• Dolaştığım denizlerce düşünüyorum, 
    Bineceğim son gemi değil midir 
    Hayır sahibi omuzlarda giden tabut. 
    Herkes gibi teselliye muhtaç olsaydım eğer, 
    Derdim ki: 'Elbet bir ağlayanım olur benim de; 
    Ramazan geceleri Yasin okuyanım, 
    Baharda kabrime menekşe getirenim de.' 

    Fakat bütün bunlar da olur, 
    Yine tasa etmem, 
    Yine kırılmam kimseye. 
    Ben aşk adamıyım, 
    Sevmeye geldim insanları, 
    Gönlümle, elimle, kafamla sevmeye; 
    Hesapsız, karşılıksız, 
    Ayrılık gayrilik gözetmeden. 
    Gün gelip gidersem şayet, 
    Öyle severekten gideceğim ki, 
    Karanlık kıyılardan bile olsa, 
    Candan selamlarım, 
    Civarımdan geçecek gemileri; 
    Güneşli gemileri; 
    Şarkılı gemileri; 
    İçlerinde kendim varmışım gibi!
  • Vazifem aşk yolunda ter döken bi safken,
    düştüğüm vakit içimden bir ses kalk der !
    yaşama hevesi kalmamış bir insanım be şahsen.
    ne söylesem boş, ne dersem anlamaz bir insanın yüzünden herşey
    bi şarkı bazen bir şiir hitap eder sana,
    bazen haykırışlarım falan her an yanında olamasamda..
    çalar kulaklarında şarkılar duyarsın bi anda.
    beni sevmesende gereği yok ki alıştım buna

    ben bi sokak şairiyim duygularımı çalan kız,
    bana bir hayat kur elllerinden olsun lakin yalansız.
    zamanı daralmış bi faniyim bu dünyada
    senide geçtim artık istesekte bir biz olamayız.

    tadamayız biz aşkı artık dillerim yanar.
    bu şarkı bile bi mucizeyken sesimi duymayan o yar.
    mutluluktan taç yapopta başına koydugum zaman..
    gülerdi gözlerin ve karşılığı bir hoşcakalmış..


    yüzüme söyleyin lan ben mi suçluyum o mu?
    kendimden bile vazgectim onu kaybettim tek sorun bu mu .?
    bende değil, sence neyim kalmış ki beni unutmaya zorluyonuz.?
    elime tutuşturdular bi sigaraya çizdim hayalini kuruntunu.

    umudunu yitirme diyenler oldu, fakat herseferinde düşen ben oldum
    hadi kaldır yerden onurumu,ayaklar altına alınan gururumu..
    geri gelmez gidenler hep, beklesem mi beklemesem mi acep..
    diye düþünmekle geçti 7 senem, eridik bittik
    moraran gözlerime aldanma onlar hayatımın izleri
    bizleri tüketip atanlara kalmaz hakkımız,
    merak etme günün birinde denk geliriz ani ,sende fani, bende fani,,
    korkun omuzlarına binecek ani ve sana doğru gelecek azrail..

    kaç kaçabildikce bi yer bul saklan..ozaman kurda yem olmaz aslan asla..
    bu denizler daðlar sana kalkan, yine deli dalgan bana çarpar.
    en dibine vurup denizlerin..gömülüp gidersem ama kara bağlar.
    geride kalanlar,, ölümüme yanmam.


    sorsan sana dünü anlatamam.. yaramı deşersen susmam
    sabahlar olmadan ilacımı al ben anlatınca yine kan kuscaklar. alçaklar.
    bi bıçaktan keskin olur bu satırlar, yeri gelir güvercinler uçar güzel insanların bu percesinde..

    bitmeyen bir şarkı, bazen dinmeyen bi yağmur,
    ıslandıkca yazar kalemim, henüz oysaki herşey bitmedi daha dur.
    yazmamı gerektirenler var, bana neden böyle şarkılar yazarsın be adam der insanlar..
    ben susup kalırım cevap bulamam.

    Şarkılarıma yaslan onlar en nadide cümlelerle hazırlanmış birer mücevher
    misali değerli,
    avuclarına damlar hisseddigin her cümlede gözyaşlarının taneleri..
    düne dair hayallerin en dibini görür, kaldıramassan ihaneti sen..
    o gün ara beni, bugun 14 şubat ve yara gibi.. kimin oldunda haberi bana gelir.?.

    kim kalbinin sahibi söylede intikam alayım yara verip...
    bedenim ruhuma bigün ara verirse emin ol ilk baş sana derim...
    sesimi duyan bir çok insan olsada. Son nefesimde sesim sana gelir...

    uzaktayım ne varsa, benden uzaklarda
    çünkü uzaklaştım heryanım doluyken tuzaklarla,
    sonra kendi yolumu çizdim ölüme meydan okudum sokaklarda,
    artık evime döndüm,,ve dolaşmıyorum sokaklarda,,

    bana serseri demiyolar artık,, içmiyorum sağda solda,,
    gel gör yaşantımı belkide utanırsın kendi yaşantına bilemem..?
    eskisi gbi yine seni sevemem. sana ben gibi yarim diyemez kimse bu sözleri sana söylemez
    yada ben gibi gözleri gülemez.


    sana yazdığım hercümlemin eşi beri yok ve bi tarifi yok...
    ne bu halimi sor, bi haini koy yerime..
    umudum yok zaten yarınlara...
    unutanları, unutanı gördüm. ben unutmadım unutanlarıda...
    bırakanları, bırakanı gördüm ben bırakamadım bırakanlarıda.


    kalbim ayakların altına paspas gbi serilirken ses edemedim...
    can bildigim için herşeyi çektim belki bu yüzden pes edemedim
    beni gömdügüm yerdeyim hala. topragı kimseler eşelemedi.
    yedin bitirdin beni yıllardır , hesabı birkere ödeyemedin..


    bugün 14 subatta sana hediyem, bu satırlardır kalemime dökülen dert
    rüzgarın yönünü bilmiyorum diye haddinden fazla eser sert.
    buna değmez, bana gelmez artık aşk, kime gitsemde fayda etmez.
    güneşim yine doğmayacak.. güllerim yeniden açmayacak...
    eskisi gibi olmayacak...

    sorsan sana dünü anlatamam.. yaramı deşersen susmam
    sabahlar olmadan ilacımı al ben anlatınca yine kan kuscaklar. alçaklar.
    bi bıçaktan keskin olur bu satırlar, yeri gelir güvercinler uçar güzel insanların bu percesinde..

    bitmeyen bir şarkı, bazen dinmeyen bi yağmur,
    ıslandıkca yazar kalemim, henüz oysaki herşey bitmedi daha dur.
    yazmamı gerektirenler var, bana neden böyle şarkılar yazarsın be adam der insanlar..
    ben susup kalırım cevap bulamam. ( Abdullah Arslan )
  • 176 syf.
    Bir yalnız adamın romanı demek doğru değil, çocukluğunda aile içi şiddete maruz kalmış birinin romanı demek hiç değil, doğru olmayan şeylerden biri de Bukowski'nin yeraltı edebiyatına yönelmesinin altında illa bir neden aramak bence. Dünyadaki kötülüğün farkında olmakla iyiliğin farkında olmak dostlarım, aynı şeydir. Buna göre hareket edebilmek, algıya maruz kalmış beynin seçimlerine göre yaşadığı hayat biçimidir farklı olan.

    Bukowski..bukowski? Bukowski?

    Sanıyor muyuz ki, cinsellik ve alkol dışında çalışmıyor hiçbir şeye kafası?

    Ah Bukowski? Şiir delilik midir?
    Şiir olmayan her şey deliliktir Olric.
    Ben Stirkoffum efendim.
    Bana çirkinliği betimle Olric, bunu güzelliği betimlemeden başarabilir misin?
    Özür dilerim efendim, ben her şeyin neyse o olduğu kanısındayım. Başka şeylere bağımlı olmaksızın.
    Bana hala çirkinliği betimlemedin Olric?
    Ben Stirkoffum efendim?

    Böyle bir monolog oluştu beynimde kitabı bitirdikten sonra, kitabın bölümlerinden hareketle. Tek oluşan monolog olmadığındandır tanımak istedim bizim pis moruğu. Beni rahatsız eden kelimelerine kızıyordum Bukowski'nin, kızdığımı biliyordum ama neden kızıyordum, onu biliyor muydum? Cevap Yeraltı Edebiyat'ı sana uygun olmadığı için İlayda değildi; bunu biliyordum.
    Ne vardı bu adamda beni bu kadar rahatsız edip aynı zamanda cezbeden?
    Pis Moruğun Notlarında, şu büyüttü gözbebeklerimi: Bu adam her şeyin farkındaydı ama şaşırdığım nokta bu değildi. farkındalığının altında onun yazılarını okuduğumuz zaman ona söyleyebileceğimiz sebepleri de biliyordu ve bunların farkındalığına neden olmadığını da. Her bir sayfasında ezerek, ezerek, ezerek söylüyor fısıldamadan: FARKINDALIK SEBEPSİZ OLUŞUR. FARKINDALIK SAHİBİ OLMAKLA ÖVÜNEN İNSANLA, SAHİP OLDUĞU FARKINDALIĞI BİR VAROLUŞSAL SEBEBE BAĞLAYAN, PSİKOLOJİ DÜNYASININ VİCDANINI RAHATLATAN VE AÇIKLAYAMADIKLARI OLGULARI AÇIKLAYABİLDİKLERİ DÜŞÜNCESİNE İTEN FAKTÖRLERLE FARKINDALIĞI BİRBİRİNDEN AYRI TUTAMAMA GİBİ HATAYA DÜŞEN İNSAN MUTSUZLUĞA MAHKUM OLACAKTIR. ASIL KUTSAL MUTSUZLUĞA SAHİP OLAN İNSAN MUTSUZ OLDUĞUNU KABULLENİP BUNUN ALTINDA SEBEP ARAMAYAN, FARKINDALIK SAHİBİ OLDUĞUNU BİLİP BUNU ÇEVRESEL FAKTÖRLERE DAYAMAYAN İNSANDIR.
    Bayılıyoruz sebepler yaratmaya, ya da gerçekten var olan sebeplere uygun kıyafet bulmaya ya da askı (sebebin ne olmasını isterseniz siz..)
    Çok derinleştirmemek lazım bazı bazı zamanı, yaşamı da pis moruk söylüyor bunları. Bende katılıyorum.
    Onun küfürlerinin, kaba dilinin, kadınlarla arasındaki ilişkinin altında sebep aramayı geçip öyle düşünmeli dediklerini, dedim ya sebepler bulmaya bayılıyor bayılıyoruz. Bukowski de böyle biri oku bitir hikayelerini, kısa öykülerini, romanlarını. Söylemek istediği bir şeyler var, ya da yok. Küfürlerinin altında değil! Onlarla birlikte. Yok etmemek gerek bazı şeyleri anlayabilme çabasındayken, petrolü yok ederek çevre kirliliğini anlamak mümkün mü? Ya da kapitalistleri yok ederek kapitalizmi? Dostlarım, yanlış anlamayın ne çevre kirliliği savunmakta gözüm ne kapitalizmi. Demek istediğimiz pis morukla, çirkinlikten de görebileceğimiz şeylerin olduğu, görmeseniz de olur. Her şey bir anlama sahip olmak zorunda değil. Sadece kötü şeylere yönelik değil zihinlerimizdeki algı. İyi şeylere de yönlendirilmişiz. Demem o ki, yönlendirilmeden hiçbir şeye geçmişinden, şimdiki sen neye yönlenirdin? İyiye yönelmek zorunda mıdır insan? Ya da yönlendirilmek? İyiye yönlendirilmiş bir insanla, limon kabuğu sıkmakla görevlendirilmiş bir makina arasında fark görebileniniz var mı? Salt faydaya göre oluşturulmuş, buna yönlendirilmiş hiçbir zihin özgür olamaz.
    Otomatik Portakal'a yapsam bu incelemeyi ne değişirdi onu düşündüm, şuan bu incelemeyi oluştururken. Hemen şuan.
    Yani bizden bir makina yapmışlar. Onu bağırıyor bir avuç insan.
    Bukowski bunun savaşını veren bir kalem. Kendince yazıyor o da böyle bir şeyler.
    Pis moruğun notları 2 ile devam edeceğim seriye. Bu Pis Morukla kavgam devam edecek. Onun kavgası da kendisiyle.
    Şunu da bir okuyun derim. Darmadağın etti beni:
    "Katillerin hasta olduklarını kabul ediyorum, ama Baba imajının da hastalıklı olduğunu kabul edelim. İçinde allah korkusu taşıyanlar insan olarak dünyaya geldiğim ve İsa bir zamanlar çarmıha gerildiği için "günah" işlediğimi söylüyorlar. İsa'yı da Kennedy'yi de ben öldürmedim. Vali Reagan da öldürmedi. Bu bizi eşit kılar, onu üstün değil. Hukuki ya da ruhani özgürlüklerin kısıtlanması için hiçbir neden göremiyorum ben, zaten fazla geniş değiller. Hem kim kimi kandırıyor? Adamın biri yatakta düzüşürken ölse hepimiz düzüşmekten vaz mı geçeceğiz? Yurttaşlıkla ilgisi olmayan delinin biri yüzünden bütün yurttaşlara deli muamelesi mi yapılmalı? Biri Tanrı'yı öldürdüyse, bu benimde Tanrı'yı öldürmek istediğim anlamına mı gelir? Biri Kennedy'yi öldürdüyse ben de mi istedim Kennedy'yi öldürmeyi? Vali'yi bu kadar haklı ve bizi bu kadar haksız kılan nedir?" (Sayfa-40 Parantez Yayınları)