• Mustafa Kemal sadece Türklerin değeri değildir o, tüm dünyaya örnek olmuştur. Emperyalizme karşı bir ateş olmuş ve yeni kıvılcımlar doğurmuştur. Gerici irticai hareketlerin odak noktası olan ve hedef haline getirilen bu yüce insana yapılan asılsız suçlamaların ne kadar ucuz adice olduğunu anlatan bir eserdir. Yılmaz Özdil abimize minnet duygularımı iletiyorum cesur korkusuz ve adam gibi adamsın
  • Kitap 'içindekiler' kısmında da belirtildiği gibi 7 ana başlığa sahip. Kitabı Türkçeye çeviren Dr. Mert Akçanbaş
    ayrıntılı bir açıklama yaparak kitabın içinde neler olduğunu ve 'sevr'den günümüze Batılıların planlarının değişmediğini
    anlatıyor. O yüzden dikkatli olmakta yarar var. Bu kitapta onların 1900'lü yılların ilk döneminde neler düşündükleri anlatması bakımından önemli. Tabi tüm Batılılar bu yazar gibi düşünmüyor ve toptan bir yargılama yapmıyoruz. Ama kitapta bahsedilen konular okunduğunda bazı şeyler daha net anlaşılabilir. Bu kitap Türkçeye çevirisi esnasında konan o üst başlığı ihtiva ediyor, bilginiz olsun. O yüzden rahatsız edecek cümleler duyabilirsiniz.

    Kitabın 1. bölümünün başlığı 'Eski Türk Teorisi'. Bu sayfa içinde güzel bir cümle var. "Tarihi sözler eden kişiler riskli bir
    oyun oynarlar (s.15)". O yüzden ağızdan çıkan her sözü tartarak söylemekte yarar var. Çünkü gün gelir o sözler geri döner. Ama benim öyle bir sıkıntım yok, onu da söylerim bunu da söylerim, o da keyfime kalmış diyebilir de insan.

    Kitap yazarın Türklere yaptığı ağır ithamlarla başlıyor (zaten çevirmen önsözde ve arka kapak tanıtım yazısında bunu belirtiyor.). Birileri 'Hasta Adam' diyor, hayır onlar 'hastalığın kendisidir (s.15)' diyerek içindeki kini daha ilk sayfada kusmaya başlıyor.

    Yazara göre ortada Avrupa devletlerinin 'Güçler Dengesi' planı olduğu için çok önceleri tarihin derinliklerine gitmesi gereken
    Osmanlı İmparatorluğu bu yüzden hala yaşamını sürdürmektedir diyor. Çünkü Rusya'yı sıcak denizlere ulaştırmama politikaları; Avrupa devletlerinin kendi aralarındaki uzlaşmazlığı yüzünden Osmanlı İmpaatorluğu uzun yaşamıştır sonucuna varıyor. Şimdi bu tezi savunan
    tarihçiler de var. Ama bu 'Güçler Dengesi' irdelenmesi gereken bir konu.

    Tabi ki ağır ithamlar mevcut. Eğer karşılıklı olsa anlarım ama sadece biri kesmiş diğeri çiçek vermiş mantığıyla çok öznel
    bir tavır gözüküyor. Ama şunu öğreniyoruz ki, bu ve bunun gibi kitaplar Avrupa'da okutuluyorsa -ki hala okutulmadığı ne malum-, neden bazı problemler yüzyıldır çözülmüyorun cevabı açık olur. Aynı şekilde bu taraf için de geçerli.

    Osmanlının beşyüz yıllık uzun hüküm sürmesi sadece 'kurnaz zekasına' indirgenmiş. Sonuçta tam 'kara propaganda' örneği bir kitap sayılabilir.
    Bu yüzden bunun bilinmesinde yarar var. Türkçeye çevrilmesi iyi olmuş bu sayede üstümüze oynanan oyunları alt yapısını da öğreniyoruz.

    Almanya ise hem Abdülhamid'in koruyucusu hem de Osmanlı'nın koruyucusu olarak görülüp, bazı şeylerin Almanların yüzünden onların istekleri doğrultusunda gerçekleştiği ve en sonunda Abdülhamid'le Kayser'i şeytanla işbirliği yaparak, insanları katletmelerine kadar işi götürür.

    Kitabın 3.bölümü olan 'Ermeni Probleminin Çözümlenmesi' kısmının neler içerdiğini bilmek için kahin olmaya da gerek yok. Tamamen kin, nefret, düşmanlık tek yönlü anlatım doruğa çıkmış. Tabi ki o dönemde sıkıntılar, ölümler yaşanmış ve bunu kimse inkar etmiyor ama burada bahsedilen ve kitabına kaynak olarak aldığı (kendi yazdığı önsözde belirtiyor) kitapların da propaganda olmadığının garantisi var mı?

    Kitabın 4. bölümü olan 'Suriye ve Filistin Problemleri'. Burada da diğer bölümlerden farksız doğrudan olumsuz olarak "Türklerin eziyeti altında ezilen..." cümleyle başlıyor ve devamında neler geleceği de malum.

    Kitabın 5. bölümü olan "Allah Yolunda Almanya". Almanya'nın savaşa girmesi düşmanlarını yok etmek yerine barışı yok etmek istemesi yüzündendir diyor.

    Kitabın 6. bölümünde ise 'Osmanlı İmparatorluğu'nun Bölüşümü' ele alınıyor. Osmanlının parçalanması ve parçalanma sonunda hangi devletlerin nereleri alması gerektiğine dair düşüncelerini açıklıyor.

    Kitabın 7. bölümünde ise 'Ahtapotun Kıskacında' işleniyor. Türklerin Alman ahtapotun sardığı kollarından kurtulsa bir şeyler yapabileceğini, ama çok yüksek borçlandırıldığı için durumunun kötü olmakla beraber bu topraklarda kalmaya devam edeceğini ifade ediyor.

    Ezcümle: Kitabın Türkçeye çevrilmesi yerinde. Ama bu kitabın içeriğinin kara propaganda amaçlı olduğu da unutulmasın. Bu tür kitapların çevrilmesi sayesinde bize bakış açılarını da görüyoruz. Ama kitabın 1917 yılında yazıldığı da unutulmasın. Tekrar okurmuyum, hayır. Peki niye hayır dersem, okunacak daha 'bilgilendirici' kitaplar varken bununla zaman kaybetmeye değmez. Salt propaganda amaçlı, bu coğrafyadan
    Türklerin atılması gerekir teması işlenmiş.

    Not:

    + Kitabın İngilizcesinde haritalar var fakat Türkçe çeviriye bunlar alınmamış.
    + Yayıncılara not olarak da düşmek gerekirse, bu tür kitaplar haricinde çok sayıda hikaye, romanda yazmış. Telif sorunu olmadığı için rahat rahat Türkçeye -iyi, okunabilir kitapları varsa- çevrilebilir.
  • Tek kelimeyle vasat bir kitap. Bir kaç akademik kitap okuduktan sonra okuması basit bir kitap araya alıyorum genellikle . Bu kitabı da o amaçla almıştım. Yorumlardan basit olduğunu biliyordum ama bu kadar olabileceğini düşünmemiştim.Bir kadının bu kadar aşağılandığı,bu kadar basitleştirildiği,''ezik''göründüğü,erkek bağımlısı olarak anlatılan bir kitap görmedim. Aldatan birinin durumunun toplumsal rollerle normalmiş gibi göstermesiyse cabası.
    Ya sonu... Sonunda sonuç ne diye sorduğunuzda bulacağınız hiçbir cevap yok.Adam yine aldatan,eşi yine aldatılan,başrolse yine metres olarak devam ediyor hayatına. Evliliği bu kadar kötü gösteren,yeni çiftin evini hapismişçesine betimleyen , çiftin çocuklarını hapis muhafızı gibi anlatan berbat bir kurguydu. Boşuna zaman kaybı. Okudukça sinir kat sayısı artıyor insanın. Rezalet.
    Üstüne üstlük bu yorumu yapan yazar evli.
  • Jason Bourne serisinin ilk kitabı. Polisiye, aksiyon, dram, melodram, korku ve gerilim. Yazar Robert Ludlum Her türden birer sahne canlandırmış kitapta. Sahneleri de öyle sıradan sahneler değil. Sanki gözünüzün önünde ve o ânı yaşıyormuşçasına kilitlenip kalıyorsunuz kitaba. Her şey Bourne'un kurşunlanarak denize atılmasından sonra başlıyor. Bir balıkçı gemisinde balık avlamakla meşgul olan insanlar denizde birinin olduğunu fark ediyor ve hemen onu kurtarmak için harekete geçiyorlar. Balıkçılar onu denizden kurtarıp kendilerine yakın bir yerde, tüm gününü içki içmekle geçiren eski bir doktora (cerrah) teslim ediyorlar. Doktor adamın vücudundaki kurşunları çıkardıktan sonra bir müddet de yanında misafir ediyor. Evet, artık hastamız günden günü daha da iyileşmekte. Ama bir sorun var... Adam hafızasını yitirmiş ve o âna kadar yaşadığı hiçbir olayı hatırlamıyor... İşte asıl bundan sonra, bir kitap okumuyor, âdeta bir film seyrediyorsunuz. Zaman zaman sinirleniyor, zaman zaman mutlu oluyor, bazen kafanız karışyor, bazense kitabı bir kenara bırakıp reklam arası bir çay/kahve ısmarlıyorsunuz kendinize. İlerleyen sayfalarda birçok farklı isimlerle tanışarak Bourne'la (Kahramanımız) bir alakası var mı yok mu diye uzun uzun düşünüyorsunuz. Yazar, işini çok profesyonelce yapıyor. Her zaman kafanızda çözülmesi müşkül olan bir sır bırakıyor. Kitap, baştan sonuna kadar esrarını çok güzel koruyor. Hiçbir zaman hiçbir şeye tam olarak "bu böyle, şu da şöyle" diyemiyorsunuz. Tâ ki en son bölüme kadar...

    Okurken çok keyif aldığım bir kitap oldu. Daha önce filmini seyretmiştim. Kitabı okuduğum zaman ise, izlediğim filmin bu kitapla ne alakası var acaba diye düşünmeden de edemedim. Tamamen farklı farklı konular. Hatta bu konu hakkında varlığıyla siteye renk katan çok kaliteli bir okur olan Uğur Ukut abiyle de aramızda kısa bir konuşma oldu. Konuşmanın sonunda bana aslında bu eserin bir filmi olduğu ve tıpatıp kitapla aynı olduğunu söyledi. Filmi arayıp bulmakta güçlük çekmedim. Tamamen ingilizce bir film. Ne bir çevirisi ne de alt yazısı var. İzlemek isteyen olursa buraya linkini bırakıyorum (https://youtu.be/JRtiu1JC1BY).

    Evet kitap bitti ama seri bitmedi. Daha sırada üç tane Bourne kitabı var. Gözlerimin iptal olmasına rağmen (e kitap) okumayı düşünüyorum. Kısacası bu eseri okuyarak bir şey kaybetmezsiniz. Birçok şey kazanabilirsiniz ama... Okuyacak olanlara şimdiden keyifli okumalar dilerim. Zaten okudukça keyif alacaklarından zerre şüphem de yok...

    Evet, bu kadar... Ne ben daha fazla sözlerimi uzatabilirim ne de sizin daha fazla zamanınızı almak isterim... Kitapla kalın Saygıdeğer insanlar... Bu arada okuyacak olanlar için bir epub adresi de bırakıyorum http://www.ekitapcilar.com/...ecmisi-olmayan-adam/ ...
  • - - - - -

    Lady Godot: Doğum yeri ve tarihi kayıtlarda bulunamadı. Kitap koklayıcısı olarak geçimini sağladı. Kitabın okunmaya değer olup olmadığını koklayarak öğrenecek kadar burnu gelişmişti ve böylece insanları zaman kaybından kurtarıyordu. Bir gün bir etkinlik sayesinde eline bir kitap aldı, kokladı kokladı... Daha önce kokladığı hiçbir kitaba benzemiyordu.Hiçbir cümlesini anlamadan geçmemek için yanına hacıları hocaları filozofları sanatçıları memurları ve piyango biletçisini aldı. İçi kitaptaki cümlelerle doldu taştı ve sonunda hücrelerinde yer kalmadı patladı. Cenazesini kaldıranlar yanından hiç ayırmadığı kitabı koydular mezarına mezar taşı diye. Gelen geçenler ruhuna fatiha okudular kitabın ve yazarın. Mezarda kimin yattığı ise asla bilinemedi.

    - - - - -

    Oğuz Atay: iki kelime, onlarca anlam; yüzlerce bilgi, duygu ve düşünce...


    Tek bir anlama gelseydi, tek bir duygu uyandırsaydı ya da tek bir düşünceyi barındırsaydı belki anlaşılırdı Sevgili Oğuz Atay.

    Tutunamayan: Atay, Yusuf Atılgan'ın Aylak Adam'da kullandığı "tutamak" tabirinden esinlenmiş ve geliştirmiş, daha sonra kitabı yazdığında Atılgan'a "ilgilerinize" diyerek göndermiş ve geri dönüş alamamış. Sebep neydi neden ufacık da olsa bir şey söylemedi Yusuf Atılgan bilemiyoruz tabiki ama kendisini de çok sevmeme rağmen gerçekten kızdım, üzüldüm. Sen bile anlamadıysan ya da cevap vermediysen Oğuz Atay nasıl anlaşılabildiğini düşünsün dedim içimden.

    Kitabın içeriğiyle ilgili pek fazla bir şey söylemeyeceğim çünkü okuyana ve okuduğu zamana göre farklılık göstereceğini düşünüyorum.

    Yazıldığı tarihlerde anlaşılamamasının hatta bazı yayınevlerince "ruh hastası" yakıştırması yapılmasının sebebi, zamanının çok çok ötesinde bir yazar olmasıdır. Bilinç akışları, iç monologlar, kronolojik sıra olmaması, "anachronism"ler , kitap içinde kitap oluşu, bazı bölümlerde noktalama işaretlerini hiç kullanmayışı, parodiler vb. o kadar fazla ki postmodernist ögeler...

    Atay'ın kendi cümleleri daha iyi açıklayacak anlatmak istediğimi:

    "İnsan beyninin böyle farklı güçte olması, birinin yazdığını, ötekinin okuyacak kadar bile zekaya sahip olmaması çok üzücü. Kelimeleri herkes biliyor. Yalnız, bu masum kelimeler bir araya gelince, içinden çıkılmaz ağlar örüyorlar." (syf 579)

    Kitaptan herkes almak istediğini aldı; kimi romantik cümleleri aldı, kimi başkaldırışı aldı, kimi dostluğu kimisi aşkı aldı, kimi Turgut'u kimi Selim'i kimi Günseli Selim'i kimisi de Olric'i aldı.

    Hayatım boyunca elimden düşürmeyeceğim bu kitaba can veren(pek çok nefes aldığını zannedenden daha canlı bana göre bu kitap) "kötü yaşarım diye hiç yaşamadım" diyen Canım Oğuz Atay ışıklar içinde uyu.

    Etkinliği düzenleyen Haruni'ye teşekkürlerimle...
  • Merhaba. Biraz aradan sonra tekrar inceleme yazıyorum. Bugün bu güzel kitabı bitirdim. Direkt incelememe geçiyorum.
    Bu kitapta normal hayatında durgun, duygusuz, olaylara sıradan bir şekilde yaklaşan bir adamın yaşamı anlatılmaktadır. Bu adamın dilinden anlatım yapılmış. Bu adam bir gece değişik olaylar yaşıyor ve bunun sonucu olarak karakteristik özellikleri tamamen değişiyor, adam kendini buluyor adeta. Ve adam aylar sonra bir yazı ile bu yaşadıklarını anlatıyor.
    Klasik Stefan Zweig kitabı yani kısa fakat okudukça çok düşündüm. Olaylara bakış açım değişti belki de. Bir kere yazarın yazımı yani duyguları betimlemesi çok etkileyiciydi. Bu Stefan Zweig' in okuduğum ilk kitabı. Ama devamını da getireceğim. Tavsiye ediyorum.
    Herkese keyifli okumalar..
  • Aslı Erdoğan'ın kitaplarindan ilk okuduğum kitap olur Kabuk adam. Yazarın dili o kadar akıcı ki bi çırpıda okuyosun. Bundan sonrasi için Aslı Erdoğan okumaya devam