    Sallanmaya devam ediyor, çarpıyor, ağrıyan başım oluyor

    Durmuyor, elimi kaldırıyorum, dur!

    Kemiğini sızlatıyor parmağımın

    Ağlamaya başlıyorum bağıran içimdeki çocuk oluyor

    Ben susuyorum gözlerim konuşuyor

    Dinleyen sadece salıncağım oluyor, bekliyorum

    Yavaşlıyor ninni gibi, duruyor.

    Sanki acımı uyutmuş çağırıyor beni

    Binen ben oluyorum, sallasın diye rüzgarı çağıran…

    Burnundaki kanlı sümüğü içine çeke çeke gülümseyen

    İçimdeki çocuk…

    .

    Ve hırçınlaşır ansızın durgun deniz. o anda yemyeşil bir bahçede bulursun kendini. Rüya bu ya tam koklayacakken çiçekleri uyandırıverir seni perdesi kapalı pencerenin boğucu gölgesi.

    .

    insanları yargılamadan önce dinleyin. Yoksa sözlerinizle infaz ettiğiniz birinin suçsuz olduğunu öğrendiğinizde bir ölüyü yeniden hayata döndürüp ondan özür dileme yetkisini kendinizde bulamayınca vicdan azabı çekersiniz.

    .

    ne yapabilirdim ki 

    dövüyordu fırtınalar yaprakları meyveler feryat ediyordu 

    namusuna son bahar estikçe kanıyordu ağacın dalları

    ağlıyordu dimdik gövdesi kuruyordu göz pınarları

    zalimdi fırtınalar ne yapabilirdim ki

    ölüyordu mevsim gülmekten

    zevk alıyordu fırtınayı azmettirmekten

    tohumlar… toprak sarıyordu yaralarını

    kuşlar yalıyordu cerahatini sen yem yiyorlar sanıyordun

    hayır alnından öpüyorlardı geride kalan tohumların

    sen güneş açıyor gökte sanıyordun

    hayır o başını okşuyordu doğmamış yavruların

    ne yapabilirdim ki çürüyordu etleri meyvelerin 

    soyuluyordu yaprakların derisi

    yetim tohumlar…

    onların kemiklerine sarılıp onları özlüyordu mezar başında

    dudakları kurudukça gözyaşı döküyordu biri ötekilere

    hüzün damlıyordu diğerlerinin boğazına

    karınları hasretle doyuyordu

    ne yapabilirdim ki savaştı bu

    doğacaklardı ve öleceklerdi onlar da bazı çocuklar gibi kimsesiz

    kim niye dertlensindi onlar günahsızdı

    cennete gideceklerdi nasıl olsa…

    .

    hani çocukken de aslında her şeyi anlıyorsundur. Fakat yetişkinler bunu görmezden gelir. çünkü onlardan küçüksündür. Bir yetişkin olduğunda da hala o her şeyi anlayan çocuksundur. Fakat çocuklar bunu görmezden gelir. çünkü onlardan büyüksündür.

    .

    dinlediğin müziğin feryatlarını dahi duyamazsın ya zihninin gürültüsünden…

    .

    uzun bir zaman geçer güneşin önünden 

    gölgesi ömrün olur kısacık…

    .

    Özlemek uzakları

    Bulutların akına karışmış karlı dağların arkasından

    Çıkıp gelivermeyen birileri buğusuna karışmış 

    Gözlerinde yağmurun ıslağından

    Penceresinde odanın sıcağından

    Ellerine damlamış yaşı

    Tutamamak ışıkları

    Gecenin ardına saklanmış güneşin utancından

    Gülüvermeyen çehreleri 

    efkara dalmış dumanında katil öksürüğünden 

    yakışında çay bardağından maşukları

    .

    Yetmediğini anlamak yetişmeye çalıştığın her şeye…

    .

    Kul, yar hatrına yaşayacak kadar bu dünyadan ölecek.

    .

    Kanatları titrer mi kelebeklerin de uçmaya başlarken…

    .

    Büyümelisin çocuk

    Bedelini ödemelisin saflıklarının

    Kötüleşmeden güçlenmelisin çocuk

    Elini tutmalısın saf insanların

    Vefakar olmalısın çocuk

    Yıllar geçse de 

    Elinden tutanların halini hatrını sormalısın

    Hayırlarını ummalısın

    İyi olmalısın çocuk

    .

    Kızmamalısın çocuk kırılmamalısın

    Her kaşını çatan kötü değil inan

    Dinlemelisin sevmelisin bazen sadece

    Bir gülümser yüz değmemiş gözler var

    Anlayışlı olmalısın rahat bırakmalısın


    Gülmelisin çocuk neşelenmelisin

    Hayat ihtiyarlamış

    Hüzne boğabileceğin kadar ömrü kalmamış inan

    Yaşamalısın tadını çıkarmalısın sadece

    Bir iyimser söz değmemiş kulaklar var

    Hoş konuşmalısın 

    şiirlerin ardından Şarkılar yazmalısın


    Durmamalısın çocuk kımıldamalısın

    Ölüler yalnızca kabirde yatmıyor inan

    Canlanmalısın elimi tutmalısın sadece

    Kalkıp rüzgarın sesiyle ritim tutup

    İki tur halay çekmemiş ayaklar var

    Bir türkü tutturmalısın

    .

    Bir fani ateş ki cehennem olur

    Kul acınası

    Bir ilahi aşk ki

    Ateşine pervane olunası

    .

    Kelebek

    Gündüzün gökyüzünde mavisin

    Gecenin karanlığında kara

    Gözlerine baksan bir çiçeğin, neşesin

    Kapasan gözlerini, yara

    .

    Tekerrür eden tarihleri var şu kısacık ömrümün

    İstikamet üzere istikrar isterken yollar

    Ben sessizce beklerim şu anımı Kovalarken yıllar

    .

    Baktıkça hatırla ne kadar korkaksın 

    Ne kadar cesaretin var düşlerinde

    Nasıl da mahzun göçmüş çocukluğun şu anına 

    Başını okşa umutların

    Gözlerinde şefkat açsın

    Sen hayal kur

    Nasılsa dünyanın güveni gurbete göçmüş


    Baktıkça hatırla ne kadar siyahsın

    Ne kadar saklı güneşin var

    Nasıl da gölge çökmüş üstüne

    Işık tut dağılsın

    Cehenneminde cennet açsın

    Sen gülümse 

    Nasılsa dünyaya kasvet çökmüş


    Baktıkça hatırla ne kadar kalabalıksın

    Ne kadar bir başınasın

    Nasıl da birikmiş anılar gözlerinin altına

    Gökyüzü yaş döktükçe yıkansın

    Çorak toprağı duyguların

    Sen hatırla

    Nasılsa unutanı çok dünyanın 


    Baktıkça hatırla 

    ne kadar ateşsin ne kadar güneş

    nasıl da yapışmış yakana dünya

    nasıl da yakışmış yüreğine dualar

    sen acizliğinin farkında ol

    nasılsa herkes hakimi dünyanın


    Baktıkça hatırla 

    ne kadar boşvermişsin Ne kadar umursayan

    nasıl da şikayetçi herkes her şeyden

    nasıl da onlar gibisin

    herkesten mükemmel

    nasılsa birkaç parça beze sarılıp

    bir avuç toprağa sığacaksın

    kim seni nereden bilecek yıllar sonra

    sen kendini akışına bırak

    istersen rezil ol

    kim ağası olmuş bu dünyanın

    kim veziri olmuş hangi padişahın


    Baktıkça hatırla 

    Korktuğun nedir neye cesursun

    Ne kadar memnunsun halinden

    Ne kadar kızgınsın diğerlerine 

    Nasıl da dışındasın sahnenin

    Sahnenin tam ortasındasın

    Nasıl da yanılıyor kafanın içindeki koca ses

    Sen tıka kulaklarını git

    Bak göreceksin 

    Umrunda değilsin kimsenin

    Rahatlayacaksın…

    .

    Zorlandığında hatıralara dön 

    yüzünü ekşit

    Zira eşit değil bu hayatta imtihanlar 

    kimi cahile göre adil de değil

    beklentilerini eksilt 

    Kabul et! 

    Eksiksin acizsin 

    varlığın bir deri bir kemik ve

    ruhuna tercüman bir yürekten ibaret

    ...

    Bu kendine yaşattığın zorunlu hafıza kaybı

    Rahatlatır evet

    Lakin insaf et biraz kendine acı! 

    İnsansın yalnızsın bu nefsinin aybı

    Bilirim ruhunda kaynatır kazanları 

    sanırsın ki cehennem azabı! 

    birilerini yada bir mucizeyi 

    beklemekten vazgeç

    Beynindeki ıstırabı 

    anlatamazsın sabret! 

    ...

    Unutmakla teskin oldum zannedersin

    Nafile! 

    Bilinçsizce gömersin derinlere

    Bilmeden aldatırsın kendini 

    Aldanırsın kendine saklanırsın 

    yinede sobelenirsin

    Yenilirsin 

    Kaybedersin güveni

    ...

    Aradığın sıcacık bir sarılmayı 

    bekleyemezsin kimseden

    Elini koy kalbine 

    unuttur kırılmayı kızmayı

    Kimselere söylemeden tek kelime 

    Kaybolmayı dene ama ölmeden! 

    Yaşamayı dene gizlice 

    Sarıl doyasıya sol yanına

    teselli ol kendine 

    ...

    Yalnız mısın, sanmam !

    çek içine okkalı bir nefes ümitlen! 

    Tek günahkar sen değilsin

    Bir silkelen! 

    Gözlerinden tek dökülen yaşlar değil

    Yakala! 

    Yanaklarına düşmesin manalar 

    tut hepsini bakışlarında kalsınlar

    ...

    Hatırla ki imtihanlı bu dünya

    Tek kaybeden sen değilsin 

    Düşün insanları, yaşadıklarını-haketmeyen tek sen misin 

    Sor kendine verilen nimetlere şükretmeyen sen değil misin?

    .

    Haramlar dolaşıyor gözlerime 

    Gözlerim ah çok acıyor

    Günahlar sarmaşıyor ellerime

    Ellerim kapatmıyor gözlerimi

    Gözlerim kayıyor cehenneme

    Cehenneme dönüyor hayatım

    Ayaklarım emekliyor cennete

    Cennete gidemiyor yüreğim

    Yüreğim, hep arafta kalıyor.

    .

    gözyaşımla doldurduğum kadeh !

    İçmek için koşacağım sana lakin 

    Bir ihtiyar kadar ölgün adımlarım .

    Ve ölmüşüm gibi donmuş suretim .

    Geçmişim kadar sahte bir hayat bu

    Ve ben sarhoş olmak için seçilmedim 

    Yaşamak arzusundayım aslında ben 

    Lakin gömmek istiyor bilinmezliğin .

    .

    Yüreğimden kopan bir çığlık kadar sessiz haykırışlarım.

    Gözlerimden yağan sağanak bir yağmur kadar ıslak...

    Ellerimden tutan şu rüzgar kadar serin Hayalin 

    Ve inad edercesine hislerime tutsak...

    Düşlerimden seçilen kabus kadar karanlık mı kaderim? 

    Bilemem, susar birgün belki sayıklayışlarım.

    Sevemem isyanı, ümid ederim, lakin

    son nefesim gibi yorgun yakarışlarım.

    .

    Dertsiz görünür asi kulun sözde rahat yaşar dinden ahlaktan bihaber. İsyankardır üstüne üstlük. Lakin hidayet nimetine en muhtaç odur Rabbim. Ruhu sensizlikle azaptadır. Senin firakında gurbettedir. Sabreder farkında bile olmadan. Esirdir nefsine. işkence eder şeytanlar kalbine. Yaradır her zerresi.sıkılır gönlü her gecede. Acır soluğu zikrinsiz. Çilelidir başı. Sana sığınacağını bilmez. Kimsesiz sanır kendini. Yapayalnızdır Rabbim. Senden gafil kalan kulun Senden uzak oluşunun zulmü altındayken mazlumdur. Yardımına muhtaçtır. Yardım et Rabbim.

    .


    Bir bebek masumluğundayken sofi, bataklıkta hisseder kendini. Çünkü pişmandır. Varlığının şükrünü, derdinin sabrını eda edemediği için. Nazlı nazlı ağlar, anasına şefkat veren mürşidine yetmiş katını veren Rabbine dönerek.

    Merhametin de yaratıcısı olan Rabbi, sever nimetiyle, imtihanıyla.

    Her defasında ya düşer ya kalır sofi. Döner ağlar, saklanır ağlar, ağlar, ağlar… gözyaşına kevser döken peygamber olur. Başını okşayan bir ramazan rüzgarı. Cennet ipekleriyle saranı, cemaliyle sarılanı Rabbi olur. Bilmez sofi. Ağlar da ağlar.

    .

    Yarım kalan her adımda yolda kaldığımı hissediyorum... 

    Tökezleyip düştüğüm her kaldırıma sarılıp ağlıyorum...

    Başımı çarptığım her taşa bulaşan kanımı,

    Ne kadar uğraşsamda silemiyorum...

    Kalkmak istiyorum ayağa, dimdik! 

    Bacaklarım titriyor ayakta duramıyorum...

    Neye kızmalıyım şimdi atamadığım adımlara mı? 

    Öfkemi kime vurmalıyım Kaldırım taşlarına mı?

    .

    Dili yok mudur acının,

    Neden anlatamıyorum? 

    Sesi yok mudur ki,

    Kimseye duyuramıyorum?

    Tadı yok mudur ki tatsınlar?

    Bilseler ya ne kadar zor .

    Kokusuz da mı yoksa bu? 

    Verdiği ıstırabı bir anlasalar...

    .

    gözlerimdeki feryadı dinliyorum, dargın...

    zorla susturulmuşum.

    dudaklarımın sıkılışına bakıyorum, kızgın...

    zorla güldürülmüşüm.

    Susuyorum, madem öyle istiyorlar...

    susunca da kızıyorlar, anlamıyorum.

    dayanıyorum, madem üzülüyorlar...

    gözyaşlarım darılıyor bu kez isyan ediyorlar...

    gülümse diyorlar, sana gülmek yakışıyor!

    ağlamayı kim ister ki?

    ya ben anlatamıyorum

    ya da onlar...

    hayır, anlamıyorlar...

    .


    Boyacı çocuk sıcak bir yaz günü çadırına dönerken, kendisini terlettiği için güneşi cezalandırmak istedi. Kara lekelere bulanmış elindeki, boya sandığını bir kenara bıraktı. Düşünmeye başladı. Onu dövsem bu zalimce olur bana yakışmaz, kızarsam da kalbi kırılır dedi kendi kendine. Sonuçta güneş kötü biri değildi. Cebinden pembe çizgili beyaz bir mendil çıkarıp terini sildi. Kaşlarını çattı. Mendile de boya bulaşmıştı. Sokağın başındaki hayrat çeşmesinde yıkamalıydı. Boyası çıkmazsa… hayır, kirli mendille gezemezdi. Üstü başı kapkara boyaydı. Ne var ki o mecburiyetti. Mendilse karakterini yansıtıyordu, kirli olmamalıydı. Derin bir nefes alıp verdi çocuk. Gözlerini kısıp güneşe bir yan bakış fırlattı. Kalkıp sandığını yüklendi. “hadi yine iyisin ki ben iyi bir çocuğum. Şimdi eğer ben kötü bir çocuk olsaydım seni çoktan yere indirmiştim. Yat kalk dua et bana” deyip gülümsedi. Güneş de ona gülümsedi. Güneş hakikaten hatasını anlamış olmalıydı. Çünkü kış geldiğinde mevsim boyunca utancından olsa gerek hiç ısınmamıştı. Çocuk çadırın yırtık yerinden gökyüzüne bakıp “aferin, dedi. Şimdi üşüyor olsam da sözümü dinlemen hoşuma gitti”

    .

    Cehennem mi yakmış da ateşiyle tehdit ediyor canımı

    Cennet mi gel diyor cilvesiyle kendine çekiyor canımı

    Hesabımı onlar mı görmüş de böyleler

    Nereden biliyorlar sol yanımı 

    Belki umursamıyorum canımı

    Ben beni değil cananımı …

    .

    gece güneş gündüz ay olur

    karanlıkta ışıklara 

    sabahlarda umutlara 

    bakma yalancılar

    .

    Toprak! Hiçbir yağmur seni böylesine tuzlu bir suyla sırılsıklam etti, şişirdi mi?

    Allah beni topraktan yarattı.

    Elim topraktan, gözkapaklarım topraktan, yanaklarım topraktan…

    Gözlerimden yağan yağmur öylesine sağanak ki 

    yanaklarım tuzlu su yutmaktan şişti, şişirdi gözlerimi, kaşlarımı, dudaklarımı…

    aahhhh… çok yorgunum!

    .

    Onlar, içlerindeki taşı saran birer şeker kabuğu. Sen üstü tozlanmış bir şekersin. Onlar rengarenk yüzleriyle ÜSTler. Sen, üstündeki tozlarla pasaklı, aşağıda. Onlar adaletsizlikten vazgeçmeyecekler. Sen, arındıkça tozlarından, iyisi de gelecek kötüsü de gelecek tadına. Gülümseyeceksin. Onlar, şeker olduğunu zannettikleri taşlarıyla ezdiklerini zannedecekler seni. Sen parça parça olsan da her zerrende tatlı olacaksın. Sen ezildikçe, onların sertliğine bulaşacaksın. Ancak o zaman sızlatacak adalet, onların taşa doymamış damaklarını. Senin, ömrün tükenecek yalakaların ağzında. Eriyeceksin bulaştığın taşların tozunda. Yine de tadını korumakla, onların, kabuklarından çıkıp dürüstlüğü görmelerine vesile olacaksın. Şeker kabuklarının cazibesine aldanma. Saklanma, şeker kal, tatlı kal… güçlü yetişkinler anlamasa da şu çocuklar anlayacak seni. Tozlarını temizleyip öpecekler alnından.

    .

    anlatıyorlar. dinliyorum. 

    Bıksam da belli etmiyorum.

    Oysa az daha yesem kusacağım kadar yediğim bir yemek gibi her kelimesi. 

    Dudaklarımı zorla gülümsetiyorum. Yahut şaşırmışçasına açıyorum gözlerimi.

    Zaten can atıyorlar ya işe yarıyor ve daha hararetle anlatmaya devam ediyorlar.

    Sonra nazikçe “anlıyorum” diyorum. 

    Bu çoğu kez tatmin ediyor. Geçici de olsa susuyorlar.

    .

    Yazmak ve düşünmek istiyorum.

    Bununla ne elde edeceğim?

    Bir şey elde etmem gerekmiyor ki

    Hayatımı bununla geçirmek istiyorum.

    Gezeceğim, göreceğim, okuyacağım, gözlemleyeceğim…

    Yazacağım ve düşüneceğim.

    Yazdıklarımı okuduğumda “kendimi bulabiliyorsam” amacıma ulaşmışım demektir.

    Kendimi mi arıyorum?

    Neredeyim?

    Böyle soruları kendine hiç sormadan yaşayan INSANLAR var.

    Ve oturduğu yerden yahut (çalışma,eğlence… çoğaltabilirsiniz) masasından kalkıp,

    düşünen İNSANLARa sesleniyorlar:

    “Çok düşünürseniz aklınızı kaybedersiniz!”

    Ya aklımı kaybettiğim yerde ruhumu bulursam?

    Ya ruhumu bulduğumda bedenimin farkına varırsam?

    Bedenim…

    Kimine gore güzel kimine göre çirkin.

    Ama bana göre kesinlikle “lüzumlu”.

    Ruhumun tahtırevanını taşıyacak bir hamal lazım değil mi?

    Ruhumu bulmak ve sevmek istiyorum.

    Ya ruhumun da bulmak ve sevmek istediği başka bir şey varsa?

    … (bunu kendiniz itiraf edin)

    Yegâne cevabı bildiğim halde neden hâlâ böylesine durgun ve boşluktayım anlamıyorum.

    Neden dalgalanıp doldurmuyorum kıyılarımı?

    .

    Yürümek istiyordu. 

    Hüzünlüydü. 

    Üzerindeki siyah kaşe palto hoştu. 

    Yaprak dökmüş çıplak ağaçlar da tamamdı.

    Fakat elinde kırmızı bir şemsiye, ayağında kırmızı bir bot yoktu. 

    mesela, paltosuyla uyumlu, klasik tarzda şapkası olan 

    bir beyefendi…

    Nasıl bir tablonun düşüydü bu böyle? 

    Evet rüzgar titretiyordu dişlerini. 

    Estikçe, dudakları kuruyor çatlıyordu. 

    Burun kemikleri donuyordu doğru.

    Fakat yağmur bile yağmıyordu ki ne şemsiyesi… 

    .

    Asfaltın buğulu gözleri sıcak bakıyordu katilin çatık kaşlarına.

    Gözlerinin kısılma noktasına yağlı terler akıtıyordu güneş.

    Hararetle alıp verdiği nefesin arasından simsiyah çürümüş köpek dişi rahatlıkla görülüyordu.

    Dili damağı kurumuştu. Küçük dilinin deve dikeni gibi boğazına yapıştığını hissetti.

    Küfredecek oldu vazgeçti.

    .

    Gök severdim eskiden. Yıldız, bulut, yağmur… deniz seviyorum şimdilerde. Toprak, çiçek, insan… gök; nefesti, umuttu, ağıttı. Yer; ölüm, solmak, efkar.

    .

    FATMA ZEHRA AKYİĞİT FZA

    .

    DEVAM EDECEK...
  • 443 syf.
    ·4 günde·Puan vermedi
    #okudumbitti
    #StefanoElioD'Anna
    #Tanrılarokulu
    #438
    sayfa
    Selam canlar. Bana hep okuduğun kitapları hep seviyor ve tavsiye ediyorsun.. Hiç mi sevmediğin bir kitap olmuyor diye soranlar oluyordu. İşte şimdi çokta severek okumadığım bir kitabın yorumuyla sizlerleyim. Bu kitabın incelemelerine yorumlarına bir göz attımda benim gibi başlayıp yarım bırakan ve ikinci okumalarda bitiren o kadar çok kişi olmuşki. Bunların bazıları ikinci okumada beğenirken benim gibi okumasanızda birşey kaybetmezsiniz diyenlerde olmuş.
    Bir kere kitap bir kişisel gelişim kitabı. Bu tarz sevenler için güzel bir seçim olabilir. Ben sevmiyorum. İkinci olarak şunu belirtmeliyim ki din konusunda hassasiyetiniz varsa kitabın yanından bile geçmeyin.. Gerçi bu kitapta bu konuda yazarın çelişkilerle dolu olduğu fikrine de kapılmadım değil.
    "Gerçek iyileşme ancak içerden gelir"
    Bu ve buna benzer bir dolu alıntı paylaşabilirim. Kitabı sevmemiş olmam buna inanmamamdan kaynaklı değil. Tam tersine bunu yaşayarak öğrenen biri olarak tamda böyle olduğunu düşünüyorum.
    "İnsanın kendi hastalığını ve kendi hatasını görebilmesi zaten bir iyileşmedir"
    Kesinlikle öyle. Ve fakat böylesi cümlelerle dolu bir eserde arkasından şöyle bir cümle okumak insanda nasıl yani dedirtiyor
    "Bu kaza, çocuğu değil, senin dünyanı ilgilendiriyor ve senin işlediğin günahların sonucunda oldu" "
    Kazanın oluş şekline bakıldığında havada kalan bir cümle olmuş.. Hem dine inanmayıp hemde günahtan bahsetmek, bir trafik kazasını çocuğun babasının işlediği günahlara bağlamak çelişki değil de nedir? Sevemedim...
    " Güvende olman için günahsız olman gerekir.. Ayıpsız""
    Eee o vakit hiç kimse güvende değil dağılalım demi ama..
    " neyin varsa sat, parasını yoksullara ver, böylece gökyüzünde bir hazineye sahip olursun"
    İskender pala od kitabı okuyanlar bu cümlenin özüne orada rastlamıştır zaten.
    "önemde ilk olan, öncelikte ilk olur"
    Kendini seven tüm dünyayı sever. Kendinize her gün birkaç doz kendimi seviyorum deyin, bu kendini beğenmişlik demek değildir.
    "Sadece düşleyen kişi zenginliği yaratabilir"
    Yazar hem bunu söyleyip hemde diyor ki kitabın bir başka yerinde " herkes olduğu ölçüde düş kurar. Sıradan bir insanın krallık düşü kurması yanlıştır" eeee finalde sölediğin şeyle yine çelişki içinde değil misin sevgili yazarım.
    Kitabın finali
    "Düşle.. Düşle.. Düşle.. Düş kurmayı asla bırakma.. Gerçekler ardından gelecektir..

    Ve son olarak kitapta benim için işte bu dediğim cümle.

    " "Acını içinde tut.. Onu anla.. Onu sev.. Ondan kaçma""
    Kanserle mücadelemde kendime ilke edindiğim bir inançtı zaten bu. Kitapla ve sevgiyle kalın. Hayat bir şekilde öğretiyor nasılsa. Benim Dreamer'im kanserdi.. Siz daha güzel bir şekilde öğrenirsiniz umarım. Son olarak
    " her şeyde kendinizi suçlayın, başınıza her ne gelirse gelsin kendinizi sorumlu tutun. Tüm sırların sırrı, Mea culpa'dır. Suç benim"
    Bu söze insanın kendi elinde olan şeyler için katılabilirim. Biz izin verdiğimiz için yaşanıyor kişisel bir takım şeyler. Ama toplumsal olaylarda bu söze çok katılamayacağım. İncir kuşları kitabını yada leyla kitabını okuyanlar bilirler orada yaşananları. Yani şunu sormadan geçemiycem. Suada kendi istediği için mi yaşadı tüm o iğrenç şeyleri. Bazı cümleleri kurarken iki kere düşünmek gerek değil mi??
  • @FirstLove_
    Seninle ilk tanıştığımız gün bu kadar güzel arkadaş olacağımızı düşünmemiştim. Çünkü bana ilk başlarda sadece biri ile ilgili sorular soruyordun .d Neyse, sonra bir gün o gitti. Çok üzgündün sen, destek oldum sana, sen de bana.

    O zamandan bu yana hep böyle gitmiyor mu zaten? Sen bana destek oluyorsun, ben sana. Gerektiği zamanlar ailem oluyorsun, beni herkesten çok koruyorsun, yanımda oluyorsun. Beni mutlu etmek için birçok şey yapıyorsun...

    Bir ara seninle gerçekten zor zamanlar geçirdik, yan yana olmasak bile birlikte geçirdik o zamanları. Ve sen hep destek oldun bana. Bir kere bile yalnız bırakmadın beni. Kimseye anlatamadığım şeyleri sana anlatabildim. Yine sen yardım ettin bana. Ne olursa olsun hep yanımdasın, bunu biliyorum...
    Unutma ki ben de üzüldüğünde seni mutlu etmek için, yalnız hissettiğinde elini tutup yalnız olmadığını söylemek için, ağladığında gözyaşını silmek için, canın yandığında acını paylaşmak için, birine sarılma ihtiyacı duyduğunda sana kocaman sarılmak için her zaman yanında olacağım. Aldığın her kararda arkanda olacağım. Sen ağladığında seninle ağlayacağım, güldüğünde seninle güleceğim...

    Tanıştığımızdan bu yana yanımda olduğun, bana destek olduğun için teşekkür ederim. Senin gibi bir arkadaş, dost bulmak kolay değil. Umarım bu arkadaşlığımız bitmez💙. Benim için gerçekten çok değerlisin.)

    İyi ki tanıştık, iyi ki benim arkadaşım, kardeşim oldun. İyi ki doğdun, iyi ki varsın. Seni gerçekten çok ama çok seviyorum...
    Doğum günün kutlu olsun 🖤🎈

    Hayata inatla tutunmaya, her zaman umutlu olmaya devam et. Unutma, sen hayatı yenecek kadar güçlü bir kızsın.
    Bundan sonra daha çok güzel anılar edinmen ve daha çok mutlu olman dileğiyle, nice senelere 🎈🎈

    (Ha bu arada benimle arkadaş olduğun için şanslısın, unutma bunu .d
    Sonuçta iyi kötü her anında yanında olan bir arkadaş bulmak kolay değil yanii.
    Böyle gıcık biri olmama rağmen bana katlandığın için teşekkür ederim jxnsjxnsjx.
    Senin de aşağı kalır bir yanın yok aslında, bazen çok sinir ediyorsun beni ama neyseeee, bugün senin doğum günün diye susuyorum. Yoksa neler neler derdim sjsjsj.
    Sen söylemeden ben söyliyim, beni çok sevdiğini biliyorum.d ve ben de seni seviyorum zjbsjzbs.)

    Hadi şimdi sarıl bana(づ。◕‿◕。)づ