• Acinin ve gözyaşının cografyasi yoktur. Baskalarinin acisina sevinenler gun gelir kendi gozyasinda bogulur!
  • ''biliyor musun güçlü dağları görmenin zamanıdır''

    https://soundcloud.com/...kuyan-usame-soylemez
  • Bir çocuğun gözünden bir ömür anlatılmakta. Şeker Portakalı'ndaki Zeze ile hemen hemen aynı hayat ama başka yaşamlar.
    ..
    ..
    Bol bol masallara, efsanelere  doyulacak bu kitapta. Boynuzlu Maral Ana kitabın tamamına hakim olan masal.
    Kahramanımız doğduktan sonra anne ve babası onu terk etmiştir.Dedesi Mümın ona bakmaktadır. Kıvrak Mümin olarak tanınır. Küçüğün, gencin yapması gereken işi de o yapar yaşlının, yaşıtının yapması gereken işi de o yapar. Düğünde, cenazede tepsilerde yemek ve çay dağıtır insanlara. Aslında egosu olmayan, mütevazı bir kişiliğe sahiptir Mümin dede, bundan dolayı kendisine"Kıvrak"denilmiş. Oysa ne yalan bilir, ne laf taşımayı ne de dedikodu yapmayı. Kendi halinde yaşayan biri.  Ama gel gelelim toplumda böyle insanlara saygı duyulmaz hor görülür. Yediden yetmişe herkes onunla senli benli konuşur. O ise bunlara pek aldırış etmez. Kızı ve damadı gittikten-daha doğrusu çocuklarını terk ediyorlar-sonra erkek torununa o bakmaya başlar. Bir de Bekey adında, çocuğu olmayan bir kızı daha vardır. Oğlu da on sekiz yaşında askerdeyken şehit olmuştur.Mümin dede hayat arkadaşını yıllar önce kaybedince ikinci kez evlenir. Ama bu eşindende yuzü pek gülmez, sürekli kendisini eleştirip sürekli konuşan bir tip.Dağlık alanda eşi, torunu, kızı, damadı Orozkul, Seydahmet ve Seydahmet'in karısı Gülcemal ile kızı yaşamaktadır; toplamda sekiz kişidirler. Bekey ve Orozkul'in çocuklar olmaz. Dağ korucusu olan Orozkul -tüm dağ işlerini Mümin dede yapar, o ise şölenlere katılıp içer' zil zurna sarhoş olduktan sonra sırf bir çocuk doğurmuyor diye karısını deli gibi döver. Gerçi deli gibi diyorum ama sevgili Dostoyevski̇ Suç ve Ceza eserinde şu cümleyi yazar, " Sarhoşlar delilerden daha tehlikelidir." Sarhoş aklıyla kadıncağızı mosmor edinceye kadar döver. Belli bir karekteri olamayan, kendine ait olmayan orman ağaçlarını yiyip içtiklerine peşkeş çeken biri.Ah, Mümin dede kızı dövülürken eli iki yanına düşer de bir şey yapamaz! Hoş karısıda karışma diye tembihler her defasında. Bu arada Mümin dedenin karısı torununu hiç sevmez ve ona hep yabancı der durur.
    ..
    ..
    Romanın tamında insanı canı acıyor, söz konusu bir çocuk olduğunda. Saflığın, korkunun, güzelliğin aynası olan çocuklukta, insanın kalbi bir başka atıyor.
    Kitabın sonu ne yazıknki mutlu sonla bitmiyor, inançlar bazen mecbur kalındığında çiğnenebiliniyor. Aytmatov'un kaleme aldığı her eserinde muhakkak bir sosyal mesaj vardır.

    Cengiz Aytmatov'un gözüyle bu romanı değerlendirmek istiyorum. Beyaz, barışın simgesi; gemi bağımsızlığın; çocuk, saflık ( kimsesiz ve yönetimlerin baskısı altında kalan çocuk, acının çoğrafyası yok, çocuğunda adı yok. Ne demiş büyük üstat İsmat Özel, "Bebeklerin ulusu yoktur."); dede, kökleşmiş bir medeniyet; damat, içimizdeki düşman, diktatör. Neden mi bunlara başvurdum? Çünkü Aytmatov'un yaşadığı dönemin Rusaya'nın egemen olduğu ve komünist yönetimin olduğu bir dönem. Durum böyle olunca alelen hiçbir şeyin yazılamayıp daha çok kapalı anlatımların yani imgesel anlatımın yoğun olduğu bir dönem. Yazarın Gün Olur Asra Bedel, Dişi Kurdun Rüyaları vb.örnek gösterilebilir.
    Siyasete bulaşmayıp ama halkının bilinçlenmesine önayak olan bir yazar.
  • ve her köşe bir tuzaktır
    birer darağacıdır her meydan saati
    öğle vaktini kesinlikle gösteren
    oysa hep güçlü dağları görmenin zamanıdır
  • Latin Amerika. Haksızlığa uğramışlığın, direnişin, acının, sömürünün coğrafyası. Kimilerine göre ABD'nin arka bahçesi, kimilerine göre uyuşturucu, fuhuş ve cinayetin kol gezdiği uzak durulması gereken tehlikeli bir bölge, kimilerine göre öcü komünizm diyarı, kimilerine göre de sosyalizmin çiçek açtığı bir dünya cenneti.
    500 asır öncesine kadar dünyanın geri kalanının varlığından bile haberdar olmadığı bu devasa kıta Venedikli tacir Colombus'un ayak basmasıyla (1492) Avrupa medeniyetiyle! tanışmış oldu. Ve Avrupalıların ilkel gözüyle baktığı kadim İnka, Maya ve Aztek medeniyetine karşı insanın kanını donduracak bir katliam ve sömürü de başlamış oldu. Milyonlarca insan öldürüldü bir o kadarı kendi topraklarında köle gibi çalışarak öldü ve kıtanın tüm değerli madenleri ve gümüşü yüzlece gemiyle Avrupa'ya taşındı. Bir toplumu ayakta tutan en önemli şey tarihi hafızadır. Bunun farkında olan İspanyollar yerli kavimlere ait tüm tapınak ve iehirleri yok etti, yazma eserleri yaktı, batıl inanç diyerek dinlerini yasaklayıp zorla katolikleştirdi ve sömürge şehirlerinin en bilindik meydanlarına devasa katedraller dikti.Böylece binlerce yıllık kadim Maya, İnka ve Aztek medeniyetleri ucuz Amerikan filmlerindeki efsanelere indirgendi
    Birkaç yüzyıl sonra tüm Latin ülkeleri Avrupa devletlerinden bağımsızlıklarını sırayla kazandılar, ancak hiçbirisi tam bağımsızlığa ve istikrara kavuşamamıştır.
    Buket ŞAHİN. Latin Amerika hayranı bir gezgin. Bu kitap da onun gezi notlarından oluşuyor. Ancak bu kesinlikle turistik bir gezi değil. Sırasıyla anlattığı her ülkenin sömürge geçmişini, yerli kültüre ait önemli merkezleri ABD'ye karşı direnişin tarihini, önemli devrim hareketlerini ve devrimcilerini, edebiyatını, müziğini anlatıyor. Bu ülkeler nasıl birer muz cumhuriyetine dönüştü, kahve ve kakao plantasyonları nedir, GDOlu gıdalar, topraksız köylüler, tüm tarım topraklarını elinde tutan zengin beyaz azınlık, And Dağları, fakir yerlilerin kurduğu pazarlar, askeri darbeler, devrimciler,... Latin ülkeleri ile ilgili bilinmesi gereken pek çok bilgi kitapta mevcut.
    Ancak yazar Latin Amerika'nın devrim tarihini yüceltme işini biraz abartmış bence. Okurken sanki tüm Latin ülkeleri devrimci liderler sayesinde ve halkın kesintisiz desteğiyle ABD'ye net tavır koymuş ve ülkelerinde barış, huzur ve ekonomik refahı sağlamışlar hissine kapılıyorsunuz. Keşke gerçekten öyle olsaydı. Bir de pek çok devrimci uygulamayı Türkiye'dekilerle kıyaslama yoluna gitmiş ve bazen Türkiye'deki sağcı hükümetleri eleştirmek adına yapay benzerlikler kurmaya çalışmış, ve çok tekrara düşmüş. Hatta meşhur yazar Galeano ile yaptığı söyleşiden sunduğu bir kesitte sanki yazara Türkiye'yi şikayet ediyor. Bana tezat gelen bir diğer husus da sıkı bir sosyaliat olup turistik mekanları tamamen reddederek sırt çantasıyla yerli halkın izlerini takip etmek için adeta bir devrim turuna çıkan ve tüm kitap boyunca Amerikan emperyalizmine veryansın eden yazarın 16 yıldır Amerikan kapitalizminin merkezi Manhattan 'da Wall Street' de analist olarak çalışıyor olması. Yorum sizin.
  • içimde bir boşluk demişti, kemirip duruyor zihnimin kıvrımlarını. Bak demişti, bir kemirgen kadar doğal değil ama. bir insan kadar hoyratça...
    Bir coğrafyası olmalıydı insanın, üzerinde hak iddia etmeden nefes aldığı. bir varlık sahası kazanmalıydı.
    bak dedi yeniden... herkesten uzak, kendi köşesinde sırtı dönük ben, duyumsuz, duyusuz, edimsiz ve sebepsiz ben... böyle olmamalı insan. okuduğunda, sustuğunda, sonsuzun bir ucundan diğer ucuna kadar acıyla dolduğunda, acısever bir başa yaslanmalı gövden, o an yani ansızın, düşünmelisin içinin karanlığını en çok hangi tanrının anladığını. acının kendisi, tahammül kölesi yapar insanı. bak dedi: git, bir coğrafya edin, sevginin tamamı insandan başka her nesneye koşmadan önce.
  • Adı yasak,dili yasak acının her halinin mübah olduğu, binlerce katliamın yapıldığı ve hala da devam eden ölümlerin ,kıyımların acının coğrafyası...bugün günlerden zilan Katliamı