• Uzun zamandır yokum biliyorum. Fakat çok büyük hayal kırıklığıyla döndüm... Ve birde öfkeyle. Bu kitabın ilk-orta okul hocaları sürekli öneriyordu. Halen öylemi bilmiyorum. Ancak öneren varsa yada kitabı okumamış ya dayak yememiş. Bu kitabı o yaş grubunda birine öneren hocaları karşıma almak isterim... Neden mi? Kitap Müslüman düşmanı NET... Adam islamı peygamberimizi aşşağalıyor.(kendince aşağılıyor bizce komik duruma düşüyor.) Çünkü nefret ediyor ve içten içe korkuyor. Tonlarca işlediği konuda islam çerçevesinde çok güzel örneklendirilebilir. Ancak o bizi saçma cümleleriyle hitap ediyor. Bunun yanı sıra bazı başlıkları aşırı saçma . Onun bunun dedikleriyle dolu olan bir kaç bölüm var. Ya kardeşim kitabın yazarı sensin tek kelime etmiyorsun bu konuyu niye ele alıyorsun? Çocuklara neden okutulmamalı. Çünkü çok aykırı ve gereksiz yerler var. Yanlış olduğunu bildiğiniz zibilyon tane cümlesi var bu adamın. Okutma çocuğa aklını karıştırma gereksiz yere. Daha çocuk kimlik ayırt etme noktasına yeni yeni giriyor sen Cinsellik başlığı altında saçmalıyorsun. (bunu çocuklara okutanlar için diyorum.) Lise çağında ki oturmuş bireyler okuyabilir. Hoş okumasalar hiçbir şey kaybetmezler o ayrı konu. Sığ bir anlatım ve sıkıcı . Bazı konuları iyi ele alsa da kitap vasat ve müslüman nefreti dolu. (vede yanlışlarla) Bir çocuğa kitap sevdirmek istiyorsan son okutulmasın gereken kitaplardan Denemeler. ve aşırı OVerrated bir kitap. övülen kadar iyi bir kitap değil.Kütüphanemde de bulunduracağım ve çocuklara okutmak isteyen hocanın karşısına üstüne kendim notlar adlığım bu kitapla çıkıp bir kaç cümle sarf edicem. İnşaAllah gelecekti benim meslektaşlarım bu hatayı yapmaz.
  • "Bu yakışıklıda kim ? aaa benmişim.." ya degilseniz ? Olabilirmi ? evet bilimsel olarak olabilir, siz, siz olmayabilirsiniz. Sizden birkaç tane olabilir, ilginizi çektimi ? o halde hemen sizi kuantumun büyülü dünyasına alalım.

    Superpoze aslında bir silah terimi, kovboy filmlerinde çift namlulu uzun tüfekler görmüşsünüz, işte onlara süperpoze deniyor. Kitap adını buradaki "çift olmak" teriminden almış. Bildigimiz gibi en ufak parçamız atom oluyor fakat atomun da parçaları var, yani atomlarında kendilerine ait özel bir dünyası var, bu dünyada yaşayan elementlere parçacık diyoruz ve bu parçaçıklar hiç akıllı, efendi şeyler degil, ne yapıcakları hiç belli olmayan varlıklar, kitap da tam olarak bu noktadan yürümüş.

    Sen eski bir atom fizikçisi olan jakop'sun ama artık bıkmışsın lanet olsun atomunuda, fizik profosorlügüne de demiş, istifa edip ailenle huzur içinde yaşıyorsun. Bir gün işten eski bir arkadaşın seni ziyarete gelip atomu parçaladım jakop diyor, yav he he diyip adamı gönderiyorsun ama adam ertesi gün vurularak ölü bulunuyor, üstüne üstlük silahta senin parmak izin, ayakkabı izin vs. ne ararsan var, resmen kartvizitini bırakmışsın oysa sen hiçbirşey yapmadın, özetle "masumiyet özür degildir" kuralına göre hiçbirşey yapmamış olmana ragmen artık mapus hayatı yaşayacak yada bu olayı çözeceksin. Kitabın konusu bu, bu haliyle tam bir polisiye, hemde hızlı bir polisiye, ilk sayfayı açtıgınız andan itibaren kitap öyle coşkulu, öyle hızlı ilerliyor ki sıkılmak im-kan-sız. Hayatımda ilk defa bilim-kurgu/polisiye tarzı bir kitap okudum ve aşırı eğlenceli geçti. Bu güzel polisiye üzerine, "bilim" kısmı harika şekilde entegre edilmiş, bilgilerin bir kısmı kurgu, yani gerçek olması imkansız(şimdilik) fakat bir kısmı da kuantumun doğası geregi tamamen bilimsel. Bilimkurgu olarak sizi heyecanlandırabilecek ne varsa(farklı dünyalar, sınırsız güç, paralel evren vs) bu kitapda gayet eglenceli olarak bulunuyor.

    Hem iyi vakit geçireyim hemde "daha önce hiç bu açıdan bakmamıştım" demek istiyorsanız, süperpoze'yi gönül rahatlıgıyla öneririm.
  • BAZEN UNUTMAK İSTERSİN-Kürşat BAŞAR
    “Hayallere gelince, bir başkası üzerine kurulu her hayalinizin bir gün yıkılacağını öğrenseniz iyi edersiniz. Yoksa büyümemişsiniz demektir”
    Yine bir efsane Kürşat Başar kitabı ile geldim..
    Hayatta yaptığımız hataları en güzel şekilde dile getiren, insan ilişkilerini en güzel şekilde yansıtan bir kitap. Her sayfasının altını çizdiğim, okurken kendi hislerimi yaşadığım efsane kitap. Her Kürşat Başar’ın kitabını okuduğumda “evet gerçekten de öyle “ cümlelerini defalarca kez söylüyorum. Bir adam kadınların dilinden ancak bu kadar iyi anlayabilirdi. Sadece kadınlarda değil, hayatından dilinden, yaşanmışlıklardan bu kadar güzel bahsetmesi her kitapta beni kendine fazlaca bağlıyor.
    Bu kitap, okunduktan sonra kenara koyulmaz. Hayatın her anında, her yaşta alıp tekrar okunacak bir kitap. Bakış açınızı değiştirmenizi, hayata daha farklı bakmanızı sağlıyor. Kitabın altını çizdiğim, not aldığım o kadar çok yer var ki, kitabı okurken kendimi Kürşat Başar ile sohbet ediyormuş gibi hissettim.
    Hangi yaşta olursanız olun, bu kitabı mutlaka okuyun. Eminim ki bu kitap sizin hayatınızı değiştirecek ve yıllar geçse de sizin kalbinizde, beyninizde size arkadaş olacak.. Okuduktan sonra beni anlayacaksınız.. Mutlaka alın , okuyun, yaşayın..
  • Kitabın başlangıcı beni çok etkilemişti. İlk sayfadan tutuldum kitaba. Ana karakterimiz olasılıkları hesaplarken hesap makinesine ihtiyaç duymayan birisi. Poker oynarken kaybetme olasılığının düşüklüğünü hesapladıktan sonra varını yoğunu oyuna yatırıyor. Bunu yaparken hayatını büyük anlamda değiştirecek adımı attığından bihaber tabiii. Bu olasılıksız olayın gerçekleşmesi ile hikaye başlıyor. Ve tüm hikaye boyunca olasılık konusu işlenirken aynı zamanda pek çok imkansız olay ile de karşılaşlıyor.
    Hikaye başında anlamayabilirsiniz ama bırakmayın çünkü pişman olursunuz sonra. İlk sayfalarda belli karakterlerin hikayelerini anlatmış. Ardından birbirlerine ile bağlarını.
    Gayet etkileyici ve size bilgiler katıcak bir kitap. İçinden fizik, kimya ve daha çeşit çeşit bilgiler var. Kitaptaki karakterlerin bilgi hazinelerinin küçük, güzel dokunuşları var kitabın üstünde. İyi okumalar
  • Biraz kafamı dağıtmak için küçük bir maceraya ihtiyacım vardı o yüzden kitaplığımdan bu kitabı seçmiştim. Kitabı bitirdikten sonra derinlemesine bir anlam içerip içermediğini düşündüm ama bir şey çıkmadı benden sonra biraz kitapla ilgili yazılara baktığımda Hemingway'in “Kitapta sembolizme ilişkin hiçbir şey yok. Deniz bildiğimiz deniz, yaşlı adam da yaşlı adam. Kitaptaki köpekbalıkları, denizdekilerden daha iyi veya daha kötü değiller. İnsanların kitapta buldukları sembolizm örnekleriyse zırvadan ibaret.” cümlesi görünce içim rahatladı. Okuduğunuz diğer kitapların yanında bile okunacak güzel bir kitap.
  • Kitap Edward Said'in 1993 Reith konferanslarının kitaplaştırılmış halini içeriyor.

    Önsözünde -kitaptan 1 yıl sonra yazılmış- dikkatimi çeken bir nokta var. Said evrensellik için şunu der: "Aynı zamanda dış politika, toplumsal politika gibi meseleler söz konusu olduğunda insan davranışları için tek bir standart arama ve buna uyma çabası demektir."

    Tek bir standart var mı ki? Kişi evrenselliği insan ürünü, sonradan ortaya çıkmış herhangi bir şeyle sağlayamaz. Başka bir şey olmalı. Vicdan geliyor aklıma. Ama bir şeyler yanlış gibi geliyor vicdan konusunda. Cevap o da değil galiba.

    Bence cevap: insanın ait olamamasıdır. Bir fikre, ideolojiye, ırka, dine, coğrafyaya ait olan insan evrenselliği yakalayamaz ve değerlendirmeleri çürüktür. Elbette burada insanın zihnine yerleşen büyüdüğü ve yetiştiği toplumun izlerinin silinemeyeceğinin farkındayım, demek istediğim insan bunu da reddedebilmeli, etmelidir. Bu dediğimden de şuraya varıyoruz gerçi: o zaman bütün insanların değerlendirmeleri çürüktür. Yazarken düşündüğümü de yazınca buraya varmak kaçınılmaz oldu ama bundan sonrası konu dışı olacak bu yüzden burada durayım.

    Özetle: insan her şeyin içinden geçip gidebilmelidir. Her şeyi sadece kendi koşulları içinde de bir bütün içerisinde de değerlendirebilmelidir. Bu yüzden bana genelgeçer bilgiler hep mantıksız gelmiştir çünkü her olayın kendine has koşulları var. Zaten okumaya devam edince Said bu noktaya varıyor ve ekliyor: "İnsan yalnız kalır, doğru; ama her zaman sürüye uyup mevcut duruma hoşgörü göstermekten iyidir yalnızlık."

    1.bölümden ilginç bir nokta, Julien Benda entelektüelin tanımını yaparken sadece 'küçük bir grup adamdan ibarettir' der. Benda kadınları entelektüelden saymazmış hiç.

    Özetlersem Said entelektüel için "entelektüel her zaman yalnızlık ile saf tutma arasında durur" demiş.

    Kitabı beğendim açıkçası ve Said'in görüşlerini mantıklı buldum. Ilk Said kitabım olduğu için yazarı araştırırken Said'e yönelik fark etmediğim ama haklı ve ilginç bir eleştiri gördüm: "fikri olmayan düşük adam. şunlar bunu dedi onlar şunu dedi şeklinde bol kaynaklı kitapları vardır. boş, gerçekten bomboş bir insan. yazdığı her şeyi zaten biliyor, bilmekle kalmayıp yaşıyoruz. kitaplarını okumaya hiç ama hiç gerek yok."

    Aşırıya kaçmış olabilir eleştiride ama şunlar bunu dedi, onlar şunu dedi kısmında kesinlikle haklı.

    Bu eleştirinin dikkatimi çekmesinin bir başka sebebi de kendimi hep bu şekilde eleştiriyor oluşum. Hiç kendi fikrin yok, hep okuduğun kitaplar ve filmlerle konuşabiliyorsun ancak, özentilikten ve papağanlıktan başka bir şey değil bu tarzı sert şeyler yönlendiririm kendime. Ama eğer Said'in bu yaptığı normal hatta bu kitaptaki kadar fazlaca yapması da normal diyecekseniz bir şey diyemem.
  • Bir insanın ölümünden sonra bu kadar içten anılması ancak ve ancak koca bir yürekle ve davasına sadık olmakla olur. Bu kitabı okuduğumda bir insanın onca imkansızlıklara rağmen hiç tanımadığı insanların haklarını nasıl savunduğuna şahit oldum. Tehditlere, işkencelere, mahkemelerde koca bir ömrün hukuksuzca yargılanarak tüketilmesine rağmen hiç kızmadan ve gülümseyerek "davamızda haklıyız" elbet bir gün bu ülkede çocuklarımız huzuru bulacaktır umuduyla usanmadan davasına sadık kalan bir koca yürekli insan...

    Onurlu yaşamak fakir yaşamın bir parçasıdır. Maddiyatın, makamların olmadığı halde bir dava ısrarla savunuluyorsa haklı davadır.Çünkü haklı dava sadece onurlu mücadeleyle verilir.

    Bingöl'de İnsan Hakları Derneği'ni (İHD) kurar. Bingöl'de yurttaş-ların kaçırılması, öldürülmesi, işkenceye maruz kalması, tutuklanması gibi bir çok derin mevzuyu deşifre ederek vicdanı rahat bir şekilde de ebediyyete gözlerini yuman Rıdvan Kızgın...Saygın adam...İyiki dünya senn gibi insanlara mesken tuttu.