• Sanatın etkisine karşı duyarlı olan kişiler ona mutluluk kaynağı ve yaşam tesellisi olarak yeteri kadar yüksek bir değer biçmeyi bilmez. Fakat sanat bizi hafif bir uyuşturucu gibi etkilemektedir ve yaşamın zorluklarından kaçacak geçici bir sığınaktan başka hiçbir şey sağlayamaz; etkisi, gerçek acıyı unutmamızı sağlayacak kadar güçlü değildir.

    Diğer bir yöntem ise daha enerjik ve daha detaylı işlemektedir. Bu yöntem, gerçekliği, bütün acının kaynağı olarak görmekte ve birlikteyken hayatı çekilmez kılan ve bu yüzden kişinin herhangi bir şekilde mutlu olacaksa bütün ilişkilerini kesmesini gerektiren tek düşman olduğunu düşünmektedir. Yalnızlığı seven kişi bu dünyaya sırtını dönmektedir; onunla yapacak hiçbir şeyi olmayacaktır. Fakat kişi bundan fazlasını yapabilir; onu yeniden yaratmayı, yerine en dayanılmaz özelliklerin ortadan kaldırıldığı ve kişinin kendi isteklerine uygun olanların yerini aldığı yeni bir tane inşa etmeyi deneyebilir. Umutsuzluğu ve isyanı içinde bu yola çıkan kişi genellikle çok uzağa gidemeyecektir; gerçeklik onun için güçlü olacaktır. Delirecektir ve genellikle bu çılgınlık nöbetinde yanında, kendisine yardım edebilecek hiç kimseyi bulamayacaktır. Fakat her birimizin, dünyanın kendimiz için dayanılmaz olan yönlerinin yerine arzu gidermeyi koyarak ve bu aldanmayı gerçekliğe taşıyarak bir şekilde paranoyak gibi davrandığımız söylenmektedir. Çok sayıda insan bu çabayı hep birlikte gösterdiğinde, mutluluk güvencesi ve gerçekliğin aldatıcı dönüşümü yoluyla acıya karşı korunmayı elde etmeye çalıştığında özel önem kazanacaktır. İnsanlığın dinleri de bu türün kitle aldanmaları olarak sınıflandırılmalıdır. Bir aldanmayı paylaşan kimsenin bu durumu böyle kabul etmeyeceğini söylemeye gerek bile yoktur.
  • 336 syf.
    ·8 günde·Beğendi·10/10
    Yuval Noah Harari: 21. YÜZYIL İÇİN 21 DERS
    Mahmut Özçelik
    İnsan zihni gerçekliği değerlendirmekten aciz kalınca felaket senaryolarına sarılır.
    Belki de 21.yüzyılda halk ayaklanmaları, insanları sömüren sermaye sahiplerine karşı değil de artık kendilerine ihtiyaç duymayan sermaye sahiplerine karşı yapılır.
    Başlangıçta ‘liberal anlatı’ esasen ortasınıf Avrupalı erkeklerin özgürlükleri ve ayrıcalıklarını umursuyordu ve işçi sınıfı, kadınlar, azınlıklar ve Batılı olmayanlara duyarsız görünüyordu.
    Yozlaşmış bir oligarşi, dur durak bilmeyen kriz selini bahane ederek egemenlik süresini dilediğince uzatabilir.
    Teknolojik devrim kısa süre içinde milyarlarca insanı iş dünyasının dışına atıp, mevcut hiçbir ideolojinin nasıl başa çıkılacağını bilmediği ani toplumsal ve siyasi değişimlere sebep verecek genişlikte işlevsiz bir kitle oluşmasına yol açabilir.
    ABD Silahlı Kuvvetleri predator ya da reaper modeli insansız uçakların Suriye’nin tepesinde uçurulması için uçak başına otuz kişiye ihtiyaç duyuyor ve uçuşların sonucunda toplanan bilgilerin analiz edilmesi için en az seksen kişi daha gerekiyor.
    Çoğu insan 19.yüzyılda at arabası sürücüsü iken taksi şoförlüğü yapmaya başlayanların değil, 19.yüzyılda büyük bir hızla iş sahasının bütünüyle dışına atılan atların kaderini paylaşabilir.
    Değişim her daim stres kaynağıdır.
    Aşırı Ortodoks Yahudi erkeklerin yüzde 50’si hiç çalışmıyor, hayatlarını Kutsal Metinlerin incelenmesine ve dini ritüellere adıyorlar, kısmen genellikle kadınlar çalıştığından, kısmen de temel yaşamsal gereksinimlerinden eksik kalmasınlar diye devletin sunduğu yüklü yardımlar ve ücretsiz hizmetler sayesinde, ne onlar aç kalıyor ne de aileleri.
    Referandum ve seçimler her zaman insanların duyguları ile ilişkilidir, mantıkları ile değil.
    Sık sık bir sürü insanın bir filmi şaheser diye övdüğünü duyar, kendimizi filmi izlemeye mecbur hisseder ve yarısında uyuya kalsak da kültürsüz görünmek istemediğimizden herke se ne kadar muhteşem olduğunu söyleriz.
    Duygu deyince aklımıza merhamet, sevgi ve empati ile ilgili şeyler gelir genellikle ama savaş zamanı kontrolü sıklıkla ele geçiren duygular korku, nefret ve acımasızlık olur .
    Küreselleşme ve internet ülkeler arası açığı kapatsa da sınıflararası uçurum derinleşme tehlikesi taşıyor.
    Küreselleşmenin meyveleri giderek belli grupların tekeline girerken milyarlarca insan geride bırakılıyor.
    Şimdiden en zengin % 1’lik grup dünya servetinin yarısını elde tutuyor, daha da tedirgin edici olanı, en zengin 100 kişinin servetinin en yoksul 4 milyar insanın toplam servetinden çok olmasıdır.
    Biyomühendislik ve yapay zeka alanında ilerleme süreçlerinin bir araya gelmesi sonucu insanlık, küçük bir insanüstü sınıfla işlevsiz Homo Sapiens üyelerden oluşan bir alt sınıf şeklinde ikiye ayrılabilir.
    Ulusal ailenizdekiler dahil milyonlarca kardeş veya Komünist Parti üyesi milyonlarca yoldaş tek bir gerçek kardeşin yada arkadaşın sağladığı sıcaklığı, samimiyeti sunamaz.
    Dolayısıyla insanlar her zamankinden daha bağlantılı bir gezegende, her zamankinden daha yalnız hayatlar yaşıyor.
    Teknoloji bu son yüzyılda bedenlerimizden uzaklaştırmaya başladı. Aldığımız kokuları ve tatları yitirir olduk, bunlar yerine akıllı telefonlarımıza ve bilgisayarlarımıza gömülmüş durumdayız.
    Siber alemde ne olup bittiği, oturduğumuz sokakta ne olup bittiğinden daha çok ilgimizi çekiyor.
    İnsanlar milyonlarca yıl dini kurumlar ve ulus devletler olmadan yaşadılar, muhtemelen 21.yüzyılda da bunlarsız mesut, mutlu yaşayabilirler.
    Hem facebook, hem de diğer çevrimiçi devler insanları on parmak, bir ekran ve bir kredi kartına bağlı bir çift göz ve bir çift kulaktan oluşan görsel işitsel hayvanlar şeklinde algılıyor.
    Günümüzde aşırı Ortadoks Yahudiler kamusal alanda kadın imgesine yer verilmesine izin vermiyor.
    Kadınların görünmesinin en ciddi şekilde yasaklandığı yer de sinegoglar. Ortadoks sinegoglarında kadınlar erkeklerden itina ile ayrı tutuluyor ve dua eden yada kutsal kitap okuyan erkekler eskaza kadın bedeni görmesinler diye bir perdenin arkasında yer alan sınırlı bir alanda duruyorlar.
    İnsanlar arasındaki en kuvvetli kimi bağlar bizzat savaşla kurulur. Fikirlerin,, teknolojilerin ve insanların dört bir yana yayılma hızı ticaretten çok savaşla artar.
    İsraillilerle Filistinliler, Ruslarla Ukraynalılar, Türklerle Kürtler küresel kamuoyunun kendi tarafını tutması için yarışırken hep aynı söylemi; insan hakları, bağımsız devlet ve uluslararası hukuktan dem vuran söylemi kullanıyorlar.
    İnsanlar hala farklı dini ve milli kimliklere sahipler. Ama konu devlet, ekonomi, hastane kurmak yada bomba yapmak gibi pratik meseleler olunca neredeyse hepimiz aynı medeniyete dahiliz.
    İnsanlar kimliklerini özetlemeye çalışırken sıklıkla ortak özellikleri listeler. Bu yanlış bir yöntem. Ortak çatışmaları ve açmazları listelemek daha iyi sonuç verir.
    Küresel sorunlara küresel cevaplar gerek.
    Homo Sapiens binlerce yıldır ekolojiyi hedef almış bir seri katil gibi davranıyor ama artık ekolojik anlamda kitlesel katliamlara yönelmeye başladı. Bu yoldan ilerlersek sadece birçok yaşam türünün kökünü kazmakla kalmaz, medeniyetin temellerini de yıkarız.
    Atom bombası kimsenin göz ardı edemeyeceği derecede bariz ve aniden olup bitecek bir tehdit. Oysa küresel ısınma daha örtük ve uzun vadeye yayılan bir musibet.
    İnsanlık dünya genelinde kabul gören etik yasalar tasarlayıp bunları yürürlüğe koymayı başaramazsa ortalık Frankenstein örnekleriyle dolup taşabilir.
    Yaşamın geleceğine ilişkin akıllı seçimler yapabilmek için milliyetçi bakış açısının ötesine geçip olaylara küresel, hatta kozmik bir çerçeveden bakmalıyız.
    Bir insan aynı anda ailesine, komşusuna, işine ve vatanına sadık olabilir ve olmalıdır; neden bu listeye insanlık ve Dünya gezegeni de eklenmesin ki?
    Eski Mısır’da yada Ortaçağ Avrupası’nda yaşıyorsanız hastalandığınızda büyük ihtimalle doktora değil, büyücüye görünüp hastaneye gitmek yerine bilindik bir tapınağı ziyaret ederdiniz.
    Devletler kimi durumlarda kendi kimliklerini desteklemek için yepyeni dinler icat edebilirler. Kuzey Kore rejimi vatandaşlarına Juche adında fanatik bir devlet dini aşılıyor.
    İnsanlığın gücü kitlesel işbirliğine, kitlesel işbirliği de ortak kurmacalara dayandığı sürece dinler, dinsel gelenek ve görenekler önemini koruyacaktır.
    Pratikte Şii İran, Sünni Suudi Arabistan ve Yahudi İsrail arasında şaşırtıcı derecede az fark vardır. Bunların hepsi bürokratik ulus devletleri, aşağı yukarı aynı kapitalist politikaları izliyor, hepsi çocuklarını çocuk felcine karşı aşılıyor ve hepsi bomba yapımı için kimyager ve fizikçilere itimat ediyor.
    Her kültürün başkalarını kabul etme ölçüsü farklı. 21.yüzyılın başında Alman kültürü göçmenleri Suudi Arabistan kültüründen daha sıcak karşılıyor. Bir müslümanın Almanya’ya göç etmesi hıristiyan birinin Suudi Arabistan’a göç etmesinden çok daha kolay.
    Teröristler zihin kontrolü ustalarıdır. Az sayıda insan öldürseler bile milyarlarca insanı dehşete düşürmeyi, AB ve ABD gibi büyük siyasi yapıları sarsmayı başarıyorlar.
    Her yıl diyabet ve şekerden yaklaşık 3,5milyon; hava kirliliğinden 7 milyon insan ölüyor, o halde neden terör bizi şekerden daha çok korkutuyor ve neden hükümetler kronik çevre kirliliği yüzünden değil de ara sıra yaşanan terör olayları yüzünden seçimleri kaybediyor?
    Bir devlette ne kadar az siyasi şiddet görülüyorsa terör eylemlerinin yarattığı kamusal şok da o kadar kuvvetli oluyor, Belçika’da birkaç insanın öldürülmesi aynı sayıda insanın Nijerya yada Irak’ta öldürülmesinden çok daha dikkat çekiyor.
    İnsanların aptallığını küçümsemeyin.
    İnsanların birbirlerine uyguladıkları şiddet yüzünden ölenlerin sayısı, tarım toplumlarının ilk dönemlerinde %15 ve 20.yüzyılda % 5 iken, günümüzde bu oran sadece yüzde 1’dir.
    ABD, Çin, Almanya, Japonya ve İran gibi İsrail de 21. yüzyılda en başarılı stratejinin kenarda oturup başkalarının sizin yerine dalaşmasını seyretmek olduğunu anlamış görünüyor.
    Şimdiye kadar 21. yüzyılda büyük bir güç tarafından kalkışılan tek başarılı işgal girişimi Rusya’nın Kırım’ı ele geçirmesi. Rus ordusu Şubat 2014’te Ukrayna’yı işgal edip Kırım Yarımadası’nı ele geçirdi.
    Rusya okul bahçelerinde kabadayılık taslayan çocuklar gibi davranıyor; en zayıf çocuğa sataşıp fazla da hırpalamıyor ki öğretmenler devreye girmesin.
    Romalılar, tutsak Yunan ve Galyalıları satarak gelir elde etmiş, 19. yüzyıl Amerikalıları, altın madenlerine ve Texsas’ın sığır çiftliklerine el koyarak zenginleşmişti. Fakat 21. yüzyılda bu yolla ancak cüzi bir kar elde edersiniz. Artık esas iktisadi varlık buğday tarlaları, altın madenleri hatta petrol kuyuları yerine teknik ve kurumsal bilgi ve bilgi de savaş yoluyla ele geçirilebilecek bir şey değil.
    Apple, Facebook ve Google gibi şirketler yüzlerce milyar dolar değerinde ama bu servetleri kaba kuvvetle elde edemezsiniz.
    İnsanların aptallığını hiç küçümsememek gerekir. İnsanlar hem bireysel hem de toplumsal düzeyde kendilerine zarar verecek eylemlerde bulunmaya meyillidir.
    Savaş herkes için felaket demektir ama bizi insanlığın aptallığından koruyacak ne bir tanrı var ne de bir doğa yasası.
    Dünyanın merkezi değilsiniz.
    Pek çok insan kendini dünyanın merkezi, ait olduğu kültürü de insanlık tarihinin kilit unsuru saymaya meyillidir.
    İsrailliler “üç büyük din” terimini genellikle Hristiyanlık (2,3 milyar), İslam (1,8 milyar), ve Yahudilik (15 milyon) için kullanır. Bir milyar üyesi bulunan Hinduizm, 500 milyon takipçisi bulunan Budizmin yanı sıra Şintoizm (50 milyon) ve Sihizm (25 milyon) hesaba katılmaz.
    Tektanrıcılığın yol açtığı bir şey varsa o da pek çok insanı eskisinden daha çok hoşgörü yoksunu kılması ve bu yolla din kaynaklı zulüm ve kutsal savaşların yaygınlaşmasına katkı sağlamasıdır.
    İnsanlar tanrıdan bahsederken çoğunlukla kendilerini küçük görüp tevazu sergiliyor ama sonra da tanrının adını kullanarak kendi kardeşlerine üstünlük taslıyorlar.
    Aynı din kimi insanlarda nefret ve bağnazlık, kimi insanlarda şefkat ve sevgi duygusu uyandırır.
    Hakikati ve merhameti savunmak beraberinde eşitlik ilkesini de savunmayı getirir.
    Laikler dünyanın evrenin merkezinde hareketsiz durduğunu sorgulayan Galileo Galiei’ye, 1789’da Bastille’ e akın edip despot XVI. Louis rejimini deviren halka ve beyaz yolculara ayrılmış otobüs koltuğuna oturma cesaretini gösteren Rosa Parks’ a hayrandır.
    Bilimsel hakikate, merhamete, eşitliğe ve özgürlüğe riayet eden her kes laik dünyanın üyesi sayılır ve takkelerini, haçlarını, türbanlarını yada alın boyalarını çıkarmaları için bir neden yoktur.
    Homo Sapiens’i diğer hayvanlardan farklı kılan ve bizi gezegenin efendisi konumuna yükselten bireysel aklımız değil, büyük gruplar halinde hep beraber düşünebilmemizdir.
    Birey olarak çok az şey bilmemize karşın, çok şey bildiğimizi zannediyoruz. Çünkü başkalarının kafasındaki bilgilere kendi kafamızdaymış muamelesi yaparız.
    Harcayacak zamanınız yoksa hakikate asla ulaşamazsınız.
    Sistem öyle bir şekilde teşkilatlanmış ki, bir şeyleri öğrenmek için çaba göstermeyenler cehalet içinde mutlu, mesut yaşarken işin iç yüzünü öğrenmeye çalışanlar da hakikate ulaşmakta büyük zorluk çekiyor.
    Bir kere söylenen yalan yalan olarak kalır ama bin kere söylenen bir yalan hakikate dönüşür.
    Nasıl Ortodoks kilisesinde kucağında bebek İsa’yı tutan Meryem ikonu eksik olmazsa, Sovyet okulları de minik Gelya’yı kucaklayan Stalin Baba ikonu olmadan olmuyordu.
    Hakikatin hüküm sürdüğü ve mitlerin kulak arkası edildiği bir toplum hayali kuruyorsanız Homo Sapiens ‘ten medet ummayın. Şansınızı şempanzelerde deneyin daha iyi.
    Günümüz dünyasında bilgi ve ilgi çok önemli mülkler. İlginizi bedavadan dağıtıp karşılığında sadece düşük kalite bilgi almak delilik. Yüksek kalite yemeğe, kıyafete ve arabalara para vermeye razı gelirken yüksek kalite bilgi için para vermeye niye razı gelmiyorsunuz?
    Sessizlik tarafsızlık anlamına gelmez; sessizlik statükoya arka çıkar.
    Değişmeyen tek şey değişimdir.
    Biyomühendislik ve beyinle bilgisayar ara yüzleri arasında kurulacak doğrudan bağlantılarla insan bedeni de eşsiz bir devrim geçirebilir. Bu yüzden çocukların bugün öğrendikleri 2050’de hiçbir işlerine yaramayabilir.
    Yoğun belirsizlik halinin bir arıza değil de bir özellik olduğu bir dünyada nasıl yaşanır?
    Durmadan hakim olduğunuz şeyleri geride bırakmak ve bilinmezliği benimsemek durumunda kalacaksınız.
    Suratları akıllı telefonlarına yapışmış şekilde sokaklarda dolaşan zombileri gördünüz mü? Sizce onlar mı teknolojiyi kontrol ediyor yoksa teknoloji mi onları?
    Bilgisayarların “hacklendiği” bir çağda yaşadığımızı duymuşsunuzdur ama bu gerçeğin olsa olsa küçük bir kısmı. Aslında insanların “hacklendiği” bir çağda yaşıyoruz.
    Çamaşırcılık yoluna baş koymuş bir çamaşırcı kadın, prenslik yolundan sapan bir prensten çok daha üstündür.
    Birine yardım edebilirsiniz, yardım ettiğiniz bu kişi de gidip başka birine yardım eder ve böylece dünyanın iyileştirilmesine katkı sağlar, uzun bir iyilik zincirinin küçük bir halkası olursunuz.
    Hayatın mutlak hakikatini öğrenmek istiyorsanız, törenler ve ayinler büyük engellerdir. Ama Konfüçyüs gibi toplumsal istikrarın ve uyumun peşindeyseniz, hakikat genellikle yükünüz haline gelir ama tören ve ayinler en iyi müttefikleriniz arasında yer alır.
    Tüm ayinler içinde en tesirlisi kurban kesmektir. Çünkü acı dünyadaki en gerçek şeydir. Acıya aldırmamak yada şüpheyle yaklaşmak imkansızdır. İnsanların bir kurmacaya inanmasını gerçekten istiyorsanız, onları bu yolda kurban kesmeye ikna edin.
    Şehitler olmadan ayakta kalabilen pek az tanrı, millet yada devrim bulunur.
    “Faşizm” kelimesi Latincede “çubuk demeti” anlamına gelen “fascis” kelimesinden gelir. Tek bir çubuk zayıftır ve bu çubuğu kolayca kırabilirsiniz. Fakat bir sürü çubuğu bir araya toplarsanız bir fascis elde edersiniz ve bu çubukları kırmak neredeyse imkansızdır.
    Kırmızı bir elmayı cezbedici, dışkıyı iğrenç yapan sadece insanın hisleridir. İnsanın hislerini çıkarınca geriye sadece bir tutam molekül kalır.
    İnsanların karşılaştığı en büyük soru “hayatın anlamı nedir?” değil, “acıdan nasıl kurtulunur?” çünkü dünyadaki en gerçek şey acıdır.
    Ölümü anlamanız için yaşamı anlamanız gerekir.
    Birçok bilim insanı da dahil olmak üzere birçok kişi zihinle beyni karıştırmaya meyillidir. Ama aslında ikisi birbirinden son derece farklıdır. Beyin; nöronların oluşturduğu somut bir ağken, zihin; acı, zevk, öfke ve aşk gibi öznel deneyimlerden mürekkep bir akıştır.
    Biyologlar beynin bir biçimde zihni ürettiğini ve milyarlarca nörondaki biyokimyasal tepkilerin de bir biçimde acı ve aşk gibi deneyimleri ürettiğini varsayarlar.
    Nesnel bir biçimde hislerimizi izlemeye çalıştığımızda ilk fark edeceğimiz şey zihnimizin ne kadar vahşi ve sabırsız olduğudur. Örneğin burun deliklerinizden nefesin giriş ve çıkışı gibi nispeten belirgin duyumu izlemeye yoğunlaşsanız bile zihniniz genellikle birkaç saniyeden fazla odaklanmaz, kısa bir süre içinde dikkati dağılan zihin düşünceler, anılar ve hayaller arasında gezinmeye başlar.

    KAYNAK: Yuval Noah Harari, 21.Yüzyılİçin 21 Ders, kolektif kitap, 5. Baskı, 2019, İstanbul
    Türkçesi: Selin Siral
  • Yuval Noah Harari: 21. YÜZYIL İÇİN 21 DERS
    Mahmut Özçelik
    İnsan zihni gerçekliği değerlendirmekten aciz kalınca felaket senaryolarına sarılır.
    Belki de 21.yüzyılda halk ayaklanmaları, insanları sömüren sermaye sahiplerine karşı değil de artık kendilerine ihtiyaç duymayan sermaye sahiplerine karşı yapılır.
    Başlangıçta ‘liberal anlatı’ esasen ortasınıf Avrupalı erkeklerin özgürlükleri ve ayrıcalıklarını umursuyordu ve işçi sınıfı, kadınlar, azınlıklar ve Batılı olmayanlara duyarsız görünüyordu.
    Yozlaşmış bir oligarşi, dur durak bilmeyen kriz selini bahane ederek egemenlik süresini dilediğince uzatabilir.
    Teknolojik devrim kısa süre içinde milyarlarca insanı iş dünyasının dışına atıp, mevcut hiçbir ideolojinin nasıl başa çıkılacağını bilmediği ani toplumsal ve siyasi değişimlere sebep verecek genişlikte işlevsiz bir kitle oluşmasına yol açabilir.
    ABD Silahlı Kuvvetleri predator ya da reaper modeli insansız uçakların Suriye’nin tepesinde uçurulması için uçak başına otuz kişiye ihtiyaç duyuyor ve uçuşların sonucunda toplanan bilgilerin analiz edilmesi için en az seksen kişi daha gerekiyor.
    Çoğu insan 19.yüzyılda at arabası sürücüsü iken taksi şoförlüğü yapmaya başlayanların değil, 19.yüzyılda büyük bir hızla iş sahasının bütünüyle dışına atılan atların kaderini paylaşabilir.
    Değişim her daim stres kaynağıdır.
    Aşırı Ortodoks Yahudi erkeklerin yüzde 50’si hiç çalışmıyor, hayatlarını Kutsal Metinlerin incelenmesine ve dini ritüellere adıyorlar, kısmen genellikle kadınlar çalıştığından, kısmen de temel yaşamsal gereksinimlerinden eksik kalmasınlar diye devletin sunduğu yüklü yardımlar ve ücretsiz hizmetler sayesinde, ne onlar aç kalıyor ne de aileleri.
    Referandum ve seçimler her zaman insanların duyguları ile ilişkilidir, mantıkları ile değil.
    Sık sık bir sürü insanın bir filmi şaheser diye övdüğünü duyar, kendimizi filmi izlemeye mecbur hisseder ve yarısında uyuya kalsak da kültürsüz görünmek istemediğimizden herke se ne kadar muhteşem olduğunu söyleriz.
    Duygu deyince aklımıza merhamet, sevgi ve empati ile ilgili şeyler gelir genellikle ama savaş zamanı kontrolü sıklıkla ele geçiren duygular korku, nefret ve acımasızlık olur .
    Küreselleşme ve internet ülkeler arası açığı kapatsa da sınıflararası uçurum derinleşme tehlikesi taşıyor.
    Küreselleşmenin meyveleri giderek belli grupların tekeline girerken milyarlarca insan geride bırakılıyor.
    Şimdiden en zengin % 1’lik grup dünya servetinin yarısını elde tutuyor, daha da tedirgin edici olanı, en zengin 100 kişinin servetinin en yoksul 4 milyar insanın toplam servetinden çok olmasıdır.
    Biyomühendislik ve yapay zeka alanında ilerleme süreçlerinin bir araya gelmesi sonucu insanlık, küçük bir insanüstü sınıfla işlevsiz Homo Sapiens üyelerden oluşan bir alt sınıf şeklinde ikiye ayrılabilir.
    Ulusal ailenizdekiler dahil milyonlarca kardeş veya Komünist Parti üyesi milyonlarca yoldaş tek bir gerçek kardeşin yada arkadaşın sağladığı sıcaklığı, samimiyeti sunamaz.
    Dolayısıyla insanlar her zamankinden daha bağlantılı bir gezegende, her zamankinden daha yalnız hayatlar yaşıyor.
    Teknoloji bu son yüzyılda bedenlerimizden uzaklaştırmaya başladı. Aldığımız kokuları ve tatları yitirir olduk, bunlar yerine akıllı telefonlarımıza ve bilgisayarlarımıza gömülmüş durumdayız.
    Siber alemde ne olup bittiği, oturduğumuz sokakta ne olup bittiğinden daha çok ilgimizi çekiyor.
    İnsanlar milyonlarca yıl dini kurumlar ve ulus devletler olmadan yaşadılar, muhtemelen 21.yüzyılda da bunlarsız mesut, mutlu yaşayabilirler.
    Hem facebook, hem de diğer çevrimiçi devler insanları on parmak, bir ekran ve bir kredi kartına bağlı bir çift göz ve bir çift kulaktan oluşan görsel işitsel hayvanlar şeklinde algılıyor.
    Günümüzde aşırı Ortadoks Yahudiler kamusal alanda kadın imgesine yer verilmesine izin vermiyor.
    Kadınların görünmesinin en ciddi şekilde yasaklandığı yer de sinegoglar. Ortadoks sinegoglarında kadınlar erkeklerden itina ile ayrı tutuluyor ve dua eden yada kutsal kitap okuyan erkekler eskaza kadın bedeni görmesinler diye bir perdenin arkasında yer alan sınırlı bir alanda duruyorlar.
    İnsanlar arasındaki en kuvvetli kimi bağlar bizzat savaşla kurulur. Fikirlerin,, teknolojilerin ve insanların dört bir yana yayılma hızı ticaretten çok savaşla artar.
    İsraillilerle Filistinliler, Ruslarla Ukraynalılar, Türklerle Kürtler küresel kamuoyunun kendi tarafını tutması için yarışırken hep aynı söylemi; insan hakları, bağımsız devlet ve uluslararası hukuktan dem vuran söylemi kullanıyorlar.
    İnsanlar hala farklı dini ve milli kimliklere sahipler. Ama konu devlet, ekonomi, hastane kurmak yada bomba yapmak gibi pratik meseleler olunca neredeyse hepimiz aynı medeniyete dahiliz.
    İnsanlar kimliklerini özetlemeye çalışırken sıklıkla ortak özellikleri listeler. Bu yanlış bir yöntem. Ortak çatışmaları ve açmazları listelemek daha iyi sonuç verir.
    Küresel sorunlara küresel cevaplar gerek.
    Homo Sapiens binlerce yıldır ekolojiyi hedef almış bir seri katil gibi davranıyor ama artık ekolojik anlamda kitlesel katliamlara yönelmeye başladı. Bu yoldan ilerlersek sadece birçok yaşam türünün kökünü kazmakla kalmaz, medeniyetin temellerini de yıkarız.
    Atom bombası kimsenin göz ardı edemeyeceği derecede bariz ve aniden olup bitecek bir tehdit. Oysa küresel ısınma daha örtük ve uzun vadeye yayılan bir musibet.
    İnsanlık dünya genelinde kabul gören etik yasalar tasarlayıp bunları yürürlüğe koymayı başaramazsa ortalık Frankenstein örnekleriyle dolup taşabilir.
    Yaşamın geleceğine ilişkin akıllı seçimler yapabilmek için milliyetçi bakış açısının ötesine geçip olaylara küresel, hatta kozmik bir çerçeveden bakmalıyız.
    Bir insan aynı anda ailesine, komşusuna, işine ve vatanına sadık olabilir ve olmalıdır; neden bu listeye insanlık ve Dünya gezegeni de eklenmesin ki?
    Eski Mısır’da yada Ortaçağ Avrupası’nda yaşıyorsanız hastalandığınızda büyük ihtimalle doktora değil, büyücüye görünüp hastaneye gitmek yerine bilindik bir tapınağı ziyaret ederdiniz.
    Devletler kimi durumlarda kendi kimliklerini desteklemek için yepyeni dinler icat edebilirler. Kuzey Kore rejimi vatandaşlarına Juche adında fanatik bir devlet dini aşılıyor.
    İnsanlığın gücü kitlesel işbirliğine, kitlesel işbirliği de ortak kurmacalara dayandığı sürece dinler, dinsel gelenek ve görenekler önemini koruyacaktır.
    Pratikte Şii İran, Sünni Suudi Arabistan ve Yahudi İsrail arasında şaşırtıcı derecede az fark vardır. Bunların hepsi bürokratik ulus devletleri, aşağı yukarı aynı kapitalist politikaları izliyor, hepsi çocuklarını çocuk felcine karşı aşılıyor ve hepsi bomba yapımı için kimyager ve fizikçilere itimat ediyor.
    Her kültürün başkalarını kabul etme ölçüsü farklı. 21.yüzyılın başında Alman kültürü göçmenleri Suudi Arabistan kültüründen daha sıcak karşılıyor. Bir müslümanın Almanya’ya göç etmesi hıristiyan birinin Suudi Arabistan’a göç etmesinden çok daha kolay.
    Teröristler zihin kontrolü ustalarıdır. Az sayıda insan öldürseler bile milyarlarca insanı dehşete düşürmeyi, AB ve ABD gibi büyük siyasi yapıları sarsmayı başarıyorlar.
    Her yıl diyabet ve şekerden yaklaşık 3,5milyon; hava kirliliğinden 7 milyon insan ölüyor, o halde neden terör bizi şekerden daha çok korkutuyor ve neden hükümetler kronik çevre kirliliği yüzünden değil de ara sıra yaşanan terör olayları yüzünden seçimleri kaybediyor?
    Bir devlette ne kadar az siyasi şiddet görülüyorsa terör eylemlerinin yarattığı kamusal şok da o kadar kuvvetli oluyor, Belçika’da birkaç insanın öldürülmesi aynı sayıda insanın Nijerya yada Irak’ta öldürülmesinden çok daha dikkat çekiyor.
    İnsanların aptallığını küçümsemeyin.
    İnsanların birbirlerine uyguladıkları şiddet yüzünden ölenlerin sayısı, tarım toplumlarının ilk dönemlerinde %15 ve 20.yüzyılda % 5 iken, günümüzde bu oran sadece yüzde 1’dir.
    ABD, Çin, Almanya, Japonya ve İran gibi İsrail de 21. yüzyılda en başarılı stratejinin kenarda oturup başkalarının sizin yerine dalaşmasını seyretmek olduğunu anlamış görünüyor.
    Şimdiye kadar 21. yüzyılda büyük bir güç tarafından kalkışılan tek başarılı işgal girişimi Rusya’nın Kırım’ı ele geçirmesi. Rus ordusu Şubat 2014’te Ukrayna’yı işgal edip Kırım Yarımadası’nı ele geçirdi.
    Rusya okul bahçelerinde kabadayılık taslayan çocuklar gibi davranıyor; en zayıf çocuğa sataşıp fazla da hırpalamıyor ki öğretmenler devreye girmesin.
    Romalılar, tutsak Yunan ve Galyalıları satarak gelir elde etmiş, 19. yüzyıl Amerikalıları, altın madenlerine ve Texsas’ın sığır çiftliklerine el koyarak zenginleşmişti. Fakat 21. yüzyılda bu yolla ancak cüzi bir kar elde edersiniz. Artık esas iktisadi varlık buğday tarlaları, altın madenleri hatta petrol kuyuları yerine teknik ve kurumsal bilgi ve bilgi de savaş yoluyla ele geçirilebilecek bir şey değil.
    Apple, Facebook ve Google gibi şirketler yüzlerce milyar dolar değerinde ama bu servetleri kaba kuvvetle elde edemezsiniz.
    İnsanların aptallığını hiç küçümsememek gerekir. İnsanlar hem bireysel hem de toplumsal düzeyde kendilerine zarar verecek eylemlerde bulunmaya meyillidir.
    Savaş herkes için felaket demektir ama bizi insanlığın aptallığından koruyacak ne bir tanrı var ne de bir doğa yasası.
    Dünyanın merkezi değilsiniz.
    Pek çok insan kendini dünyanın merkezi, ait olduğu kültürü de insanlık tarihinin kilit unsuru saymaya meyillidir.
    İsrailliler “üç büyük din” terimini genellikle Hristiyanlık (2,3 milyar), İslam (1,8 milyar), ve Yahudilik (15 milyon) için kullanır. Bir milyar üyesi bulunan Hinduizm, 500 milyon takipçisi bulunan Budizmin yanı sıra Şintoizm (50 milyon) ve Sihizm (25 milyon) hesaba katılmaz.
    Tektanrıcılığın yol açtığı bir şey varsa o da pek çok insanı eskisinden daha çok hoşgörü yoksunu kılması ve bu yolla din kaynaklı zulüm ve kutsal savaşların yaygınlaşmasına katkı sağlamasıdır.
    İnsanlar tanrıdan bahsederken çoğunlukla kendilerini küçük görüp tevazu sergiliyor ama sonra da tanrının adını kullanarak kendi kardeşlerine üstünlük taslıyorlar.
    Aynı din kimi insanlarda nefret ve bağnazlık, kimi insanlarda şefkat ve sevgi duygusu uyandırır.
    Hakikati ve merhameti savunmak beraberinde eşitlik ilkesini de savunmayı getirir.
    Laikler dünyanın evrenin merkezinde hareketsiz durduğunu sorgulayan Galileo Galiei’ye, 1789’da Bastille’ e akın edip despot XVI. Louis rejimini deviren halka ve beyaz yolculara ayrılmış otobüs koltuğuna oturma cesaretini gösteren Rosa Parks’ a hayrandır.
    Bilimsel hakikate, merhamete, eşitliğe ve özgürlüğe riayet eden her kes laik dünyanın üyesi sayılır ve takkelerini, haçlarını, türbanlarını yada alın boyalarını çıkarmaları için bir neden yoktur.
    Homo Sapiens’i diğer hayvanlardan farklı kılan ve bizi gezegenin efendisi konumuna yükselten bireysel aklımız değil, büyük gruplar halinde hep beraber düşünebilmemizdir.
    Birey olarak çok az şey bilmemize karşın, çok şey bildiğimizi zannediyoruz. Çünkü başkalarının kafasındaki bilgilere kendi kafamızdaymış muamelesi yaparız.
    Harcayacak zamanınız yoksa hakikate asla ulaşamazsınız.
    Sistem öyle bir şekilde teşkilatlanmış ki, bir şeyleri öğrenmek için çaba göstermeyenler cehalet içinde mutlu, mesut yaşarken işin iç yüzünü öğrenmeye çalışanlar da hakikate ulaşmakta büyük zorluk çekiyor.
    Bir kere söylenen yalan yalan olarak kalır ama bin kere söylenen bir yalan hakikate dönüşür.
    Nasıl Ortodoks kilisesinde kucağında bebek İsa’yı tutan Meryem ikonu eksik olmazsa, Sovyet okulları de minik Gelya’yı kucaklayan Stalin Baba ikonu olmadan olmuyordu.
    Hakikatin hüküm sürdüğü ve mitlerin kulak arkası edildiği bir toplum hayali kuruyorsanız Homo Sapiens ‘ten medet ummayın. Şansınızı şempanzelerde deneyin daha iyi.
    Günümüz dünyasında bilgi ve ilgi çok önemli mülkler. İlginizi bedavadan dağıtıp karşılığında sadece düşük kalite bilgi almak delilik. Yüksek kalite yemeğe, kıyafete ve arabalara para vermeye razı gelirken yüksek kalite bilgi için para vermeye niye razı gelmiyorsunuz?
    Sessizlik tarafsızlık anlamına gelmez; sessizlik statükoya arka çıkar.
    Değişmeyen tek şey değişimdir.
    Biyomühendislik ve beyinle bilgisayar ara yüzleri arasında kurulacak doğrudan bağlantılarla insan bedeni de eşsiz bir devrim geçirebilir. Bu yüzden çocukların bugün öğrendikleri 2050’de hiçbir işlerine yaramayabilir.
    Yoğun belirsizlik halinin bir arıza değil de bir özellik olduğu bir dünyada nasıl yaşanır?
    Durmadan hakim olduğunuz şeyleri geride bırakmak ve bilinmezliği benimsemek durumunda kalacaksınız.
    Suratları akıllı telefonlarına yapışmış şekilde sokaklarda dolaşan zombileri gördünüz mü? Sizce onlar mı teknolojiyi kontrol ediyor yoksa teknoloji mi onları?
    Bilgisayarların “hacklendiği” bir çağda yaşadığımızı duymuşsunuzdur ama bu gerçeğin olsa olsa küçük bir kısmı. Aslında insanların “hacklendiği” bir çağda yaşıyoruz.
    Çamaşırcılık yoluna baş koymuş bir çamaşırcı kadın, prenslik yolundan sapan bir prensten çok daha üstündür.
    Birine yardım edebilirsiniz, yardım ettiğiniz bu kişi de gidip başka birine yardım eder ve böylece dünyanın iyileştirilmesine katkı sağlar, uzun bir iyilik zincirinin küçük bir halkası olursunuz.
    Hayatın mutlak hakikatini öğrenmek istiyorsanız, törenler ve ayinler büyük engellerdir. Ama Konfüçyüs gibi toplumsal istikrarın ve uyumun peşindeyseniz, hakikat genellikle yükünüz haline gelir ama tören ve ayinler en iyi müttefikleriniz arasında yer alır.
    Tüm ayinler içinde en tesirlisi kurban kesmektir. Çünkü acı dünyadaki en gerçek şeydir. Acıya aldırmamak yada şüpheyle yaklaşmak imkansızdır. İnsanların bir kurmacaya inanmasını gerçekten istiyorsanız, onları bu yolda kurban kesmeye ikna edin.
    Şehitler olmadan ayakta kalabilen pek az tanrı, millet yada devrim bulunur.
    “Faşizm” kelimesi Latincede “çubuk demeti” anlamına gelen “fascis” kelimesinden gelir. Tek bir çubuk zayıftır ve bu çubuğu kolayca kırabilirsiniz. Fakat bir sürü çubuğu bir araya toplarsanız bir fascis elde edersiniz ve bu çubukları kırmak neredeyse imkansızdır.
    Kırmızı bir elmayı cezbedici, dışkıyı iğrenç yapan sadece insanın hisleridir. İnsanın hislerini çıkarınca geriye sadece bir tutam molekül kalır.
    İnsanların karşılaştığı en büyük soru “hayatın anlamı nedir?” değil, “acıdan nasıl kurtulunur?” çünkü dünyadaki en gerçek şey acıdır.
    Ölümü anlamanız için yaşamı anlamanız gerekir.
    Birçok bilim insanı da dahil olmak üzere birçok kişi zihinle beyni karıştırmaya meyillidir. Ama aslında ikisi birbirinden son derece farklıdır. Beyin; nöronların oluşturduğu somut bir ağken, zihin; acı, zevk, öfke ve aşk gibi öznel deneyimlerden mürekkep bir akıştır.
    Biyologlar beynin bir biçimde zihni ürettiğini ve milyarlarca nörondaki biyokimyasal tepkilerin de bir biçimde acı ve aşk gibi deneyimleri ürettiğini varsayarlar.
    Nesnel bir biçimde hislerimizi izlemeye çalıştığımızda ilk fark edeceğimiz şey zihnimizin ne kadar vahşi ve sabırsız olduğudur. Örneğin burun deliklerinizden nefesin giriş ve çıkışı gibi nispeten belirgin duyumu izlemeye yoğunlaşsanız bile zihniniz genellikle birkaç saniyeden fazla odaklanmaz, kısa bir süre içinde dikkati dağılan zihin düşünceler, anılar ve hayaller arasında gezinmeye başlar.

    KAYNAK: Yuval Noah Harari, 21.Yüzyılİçin 21 Ders, kolektif kitap, 5. Baskı, 2019, İstanbul
    Türkçesi: Selin Siral
  • 176 syf.
    ·8/10
    #sigmundfreud’un bazı çevirilerde #uygarlığınhuzursuzluğu ve #uygarlıkvehoşnutsuzluk olarak çevirisi yapılmış olan #kültürdekihuzursuzluk adlı kitabı; kültürün üzerimizdeki etkisinden, benlik anlayışı ve benlik ile dış dünya arasındaki seçimlerden, eşyalara duyulan gereksiz sevgi ve bu sevginin bizi soktuğu durum/psikolojiden, ve son zamanlarda ayyuka çıkan saldırganlık eğilimden detaylıca bahsediyor. Bu konulara değinirken; nedenlerini, sonuçlarını, psikolojik olarak bizleri içine soktuğu durumları detaylıca ele alıyor. #Freud , dini duyguların çocukluktaki çaresizlik hissini örtmek amacıyla kullanılan bir mekanizma olduğunu, Tanrı figürünün "koruyucu baba"nın bir versiyonu olduğunu ifade etmiş. İnsanların çoğunluğunun sadece zorunlu olduğu için çalıştığını, en ağır toplumsal sorunların bu çalışma isteksizliğinden kaynaklandığını belirtmiş. Acıdan kaçmak için sevmek ve sevilmek istediğimizi ancak acıya karşı en savunmasız olduğumuz zamanın sevdiğimiz zaman olduğuna dikkat çekmiş. Uygarlığın estetiğe ihtiyacı olduğunu, estetiğin de cinsel sevgiden kaynaklandığını savunmuş. Arzularımızın hepsine birden asla ulaşamayacağımızı,haz elde etmek veya acıdan kaçınmak için çaba harcamak zorunda olduğumuzu söyleyip herkesin kendi mutluluğunu tanımlaması ve bulması gerektiğine dikkat çekmiş. Mutluluk çok öznel bir durum olduğu için öğüt verilemeyeceğini söylemiş. #psikanalist sonuçlarının sosyal hayat için neler ifade ettiğini gösteren ve gerçekten iyi hazırlanmış olduğunu düşündüğüm eserdir. karşılıklı cinsin birbirinden etkilenmesini, arthur schopenhauer aşkın metafiziğinde estetik açıdan ve kendisinde olmayanı bulma isteği açısından değerlendirmiş olsa da, freud bu durumun cinsellikten önceki özüne inmiş ve insanların yaşamın zorluklarından dolayı yaşayabilmek ihtiyacından ve kendi türünün gelişimi için birbirlerine ihtiyaç duymasından bahsetmiştir. bunun sonucunda aile yapısının oluşumunu, psikanalist olarak daha nesnel verilere dayanarak anlatmıştır.
aynı zamanda komün düzenin mantığındaki özel mülkiyetin kaldırılmasını, insanın özündeki saldırganlığı yok etmek için güzel bir yöntem olduğunu kabul etmiş
  • Evrensel bir bakış, her zaman trajedinin etkisini dağıtır